Atlantis´den haber var.!

Kısa bir zaman önce Orta Amerika, Bahamalar´da deniz altında, insan eliyle yapıldığı anlaşılan kent kalıntıları, duvarlar, yollar, sütünlar bulundu.
Bulunan Atlantis miydi? Bu yazıda, Atlantis Miti´nin yeni bir boyutu ele alınırken, bizler de uyarılıyoruz...
Atlantis´in kalıntıları gerçekten Atlas Okyanusu´nun dibinde mi? Mark Hammond´a göre, ABD Deni Kuvvetleri bu konuda çok şey biliyor. Elbette ki, okyanusun tabanına inip, siz de birşeyler söyleyebilirsiniz yani ille de Deniz Kuvvetleri´ne ihtiyacınız yok. Ama bilimin bulguları tartışmasız gerekli. Okyanusun tabanında hareket var, volkanik kıpırdanmalar bir atlı karıncanın dönmesi gibi ama gittikçe yayılarak yükselmelere neden oluyorlar ve bu arada da kıtaları itiyorlar. Ama daha önemli bir olay daha var; dünyanın kabuğunun hava kabarcıkları yani yer değiştiren yüzey kabuğunun arasından su yüzeyine kaçış yolları bulan hava cepleri. Yüksek su basıncı okyanus tabanını ezerken, kabuğun ince olduğu yerlerde hem çatlaklar yaratıyor, hem de kara parçalarını iten enerji alanlarını oluşturuyor, hareket aşağıya ve yukarıya doğru hiç durmadan sürüp gidiyor.
Aslında bu jeolojik bir oluşumun ta kendisi ve bin yıllardır devam edegeliyor, işte eğer var olduysa Atlantis´i yok edip, sulara gömen bu tür bir jeolojik oluşum olmalıydı. Fakat temel bir düşünce bu arada gerçekleşti yani ölçümlendi; dünyanın katı kütlesinin bir parçası ve tabii kabuğu, bir duba gibi yukarıya çıkmaya çabalarken, bir diğer kütle aynı anda batıyor. Sözü edilen dev hava kabarcıkları çok uzun oluşum süreçlerinin sonunda, yerkürenin çekirdeği ile kabuğu arasında bölgede sıkışıp kalıyorlar. Hiç kimse, dev kütlelerini neyin orada tuttuğunu kesin olarak bilemiyor; bilim basit bir görüşü ortaya koyuyor ama gerçek nerede, işte o bilinmiyor. Hatta bilim çevrelerinin konuyu biraz hafife aldığı dahi söylenebilir, öyleyse biz de konuyu biraz uçuralım.
Ruh ve madde enerjisinin buluştuğu nokta...
Atlantisliler´in bizim gibi insan olduklarını öncelikle düşünelim veya insanın atası olduklarını... Acaba öyle miydiler? Bir görüşe göre Atlantisliler yani Atlantealılar, yapay insanlardılar yani efsanelere göre, dünyadışı canlılardan daha uçta veya ötede düşünülüyorlar. Fakat, tüm bu sözcükler bize hiç birşey açıklamıyor. Belki de onlar, fizik güçleri kadar, psişik güçlerini de kullanıyorlardı. İlginç bir düşünce de, Atlantis taraftarları tarafından yeni ortaya atıldı, 4 boyutlu bir canlı türü olan Atlantisliler, 3 boyuta geçtiklerinde doğanın dengesini etkileyerek, volkanik püskürmelere neden olmuşlardı veya dev bir enerjiyi harekete geçirmişlerdi. Bu düşünce tabii ki, bir devrim değil. Asıl merak ettiğimiz şey, Atlantis´in varlığı kadar, hatta daha da önemlisi Atlantis´in nasıl battığını öğrenmemizde... Ve nerede battığını? Sargossa Denizi belirgin ve bilinen bir yer, Bimini Platosu´nun güney ucunda ve Azorlar´ın biraz uzağında. Bu bölgede, garip buluntular veya parçalar var...
