|
||
|
|
#1 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
Denizin Sırları
Deniz aslanı kim biliyormusunuz? Lüferin büyüğü kofana. Jilet kadar keskin dişleri ile daldığı balığı yaralar, yalnız balık mı? Bir milimetrelik oltayı bile bir hamlede keser atar. Onun için lüfer, kofana oltalarını bir metre çelik tel gövdeli yapıyorlar. Oltadan çıkarılan balığın dişlerine parmak kaptırmamak dikkat edilmesi gereken bir husus. Şimdide lüferin hayat hikayesi:![]() Nasıl yılan balığı Meksika körfezine, somon balığı Kuzey Amerika'ya kilometrelerce üşenmeyip gidip yumurta bırakıyorsa, lüfer balığı da Karadeniz'e ve Tuna'ya doğru gidiyor aynı amaçla. Akdeniz'den Karadeniz'e dönüş akımı balığı tutulmaz. Tutulsa da yenmez. Yense de lezzetli olmaz. Karadeniz tuz oranı düşük 1000'de 18'den balık Marmara'ya 1000'de 21 tuz oranına sonra da Ege'ye 1000'de 23'e ve su ısınıyor. Balık yağını bırakmaya başlıyor ve Akdeniz'de 1000'de 26 tuz oranınla karşılaşan balık bu tuz oranı yüksek sıcak denizde çiroza dönüyor. Bu bakımdan Karadeniz'e dönüş akımının balığı, Akdeniz'e gidiş akımının kalitesinde olmuyor. Deniz'in aslanı dedik ya, peki ya köpek balığı! Sizin boyunuzda ise yani rakip kendi cüssesine şöyle bir bakıp sonra da gidiyor. Ya en hızlı balık o da torikmiş. İnanılmaz sürede inanılmaz yol alırmış. Midyeler dakikada iki litre suyu flitre ediyor, bu işi pis denizde yaparsa zehirlide olabiliyor. Tuzu sevmiyor, yanıyor hatta tuz oranı yüksek denizde büyüyüp serpilemiyor. Bu yüzden Akdeniz'de midye de olmuyor. Sualtında balık seyretmek isterseniz iki tane deniz kestanesini kırıp bir dakika bekleyin, bakın ne balıklar geliyor. Kestane içerisinden çıkan havyarı yemeye doyamıyorlar. Bu formül su altı fotoğrafı çekenler içinde işe yarayacaktır.
__________________
![]() |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#2 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
Gelelim Ahtapota
Ahtapot hokkabazın teki! İnsanı uğraştırır hele teke tek aynı şartlarda mücadele ederseniz bu zeki hayvanla oynarsınız. Ahtapot aynı zamanda iyi bir ev hanımı! Evinin önünü temizleyip yuvasındaki tüm taşları topluyor. Ha işte burası ahtapot yuvası diyorsunuz. Durum böyle olunca ahtapot avcıları Mart sonu Saroz körfezine temiz sulara yavrulamaya gelen ve kayalık zemine saklanan ahtapotları çarçabuk buluyorlar. Plastik pet şişelere doldurdukları suyla eritilmiş göz taşını yuvalara sıkarak ahtapotların dışarı çıkmasını sağlıyorlar. Yuvadan çıkan ahtapot ellere dolanıyor. Avcılar kaptıkları gibi kafa torbasını geri çevirince kollarını bırakıveriyor. 3 kilo ile 10 kilo arası gelen ahtapotlar İstanbul ve Bandırma'da işleme fabrikalarına satılıyor. Beyaz etli deniz ürünleri fosfor zenginidir ve besleyici özellik taşır. İyide içki mezesi sayılır. Sert zemine 40 defa vurulup öldürülen ve yumuşatılan ahtapot 15-20 dakika kadar haşlanır sonra derisi kendiliğinden çıkar. Bazıları sırf sirkede kaynatır, pişeni de limon, zeytinyağı, sirke, sarımsak sosu ile yenir. Haziran ayında ise ahtapot Saroz Körfezini terkeder. İstakoz'un en korktuğu hayvan ise Ahtapottur. Vücuduna sarılıp yapışınca İstakoz'un hareket kabiliyetini yok eder ve iliğine kadar emip içini bomboş bırakır. Bu yüzden Ahtapottan kurtuluşu olmayan İstakoz, Ahtapotun gölgesinden bile korkar.
