Geri Git   Number 1 Forum Group > GENEL KONULAR & SOHBET > Genel Sohbet Muhabbet > Dini Konular

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 26-04-2007, 01:43 AM   #26 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Beynİmİz Nasil ÇaliŞir?

Yere yap-boz parçalarını dağıtın ve bunların dünyaya ait tüm bilgiler olduğunu farz edin. Örneğin bazı parçalar ışık, bazı parçalar renk, bazıları da sesler olsun. Şimdi bu parçaları teker teker alın ve resmi oluşturacak şekilde birleştirmeye başlayın. Sizin uzun uzun düşünerek yaptığınız bu işlemi Allah'ın ilhamıyla hareket eden beyniniz saniyede yüzlerce kere yapar. Nasıl mı?
Beyin gözden, burundan, kulaklardan, deriden, ağızdan gelen bilgileri alıp biraraya toplayarak bir anlam ortaya çıkarır. Bunu yapan ise beyninizdeki 100 milyar sinir hücresidir. Bu hücreler durmaksızın çalışarak sizin yediğiniz elmanın rengini görmenizi, en yakın arkadaşınızın sesini tanımanızı, patates kızartmasının kokusunu almanızı sağlar.
Yan sayfadaki resimde beynin içinde konuşan, gören, duyan, koklayan, hareket eden, uyuyan çocuklar görülüyor. Ancak elbette bu hayali bir resimdir. Bu resim, beynin hangi bölgesinde hangi işlemlerin gerçekleştiğinin anlaşılması için yapılmıştır. Gerçekte beynin içinde var olan sadece mikroskop altında görülebilen sinir hücreleridir. Peki, sizce sinir hücreleri en sevdiğiniz oyuncağı görebilir mi veya çikolatalı dondurmanın tadını alabilir mi? Elbette böyle bir şey mümkün değildir. Çünkü sinir hücreleri incecik iplik gibi et parçalarından oluşur. O halde çevremizdeki bu mükemmel dünyayı yaratan çok üstün başka bir güç sahibi olmalıdır. Bu güç sahibi Allah'tır. Herşeyin sahibi olan Allah, etrafımızdaki herşeyi kusursuzca yaratmakta ve bize güzel bir hayat sunmaktadır. Bize düşen ise bu durumda Rabbimize şükretmektir. Allah, Kuran'da gözlerimizi ve kulaklarımızı örnek vererek buna şükretmemiz gerektiğini şöyle bildirmiştir:

O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Müminun Suresi, 78)

Yan sayfadaki resimde beynin içinde konuşan, gören, duyan, koklayan, hareket eden, uyuyan çocuklar görülüyor. Ancak elbette bu hayali bir resimdir. Bu resim, beynin hangi bölgesinde hangi işlemlerin gerçekleştiğinin anlaşılması için yapılmıştır. Gerçekte beynin içinde var olan sadece mikroskop altında görülebilen sinir hücreleridir. Peki, sizce sinir hücreleri en sevdiğiniz oyuncağı görebilir mi veya çikolatalı dondurmanın tadını alabilir mi? Elbette böyle bir şey mümkün değildir. Çünkü sinir hücreleri incecik iplik gibi et parçalarından oluşur. O halde çevremizdeki bu mükemmel dünyayı yaratan çok üstün başka bir güç sahibi olmalıdır. Bu güç sahibi Allah'tır. Herşeyin sahibi olan Allah, etrafımızdaki herşeyi kusursuzca yaratmakta ve bize güzel bir hayat sunmaktadır. Bize düşen ise bu durumda Rabbimize şükretmektir. Allah, Kuran'da gözlerimizi ve kulaklarımızı örnek vererek buna şükretmemiz gerektiğini şöyle bildirmiştir:

O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Müminun Suresi, 78)
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Eski 26-04-2007, 01:46 AM   #27 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Peygamberİmİzden(s.a.v) Şaka ...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Saka Yapmayi Sever Fakat Asla Insanlari ÜzÜcÜ Ve Kirici Sakalar Yapmaz Ashabi'ninda Yapmasina Engel Olurdu.peygamberimiz'in Sakalarindan Biride SÖyledir; Bir GÜn Ümm-Ü Eymen Isimli Bir Kadin Resulullah'a Gelerek "ya Resulullah Kocam Sizi Davet Ediyor Deyince.resulullah Kocaniz Iki GÖzÜnde Beyazlik Olan Adam Mi? Diye Sordular. "hayir,onun GÖzÜnde Beyazlik Yoktur." "hayir,hayir Var. Kadin Yine "hayir Yok" Deyince Resulullah GÖzÜnde Beyazlik Olmayan Olur Mu? Buyurdular.