Acaba Atlantis Kıtası, demin sözünü ettiğimiz hava kabarcığının veya yerkabuğu ile yer çekirdeği arasındaki gaz depolarının tepesinde miydi? Acaba Atlantisliler, bu gaz rezervlerini ve başka doğal güçleri kullanmayı öğrenmiş miydiler? Eğer öyle olduysa, doğanın doğal oluşumuna yapılan böyle bir müdahale ne sonuçlar getirdi? Hal böyleyken, ileri kültürlerine rağmen Atlantealılar, bu enerjiyi savurganca kullanıp aşırı teknoloji açlığı ile kendi sonlarını hazırlamış olamazlar mı? Atlantealılar arasındaki entellektüel tartışmalarda, atmosfer koşullarının değişimi ve kıtanın doğal kaynaklarının kirlenmesi ve yaşamın tehli***e düşmesi gündeme geliyor muydu? Bütün bunlar size tanıdık geliyor mu? Atlantealılar, yüzyıllarca yaşamış olmalılar, belki de bin yıllarca yani eğer bir teknoloji varsa, bu çok ileri olmalıydı. Örneğin, maddeyi kontrol etmeyi öğrendilerse, yani maddeyi azaltıp, arttırabiliyorsanız doğayı veya güçlerini oyuncak gibi kullanabiliyorsunuz demektir. Tevrat ve İncil kendi gölgesini değiştirebilen insanlardan söz eder veya Peter Pan´ın kendi gölgesini kovalaması gibi... İşte bu, maddenin ayrışımının simgesidir. Bu kurgu kavramı, düşünebiliyorsak, fizik bedenin asla yorulmayacağını da düşünebiliriz, yani şarj edilebiliriz. Oluşum bu mantıkla kolaydır, ruhsal enerjiyi fizik bedene boşaldığı anda yüklersiniz, olur biter. Bunu uykuda ve gerçek anlamdaki bir meditasyonda bir oranda yapabiliyoruz kasdedilen meditasyon entel eğlence meditasyonu değildir.
"Bizler aptalız, kendimizi aldatıyoruz..."
Fakat, bu enerjiyi transfer ederken hata yapabiliriz veya beceremeyiz, ya da niyetimiz olumsuzdur. Daha da beteri fizik bedenimiz bu enerji için, uygun veya uyumlu olamayacak kadar kirlenmiştir. Amerikalı tanınmış ruhçu Edgar Cayce, böyle bir şeyden söz ediyordu, yani nefret ve ahlaksızlıkla dolu bir bedenin gezegenin enerjisini de elde ederek ve de biomorfik yani madde bedeni değiştirme teknolojisini de kullanarak enerji aktarımına kalkışması çok şiddetli sonuçlara ulaşmıştı. Elde edilen teknolojinin yeterince özümlenmemiş ve dönüştürülmemiş olması kıta kabuğunu etkilemeye yeterli olabilir. Bu görüşe göre, madde ve üç boyutlu madde ötesi boyut enerjisinin doğrusal değil de, eğimli olması doğal dengeyi bozacaktır. Cayce devam ediyor;"..uzun yaşamı başarabilmemiz ve biolojik teknolojimizin düzeyinden mutlu olmamız hiç doğru değildir, bunda övünülecek hiç birşey yok, başımıza nelerin geleceğini daha henüz bilmiyoruz ki.. Aptallık bu, kendimizi aldatıyoruz."
Bilimin bazı kesimlerinin da desteklediği öz konusu enerjinin yanlış ve aşırı kullanımı, aynı şeyi petrol ve doğal gaz kullanımının yanlış olduğunun uzun süreçte anlaşılması örneğinde de düşünebiliriz; gezegenin çekirdeğinden yükselen çok geniş miktarlardaki kimyasal oluşumlar, okyanusa boşalacak ve suları ısıtarak, gelecekte yangınlara neden olacaktır. Hatta, bu süreç başlamıştır çünkü göstergesi denizlerde oluşan pis kokulu balçık veya çamur birikimleridir. Atlantis döneminde, yüzey altındaki gaz rezervlerinin delinmesiyle bozulmuş olan jeolojik denge kendini düzenlemek için yeniden yapılanma yolundaysa, bu bize pahalıya mal olabilir. Cayce Birinci ve İkinci Yokoluş´un böyle olduğu görüşünde. İlk Yokuluş Tufan ise, ikincisi Atlantis olabilir mi? Yer kabuğunun çökmesi, gaz ceplerinin boşalması ve aşağıda yeni bir dengenin oluşmaya başlamasıyla oluşan dev enerjinin akışı yeni jeomanyetik huzursuzluklar yaratınca, İkinci Yokuluş mu gerçekleşti? Atlantis araştırıcıları, açığa çıkan dengesiz doğal enerjinin Atlantis´den bu yana hala etkin ve yıkıcı olduğunu belirtirken, şu anda yaşanan ruh ve beden arasındaki uyumsuzluğa ve yıkıcılığa neden olduğunu ileri sürüyorlar. Bu arada, Bimini Bölgesi nedeniyle, Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesine neden olan enerjinin aynrı kaynaklı olduğu da ekleniyor.