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
Vefakar Orfoz
Av sırasında balıkçı ve dalgıçların başına gelen çoğu olay bilim adamlarına ışık tutacak cinsten. Son derece ilginç bir balık çeşidi olan orfoz hakkında çeşitli duygusal hikayeler anlatılıyor. Lohos her sene bir kilo alarak büyürmüş. Yani üç kilo ağırlığındaki bir lahos 3 yaşında demek miş. 100 yıl kadar yaşayabilen orfoz'u avlamaya kıyamayan balıkçı ve dalgıçların sayısı ise gün geçtikçe artıyor, neden mi?. Tuzağa kolay düştüğü için saf balık olarak bilinen orfoz yaşadığı süre boyunca yuvasını hiç terketmezmiş. Zıpkından kaçabilirse kayaların arasına girip yanaklarını balon gibi şişirir beklermiş. Merakına yenilip tekrar dışarı çıktığında da kendisini bekleyen avcının zıpkını ucunda ölürmüş. Uzun süre can çekişerek öldüğü için dalgıç ve balıkçılar ortak bir karar alarak orfoz avlamamaya yemin etmişler. Hatta "Hepimizin bir Orfozu vardır" diyen dalgıç ve balıkçılar onların yerini kimseye söylemez, köfteden böreğe kadar balığın sevdiği herşeyi ayaklarına götürerek onları beslermiş. Ege ve Akdeniz'de yakalanan küçük orfozların tekrar denize bırakılmalarının bir nedeni de buymuş.Fethiye Dalış Okulu öğrencilerine balık gösterebilmek için hiç avlamadıkları bir orfoz varmış. Bu amaçla balığa doğal ortamında 7-8 yıl yem götürüp beslemişler. Hatta orfoza isimde takmışlar Yaşar diyorlarmış. Ne var ki yaşar son yıllarda hiç görülmemiş. Tecrübeli balıkçıların anlattıklarına göre orfozların ilginç bir hayat hikayesi var. Balık erkek doğmuyor fakat belirli bir yaşa gelince erkek oluyor ve bir seferliğine dişiyi dölleyip sonra da ölüyor. Bu güne dek orfozun erkeğini gören yada yakalayan balıkçı olmadığı söyleniyor.
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
Kıskanç Erkek İskaroz
Temmuz ayında çiftleşen İskaroz aile yaşantısı olan bir balık türüdür. Sürüde erkek başı çeker, arkada ise yetişmiş diğer erkek İskaroz ve onu takip eden dişiler bulunur. En büyük özelliği ise kıskançlığıdır. Bu kıskançlık onu ve başını çektiği sürünün ölümüne neden olur. Olta balıkçıları erkek İskaroz balığını misinaya bağlar ve gezdirir. Sürünün başını çeken Erkek İskaroz bu yeni balığı kıskanır ve ona vurur. Bu öf***le karaya bile çıkar, dişleri ise lüfer gibi keskindir. Arkasından gelen sürü erkeği takip ettiği için balıkçının ağına takılır ve av bu şekilde sonlanır.
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
DENİZ SALYANGOZU
Deniz salyangozları kaya midyesi ile besleniyor, balıkların bıraktığı havyarları çok seviyor, hortumuyla emerek yiyor. Salyangozun kendine has bir salgısı var. Yakaladığı midyeyi içine hapsettikten sonra, bu salgıyı çıkartarak midyenin kabuğunun açılmasını sağlıyor. Hortumu ile öyle bir emiyor ki iç kabuk tertemiz kalıyor. Balık yumurtalarına çok zararı olduğu gerekçesiyle balıkçılar Tarım Bakanlığından bu su ürünü avın teşvik edilmesini de bekliyorlar. Salyangoz Sote Kefkenli balıkçılar topladıkları salyangoz kabuklarını teneke içinde kaynatıyorlar. Haşlanan kabukların içinden çatalla çıkarılan deniz canlısı aynı ahtapot gibi çok sert bir ete sahip olduğu için, haşlama sırasında suya bira, maden suyu, sirke gibi eti yumuşatıcı katkılar konuyor. (Not: Ahtapot haşlanırken şarap, karides haşlanırken sirke konuyor). En az bir saat haşlanarak kabuklarından çıkarılan etler bu defa dışında bulunan siyahlık zarlardan temizleniyor ve ince ince kıyılıyor. Arzuya ve zevke göre patates, domates, yeşilbiber, patlıcan, soğan, sarımsak gibi sevilen sebzeler, tane karabiber, tuz, pul biber ilave ediliyor. Kalorisi çok yüksek salyangoz yemeğinin etkisi kazanılıyor. Yarım kiloluk salyangozdan 30 gram et çıktığını belirten balıkçılar, görünümü güzel olmasa da, lezzeti iyidir diyorlar.
