|
||
|
|
#1 (permalink)
|
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 1,326
|
Beşiktaş'lı duruşu::Baba Hakkı,Şeref Bey ve S.Seba
[b]Türk futboluna spormenlikleriyle adını yazdırmış Beşiktaşlı duruşunu litaritürlere sokmuş bu insanları daha yakından tanıyalım
Onlar Beşiktaşın her şeyi BABA HAKKI SEREF REISIMIZ HAKKI YETEN (AVUKAT - SAMPIYON VE MILLI FUTBOLCU) Kim ne derse desin bize göre Türkiye'nin gelmis geçmis en büyük futbolcusu Hakki Yeten'dir. Tam 17 sene sirtinda tasidigi Siyah-Beyaz formasini zaferden zafere kosturmus, ayni zamanda takimina yenilmezlik vasfi kazandirmistir. Müthis kafa vuruslari, balyoz gibi sag, sol sutlari, sürati ve kendine has çalimlariyla ideal oyuncu tipinin en belirli numunesi olan Hakki Yeten, ayrica otoritesi sayesinde takiminda senelerce kurdugu disiplinle kaptanlik vazifesini de basariyla yürütmüstür. Hakki Yeten'i bütün Besiktaslilar degismez bir kaptan olarak kabul ederler. Bugün bile büyük küçük herkes ona (Kaptan) diye hitap etmektedir. Futbol oynadigi 17 sene içinde; bes senesi üstüste olmak üzere 8 Istanbul Ligi, 3 Istanbul Silt ve Kupasi, 1 Izmir Enternasyonal Fuar Kupasi, 3 Milli Lig, 1 Türkiye Birinciligi ve 2 Basbakanlik Kupasi ile dört hususi turnuva birinciligi, ceman: 18 resmi, 4 hususi 22 sampiyonluk kazanan bir takimin orkestra sefligini yapmak, büyük Türk futbolcusu Hakki Yeten'in sahsiyeti ve sporculuk degeri hakkinda kafi ölçü teskil eder kanaatindeyiz. Söhretini, ustaligini memleket disina kadar yaymis olan Hakki Yeten, bir ara Ingiltere'nin meshur ARSENAL takimindan transfer teklifi almis, fakat içindeki Besiktas sevgisi yüzünden bu cazip teklifi reddetmistir. Baba Hakki 1910 yilinda (Vadina) kazasinda dogdu. Bir yasindayken ailece Istanbul'a gelip Besiktas semtine yerlestiler. 1914 yilinda Birinci Cihan Harbi patlak verince babasi Binbasi Mahmut Nedim, çanakkale'de vazife almis ve vatanini müdafa ederken sehit düsmüstür. Bütün ruhu ve hüviyetiyle tam bir asker olan Mahmut Nedim Bey ogullarini da asker olarak yetistirmek isterdi. Bu yüzden Hakki Yeten mutlak olarak askerligi seçmisti. Dul bir annenin etrafinda her biri küçük çaglarda bulunan 6 çocuk yetim kalmislardi. Bu yüzden sirayla agabeyleri Muhtar ve Nuri ve onlari takiben Hakki Yeten askeri okula dahil oldular. Kaderin cilvesi veya hayatin akisi, onlara istikballeri için baba meslegi olan askerligi, en dogru yol olarak göstermekteydi. Askerlige karsi son derece alaka ve sevgi duymalari belki de biraz irki veya irsi bir temayülün tezahürü de olabilir. Ona ilk defa spor zevkini bilhassa futbol merakini büyük agabeyi Muhtar asilamisti. Muhtar Bey, Harbiye Futbol Takimi'nin santrhaf mevkiinde temayüz ettigi gibi ayrica güres ve boks yapan kiymetli bir sporcuydu. Nihayet Halicioglu Askeri Lisesi'nde futbolu ile (sivrilen) göze çarpan Hakki Yeten, 1931 yilinda Seref merhumun delaletiyle Askeri Lise'den ayrilarak Siyah-Beyaz formali takima iltihak etmistir. Derken muvaffakiyet yillari birbirini kovalamis, Besiktas takimi'nda bir yildiz gibi parildayan ve Türk sporunda devlesen Hakki Yeten, adeta takiminin emniyet sübabi olmustur. Biz futbolu veyahut daha genis anlamda sporu kulüpçülük olarak anliyoruz. Kulübümüzün menfaatleri umumi menfaatlere uymadi mi hiçbir zaman objektif göremiyoruz. Iste bu zihniyet yüzünden miili takim intihabinda da isabetli seçim yapamiyoruz. Bugüne kadar hiç olmazsa milli davalarda biraz makul olabilseydik herhalde Hakki Yeten gibi bir yildiz Milli Takim'da sadece 3 defacik vazife almazdi. Yillarca Denizcilik Bankasi'nin hukuk müsavirligini yapan Hakki Yeten,Hasan Polat, Futbol Federasyonu'nda ASBASKANLIK, Besiktas kulübü'nde de 3 defa Baskanlik yapmistir. Ona sporculuk devrinde "bakisi bile faul" derlerdi, ama vücudunda; nice "yere bakan yürek yakan"larin, sözde müthis görünüslü rakip futbolcularin tekme izlerini görmek yasadigi son yillarda bile mümkündür. Hakki Kaptan'i, Baba Hakki' yi, Seref Reisimizi 1989 yilinda ebediyete yolcu ettik. Kendisini rahmetle ve saygiyla aniyoruz [size="3"]1931-48 seneleri arasında forma giyen bjk futbolcusu. baba hakkı, hakkı kaptan lakapları ile tanınırdı. oynadığı 439 maçta 382 gol kaydetti. çeşitli dönemlerde bjk kulüp başkalığıda yapmış türk sporunun efsane isimlerindendir. Gelelim Hakkı Baba'nın hatıralarına.... --"kırmızı kart gören futbolcu önce baba hakkı'ya dönerdi, 'çikayim mi?' diye sorardi, o evet deyince çikardi" --bir maçta taraftarin onu ıslıklamasından sonra "bu formayı bana taraftar giydirdi, şimdi onlar isteyince de çikaririm" demiştir. --tribünlerden karşı takıma gereksiz küfür filan edildiğinde durur, tribüne döner, iki elini şöyle beline koyar, dik dik bakarmış. tribün tabii sus pus.. --Bir harp okulu deplasmanında, ilk devre beşiktaş soyunma odasına 3-0 mağlup gider, baba hakkı da "adam gibi oynamazsanız dönüş biletlerini yırtarım. yürüyerek dönersiniz" der ve maçı Beşiktaş 6-3 kazanır. --bir fener beşiktaş maçında yaşanılan hadisede şöyledir... şeref stadının çamurlu ortamında oynanan maçta beşiktaş 2 farklı skorla önde gitmektedir...maçın ortasında ataklar ard arda devam ederken orta sahada fenerbahce kaptanının yakasına yapışan baba hakkı der ki; -arkadaşlarına söyle biraz maça asılsınlar bu maçın zevki böyle çıkmaz..o kadar insan güzel bir maç izlemeye gelmişler sizler dökülüyorsunuz...bir an evvel kendinize çeki düzen verin... diyerek futbolun asıl amacının ne oldugunu vurgulamış gelmiş geçmiş en buyuk turk futbolcusudur..ondan sonra gelen butun efsanelerde metin oktaylar lefterler baba hakkıyı örnek aldıklarını milyon kez beyan etmişlerdir --bir maçta oyundan atılan sağ bek cihat önce baba hakkı’ya müracaat etmiş: “çıkayım mı baba?” “çık!” demiş baba başını önüne düşürüp çaresiz söylenmiş; “sen çık cihat! sen çık!” çıkmış cihat. aynı baba hakkı 1946 yılında bir karagümrük maçında sahne alıyor bu kez. orta hakem müjdat gezen’in babası necdet gezen. yan hakem de yılların gazetecisi fahri somer. baba bir pozisyonda dömi voleyi yapıştırıyor topa. ağların yırtık yerinden dışarı çıkıyor top. karambol anı; necdet hoca pozisyonu net göremiyor ve autu gösteriyor. taraftar iyice çileden çıkıyor ve başlıyor necdet hocaya çalışmaya... malzemeler, sahanın içine doğru sökün ediyor. kan gövdeyi basacak, burnundan aerobik yapan bir insan topluluğu. kibarlık var, arada baba hakkı var, iki de bir eliyle sus işareti yapıyor. baktılar susmuyor beşiktaş taraftarı tribünün önüne gidip bağırıyor basbariton; “çıkın dışarı! susmayacaksanız boşaltın burayı!” kafa sebahattin, babayı tribünün önünde hazırolda dinliyor önce, sonra da talimata uymak gerektiğini anlatıyor taraftarlara. kafa sebahattin de tribünün ağır abilerinden. susuyorlar biraz ama necdet hoca o maçta ip olsa tutulacak, su olsa kuyudan çekilecek cinsten değil. maddenin hiç bir haline benzemiyor. neyse... maç zar zor atılan iki golle ve neredeyse mağlup olunacakken baba hakkı’nın ve şükrü gülesin’in golleriyle bitiyor. ama dert basmış triubünleri. ikibin kişi bekliyor hakemi. hacamat edecekler. baba hakkı maç bitiminde talimatı veriyor fahri somer’e; “necdet abiye söyle yanıma gelsin!” necdet hoca, baba’nın yanına sökün ediyor. biriken kalabalığın arasından birlikte çıkıp gidiyorlar. türk filmlerinde olurdu böyle sahneler. ağır abilerden biri girer devreye, kitle dağıtır linç pozisyonunu. baba hakkı deyince akan sular dururmuş gerçekten. büyük ama çok büyük bir insanmış Baba Hakkı. futbolculuğu mu? onu bilmiyorum. onun gibi bir insan varken futbolun da o kadar önemi yok, o ayrı. Hakkı Yeten ile ilgili daha kapsamlı bir yazı namı değer BABA HAKKI...... Türk