|
Şöyle anlatılır: "Şeyh Sinân, Abdüllatîf Kudsî ile ilk karşılaşınca, yetiştirilmek üzere, hocası Abdüllatîf tarafından alıkonulmuştu. İşte bu anda, Şeyh Sinân tereddüd ettiğinde, Abdüllatîf Kudsî; "Biz senin için Kudüs'ten geldik, sen bizden kaçıyor musun?" demişti. Şeyh Sinân bu sözü duyunca, kalbi rahatladı ve derhal hocasının elini öperek hizmetine koyuldu. Nitekim hastalığı esnâsında gösterdiği hizmetin bereketiyle de yıllarca uğraşarak elde edemediği derecelere birkaç gün içinde kavuştu. Kısa zamanda mânevî makamları geçerek, insanlara Allahü teâlânın dînini öğretecek, doğru yolu gösterecek dereceye yükseldi."
Şeyh Sinân Efendi yine bir defâsında Fere'den yola çıkarak âlimleri ve Allah adamlarını ziyâret maksadıyla Bursa'ya geldi.Hacı Halîfe'nin zâviyesine gitti. Şeyh Sinân verâ ve takvâ sâhibi idi. Dînin emir ve yasaklarına son derece bağlıydı. Hacı Halîfe, Şeyh Sinân'ın çok takvâ sâhibi olduğunu görünce, talebelerine şöyle tenbih etti: "Şeyh Sinân buradayken, tarîkat âdâbına aykırı bir iş işlememeye çok dikkat ediniz. Bu zâta hürmette kusûr etmeyiniz."
Fâtih Sultan Mehmed Hanla birlikte İslâmiyeti yaymak için seferlere de katılan Şeyh Sinân'ın savaşlarda pekçok kerâmetleri görülmüştür.
1) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.258
2) Tâcü't-Tevârih; c.5, s.192
3) Güldeste-i Riyâz-i İrfân; s.101
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12, s.19
|