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
Karadeniz balıkları ve Palamut'un ilginç dünyası!
Karadeniz de balık yasağının kalmasıyla önce palamut başlıyor. Arkasından denizin canavarı denilen daldığı her balığı parçalama özeliği ve jilet kadar keskin dişlere sahip balık ağlarını bile ısırıp kopartan lüfer balık akını geliyor. Palamut hiç anlaşamadığı bu dişli balık gelince kaçmaya başlıyor ve göç balığı yuvası olan Karadeniz'i terk e diyor. Karadeniz'de sadece yerli balık olarak kalkan ve hamsi bulunuyor. Oysa palamut başka denizlerden torik olarak geliyor, yumurtayı bırakınca palamut oluyor. Karadeniz'i tercih edişi için balıkçılar suyu ılıman, tuz oranı üremeye müsait ve elverişli olarak tanımlıyorlar. Balık, okyanustan yola çıkıyor, pusulası, rotası, rehberi olmadığı için kendi yolunu kendi buluyor. Kıyıdan sahil şeridini takip ederek yol arıyor. 20 Nisan'da Karadeniz'e çıkıp Haziran ayında havyar döken palamut Eylül, Ekim ayında aynı yoldan dönüşe geçiyor. Göç'e geç kalanlar bir kere daha havyar döker bu şekilde Eylül Ekim aylarında 20 cm lik ikinci nesil balıklar görülüyor. Balıkların gidişte ve gelişte her hangi bir engelle karşılaşmamaları gerekiyor. Aralık ayında göç tamamlanıyor ve Karadeniz'de palamut kalmıyor. İçgüdüsel bir davranışla doğduğu yere gitme özelliği olan palamut'un büyüme süresi 4 ay olup bir kiloya erişiyor. Bu ona denizlerin en hızlı büyüyen balığı unvanını kazandırıyor. Sıkıntıya gelemiyor, ağa yakalanırsa hemen ölüyor, kendini imha ediyor. Bu yüzden çiftlik balığı olamıyor, suni yemle yaşayamıyor. Kendi etini yiyen birkaç balıktan biri olan yine lüfer. Balıkçılar oltalarına taktıkları lüfer balığı parçaları ile lüfer tutabildiklerini belirtiyorlar. Oysa diğer balıklar iğneye konan kendi cinsinden yemlere itibar etmiyorlar. Ege'nin kraliçesi diye tanımladığımız vahşi deniz Çipura ise, önce yumurtalarını bırakıyor sonra da gelip bıraktığı kendi yumurtalarını yiyebiliyor!