futbol tarihi dikkatlice incelendiğinde; futbol tarihimizde derin izler bırakan, halleri, tutum ve davranışları ile kendilerinden sonraki nesillere örnek olan, oynadıkları kulüplere ve tarihe malolmuş, aşık oldukları renkler için yüreğini ortaya koyan, başka yüreklere de kolayca ulaşıp bu sevgiyi aşılayan, gerektiğinde takımı için tek paltosunu satmaya kalkan, evini ipotek eden, taparcasına sevdiği renkleri her zaman paradan üstün gören, "nev'i şahıslarına münhasır dört baba " karşımıza çıkar. Baba Hakkı, Baba Recep, Baba Hüsnü ve Baba Gündüz. Bunların üçü Beşiktaş'lı, biri ise Galatasaray'lıdır... Beşiktaş'ın Babaları; Hakkı(Yeten), Hüsnü (Sağman) ve Recep (Adanır)... Peki babalık, babalık kurumu nedir? Kişiliği temsil ettiği kurumla özdeşleşen, babayiğit, alçakgönüllü, hakşinas, özü-sözü bir olan kişidir baba. Baba'nın tutum ve davranışları yalnız kendi taraftarları, yalnız kendi takımı tarafından değil, rakip takım ve rakip taraftarlarca da aynen kabul edilir. Çünkü Baba haksızlık etmez, adildir. "Babalık" yalnızca racon kesmek, sorun çözmek, disiplini sağlamak da değildir. Baba'nın özverili olması, sahip olduklarını başkalarıyla, hatta rakipleriyle paylaşması, bildiklerini herkese, hatta rakiplerine bile öğretmesi gereklidir. Görülüyor ki Babalık, Baba olmak hiç de kolay değil, zordur; hem de çok zor. Baba, bilerek bilmeyerek, yanlış bir karar verdiğinde, bir kere yanlış bir davranışta bulunduğunda, hatta yanlış bir söz söylediğinde Babalığını ebediyen yitirebilir. Onun içindir ki Baba her dakika, her saniye kendini gözlemek, söz ve davranışlarına aşırı dikkat göstermek, Babalığına gölge düşürmemek, söz getirmemek zorundadır. Bu korkunç disiplini ve özveriyi kaç kişi gösterebilir? Açıktır ki Beşiktaş taraftarı ve yönetimi gibi Beşiktaş sporcusu, Beşiktaş futbolcusu da babayiğit, alçakgönüllü, kadirşinas, vefakar ve özverilidir. Bu sıfatlar gerçekte hem Beşiktaş taraftarını hem de Beşiktaş yönetimleriyle futbolcularını tanımlar. Bütün bu sıfatlarsa tek bir kelimeye, tek bir sıfata indirgenebilir: Baba, Evet, Beşiktaş yönetimleri Baba yönetimlerdir; Beşiktaş oyuncuları Baba Oyunculardır; Beşiktaş taraftarı Baba taraftardır ve Beşiktaş Baba Takımdır. Beşiktaş'ın bu özelliği, onun kuruluşundan bu yana en önemli özelliği olmuştur ve hep olacaktır. Babalık, bir yerde, Beşiktaşlılıkla eşanlamlıdır, özdeştir. Baba Hakkı efsanesi Yarım asırdan fazla Beşiktaş'ın, Beşiktaş'ımın, Beşiktaş'ımızın simgesi olan, övündüğümüz, gurur duyduğumuz, kendimize örnek aldığımız, Beşiktaş'ın futbol dünyamızda tanınmasında, gelişerek büyümesinde büyük pay sahiplerinden, tüm Beşiktaşlılar'la birlikte Türk spor dünyasına Babalığın ne olduğunu öğreten, yöneticisi, oyuncusu ve taraftarlarıyla bütün Beşiktaşlılar'ın kendilerine örnek aldıkları, efsane yaratan yıldız futbolcu, Hakkı Yeten'in karizmatik kişiliği, kaptanlığı ve o çelik otoritesinin örnekleri kuşaktan kuşağa anlatılır ve aktarılırken, istatistikler de Baba'nın hakkını verir. 17 yılda 439 maç, 382 gol! Bu sayıyı yakalamak mümkün mü! Çok zor tabii. İşte bu yüzden Beşiktaş'ın en büyük futbolcusu Baba Hakkı'dır ve Baba Hakkı'nın büyüklüğü tartışılmaz, tartışılamaz, tartışılmamalı. Baba Hakkı, çatık kaşlı, pek az gülen, sporu ve futbolu çok ciddi bir iş olarak kabul eden ağırbaşlı bir kaptandı. Sadece kendi takımı üzerinde değil, rakip takımlar, hakemler ve kulüp yöneticileri üzerinde de sarsılmaz bir otoritesi vardı. Kuşkusuz ciddiyetine, dürüstlüğüne, herkese karşı ölçülü ve saygılı davranışlarına dayanan bir otoriteydi bu. Kabadayılıkla değil, sevgiyle elde edilmişti. Süratli, kıvrak ve skorer futbolcuydu. Sağ, sol iki ayağıyla da top sürer, çalım atar, gollerini peşpeşe sıralardı. Kafa vuruşları kusursuzdu. 100. yıl kutlamalarıyla gündeme gelen yakalı, kordon bağcıklı nostalji formaları Hakkı Kaptan'ın liderliğinde namağlup şampiyonluklar kazanan kadroların giydiği formalardı... Ama Hakkı Kaptan'ın o formaların yanı sıra giydiği baklava dilimli özel kazak da unutulmamalıdır. Formadan çok, bir süeterdir bu... Kimse itiraz etmemiştir o kişiye özel formaya... Ne kulüp yöneticileri, ne rakip takımlar ne de federasyon! Bütün futbol hayatında ve özel yaşamında Baba Hakkı hep "babalığa" uygun davrandı. Beşiktaş'a, Karakartallar'a kaptanlık yaptığı yıllarda, onun sözü yalnızca Beşiktaşlı futbolcular için değil, aynı ölçüde rakip takımların futbolcuları, rakip takımların taraftarları, hatta hakemler ve bütün bir spor dünyası için de "kanun" du. Çünkü Baba Hakkı, adı üstünde, asla haksızlık yapmazdı. Bakın gerçek G.Saraylı Reha Eken ne diyor bu konuda: "Biz futbol terbiyesini Hakkı ağabeylerden aldık... Yıllarca önce Beşiktaş ile bir maçımız vardı... İngiliz hocamız bana Hakkı kaptanı sinirlendirme görevi vermişti... 9 ay Hakkı kaptanın peşinde koştum, beni affetmesi için... Sonra bir gün Olimpiakos maçı öncesi gittim özür diledim... Bülent ile beni kolları arasına alarak futbol dersi vermeye başladı... Oysa rakiptik..." Yine gerçek bir G. Saraylı olan Suat Mamat'sa şunları söylüyor Baba Hakkı hakkında: "1963 senesiydi... Galatasaray'da oynuyordum ve Beşiktaş'a transferim gerçekleşmişti... Final maçında Beşiktaş'a karşı oynamış ve yenerek şampiyon olmuştuk... Maç sonrası Beşiktaş soyunma odasına gittiğimde Baba Hakkı, 'Kötü oynasaydın buraya giremezdin' dedi... İşte böylesine bir ortamda top oynadık." Ve bir zamanlar Galatasaray'ın sembolü olan Bülent Eken: "Baba Hakkı, Angouleme maçı için Reha (Eken) ile beni takıma çağırmıştı ve biz koşa koşa gitmiştik" diyor. Beşiktaş'ın Başkanı Süleyman Seba ise Baba Hakkı ya da Hakkı Kaptan'la ilgili olarak şöyle diyordu: "Bizde bir Hakkı Kaptan ekolü var. Dünyada bir benzeri yok. Sahaya kendi kazağıyla çıkar, her şeyini Beşiktaş için verir. Son derece asildir. Oynayanın hakkını asla yemez ve yedirmez. Birinin eksiği varsa tamamlamaya çalışır. Oğlum, o topa öyle değil böyle vuracaksın diye öğretir." İşte Beşiktaşlılar yarım asırdan fazladır Baba Hakkı'yla övünerek, Baba Hakkı'nın yolunu izleyerek ve bütün davranışlarında Baba Hakkı'yı utandırmamaya, Baba Hakkı'nın gözüne girmeye, Baba Hakkı'ya layık olmaya çalışarak böylesine güç bir görevin, böylesine güç bir yükümlülüğün üstesinden gelebilmek için ellerinden geleni yaptılar. Şimdi de onun yolunu izlemeye çalışıyorlar. Türk futbol tarihinde futbolculuğuyla, otoritesiyle, hareketleriyle apayrı bir yeri olan, gelmiş geçmiş en büyük takım kaptanlarından Hakkı Yeten'in yolunu... Bu yol öyle aydınlık ki; Kulübünüzden sonra hangi kulübü daha çok seversiniz? sorusuna, "Kulübümden sonra iyi spor yapan, sağlam gençlik yetiştiren her kulübü severim." diyerek sporla ilgili herkese, yöneticilere, sporculara, taraftarlara sportif erdem düşüncesinin en parlak ışığını yansıtır. Vodinalı Hakkı, Beşiktaş'la tanışıyor İmparatorluk döneminde, 1910 yılında babası Vodina'da askerlik şubesi başkanı olarak görev yaparken dünyaya gelmiş Hakkı Yeten. Babası Binbaşı Mahmut Nedim Bey 1914 yılında Çanakkale'de şehit düşünce annesi ve kardeşleriyle beraber İstanbul'a gelir ve baba mesleğini seçerek Halıcıoğlu Askeri Lisesine girer. Askeri okula giden her öğrenci gibi o da doğum yeri ile anılır; Hakkı Vodina! Halıcıoğlu'nda, Maltepe'de, Kuleli'de okurken hep Vodinalı Hakkı demişler ona. Kendine sorulduğunda ise asıl doğum yeri Vodina değil, Beşiktaş, Muradiye Mahallesi, Karakol Sokağı... olmuş hep. Beşiktaş'ın sembolü Baba Hakkı, futbola Halıcıoğlu Askeri Lisesi'nde başlar ve kısa sürede olağanüstü yeteneği ile ünlenir. Lisenin 11. sınıfında okurken, oynadığı futbol ile Beşiktaş'ın ilgisini çeker. Beşiktaş Kulübü'nün o zamanki başkanı Merhum Şeref Bey, kulübün bugün ikisi de rahmetli olan Fehmi Erok ve Abdullah Kozanoğlu isimli bilgili, becerikli iki idarecisini Baba Hakkı'nın peşine takar. Erok ve Kozanoğlu, sık sık okula giderek bu yetenekli delikanlı ile ilgilenmeye, konuşmaya başlarlarlar. Bundan sonra neler olduğunu, gelin Baba Hakkı'dan dinleyelim: "1930 yılında Beşiktaş ecnebi bir takımı İstanbul'a davet etmişti. Taksim Stadı'nda oynanacak maça benim de çıkmamı istediler. Ben maça hazırlıksız çıktım tabii ama iyi oynamışım ki beğendiler, peşimi bırakmadılar. 