Kendisine Çocuk Yastan Itibaren Hizmetinde Bulunan Hz.enes'e Latife Olsun Diye Iki Kulakli Derdi.efendimizden YÜzlerce Hadis Nakleden Hz.enes'in Isitme Duyusu OldukÇa Kuvvetliydi.Çabuk İŞİtİrdİ Bu Saka Onun IÇin BÜyÜk Bir Iltifatti Ve Daha Dikkatli Dinlemeye Tesvik Manasi Tasiyordu.

Hz Alİ İle Beraber Kahvalti Etmektedİrler.hz Peygamber GÜlÜmsemektedİr,ÇÜnkÜ Çaktirmadan YedİĞİ Zeytİnlerİ Hz Alİ Nİn
ÖnÜne YiĞar.sonunda Hz Alİ Ye ÖnÜndekİ Zeytİnlerİ GÖstererek ;ey Alİ Çok AcikmiŞsin Herhalde, Ne Kadarda Çok Zeytİn YemİŞsİn”der.hz Alİ Şakayi Anlar Ve Hemen Cevap Verİr; “evet Ya Resulallah “der, Fakat Sİz DahaÇok AcikmiŞsiniz Herhalde , Baksaniza ÖnÜnÜzde HİÇ Çekİrdek Yok Çekİrdeklerİyle Beraber YemİŞsİnİz”.

YaŞli Bİr Kadin Mescİde Gelİr Ve Peygamber Efendİmİz’e; “ey Allah’in ElÇİsİ ,benİm İÇİn Dua Et De Allah Benİ Cennetİne Koysun.”der
Hz Peygamber ; “yaŞli Kadinlar Cennet E Gİremez”der.
Bunun Üzerİne Kadin ÜzÜlÜr Ve AĞlamaya BaŞlar. Resulullah GÜlerek ;ÜzÜlme”der,cennet ‘e Herkes GenÇleŞmİŞ Olarak Gİrecek”.

Bİr ArkadaŞi Peygamberİmİzden Bİr Bİnek Devesİ İster..o; “olur Der Senİ Bİr DİŞİ Deve Yavrusuna Bİndİrelİm”. ArkadaŞi ŞaŞirarak İtİraz Eder;
-“İyİ Ama Ben Deve Yavrusunu Napayim? İŞİme Yaramazkİ”
Hz Peygamber GÜler Ve; “bÜtÜn Develer Bİr DİŞİ Devenİn Yavrusu DeĞİlmİ” Der.
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 01:47 AM   #28 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Öğüt ...

Birgün Emir Süleyman Pervane, Mevlana'dan kendisine öğüt vermesi için ricada bulumuştu. Mevlana, dan kendisine öğüt vermesi için ricada bulunmuştu. Mevlana, bir zaman düşündükten sonra:
- Emir Pervane, Kur'anı ezberlediğini duyuyorum, doğru mu? Dedi.
Pervane:
- Evet.
- Ayrıca, Şeyh Sadreddin'den hadis ilmi okuduğunu da duydum.
- Evet doğrudur.
Bunun üzerine Mevlana şöyle buyurmuştu:
- Mademki, Tanrı ve onun peygamberinin sözlerini okuyorsun... O sözlerden öğüt alamıyorsan, hiçbir ayet ve hadis'in emrine uyamıyorsan, benim nasihatimi nasıl dinler ve ona uyarsın.
Pervane, bu sözler üzerine ağlıyarak dışarı çıkar.
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 01:48 AM   #29 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Melekler Yıkadı ...

Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygamberimiz, eshâbını toplayarak islâma saldırmak ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan Mekkeli müşriklere karşı harp yapılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak sahâbiler tek tek evinden çağırıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala'nın evine uğradı. Bu karar ve resûlullah Efendimizin emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud'a gitmek üzere hemen sahâbenin arkasından koşmaya başladı ve eshâbının arasına katıldı.
Harp sona erince Müslümanlar Medine'ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı sevgili peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen hazreti Hanzala'nın dul hanımı da vardı.Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları sevgili peygamberimiz''aleyhisselâm'' cevaplıyordu. En son olarak soru sorma sırası, şehit olan Hanzala'nın hanımına gelmişti. Resûlullah Efendimize yaklaşarak:
-Ey! Allahın Resûlu! Hanzala nerede, demesi üzerine sevgili peygamberimiz cevabında:
-''Hanzala şehit oldu'', buyurdu.
Bunun üzerine Hanzala'nın hanımı:
-Yâ Resûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübârek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi. Bunun üzerine sevgili peygamberimiz yarı hüzünlü bir şekilde (sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala'yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm) buyurdu.Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala'yı aramaya başladı. Daha sonra sahâbiler Hanzala'nın henüz vücûdu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular. Sevgili peygamberimizin müjdesini bizzat gözleriyle gördüler. Bunun için O'na ''Gasilül- melâike'' yani (Meleklerin gusül ettirdiği Hanzala'' denir. Bu evlilikten Eshâbın büyüklerinden hazret-i Abdullah dünyaya geldi.
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 01:50 AM   #30 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Allah'tan Kork, Mührümü Bozma...