"Yıldız Kapısı"na doğru...
Peki öyleyse, Atlantis´i hala bulmak istiyor muyuz? ABD Deniz Kuvvetleri´nin çok gelişmiş akustik su altı görüntü sistemleri bazı buluşları gerçekleştirdi. Tabii amaç, Atlantis´i aramak falan değil, amaç denizaltıların işini kolaylaştırmak. Elbette ki, yukarda anlattıklarımızın bir bölümü fantastik geliyor ama öteki bölümün şakası yok, onlar ciddi. Mantıklı bir insan, dünyanın bir yerinden, neresi olursa olsun, Atlantis´den kaldığı kanıtlanan bir taş veya kaya parçasını görmek istiyor. Böyle bir kalıntı bu gezegenin üzerinde var mı? Cevap olarak, hemen evet diyenler hiç de az değil, en geçerli tez denizaltında olduğu, karada olması pek mümkün değil çünkü askeri ve ekononik talan sonucunda girilmedik, delinmedik, kazılmadık bir yer, yeryüzünün üzerinde kalmadı gibi. Atlantis´in Arizona, Nevada veya New Mexico´da olduğunu iddia edenler var ama bu gayret bizim Van Gölü canavarına benziyor.
İlk hedef, binalar yani insan yapısı yapılar bulmak ama bunlar çok sayıda ve el değmemiş olmalı. Asıl amaç daha ötede, arzulanan efsanevi teknolojiyi yakalayabilmek, özel objeler bulmak, en azından da yazılı bilgilere ulaşabilmek. Örneğin hava durumunun kontrolu gibi bir şey! Gerekince yağmur, gerekince güneş, hatta ***if için kar... Ne ala, değil mi! Belki, fırtına seyretmekten ***if duyuyorlardı. Ötesi de var; Belki bio-kontrolla hayvanları çalıştırıyorlardı. Kimbilir, belki de kendi yarattıkları zeki canlılar, hani yazımızın başında yapay canlılardan söz etmiştik ya, işte onlar Atlantisliler´i yani yaratıcılarını yok etmiş olabilirler mi? Haydi biraz mitolojileri anımsayın. Bu arada jeolojik felaketlerin motive edilmesi de akla gelebilir. En favori olay, volkanların patlaması ve ardından lav yağmur ve de selleri. Trilyonlarca ton lavın okyanusa boşaldığını bir düşleyin, Atlantis teknolojisi ne düzeyde olursa olsun, kontrol edilemeyecek bir gerçek bu, Atlas Okyanusu belki de Golf Stream sıcak su akıntısıyla hala bunu anımsatıyor. Ama eğer Cayce´nin iddia ettiği gibi, bir enerji dönüştürücüyü yapmayı başardılarsa, oradan kaçıp gitmiş olabilirler mi? Sahi, biz bu fikirden bir film yaptık; "Stargate" böyle bir enerji alanları arasındaki geçiş kapısını anlatıyordu. Şaka bir yana, işte o bilim-kurgu filminde tasarımlanan geçiş enerjisi, kontrol edilemezse yerküreyi allak bullak etmeye yeterlidir. Bu tür bir enerji, konkunç bir zincirleme reaksiyonu başlatabilir, bu da fiziğin görüşü...
Tesla´nın "Zaman Makinesi"
Çok sorulan bir soru daha var; "Peki, biz neden müzelerde Atlantis´den kalma küçücük bir şey göremiyoruz?" Cevap kolay, siz müzelerin nasıl çalıştıklarını biliyor musunuz? Sizler, müzelerde çok ama çok az şey görürsünüz, sergilenmesi gereken veya ne olduğuna anlamaya henüz vakit bulamadıkları sayısız obje, depolarda öylece durur. Hani "İndiana Jones"un yani "Kutsal Hazine Avcıları"nın sonunda, "Ahid Sandığı"nın başına gelenleri hatırlasanıza... Ayrıca, müzeler resmi ideolojilerle yönetilir, bazen de zenginlerin kendi ***if müzeleri vardır. İşte bu nedenlerden dolayı, kimse Atlantis´den bir şeyin kalıp, kalmadığını bilemez ve tabii ki göremez. Pardon, unuttuk Atlantis´den kaldığı kesin belirlenen ama saklanan bir şeyler de olabilir. Bu da olasıdır çünkü resmi ideolojiler buyle davranmayı severler, nedense insan yönetmeyi çok sevdikleri gibi... En fecisi de, Curator denen müze uzmanlarının anlamadıkları veya parasal değer biçemedikleri bazı şeyleri atmış olabilecekleri olasılığıdır...