'Seni okuldan çıkaralım, dışarıdaki (sivil) okulun masraflarını biz karşılayalım, hem öğrenimine devam et, hem de Beşiktaş'a gel futbol oyna' dediler. O zamanlar, rahmetli Muhtar ağabeyim Harbiye'de santrhaf oynardı. Yani 1924 yılında şampiyon olan bu takımda oyuncuydu. Uzatmayalım, ağabeyimle konuştum. 'Biz askeriz, sen de sivil ol' dedi. Muvafakatını aldığım için ben de Beşiktaş Kulübü'ne 1930 yılında girdim. Bir yandan tahsilimi sürdürürken bir yandan da futbol oynuyordum. O zamanlar bizim takım, bugünkü gibi ön sıralarda değildi. Arkadaşlarımın bilgileri ve kabiliyetleri ile takım gün geçtikçe kuvvetlendi. Güzel futbol oynamaya başladı, neticede, böyle gele gele bugünkü seviyesine ulaştı. Benim ciddi ve otoriter birisi olduğumu söylerler, doğrudur. Asker bir aileden geldiğim, askeri okullarda uzun süre okuduğum için disiplini severim. Eskiden takıma hem kaptanlık hem de antrenörlük yapardım. Öğretmesini çalıştırmasını sever ve iyi bilirim. Biraz da hırçın tabiatlı olduğum için çocuklara belki sert muamele yapmışımdır. Onlar beni hem severler hem de sayarlardı. Bana ürkmekten değil saygıdan dolayı sempatileri vardı. Hakeme karşı gelen oyuncuları azarlardım. Sen hakemle uğraşma oyununu oyna derdim. Mesela rahmetli hakem Feridun Kılıç bir maç esnasında Şükrü'yü işaret etti. Kaptan şu Şükrüye bir baksana dedi. Hemen çağırdım yanıma Şükrü'yü, sonra işler düzeldi. |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#2 (permalink) |
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 1,326
|
İlgi: Beşiktaş'lı duruşu::Baba Hakkı,Şeref Bey ve S.Seba
Ben futbolu İngilizler gibi oynamak isterim. Atak canlı, sıkı bir oyun. Bomba gibi şut. Futbol hayatımda kasten tekme atarak sakatladığım oyuncu yoktur. Fakat futbol tarzım sert görünür, istemeyerek de olsa faul yaptığım da olmuştur. Bilerek sertlik yapanlara çok kızarım. Taksim'de Güneş-Beşiktaş maçı yapılıyor. Atlet ve futbolcu Melih, bizim kaleci Mehmet Ali topu yakalamış olmasına rağmen yerde yatan çocuğun kafasına bir tekme vurdu. Mehmet Ali yerde yuvarlanıyor, ağzından köpükler geliyor. Melih'e yaklaştım, ona neden bu kadar insafsız davrandığını ve buna neden lüzum gördüğünü soracaktım. Yanına yaklaştım hemen sıkı koşmaya başladı. Ben de heyecan içinde ve halkın önünde onu kovaladım. Bir futbol içinde yüz metre koştuk.
Dönelim gene eski günlere... 1930'dan 1948'e kadar durmadan futbol oynadım. 38 yaşına geldiğimde artık bende manevi bezginlik başlamıştı. Çünkü her hafta maç, idman, başka şey yok. 'Artık yoruldum, sizler de yetiştiniz, ben futbolu bırakıyorum' dedim. Çocuklar çok iyiydi, kabiliyetliydi. Kemal, Şükrü, Hüseyin, Sabri, güzel futbol oynarlardı. Yıllarca üstüste şampiyon olduk. Gol atmada da rekor kırardık. Attık mı 5 tane, 10 tane birden atardık. Öyle 1, 2 tane değil. Avukat da olmuştum ama, dediğim gibi, futbol oynamaktan avukatlık yapamıyordum. Böylece AIK maçından sonra futbol oynamayı bıraktım. Fakat kulübümü bırakmayacak kadar çok sevdiğimden bu sefer yöneticiliğe başladık. Umumi kaptanlık, idarecilik, başkanlık filan derken, sonunda idarecilikten de ayrıldık. Başkanlığım sırasında da çok mutlu olduğum olaylardan biri de, takımımızın 1976 ve 1977 yıllarında, art arda iki kere şampiyon olmasıdır. Ondan sonra bana lütfettikleri şeref başkanlığı görevini de bugün halen sürdürmekteyim." Mehmed Kemal'in gözüyle Baba Hakkı Türk dilinin usta kalemlerinden Mehmed Kemal, Baba Hakkı'yı anlatırken, "Kulübüyle kendini böylesine özdeşleştiren, böylesine içiçe kılan başka bir futbolcu var mıdır?" diye sorduktan sonra yanıtı yine kendisi veriyor: "Kendini hep Beşiktaşlı sayıyor. Hep askeri okulda okumuyor, işgal sırasında bir giriyor, bir çıkıyor; sivil okullarda da okuyor. 14-15 yaşlarında askeri okuldadır. Çok iyi futbol oynuyor. Futbol onun için eskilerin deyimiyle 'Dad-ı hak'tır. Yani doğarken futbolcu doğmuştur. Okulda dersleri çok iyidir. Ama futbolda, daha o yıllarda büyük bir ünü vardır. Sınıflararası yapılan maçlarda meraklılar gelip maçları izliyorlar. Vodinalı Hakkı'yı seyrediyorlar. 'Bu çocuk büyük bir futbolcu olacak!' Böyle düşünenler yanılmıyorlar." Mehmed Kemal'in, Baba Hakkı henüz aramızdayken, onun kişiliği hakkında söyledikleri ise her futbolcunun bir efsane haline gelemeyeceğini ortaya koyuyor: "Baba Hakkı'nın en önemli yanı; duruş, oturuş, bakış, davranış, nesi varsa, onun kişiliğini ortaya koyması. Bu yaşa gelmiş (72), bu özelliğini koruyor, kim olursa olsun yanında, kişiliğiyle etkisi altına alıyor. Yere bakar gibi yapışları, başını ağır ağır döndürüşü, boynu ve gözleri ile konuşur gibi oluşları, hep ağır basan kişiliğinin belirtisi." Çocuk diye pas vermemişler Baba Hakkı, Beşiktaş'ta oynamaya başlamasının öyküsünü Mehmed Kemal'e daha ayrıntılı bir şekilde anlatmış. "Askeri okuldan arkadaşı bir Hayri var. Bir gün Hakkı'ya geliyor: 'Gel maça gidelim' diyor. 'Ne maçı?' Şimdiki İnönü gezisi olan Taksim Stadı'nda maç var. Oraya gitmeyi öneriyor. Maç paralı, bunlar öğrenci, maç parasını nereden bulacaklar? Hakkı soruyor: 'Paramız yok, zaten harçlığımız da ona yetmez. Biz maça nasıl gideriz?' 'Sen orasını bana bırak'. Baba Hakkı anlatıyor: "Çocuğuz, Taksim Stadı'na gittik. O zaman böyle değil orası... Kocaman bir arsa, çevresinde türlü dükkanlar var. Tenekeci, aşçı, ne bileyim her türlü dükkan. Ortalık da bir çamur deryası... Meğer Hayri daha önce oradakilere beni getireceğini söylemiş. Sözleşmişler, benim hiçbir şeyden haberim yok. Nasıl oldu bilmem, içeri girdik, içerde bizi karşıladılar. Şeref Bey var. Kabataş Lisesi'nde tarih öğretmeni, spora çok meraklı bir kişi. Beşiktaş'la ilgisi var. Durup dururken bana, 'Sizi bu maçta oynatmak istiyoruz' demez mi? Ben şaşırdım, 'olmaz' dedim. Ben askeri okulda maçlarda oynuyorum, okulumuz başka yerlerde oynamayı yasaklamış. Biz sivil kulüplerde oynayamayız. Hepsini anlattım. 'Ben hallederim merak etmeyin' dedi. Merkez Komutanı Naili Paşa'ya telefon edeceğini, izin alacağını söyledi. Bir yerlere gidip telefon ettiğini söyledi, döndü, izin aldı mı, almadı mı bilmiyorum. 'Sana izin aldım' dedi. Ayakkabı, çorap, forma, külot, şunu bunu verdiler, ben soyundum. Takıma böylece girdim. Takımda sağ iç oynadım. Askeri okul öğrencisi olduğum için saçlarım üç numara traşlı... Sanıyorum takımda İmam Hayati, Şeref vardı. Top ayaklarına geliyor, adamlar bana çocuk diye pas vermiyorlar. Ama ben topu kapınca alıp götürüyorum. Sonra bana da pas vermeye başladılar, oyuncudan saydılar, iyi oynamış olacağım ki, maçtan sonra yöneticiler çevremi sardılar, kutladılar." Bundan sonra Beşiktaş Kulübü Baba Hakkı'nın tazminatını ödüyor; Baba Hakkı askeri okuldan ayrılıp Cağaloğlu İnkılap Lisesi'ne başlıyor. Siyah-beyaz formayla 17 yıl Beşiktaş'ta oynadığı ilk maçtan sonra, tam 17 yıl boyunca siyah-beyaz formayı sırtından çıkarmadı Baba Hakkı. Kaptan olduktan sonra takım içinde büyük bir otorite kurdu, disiplin sağladı. Beşiktaş ile G.Saray arasındaki rekabette, Beşiktaş'ın efsane kaptanı 29 golle en golcü futbolcu unvanını elinde bulundururken, Fenerbahçe'ye karşı da 58 kez Beşiktaş forması giyen Baba Hakkı, bu takımın filelerine tam 32 gol gönderdi. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın da katıldığı organizasyonlarda tek yenilgi almadan, şampiyon olan, İstanbul Ligi'ndeki 18 maçın 15'ini kazanıp üç de beraberlik alan ve tarihe "Altın Takım " olarak geçen Baba Hakkı'lı 1938 - 39 kadrosu ilerleyen senelerde de çok büyük başarılara imza attı. İşte Altın Takım: Mehmet Ali - Nuri Sangar, Faruk Bilginoğlu - Rıfat Atakan, Hüsnü Savman, Fuat - Hayati Ozgan, Hakkı Yeten, Sabri Gençsoy, Şeref Gör***, Eşref Bilgiç. Beşiktaş, Baba Hakkı'lı kadrolarıyla beş kez üst üste şampiyonluklar kazanarak eşine az rastlanır başarılar sergilerken, 1941'de 18 maçın tümünde rakiplerini yeniyor, 84 golle fileleri havalandırıyordu 1941'de Milli Küme maçlarının 14'ünü kazandılar, 4 beraberlikle yine yenilmeden şampiyonluğa ulaştılar. 1943'de yine 18 galibiyetle tek puan kaybetmeden İstanbul Ligi'ni kazandılar. Yenilgisiz şampiyonluklar serisi 1945'de yine 16 galibiyet, 2 beraberlikle sürdü. 1946'da da yenilgisiz şampiyonluk artık adeta alışılmış bir sonuçtu. Sekiz yılda İstanbul Ligi'nde oynadığı 140 maçın 124'ünü kazanmış, 12'sini berabere bitirmiş, sadece 4 yenilgi almışlardı. Attıkları 602 gole karşılık sadece 106 gol yemişlerdi. Beşiktaş'ta oynadığı 17 yıl içinde beş yılı üst üste olmak üzere 8 İstanbul Ligi, 3 İstanbul Şilt Kupası, 1 İzmir Uluslararası Fuar Kupası, 3 Milli Lig Şampiyonluğu, 1 Türkiye Kupası, 2 Başbakanlık Kupası, 4 Özel Turnuva Şampiyonlukları kazandı. Oynadığı yıllarda milli maçların az olması nedeniyle sadece 3 kez milli formayı giyebildi. En heyecan duyduğu maç Bulgaristan ve Türkiye arasında Sofya'da yapılan karşılaşmaydı.Futbolu bıraktıktan sonra da Beşiktaş'tan kopmadı, 1948-1949 ve 1950-1954 yılları arasında teknik direktörlük yaptı. 1960-1963 ve 1964-1966 yıllarında da BJK başkanlığını üstlendi. Otoritesini hiç eksiltmedi ve yine Beşiktaş'ın şampiyonluklar kazanmasında büyük pay sahibi oldu. Futbolculuğu bittikten sonra da futbol için yaşamaya devam etti. Karagümrük'teki semt sahalarından Anadolu yakasındaki çayırlıklara kadar gidip futbolcu seçti. Kendisinden yıllar sonra kurduğu genç ekibin Fenerbahçe'yi silindir gibi ezdiği maçtan sonra, bu işin sırrını soranlara yanıtı son derece net olmuş; "Hele benim istediğim gibi oynamasınlar!" Aynı Baba Hakkı'nın 60'lı yıllardaki gazete demeçlerinde o zamanki futbolcuların yüksek ücretlerle transfer edilip şımartıldığı yönünde açıklamaları var. Sorun paranın artmasında değil elbette ki. Baba'nın demesi şu olabilir; "Erdem, yoksulluk varken de savunulabilir para varken de!" Para devreye girmiş, forma aşkı bacadan uçup gitmiştir. Beşiktaş tarihine olduğu gibi Türk spor tarihine de adını altın harflerle yazdıran Baba Hakkı, 17 Nisan 1989 Pazartesi günü aramızdan ayrıldı. Ama Beşiktaş'ın ve Türk futbol tarihinin yıldızı olarak hala parlıyor ve hala ışığıyla yol gösteriyor. Hala Baba Hakkı'nın karşısında "hazırolda" beklenirken, gerçekte aynı zamanda Beşiktaş tarihinin, Beşiktaş'ın; yani gençliğe ve gençlere güvenin; kardeşlik, sadakat ve özverinin karşısında "hazırolda" bekleniyor. Kaynak: Bu çalışmanın bazı bölümlerinin hazırlanmasında ve fotoğraflarda aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır. Baba Hakkı efsanesini bizlere ulaştırdıkları için emeği geçenlere teşekkür ederiz. Milliyet, Sakin olun. 29.5.1987 Hürriyet, Doğan Koloğlu, Başkan Seba Beşiktaş'ın İçyüzünü Anlattı. 22.6.1987 Sabah, Kazım Kanat, 100.Yılında Beşiktaşın Yazılmayan Tarihi. 19/24 Ocak 2003 Beşiktaş Şampiyonlar Piyangosu, Çekiliş Şöleni Program Dergisi. 13.12.1986 Cumhuriyet, Mehmed Kemal 9.5.1984 Dr.Sedat Özkol, Övünmekte Haklıyız; Çünkü Beşiktaşlıyız Beşiktaş'ın efsane futbolcusu Hakkı Baba'nın asıl mesleği avukatlıktı ama o avukatlık yerine, sadece futboluyla değil, bir "Baba"ya yakışır kişiliğiyle de yeşil sahaların "hakim"i olmayı seçti. Baba'nın siyah-beyaz formayla top koşturduğu 17 yıl boyunca neler yaşandı neler... • Baba Hakkı sahada tatlı-sert ama efendi halleri ile tanınırdı. Maçlarda hata yapan takım arkadaşlarını kırmaz, teskin eder, gönüllerini alırdı. Bilerek laubali davranan biri olduğunda, elini beline koydu mu gerisini muhatabı olan anlar, yaptığına pişman olup, hemen kendine çekidüzen verir, Baba Hakkı da eski haline dönerdi. • Her insan gibi onun da sinirlendiği olurdu elbette. Fener, Beşiktaş'a 4 gol atmıştı, hem de Karakartallar'ın kendi mahallesinde, Şeref Stadı'nda. Maçtan sonra Baba Hakkı, bütün Beşiktaş takımını sahada tek tek yakalayıp dövdü. Bir tek Şükrü Gülesin'i yakalayamamıştı. Çünkü sol açık Şükrü, tazı gibi koşuyordu. • Faul ile gol atan ve kaleciyi kıvrandıran arkadaşına "Böyle gol olmaz olsun be!" diye bağırmış, Cihat'ın "Yeter artık Hakkı abi!" şeklindeki feryadı üzerine 5. golü atmayan, hakeme "Kemal Bey top elime değdi, attığım gol şaibelidir. İptal etmeniz doğru olur" diyebilmişti. • 1940'larda Galatasaraylı Adnan -bir müdafaa anlayışı olarak- üzerine gelen topları forvetin o toptan beklentisini boşa çıkarıp biraz da moral bozmak amacıyla uzun vuruşlarla rakip sahaya geri göndermesiyle meşhurdu. Hatta topa uzun vurduğu ayağını kalçadan biraz daha açarak sallar, salladığı ayağı yarım vole pozisyonunda yanına yaklaşan rakibine sağlam bir tekme de olurdu. Yani hem adama hem topa hesabı. Yine bir Beşiktaş-Galatasaray maçında Adnan yanına sokulanın Baba Hakkı olduğunu görmeden sallıyor ayağını. Hem de ne sallama. Top rakip kaleye kadar uzanıyor. Ardından bir "çaaat!" sesi yükseliyor Şeref Stadı'nda. Baba Hakkı yediği tekmenin ardından Adnan'a öyle bir Osmanlı tokadı atmış ki sesi ta Beşiktaş'tan duyulmuş. • Baba Hakkı maç boyunca bir türlü gol atamadıklarını görürse orta alandan kaptığı bir topla iki kolunda sepet gibi iki oyuncu taşıyarak onsekize dalar, bütün savunmayı üstüne çekip boş kalan bir arkadaşına gollük bir pas verirdi. Kollarıyla arkasında tuttuğu oyuncular kolay kolay önüne dolanamazlardı. Futbolu kafasıyla oynayanlar onun kollarına yakalanmamaya özen gösterirlerdi. Şeref Stadı'ndaki Bir Galatasaray-Beşiktaş maçında Eşfak Aykaç yan haf oynuyor, Baba Hakkı'yı denetliyordu. Baba Hakkı orta alanda bacaklarını açmış, topu iki ayağının ortasına almış, sırtı Galatasaray kalesine dönük, kollar hazır bekliyordu. Savunma oyuncusu ne yandan gelirse, onu koluna kıstırıp öbür yana dönecek. Eşfak tam arkasındaydı ama fazla yaklaşmıyordu. Baba Hakkı ise, nasıl olsa gelecek diye, bacakları açık, öylece duruyordu. Birden Eşfak hafif çökerek bir ayağını onun iyice açık iki bacağının arasına sokup önündeki topa dokundu. Top bir metre kadar gidip durdu. Baba Hakkı iki adım atsa topu yeniden ayağına alabilirdi. Eşfak da onun bu şaşkınlık anında çevresinden dolanıp belki topa bir daha vurabilirdi. Ama böyle şeyler olmadı. Oyun sanki bir an durdu. Eşfak yavaş yavaş birkaç adım geri çekildi. Baba Hakkı ise hiç telaş etmeden olduğu yerde arkasına döndü. Bacaklarının arasından ayağını sokup önündeki topa vuranın kim olduğuna baktı. Top bir metre ötede bekliyor, iki takım oyuncuları da yerlerinden kıpırdamıyorlardı. Baba Hakkı gene telaş etmeden gidip topu aldı, pasını uzattı. • Bir Beşiktaş-Fenerbahçe maçında Şükrü korner atacağı sırada Baba Hakkı yanına yaklaşıp, "Pas ver" demiş. Baba Hakkı bu, karşı gelmek mümkün mü? Ama Şükrü onu dinlememiş, doğrudan kaleye yollamış topu ve gol... Baba Hakkı başlamış Şükrü'yü kovalamaya. Şükrü bir yandan kaçıyor, bir yandan bağırıyormuş, "Niye kovalıyorsun Baba? Gol oldu işte" Baba Hakkı, soluk soluğa "Dur ulan" diye seslenmiş. "Dövmek için