Geçmiş ümmetlerde gurbete çalışmaya giden üç arkadaş, bir ara yoğun bir yağmura mâruz kalınca yol kenarındaki bir mağaraya sığınırlar. Ne var ki, karşı dağdan, düşen yıldırım sebebiyle kopup yuvarlanan bir taş gelir, içinde bulundukları mağaranın kapısına sıkışıp kalır.
İçeride bulunan üç arkadaş korkup düşünmeye başlarlar. Nasıl çıkacaklar kapanmış olan mağaradan? Biri der ki: Bu belâdan kurtulmamızın bir çâresi olabilir. O da, Rabbimizin rızâsı için yapmış olduğumuz iyilikler. Gelin bunları şefaatçı yapıp buradan kurtulmayı Rabbimizden dileyelim.

Bu sebeple biri der ki:

� Ey Rabbim! Ben yanında işçi çalıştıran biriydim. Bir gün, çalışan işçim akşam yevmiyesini almaya gelmedi. Ben de onun parasını onun adına ayırıp çalıştırdım. Seneler sonra gelince parasını kazancıyla birlikte verdim. Şaşırdı, almak istemedi. Sonra ciddi olduğumu anlayınca yevmiyesini kazancıyla alıp sevinerek gitti. Bunu sadece senin rızân için yaptım. Eğer senin yanında makbul oldu ise, bunun hürmetine şu kayayı, çıkacağımız yerden uzaklaştır!

Bu dua üzerine kaya yerinden kımıldar, ama çıkılacak kadar yer açılmaz.

İkincisi de şöyle der

� Ey Rabbim! Ben annesine çok hizmet eden biriyim. Bir gece annem su istemiş, ben de koşup dışarıdan su getirmiştim, baktım annem uyumaktadır. Karşısında uyanıncaya kadar bekledim. Gece yarısı uyandığında beni karşısında bekler halde görünce çok memnun olup duâ etmişti. Bunun hürmetine bu belâdan bizi kurtar.

Kaya biraz daha kımıldar, ama yine kurtulmaya yeterli değildir.

Üçüncü olarak da son arkadaşları şöyle duâ eder:

� Ey Rabbim! Memleketimizde kıtlık olmuş, bir çok âile açlık belâsına mâruz kalmıştı. Benim durumum ise iyi idi. Bir gün komşum kızı yanıma gelip açlıktan ölüm tehlikesi geçirmekte olan âilesi için benden yiyecek birşeyler istemiş, ben de ona kendisini bana teslim etmesi halinde istediğini verebileceğimi söylemiştim. Başka çâresinin kalmadığını anlayan kızcağız, nihayet isteğime râzı olmuş, birlikte tenha yere gittiğimizde birden şu ikazda bulunmuştu:

� Ey elinde imkân olan adam! Allah�dan kork, benim iffet mührümü nikâhsız bozmaktan hicap duy! Bu mühür, ancak nikâhla bozulur, başka değil!

Bu beklenmedik ikazdan korkup titremeye başladım. Kendimi mâsum bir kızın namus mührünü bozan iffetsiz durumuna düşürmekten utandım ve dedim ki:

� Haydi gel, istediğin kadar yiyecek al, mührünü muhafaza ederek iffetinle yaşa.

Böylece ona istediğini verdim ve mührünü bozmadım. Bunu senin rızân için yaptım. Eğer kabul edildi ise, şu kayayı kapımızdan uzaklaştır da çıkıp kurtulalım.

Bir de baktılar ki, sıkışmış kaya paldır küldür yuvarlanıp gitti, kurtulup dışarı çıktılar.

Evet, işte iffetsizlerin yersizliğini söylemek istedikleri kızlık işaretinin hadisteki adı mühürdür.
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 01:51 AM   #31 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
HERŞEYDE BiR HAYIR VARDIR ...