1940 yılında. ABD Hükümeti Atlantis´le resmen ilgilendi. İnanılmaz elektrik veya enerji dehası Nicolai Tesla, ortaya ilginç fikirler attı. Tesla, New Mexico´da bir çölde, enerji alanları oluşturma çabasındaydı. Garip bir cihaz oluşturmuştu, adına "Açığa Çıkarıcı" diyordu ve bu bir makinaydi. Tesla´nın açıklamalarına göre makinanın itici bir gücü vardı ama ne yapacağını söylemiyordu, sadece akılları durduracak bir yapacaktı ama yine işin içine politak girdi ve proje iptal edildi, kimbilir kim neyi yasaklamayı uygun görmüştü? Sonradan birileri, insanların boşlukta görünüp, kaybolduklarını gördüklerini anlattılar ama arkası gelmedi. Tesla´nın cihazı aslında bir "Zaman Makinesi"idi ve geçmişi ama gerçek geçmişi gösterecekti ve tabii resmi görüşler böyle bir şeyi asla istemezlerdi çünkü dünya tarihi tamamen değişecekti. Tabii ki Atlantis´in var olup olmadığı ve nerede bulunduğunun cevabı kesin olarak ancak böyle verilebilirdi. Ama "Zaman Makinasi" aslında İnsanlığın henüz hak etmediği bir olay olarak da düşünebilir... Aslında Zaman Tüneli teorik olarak bulunmuştur, iş uygulamada ama ne zaman? Biz henüz, uzay-zaman bilincinin ne demek olduğunu idrak etmiş değiliz. Atlantealılar´ı anımsayın, belki onlar bunu başarmışlardı ve zaman içinde dolaşabiliyorlardı. Hatta, bunu bir an için kabul edersek, hala aramızda olabilirler, UFO´lar bile onlar olabilirler. "Maymunlar Gezegeni" adlı filmi anmısayın...
Atlantis gerçekten resmen arandı mı?
Atlantis sadece bir mit değil, temelinde bir gerçeğin kıpırtısı, ışığı var ama daha da ötede biz yani şu andaki İnsanlık varız, modern teknolojimiz ve uygarlığımızın gelişiminin artı ve eksileri var... Plato, bize temelinde tarih olan bir öykü anlattı. Sonra bu öykü, Atlantis´in öyküsü çağlar içinde değişti, renklendi. Şimdi, belki de Plato´nun "Critias"ındaki Atlantis´i yeterince gelişmiş bulmuyoruz. Atlantis, hala var mı? Yazının başında adları geçen yetkililerin elinde, Bimini´de ele geçirilen bir "uçan tabak"tan söz edenler de var. Bu çok yeni bir olay ama "sus" emri verildi bile, ilk konuşanlar çoktan bellek kaybına uğradılar. Atlantis olarak dünyada karalar üzerinde düşünülen ABD dışında bir de Orta Asya var. 1940´da Meksikalılar, ABD Hükümeti´ne protesto çektiler, neden yeraltı kazılarıyla topraklarına giriyorlardı? İzin alıp, açıklama yapabilirlerdi? AslındaMeksika´nın korkusu, yüz yıla yakındır kayıp olan İmparator Maximillian´ın kayıp hazinelerinin bulunup, geri verilmeyeceğiydi, Atlantis, kimin umurundaydı? Ama ABD, aslında cidden Atlantis´i arıyordu...
Evet, fazla söze gerek yok, birkaç yıl önce Bahama açıklarında bulunan ve görüntülenen su altı fotoğraflarına bir daha bakın, belki bunlar anlattığımız hayali Atlantis kadar görkemli gelmeyecekler ama bir düşünün. Arayanlar olağandışı yapıların peşindeler ancak o zaman etkilenecekler. Günümüzün uygarlığı yok olur ve binlerce yıl sonrakiler tarafından bulunursa, Eyfel´in veya Empire State´in ya da Ayasofya´nın kalıntıları mı ilgi çekecek yoksa kent varoşlarının mı? Yine "Maymunlar Gezegeni"nin sondaki ünlü sahnesi akla ister istemez geliyor değil mi?