değil, öpmek için kovalıyorum." • Müjdat Gezen'in hakem olan babası Necdet Gezen, sezonun son maçı olan FB-BJK maçını yönetiyormuş. Önemli bir maçmış bu. Fenerbahçe kazanırsa şampiyon olacakmış. Beşiktaş'a ise şampiyon olmak için beraberlik bile yetiyormuş. Sarı-lacivertliler 1-0 öne geçmiş. Kara kartallar canlarını dişlerine takıp saldırmaya başlamışlar. Bir ara Baba Hakkı ceza sahası üstünden topa vurmuş. Top köşeden kaleye girmiş; ama ağda bir delik varmış, çıkıp neredeyse tribünlere kadar gitmiş. Necdet Bey de gol olduğunu görememiş, aut kararı vermiş. Başta Baba Hakkı, Beşiktaşlılar çevresini sarmışlar. Kararında direnmiş Necdet Bey; oyun aut atışıyla yeniden başlamış. Başlamış ama Necdet Bey de kararının yanlış olduğunu fark etmiş. Yapacağı bir şey yokmuş. İçi içini yiyormuş. Kartalların şampiyonluğuna haksız yere engel oluyor diye. Derken yine Baba Hakkı bir hışımla topa vurmuş. Top kaleciyi geçip ağlara takılmış. Necdet Bey kendini tutamamış artık. Düdüğü fırlatıp atmış. Santraya koşmaya başlamış. Koşarken de bir yandan "Gooool!" diye bağırıyormuş! • Necdet Gezen ile ilgili hoş bir anısı daha var Hakkı Baba'nın. 1948 yılı... Karagümrük-Beşiktaş maçı. Vefa Stadı tıklım tıklım. Orta hakem sahaların en renkli kişiliklerinden biri olan Necdet Gezen. Yan hakem de sonradan gazeteciliğe geçecek olan rahmetli Fahri Somer. Maçın ilk yarısı biterken Baba Hakkı bir yarım voleyle topu ağlara yolluyor. Top ağların her zamanki hırpaniliğinin arasından! dışarı çıkıyor. Hakem biraz uzak pozisyona. Beşiktaşlı taraftarlar ve futbolcular sevinç içinde birbirlerine sarılırken Necdet hoca aut atışı yapılmasını istiyor. Aynı taraftar kalabalığı bu kez sin-kaf olayına giriyor, hem de hallice ve yüklüce... Maçın ilerleyen dakikalarında Kartalların baskısı devam ediyor ve bir gol daha atarak maçı 1-0 kazanıyorlar. Ancak tribünlerdeki nümayiş bitmiyor, ortalık karışıyor. Baba Hakkı hemen yakınındaki genç yan hakem Fahri'ye sesleniyor; "Söyle Necdet hocaya yanıma gelsin!" Necdet hoca biraz ürkek Baba Hakkı'nın yanına ilişiyor. Baba giriyor orta hakemin koluna ve binlerce kızgın adamın arasından çıkarıveriyor. Necdet Gezen, Baba Hakkı'nın sert bakışlarıyla iki yana ayırdığı kitlenin arasından stadyumu sağ salim terk ediyor. • Yıl 1946... Fenerbahçe-Beşiktaş maçında hakemin dışarı attığı Beşiktaşlı genç oyuncu, Baba Hakkı'ya gidip; "Hakem beni attı çıkayım mı kaptan?" diye sormuş ve Baba Hakkı'nın da "çık" diye işaret etmesinden sonra sahadan ayrılmış. • Şeref Stadı'nda takım olarak fotoğraf aldırıyor Beşiktaş. Karakartallar'ın üzerinde beyaz uzun kollu formaları var. Baba, formanın üzerine baklava dilimi desenli bir kolsuz kazak giymiş. Peki o kazakla maça çıkmış mıdır Baba? Şöyle kuralım sahneyi; Baba tam maça çıkacak hakem baş ve işaret parmaklarıyla kendi gömleğini gösteriyor. Yani "Hakkıcım o kazak ne oluyor?" gibisinden. Uzaktan ama. Hissettirerek. Baba'da eliyle havanın ne kadar soğuk kendisinin de ne kadar hasta olduğunu anlatıyor kısaca. Ciddi... Hakem göz kapaklarını yere indirip onay veriyor; "Tamam Hakkıcım!" der gibi... Bir tek ikisi biliyor bu konuşmayı... • Hakkı Kaptan sadece Beşiktaşlılar'ın Baba Hakkı'sı değildi. Sahaya çıktığı zaman rakip takım bile saygıda kusur etmezdi. Çok önemli bir Fenerbahçe maçında hakemin yönetimine çok kızmış, maçı durdurmuş, hakemi soyunma odasına göndermiş, tribünden indirdiği başka bir hakeme maç yönettirmişti. • Çok özel biriydi, bir fenomendi. Milli takımı en çok yöneten antrenör olan Coşkun Özarı "Henüz çocuktum, gençtim. Şeref Stadı'nda ilk kez giydiğim Galatasaray formasıyla Beşiktaş'a karşı oynuyordum. Kalede Fevzi. Kafayla da harika bir gol attım. Hakkı Kaptan 'Hey çocuk, buraya gel' dedi. Koştum gittim, elini öptüm. 'Buyur kaptan' dedim. Yanağımı okşadı, döndü bütün takıma 'Bu çocuk ileride büyük futbolcu olacak dikkat edin, sakın ona tekme atmayın' dedi. • Meşhur hakemimize idare ettiği bir Beşiktaş-Galatasaray maçından sonra sormuşlar. Hakkı bugün çok sert oynadı, birçok faule göz yumdun, az düdük çaldın neden? Hakem şu cevabı vermiş, azizim delikanlının bakışı ve yürüyüşü bile faul, hangi birine yetişeyim de çalayım. • 1941 yılı... Beşiktaş Ankara'da Harbiye ile karşılaşır... O zaman Harbiye takımı çok kuvvetli. Şükrü Saraçoğlu, fahri başkanımız Recep Peker maçta... Oyunun başlarında Sabahattin Erman'ın iki golü ile Beşiktaş geriye düşer, Baba Hakkı sinirlenir derken bir gol daha gelir, seyirci de tepki göstermeye başlar. Bu halde soyunma odasına girilir ama kaptanı sakinleştirmek mümkün değildir. Gözleri yuvalarından fırlayacak şekilde bağırmaya başlar. Biraz sakinleşince futbolcuları etrafında toplayarak ikinci devrenin taktiklerini verir. Ömer'e "senin tuttuğun adam üç gol attı, ikinci devrede adam bir daha topa vurursa ben de senin kafanı kırarım, Cahit sen niye pas vermiyor, topu ayağında fazla tutuyorsun" diyerek ordu komutanı gibi emirler yağdırır. Kesinlikle dördüncü golü yemeyeceklerini, maçı kazanmalarını, kazanamazsanız en azından kazanmak için gerekli hırsı ve gaye birliğini göstermelerini ister. Eğer bunlar olmazsa işte o zaman hazır olun, tren biletlerinizi yırtarım, İstanbul'a demiryolundan yürüyerek dönersiniz der. Cahit'i geriye, Çengel Hüseyin'i de sol içe, Kemal'i sağ içe alıp kendisi de geçer santrfora. Sağ açıkta Vecdi, sol açık Eşref oynuyor... Bütün toplar Baba Hakkı'da toplanır. Kaptan gerçekten çok büyük çaba sarf eder. İkinci devrenin başlarında dört gol birden bulur Beşiktaş, sonra da iki tane daha. Altıncı golden sonra, şimdi topu yere indirin, top oynayın, futbol oynayın, diye talimat verir. Beşiktaş şahlanmıştr artık. Öyle bir futbol oynarlar ki tribünlerde kıyametler kopar, herkes Baba Hakkı'lı takımı ayakta alkışlar. Gerçekten demiryolundan yürütecek miydiniz ? sorusuna hiç düşünmeden cevap verir: " Tabii yürüterek yaya gönderecektim. O kadar hırslanmıştım ki! • Bir Fenerbahçe maçı. Fenerbahçe'nin ünlü santrforu Suphi Ural. Lawton Suphi. Beşiktaş'a karşı harika oynuyor, nefis de bir gol atıyor. O an Hakkı Kaptan'ın o gür sesi: 'Buraya gel çocuk.' Suphi Ural utanıyor, sıkılıyor, 'Buyurun efendim' diyor. Hakkı Kaptan'dan sevgi dolu bir cevap: 'Aferin. Golün çok güzeldi, tebrik ederim evladım.' • Beşiktaş'ı Beşiktaş yapan bu isim, futbolu çok tuhaf noktaladı. İnönü Stadı'nın açılış maçında İsveç takımı AIK maçında seyirciler homurdandılar. Hafif de bir ıslıkladılar. Hakkı Kaptan ellerini her zaman yaptığı gibi beline koydu, tribünlere mağrur bir ifadeyle baktı. Maç oynanırken de çıkıp gitti. O gidiş son gidiş. Futbolu bırakmıştı.[/size] [/b] |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 1,326
|
İlgi: Beşiktaş'lı duruşu::Baba Hakkı,Şeref Bey ve S.Seba