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
Midye Türü Sülünez
Silivri'de deniz dibi kum olduğu için karides, midye türü kabuklu deniz canlılarına da sıkça rastlanıyor. Bunlardan biri de kumun altında yaşayan ve "sülünez" denilen bir midye türü. Her balığa makbul bir yem olan bu midyeler, kumun üzerinde hiç görünmüyor, sadece 8 gibi iki küçük delik bulunuyor. Özel şiş bu deliğe sokularak midyeler toplanıyor. Midyeleri kavurup yiyen de bulunuyor, balık yemi olarak kullanan da. Özellikle teneke altı çıkarılıp macunla cam konuyor, bu şekilde deniz dibinin yüzeydeki dalgalardan etkilenmeden net olarak görünüm sağlanıyor. Mercek gibi seyredilen kum yüzeyde midyeler avlanıyor. Profesyonel balıkçı Sabri Çalışkan'dan tavsiyeler. Lüfer çelik teli de keser. Bunu suda döne döne yapar. Balık çok aç olmadığı sürece çelik tel yemi bozduğundan dolayı kullanılmaz. İzmarit e 150/200 gr lık ağırlık kullandığınızda, vurduğunu anlamak çok zordur. Genelde kıyıya yakın avlanır, bu nedenle hafif ağırlık kullanmak daha doğrudur. 75 - 115 gr gibi. Zargana su üstü balığı olduğundan su üstünden tutulur. En sevdiği yemler gümüş ve kaya kurdudur. Tekneden tutmak için ipek ya da kaya kurdu kullanılır. Olta 10/11 siyah iğne. 2 iğneden oluşan hırsızlı takım kullanmak daha doğru olur. Kıyıdan topun arkasına 1,5 / 2 kulaç 0,15 / 0,2 misina, 2 iğneli hırsız 10/12 numaralı siyah iğneli takımla kaya kurdu / istavriti ince uzun kurt gibi keserek veya irice midyelerin kenarında ki kısımlarını bıçak ucu ile sıyırarak yem yapılır, deniz suyu akıntılı ve çırpıntılı ise ipekte kullanılabilir. Çinakop, lüfer ve sarıkanat ta sabah gün doğumunda kaşık kullanılır. Birde buna ilaveten deniz suyunun da bulanık olması lazımdır. Ayrıca kaşık yerine rapalada kullanılabilir. Kıyı balıkçılığında zoka kullanılmaz. Zoka teknede kullanılırsa daha verimli av sağlanır.
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
Oltanın ucundaki heyecan
Amatör balıkçılık çok ayrı bir tutku önce bir hevesle başlıyor ve 10 iğneli bir çapari olta alınıyor. Bilgi beceri ve tecrübe geliştikçe biraz da çevredeki diğer amatörlere özenilerek kamış oltaya geçiliyor. Bu süreçte misinaların, iğnelerin özellikleri, olta türleri, balık türleri ve avlanma biçimleri öğreniliyor. Hangi balığın nerede, ne zaman avlanacağı araştırılıyor. Durumu iyi olanlar küçük çaplı tekne bile ediniyorlar. Bu gün ülkemizde amatör balıkçılık yalnız denize sahil olan kentlerimizde değil akarsuyu gölü bulunan kara kentlerinde de yaygınlaşıyor. Oltalarda, zokalarda, suni yemlerdeki gelişmeler ise şaşkınlık verici düzeyde. Özellikle Finlandiya ve Japonya'daki teknolojik gelişmeler amatör balıkçılığın boyutlarını da değiştirmiş durumda. Balıkları kandırmak artık çok daha kolay. Özellikle "Mr. Twister" ismi verilen suni solucanlar büyük rağbet görüyor. Sentetik balıklar, karidesler çok çeşitli. Hatta karınlarının içinde kimyasal reaksiyon tüpleri taşıyan suni yemler bile var. Japon Yuzuri firması tarafından yapılan sentetik balıklar ise canlı balıkları kandırmada çok etkileyiciler. Cam parçalardan oluşan suni yemler oltanın ucunda suya girdiği zaman fosforlu bir hal alıp ışık saçıyor. Pırıl pırıl parlayan bu yeme özellikle lüfer ve mercan hayır diyemiyor.
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
İzmarit
Mevsimi ekim-nisan arasıdır. Dip balığı olup zeminin 40 cm üstünde dolaşır. Düşmanı olan lüfer akını başlayınca kesilir. İzmarit oltasında 6 veya 7 nolu siyah sinek iğnesi kullanılır. 150-200 gramlık kurşunu vardır. İzmarit avında 3 iğne idealdir birde fırdöndü taktınız mı olta hazır demektir.
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 5,480
|
İstavrit
Hindi veya martı tüyü çapari ile yakalanır. İstavrit oltasına kırçıllı tüy takılırsa bazen kolyos geldiği bile olur. Soğuğu seven bu balık orta derinlikte dolaşır. Oltaya 20 iğne yakılabilir. İlk atışta dibe kadar inen olta sonra yoklayarak yukarı çekilir. Hangi seviyede balığa rastlanırsa olta işaretlenerek o derinlikte avlanılır. İstavrit avında misinayı tutan el devamlı hareket halinde olmalıdır. Mezgit Marmara'nın en saf balıklarındandır bu nedenle çok kolay tutulur. Yem olarak sinek iğnesine genellikle midye takılır bazen tüylü iğneye de geldiği olur.
__________________
![]() |
|
|
|