![]() 1944 Milli küme karşılaşmalarında Beşiktaş, ilk 5 maçında 4 galibiyet 1 beraberlik sonra Ankara deplasmanına gitmişti. Rakip harp okulu´ydu., fakat umulmadık bir şekilde ilk yarı 3-0 harp okulunun galibiyetiyle tamamlanmıştı ve bu noktada yazının kahramanı devreye giriyordu. Kaptan Baba Hakkı soyunma odasında tren biletlerini takım arkadaşlarına göstererek “Arkadaşlar kendinize gelin, bu maçı kaybedersek, biletleri yırtarım ve İstanbul´a yürüyerek döneriz,” diyor, bunun üzerine ikinci yarıda sahaya bambaşka bir Beşiktaş çıkıyordu. Baba Hakkının açtığı gol perdesi kapanmayacakmış gibi devam ediyor ve Beşiktaş bir efsane yazıyordu: 3-6… Hakkı Yeten, 1910 tarihinde Bulgaristan´ın Vodina şehrinde doğmuş ve henüz 1 yaşındayken ailesi İstanbul´a gelip Beşiktaş´a yerleşmiştir. 1914 yılında Birinci dünya savaşının başlamasıyla babası bin başı Nedim Bey, Çanakkale cephesinde görev almış ve burada şehit düşmüştür. İki ağabeyi gibi Hakkı Yeten de askeri okula kaydolmuştur. Ona spor zevkini ağabeyi Muhtar´ın aşıladığı söylenir. Futbola Halıcıoğlu Askeri Lisesinde başlıyor Hakkı Yeten, nasıl Beşiktaşlı olduğunu ise kendinden dinleyelim: “ Halıcıoğlu Askeri Lisesinin on birinci sınıfında talebeyken, futbolumla Beşiktaşlıların dikkatini çekmişim. O zaman bizim kulübün başkanı merhum Şeref Beydi. O yıllarda soyadı olmadığından kendisine Şeref Bey derdik. Kulübün bugün ikisi de rahmetli olan Fehmi Erok ve Abdullah Kazanoğlu isimli bilgili, becerikli iki idarecisini peşime taktı. Bu arkadaşlar sık sık okula gelirler, benimle konuşurlardı. Neticede beni Beşiktaş´a almak istediklerini söylediler. O zaman ben kulüp tutmazdım. Yalnız bizim askeri okulda bütün jimnastik aletleri mevcuttu. Orada envai tür spor hareketleri yapardım. Mesela barfiks, güreş, boks yapardım. Bu arada futbolda oynardım tabii. Hem de sınıfın çalışkanlıkta önde gelen öğrencilerindendim. Bir gün Beşiktaş ecnebi takımı davet ediyor. İstanbul´da Taksim stadında oynanan bu maçta benimde oynamamı istiyorlar. Bu olay 1930 larda filan geçiyor. Ben hazırlıksız çıktım tabii. Oynadık, ama iyi oynamışım ki beğendiler. Peşimi bırakmadılar.” Seni okuldan çıkaralım, dışarıdaki (sivil) okulun masraflarını biz karşılıyalım, hem öğrenimine devam et, hemde Beşiktaşa gel futbol oyna,” dediler. O zamanlar rahmetli Muhtar Ağabeyim Harbiye´de santrhaf oynardı. Yani 1924 yılında şampiyon olan bu takımda oyuncuydu. Uzatmayalım, Ağabeyimle konuştum. “Biz askeriz sende sivil ol,” dedi. Muvafakatını aldığım için ben de 1930 yılında Beşiktaş kulübüne girdim. Bir yandan tahsilimi sürdürürken bir yandan da futbol oynuyordum. O zamanlar bizim takım, bugünkü gibi ön sıralarda değildi. Arkadaşlarımın bilgileri ve kabiliyetleriyle takım gün geçtikçe kuvvetlendi. Güzel futbol oynamaya başladı, neticede gele gele bugünkü seviyesine ulaştı.” Baba Hakkı olmadan Vodinalı Hakkı oluyor Hakkı Yeten´in lakabı. Fakat o her zaman kendini Beşiktaşlı Hakkı olarak tanımlıyor o dönemde bile. Onun futbolculuğu ‘Dad-ı Haktır. En büyük hususiyetinin, güçlü fiziği ve bitip tükenmek bilmeyen enerjisiyle birleştirdiği müthiş tekniği olduğunu yazar bütün büyüklerimiz. İki elini yanlara açtığı zaman , rakibinin bir türlü önüne geçmesine veya topa dokunmasına müsaade etmezmiş Baba. Ve güzel top sürüşünü ani bir bozukayla noktalaması, askerliğine yorulurmuş çoğu zaman. Alamet-i farikası ise kişiliğiyle sporculuğunu birleştirdiği zaman ortaya çıkıyor. Mehmet Kemal bu konuda şöyle yazmış: “ Baba Hakkının en önemli yanı; duruş, oturuş, bakış, davranış, nesi varsa onun kişiliğini ortaya koyması. Yere bakar gibi yapışları, başını ağır ağır döndürüşü, boynu ve gözleriyle konuşur gibi oluşları, hep ağır basan kişiliğinin belirtisi.” O kişilik ki, tribündeki kötü bir söz karşısında, ellerini beline koyup bir bakışıyla sus pus edermiş tribünleri. Onunki herkesin hakkını savunan bir babalık, ismine yakışır bir şekilde. Beşiktaş kulübünün beklide bu günlerde en çok ihtiyaç duyduğu “babalık” mevkiinin en büyük efsanesiydi o. Babalık ki, şimdinin yeni yetme dizilerinde babalık kisvesi altında kesilen ( amiyane tabirle) bir takım raconlar değil, bambaşka bir tavır, bambaşka bir olgudur. Babayiğitlik , alçakgönüllülük, hakşinaslık, özü-sözü doğruluk ve diğerkamlılıktır babalık. Baba Hakkı asla haksızlık yapmazdı; onun babalığı sadece kendi taraftarı için değil, rakip takımın taraftarı içinde bir lütuftu. Onun sahada müthiş bir adaletle duruşu sadece oynayanlar ve taraftarlar için değil, hakemler içinde vazgeçilmez bir kanundu. Öyle ki Merhum hakem Feridun Kılıç bir maçta Şükrü´yü işaret eder Kaptan´a ve fısıldar.” Kaptan şu Şükrü´ye bir baksana.” Kaptan Şükrü´yü yanına çağırdıktan, iki dakika sonra her şey süt limandır. Babalık müessesinin Beşiktaş kulübü için ‘Vasf-ı mümeyyiz’ olmasının ilk ve en önemli nedenidir Hakkı Yeten. Galatasaraylı Reha Eken ise şöyle bildirmiş görüşünü o günlerde: “Biz futbol terbiyesini Hakkı Ağabeylerden aldık. Yıllarca önce bir Beşiktaş maçımız vardı, İngiliz hocamız bana Hakkı kaptanı sinirlendirme görevi vermişti. 9 ay Hakkı kaptanın peşinde koştum beni affetmesi için. Sonra bir gün Olimpiakos maçı öncesi gittim özür diledim. Bülent ile beni kolları arasına alarak futbol dersi vermeye başladı, oysa rakiptik…” Ve “ Bizde bir Hakkı kaptan ekolü var. Dünyada bir benzeri yok. Sahaya kendi kazağıyla çıkar, her şeyini Beşiktaş için verir. Son derece asildir. Oynayanın hakkını asla yemez ve yedirmez. Birinin eksiği varsa tamamlamaya çalışır. Oğlum o topa öyle değil, böyle vuracaksın diye öğretir,” diye ekliyor Onursal Başkan Süleyman Seba. Herkes için adalet kavramının o dönemdeki saha içi temsilcisi Baba Hakkı, hukuk mezuniyetinden değil sebep, şahsiyetinden. Haksızlığa tahammülü yok, doğuştan. Hakkı Yeten Beşiktaş futbol takımıyla 8 İstanbul ligi, 3 İstanbul şilt kupası, 1 uluslar arası fuar kupası, 3 milli lig şampiyonluğu, 1 Türkiye kupası, 2 başbakanlık kupası, 4 özel turnuva şampiyonluğu kazandı. 439 maçta 382 gol attı, bu gollerin 30´unu Fenerbahçe´ye, 30´unu Galatasaray´a karşı atarak kırılması güç bir rekora imza attı. 3 kez A milli oldu ve 1 gol kaydetti. Futbol federasyonunda asbaşkanlık yaptı. 1960-1963, 1964-1966, 1967-1968, döneminde 3 kez Beşiktaş kulübü başkanlığını üstlendi. O dönemde Beşiktaş 2 kez profesyonel lig şampiyonluğunu kazandı. Merhum İslam çupi bir yazısında ondan şöyle bahseder: “ Hakkı Yeten 1936-48 döneminde Beşiktaş´ın inanılmaz futbolcularla mahalli ligi ve amatör kümeyi kasıp kavurduğu devrede, Siyah Beyazlı ekibin hem oyuncusu hem kaptanı, hemde babasıydı. Hakkı Yeten orta boylu, süper tekniği ve enerjisi olan iki ayağıyla birlikte kafasını da gole kullanan bir süper yetenekti. ‘Bir rakibi tek başına yendi,’ diye, Türk futbolunda nadirattan söylenen bir değimin belki ilk ve son temsilcisi idi Hakkı Yeten… Futbol oynadığı dönemde Beşiktaş´ın her şeyi ondan sorulurdu. Futbolcusu,takım kaptanı, golcüsü, kulüp başkanı hatta her maçtan sonra hasılatı aldığı için kulübün veznedarı sayılıyordu. Bu kadar gönlü gani olan, Beşiktaş´ta oynadığı sürece hiç para almayan bu siyah-beyazlı baba, öldüğü zaman ablasının yanında yaşayan doğru dürüst bir meskeni bile olmayan gerçek bir amatördü.” 1989 yılında kaybettiğimiz bu büyük Beyefendi için ne desek, hangi güzellemeleri düzsek boş. Onun gibileri gelmiyor gelmeyecek artık. Bir Karagümrük maçında attığı gol, filelerin çürük ve yırtık olmasından dolayı kalenin içinden dışarı çıkar. Pozisyona uzak olan hakem, bu gölü göremez ve aut kararı verir. Tribünler bir anda kaynamaya başlar: “ Bal gibi golümüzü vermedi!” diye. Maç bitip soyunma odasına gidildiğinde, Baba Hakkı hakeme “Beni Beklesin” diye haber gönderir. Öfkeli bir kalabalığın beklediği hakemle kol kola stattan çıkar. Kalabalığa bir bakış fırlatarak dağılmalarını sağlar. Statlardaki şiddetten müstarip olduğumuz tam da bugünlerde, onun bu büyük zarafeti ve sağduyusu en güzel örneği teşkil etmiyor mu? Böyle bir efsaneye sahipken, Beşiktaş taraftarının sarılacak başka şey aramasına gerek yok. Yeni Baba Hakkı lar bundan böyle gelmeyecek olsa da, onun bıraktığı mirasa, ona yakışır şekilde sahip çıkılması gerekmez mi? Son sözümüzü yine Babanın bir kelamına havale ediyoruz: “ Herkese hizmet ettim ben, gerek saha içinde gerekse saha dışında. Ama kendim selvi gibi kaldım ortalıkta, selviler dibine ışık salmaz. Selviler öyledir…” daha geniş bilgiler var biz tarihimizi unutmayız |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 1,326
|
İlgi: Beşiktaş'lı duruşu::Baba Hakkı,Şeref Bey ve S.Seba
Baba Hakkı
NTV’de Kartalın Yüzyılı Belgeseli’ni hazırlıyoruz. Bir kez daha alemin Beşiktaşlı şık abilerine bağlantı yapıyorum içimin bayraklarını havalandırarak. Ama şimdi Baba Hakkı’dan söz edeceğim en çok... Hakan Dilek NTV-MSNBC 15 Mayıs— Bir fenomendir Baba Hakkı’sı kartalların. Bir maçta oyundan atılan sağ bek Cihat önce Baba Hakkı’ya müracaat etmiş: “Çıkayım mı Baba?” “Çık!” demiş Baba başını önüne düşürüp çaresiz söylenmiş; “Sen çık Cihat! Sen çık!” Çıkmış Cihat. Aynı Baba Hakkı 1946 yılında bir Karagümrük maçında sahne alıyor bu kez. Orta hakem Müjdat Gezen’in babası Necdet Gezen. Yan hakem de yılların gazetecisi Fahri Somer. Baba bir pozisyonda dömi voleyi yapıştırıyor topa. Ağların yırtık yerinden dışarı çıkıyor top. Karambol anı; Necdet hoca pozisyonu net göremiyor ve autu gösteriyor. Taraftar iyice çileden çıkıyor ve başlıyor Necdet hocaya çalışmaya... Malzemeler, sahanın içine doğru sökün ediyor. Kan gövdeyi basacak, burnundan aerobik yapan bir insan topluluğu. Kibarlık var, arada Baba Hakkı var, iki de bir eliyle sus işareti yapıyor. Baktılar susmuyor Beşiktaş taraftarı tribünün önüne gidip bağırıyor basbariton; “Çıkın dışarı! Susmayacaksanız boşaltın burayı!” Kafa Sebahattin, babayı tribünün önünde hazırolda dinliyor önce, sonra da talimata uymak gerektiğini anlatıyor taraftarlara. Kafa Sebahattin de tribünün ağır abilerinden. Susuyorlar biraz ama Necdet hoca o maçta ip olsa tutulacak, su olsa kuyudan çekilecek cinsten değil. Maddenin hiç bir haline benzemiyor. Neyse... Maç zar zor atılan iki golle ve neredeyse mağlup olunacakken Baba Hakkı’nın ve Şükrü Gülesin’in golleriyle bitiyor. Ama dert basmış triubünleri. İkibin kişi bekliyor hakemi. Hacamat edecekler. Baba Hakkı maç bitiminde talimatı veriyor Fahri Somer’e; “Necdet abiye söyle yanıma gelsin!” Necdet hoca, Baba’nın yanına sökün ediyor. Biriken kalabalığın arasından birlikte çıkıp gidiyorlar. Türk filmlerinde olurdu böyle sahneler. Ağır abilerden biri girer devreye, kitle dağıtır linç pozisyonunu. Baba Hakkı deyince akan sular dururmuş gerçekten. Kafa Sebahattin; “Baba Hakkı dedin mi duracaksın kardeşim!” dediydi geçenlerde ki sohbetimizde; “Ondan hakemler bile korkardı. Otoriterdi. Aslanda, kaplandı, hem aslandı, hem kaplandı!” Hem aslan hem kaplan!!! Baba’nın mitolojideki yerine zorluyoruz sohbetimizde. Baba Hakkı’yı henüz Hakkı Yeten’ken Galatasaraylı idareci Ahmet Kara Bey’in; “Şu Beşiktaş, Hakkı’yı alsın güçlensin. O zaman ligdeki kuvvetli takımların sayısı artar, biz de futbol görürüz! -hem maddi hem manevi çabalarla-” diyerek aldırdığı söylenir. Rivayet muhtelif. Bir maçta Şükrü Gülesin’e kornerden topu bana at, dercesine elini kaldırıp yer gösteriyor işaret parmağıyla. Gelişine yazılacak baba. Şükrü her zamanki gibi kaleye atıyor topu ve futbol yaşamında attığı 39 korner golünden birinden bir örnek sunuyor. Baba kovalamaya başlıyor Şükrü’yü; “Neden bana atmadın oğlum!” Elimde bir fotoğraf var. Sözün bittiği yerdir orası. Baba süveter giymiş. Baklava dilimi bir süveter. Siyah-Beyaz. Maç öncesi şöyle bir diyalog geçmiştir büyük olasılıkla Baba ile hakem arasında; “Hocam biraz hastayım!” der eliyle göğüs kısmını ve süveterini göstererek. Tamam, anlamına gelen bir kafayı öne eğme işareti yapar hakem de gözlerini kapatarak. Ağır abilerin ünlenme, seslenme, anlaşma dilinden örnekler vererek. 1978 yılında Güven Taner’in Baba Hakkı’yla yapılmış röportajının ses kasetlerini buldum. “Herkes e hizmet ettim ben. Gerek saha içinde gerekrse saha dışında! Ama kendim selvi gibi kaldım ortalıkta. Selviler dibine ışık salmaz! Selviler öyledir!” diyordu gülerek. Yine basbariton. Benim canım dostum Doktor Hakan Savlı’nın şiiri anlatıyor onu en çok. Fazla söze ne hacet; Baba Hakkı’yla Taci Maç başladı çocuklar, saaetime baktım beş dak’ka on dak’ka gol yok... dayanamadım / küalkıp bağırdım: “Baba Hakııı!...” topu kesti, döndü, tribünlere baktı... Seni orada bulmak Tacettin / bir Pazartesi, dinlemek teneffüste” dünkü maçın mühim anlarını / nasıl olsa yine Baba Hakkı’ya attıracaksın bütün golleri... Bir an gözgözeyiz, bütün stad sus pus / elimi saatime götürüp dedim: / “Hani be Baba Hakkı, gol nerede?” dedim. Başını eğdi / “geliyor Tacicim” der gibi yaptı / topu aldı bi çalım, iki çalım, şut ve gol! / herkes ona koşarken, döndü, tribünlere / beni hafifçe selamladı... Seni orada bulmak Tacettin, sen ki / en yoksuluydun sınıfın, arka sıralarda, dalgın gözlerle, / çıta gibi zayıf / kambur / konuşurken kekelerdin, en utangacı / Sanki sen yalnızca Baba Hakı’yı anlatırken yaşadın... ve maç bitti, omzuma alıcam / “dur!” diyor bana; “Taci yapma Allaşkına!” / “Olur mu?” dedim / “Olur mu be Baba Hakkı!” / almışım onu orada omzuma... iki tur... o ve ben... Baba Hakkı! İşte seni oradan almak / Dolmabahçe’de bir aksak üsüt / ağaçlı yolda yürürken sarmaş dolaş / ikinizi bir bayrağın desenlerine koymak / “bu bizim bayrağımız” demek sonra onlara / “çıkmaz sokaklardan çıkardık aşka” / yaşadık... bunlar hayatlarımız / ve içinde hiç bir şey yok... öykülerimizden başka!” Fenomenim dedim ona “Fenomenim! Git selam söyle kartallara gökyüzünün maviliğini yırtarak! Tamam mı fenomenim tamam mı?” hakkı yeten gibi insanlar kulupler için artık eski futbolcu sıfatından çok çok öte anlamlar içermektedir... yeni nesiller bu simgeleşmiş insanları tanımalı birbirine tanıtmalı,onu büyük insan yapan tüm özelliklerini yaşatmalıdır.. büyüklüğün sürekli olmasının yolu budur.... ne şampiyonluklar ne kupalar nede sıradan başarılar.... şeref bey'ler , hakkı yeten'ler , süleyman seba'lar ve bunun gibi kulübün büyüklüğüne katkı yapan her insan yaşatılmalı....bu ruhu eskitmeye çalışanlarıda temizlemeli. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 1,326
|
İlgi: Beşiktaş'lı duruşu::Baba Hakkı,Şeref Bey ve S.Seba
Nur İçinde Yat... Şanlı İsmini Sonsuza Kadar Yaşatacağız Büyük Efsane'yi, 16 yaşında girdiği ve ömrünün sonuna kadar hiç kopmadığı Akaretler'deki Kulüp binamızdan son yolculuğuna uğurladık. Beşiktaş bayrağına sarılan cenazeye 20 yıl boyunca giydiği 10 numara "Ş.Gör***" yazılı, çubuklu formamızı koyduk. Cenazenin üzerini siyah-beyaz karanfillerle süsledik. Şanlı ismi, dünya döndükçe, Beşiktaşımız var oldukça, sonsuza kadar yaşayacak. Bir futbolcu düşünün... Maçta bir gol atıyor ama voleleri meşhur olduğu için seyirci golü beğenmiyor... O da gidip hakeme itiraz ediyor: "Hocam golü saymayın. Top elime çarptı." Kimden mi bahsediyoruz? Elbette ki, Beşiktaş'ın efsane forveti Şeref Gör***'den... Nam-ı diğer Voleci Şeref'ten... Şeref Gör***, 1913 yılında İstanbul'da doğdu. Annesinin söylediğine göre, yapraklar dökülürken... Çok küçük yaşta Nişantaşı'nda futbola başladı ama yetiştiği yer Beşiktaş Genç Takımı oldu. Kısa sürede yıldızı parlayan Şeref Gör***, 16 yaşında kapısından adımını attığı Beşiktaş'tan bir daha hiç kopmadı. 20 Yıl Boyunca 10 Numara Şeref Gör***, ilk resmi maçını İstanbulspor'a karşı oynadı. Hep 10 numara giydi ve futbolu da 10 numara olarak bıraktı. Gör***, o yılları şöyle anlatıyordu: "Çok iyi bir ekiptik. Benden bir sene sonra 1931'de Hakkı (Baba Hakkı) takıma geldi. Hüsnü Sağman, Hayati, Adnan vardı. Önümüze geleni yenerdik. O zamanlar Beşiktaş'ın taraftarı artmaya başladı. İki-üç bin taraftara top oynamaya başladık. Rakipleri bazen çok eziyorduk. Hakkı bazen yanıma gelip, "Yahu Şeref, Fevzi ile İbrahim'e de söyleyelim de çok atmayalım. Üzülüyor çocuklar" derdi. Üç-dört gol atıp bırakırdık. Gör***, derbilerin de unutulmaz golcüsüydü. Galatasaray'a 30, Fenerbahçe'ye 13 kez gol atarak, Baba Hakkı'nın ardından derbilere damgasını vurmayı başardı. 3 Golünden Biri Voleyle Büyük Efsane, futbol hayatı boyunca attığı toplam 320 golün 99'unu voleyle kaydetti. Hiç penaltıdan golü yoktu. Çünkü duran topların fileye gitmesini gol olarak görmüyordu Şeref Gör***. Meşhur voleleri sorulduğunda da hemen Baba Hakkı'yı anıyordu: "Attığım gollerin çoğunda Hakkı'nın emeği vardır. Baba Hakkı, Şükrü Gülesin gibi topu ayağına lokum misali oturtan arkadaşların varsa, o voleleri sen de atarsın!" Bir keresinde Fenerbahçe'ye normal bir gol atmış Gör***. Tribünlerden hemen "Sana yakışmadı" şeklinde sitemler yükselmiş. Bunun üzerine Şeref Gör***'le hakem arasında şu diyalog yaşanmış: Şeref Gör***: Hocam bu golü saymayın. Hakem: Neden? Şeref Gör***: Elime çarptı hocam Hakem: Ben görmedim ve golü verdim. Artık iptal edemem. Hakemi "kandıramayan" Gör***, devre arasında soluğu Baba Hakkı'nın yanında alıyor: "İkinci devre hep havadan isterim topları." İstediği oluyor ve kendisine ilk devrede sitem eden taraftarlardan, muhteşem bir voleyle adeta özür diliyor. "Briyantinsiz Çıkmam" Futbolcuların yurt dışı maçlarına üçüncü mevkide gittiği, yanlarına beslenme çantası verildiği dönemin futbolcusuydu Şeref Gör***. Büyük yokluklar içinde top koşturmalarına rağmen, Voleci Şeref, kıyafetlerine hep dikkat etmiş. Hiçbir maça, saçına briyantin sürmeden çıkmamış. Belki de bu nedenle, kolejli hayranları hep olmuş. Gör***, işte bu kolejli kızlardan birine, Nükhet Hanım'a kaptırmış gönlünü ve 1940 yılında hayatlarını birleştiren imzayı atmışlar. 22 Şampiyonlukta İmzası Var Beşiktaş futbol tarihinde, 18'i resmi olmak üzere, tam 22 şampiyonlukta imzası olan Gör***, dönemindeki Milli maç azlığından sadece 1 kez A Milli formayı giyebildi. 12 Temmuz 1936 tarihinde Yugoslavya ile oynanan ve 3-3 biten o maçta da, takımın ilk golünü kaydetti. Aralıksız 20 yıl Siyah-Beyaz formamızı giyen Gör***, futbolculuğu bıraktıktan sonra da futboldan kopamadı. Beykoz ve Adalet'in yanı sıra Beşiktaş'ta teknik direktörlük yaptı. 1962 yılında A Milli Takım'da teknik adamlık görevini üstlendi. 1960 yılında da Beşiktaş Divan Kurulu Üyesi olarak, hizmetlerini sürdürdü. 100. Yıl Meşalesini Yaktı Beşiktaşımız'ın BJK İnönü Stadı'nda yapılan 100'üncü Yıl kutlamalarında da efsane forvetimiz Şeref Gör*** aramızdaydı. Büyük golcümüz Feyyaz Uçar'ın koluna giren Gör***, sahanın ortasına kadar yürüdü. 100. yıl meşalemizi Gör*** ve Uçar birlikte yaktılar. Bu sırada eski açık tribünden 100. yıla doğru gün, saat, dakika ve saniye sayan dev saat sıfırlandı ve yine aynı tribünde 2 kulenin üstüne yerleştirilen meşaleler yandı. Gör*** o günü şöyle anlatıyordu: "Bir zamanlar Taksim Stadı vardı. Şimdi Gezi Parkı'nın olduğu yer. Biz maçlarımızı orada yapardık. Kadıköy'deki Papazçayırı gibi. Ben Taksim Stadı'nı dün gibi hatırlıyorum. Zaten o stadda oynayıp da hâlâ yaşayan başka topçu kalmadı. Şeref Stadı'nda da çok maç yaptık. Şimdi orada da Çırağan Oteli var. Ama İnönü'nün yeri ayrı. Biz oraya Dolmabahçe deriz, Mithatpaşa deriz. Şimdi İnönü diyorlar. Ne maçlarımız oldu orada. Futbolu bıraktığım 1950 yılından bu yana hiç ayağım değmemişti İnönü'nün çimlerine. O gün, 100'üncü yıl kutlamaları için Feyyaz'ın kolunda sahaya girince duyduğum heyecanı anlatamam. Herkes bize bakıyor, seyirciler tribünlerde. Tıpkı eski günlerdeki gibi... Bir an yığılacaktım olduğum yere. Çok heyecanlandım. Hiç böyle bir günüm olmadı. Allah bana bu günleri gösterdiği için çok bahtiyarım." 10 Kasım'da Kaybettik Ne garip ki yaşamı boyunca hep 10 numara giyen Şeref Gör***'i, En büyük Beşiktaşlı Atatürk'ün de ölüm günü olan 10 Kasım tarihinde kaybettik. Büyük Efsane'yi, 16 yaşında girdiği ve ömrünün sonuna kadar hiç kopmadığı Akaretler'deki Kulüp binamızdan, son yolculuğuna uğurladık. Beşiktaş bayrağına sarılan cenazeye 20 yıl boyunca giydiği 10 numara "Ş.Gör***" yazılı, çubuklu formamızı koyduk. Cenazenin üzerini siyah-beyaz karanfillerle süsledik. Şanlı ismi, dünya döndükçe, Beşiktaşımız var oldukça, sonsuza kadar yaşayacak. Nur içinde yat Şeref Ağabeyimiz... |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 1,326
|
İlgi: Beşiktaş'lı duruşu::Baba Hakkı,Şeref Bey ve S.Seba
Kara Kartallar'ın efsane forveti Şeref Gör*** 20 yıllık futbol kariyetinde 320 gol attı. BJK'den başka takımda oynamadı. Penaltıdan atılanları gol saymadığı için hiç penaltı vuruşu yapmadı. Saçlarını biryantinlemeden sahaya çıkmadı. Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün 100'üncü Yıl kutlamaları İnönü Stadı'nda başladığında sahaya iki kişi çıktı. Birini herkes tanıyordu: Feyyaz Uçar. Beşiktaş'ın ünlü golcüsü ve şimdiki antrenörü. Feyyaz'ın koluna giren bastonlu ihtiyar delikanlının kim olduğunu o an kimse anlamadı. Stadın hoparlöründen anons yapıldığında herkes onun ismini duydu: Şeref Gör***! Yaşayan en eski Beşiktaşlı futbolcu. 1914 doğumlu. Yani tam 89 yaşında. Şeref Gör***, Feyyaz ile birlikte 100'üncü Yıl meşalesini yaktığında heyecandan titriyordu. Bakın nasıl anlatıyor o günü: - Bir zamanlar Taksim Stadı vardı. Şimdi Gezi Parkı'nın olduğu yer. Biz maçlarımızı orada yapardık. Kadıköy'deki Papazçayırı gibi. Ben Taksim Stadı'nı dün gibi hatırlıyorum. Zaten o statta oynayıp da hâlâ yaşayan başka topçu kalmadı. Şeref Stadı'nda da çok maç yaptık. Şimdi orada da Çırağan Oteli var. Ama İnönü'nün yeri ayrı. Biz oraya Dolmabahçe deriz, Mithatpaşa deriz. Şimdi İnönü diyorlar. Ne maçlarımız oldu orada. Futbolu bıraktığım 1950 yılından bu yana hiç ayağım değmemişti İnönü'nün çimlerine. O gün, 100'üncü Yıl kutlamaları için Feyyaz'ın kolunda sahaya girince duyduğum heyecanı anlatamam. Herkes bize bakıyor, seyirciler tribünlerde. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Bir an yığılacaktım olduğum yere. Çok heyecanlandım. Hiç böyle bir günüm olmadı. Allah bana bu günleri gösterdiği için çok bahtiyarım. Çok gol atmayalım Şeref Gör***, Beşiktaş'ın resmi sporcusu olduğunda yıl 1930'du. İlk resmi maçını İstanbulspor'a karşı oynadı. Hep 10 numara giydi ve futbolu da 10 numarayla bıraktı. Beşiktaş'ın "Kara Kartallar" diye anılmaya başladığı kadroda onun adı vardı: - Çok iyi bir ekiptik. Benden bir sene sonra 1931'de Hakkı geldi takıma (Baba lakaplı Hakkı Yeten) Sonra Hüsnü Sağman vardı bizden eski. Ona da "Baba" derdik. Hüsnü vardı, Hayati vardı, Adnan vardı. Önümüze geleni yenerdik. O zamanlar Beşiktaş'ın taraftarı artmaya başladı. İki-üç bin taraftara top oynamaya başladık. Rakipleri bazen çok eziyorduk. Hakkı bazen yanıma gelip, "Yahu Şeref, Fevzi ile İbrahim'e de söyleyelim de çok atmayalım. Üzülüyor çocuklar" derdi. Üç-dört gol atıp bırakırdık. Vole-gol rekoru 20 yıllık futbol hayatında toplam 320 gol atmış Gör***, bunun 99'u voleyle. Gör***, duran toplara vurmayı fazla önemsemiyor: - Ben penaltıdan hiç gol atmadım. Penaltı golüne gol demem ben. Attığım gollerin çoğunda Hakkı'nın emeği vardır. Hep özlerim onu. Bir keresinde Fenerbahçe'ye normal bir gol atmış Gör***. Seyirciler "Sana yakışmadı" diye sitem etmiş. Üzülmüş. Gitmiş hakemin yanına, "Hocam bu golü saymayın" demiş. Hakem şaşırmış, "neden" diye sormuş, "Elime çarptı hocam" demiş. Ama hakem golü verdiği için iptal etmemiş. Maçın devre arasında Baba Hakkı'nın yanına gitmiş, "İkinci devre hep havadan isterim topları" diye tembih etmiş. Sonunda ünlü volesini konuşturup Fener'e bir gol daha atmış. Seyircilerin gönlünü almış. O gün maçı 6-0 kazanmışlar. Üç golü Şeref Gör*** kaydetmiş. Şeref Gör*** tam bir futbol centilmeni. Üstüne-başına hep dikkat etmiş, hâlâ da öyle. Saçına briyantin sürmeden maça çıktığını kimse görmemiş. Maç bittiğinde bile "façası" bozulmazmış. Amerika |