Ali, ilkokulda okuyan çok başarılı bir öğrenciydi. Öğretmeni ve arkadaşları tarafından çok seviliyordu. Her zaman düzenliydi. Anne, babasına ve büyüklerine karşı saygılı bir çocuktu. Ancak Ali, yaşadığı olaylar karşısında çok fazla heyecanlanıyor, olmadık şeyler için endişeleniyordu. Örneğin okulda sınav olacakları zaman dersine çalışmış olmasına rağmen içinde korku duyuyor, “ya kötü not alırsam?” diye düşünerek kendini üzüyordu. Çoğu zaman bu endişesi yüzünden dikkati dağılıyor, hatta bildiği bir soruya yanlış cevap verdiği de oluyordu. Ali yapamadığı bir şey olduğunda veya olmasını istediği bir şey olmadığında hemen üzüntüye ve umutsuzluğa kapılıyor, neden yapamadığını, neden olmadığını düşünerek kendi kendine kızıyordu.
Ali o gün okuldan eve döndüğünde çok sevinçli ve her zamanki gibi heyecanlıydı. Annesi mutfakta yemek hazırlıyordu. Ali okulda olanları hemen annesine anlatmaya başladı:
Ali: Anneciğim, hafta sonunda okulumuzun düzenlediği pikniğe gideceğiz. Orada güzel yemekler yiyecek, top oynayacak, yürüyüş yapacak, şarkılar söyleyip oyunlar oynayacağız. Ne güzel değil mi?
Anne: Evet Aliciğim, gerçekten çok güzel bir habermiş. Hadi şimdi ellerini yıka ve ödevlerini yapmaya başla bakalım.
Ali annesinin sözünü dinledi. Elini yüzünü yıkadı, önlüğünü çıkardı ve ödevlerini yapmaya başladı. Ancak heyecanı hala geçmemişti. Piknikte ne kadar çok eğleneceklerini düşünüyordu. Bir an aklına bir şey geldi. içinden "Ya hafta sonu gelmeden hastalanırsam? O zaman pikniğe gidemem. Arkadaşlarım oyunlar oynarlarken ben evde hasta yatağımda yatmak zorunda kalırım" diye düşündü. Bir an içini bir sıkıntı kapladı. Bütün neşesi kaçmıştı. Ödevlerini yaparken bir yandan da bunu düşünmeye başladı.
Akşam yemeği vakti geldiğinde Ali’nin babası da eve gelmişti. Annesi Ali’yi yemeğe çağırdı. Hep beraber sofraya oturdular. Ali, aklına gelen kötü düşünce sebebiyle çok sessiz ve ***ifsizdi. Ondaki bu değişiklik annesini çok şaşırttı. Ali’nin bu durgun hali babasının da dikkatini çekmişti. Her zaman olduğu gibi sohbet etmeye başladılar.
Baba: Aliciğim bugün okulda neler yaptın anlat bakalım?
Ali: Yeni bilgiler öğrendik babacığım. Matematik dersinde tahtaya kalktım ve öğretmenin sorduğu problemi doğru olarak çözdüm.
Anne: Bugün okulda aldığın güzel haberi babana da söylemeyecek misin Ali?
Ali: Hafta sonu pikniğe gideceğiz.
Baba: Ne kadar güzel bir haber bu Ali, ama sen bu habere pek sevinmemişsin galiba?
Anne: Aslında okuldan geldiğinde çok sevinçliydin, neden üzgün görünüyorsun?
Ali: Evet çok sevinçliydim ama aklıma gelen bir düşünce yüzünden canım sıkıldı.
Baba: Neden canın sıkıldı Ali?
Ali: Ya hafta sonuna kadar hastalanır da pikniğe gidemezsem, o zaman çok üzülürüm.
Anne: Aliciğim şu anda böyle bir şey yok ve daha sonra olup olamayacağını da şimdiden bilemeyiz. Ya olursa diye olmadık bir şeye üzülmen doğru mu?
Baba: Bak Ali. Şeytan aklına böyle kötü düşünceler getirerek, olmadık şeylerle içinin sıkılmasına sebep olur. Buna vesvese yapmak denir. insanın aklına gelen bütün kötü düşünceler, kalbinde hissettiği sıkıntılar, şeytanın insanlara fısıldadığı vesveselerdir. Böyle bir durumda ne yapmamız gerektiğini yüce Allah Kuran’da bize şöyle bildirmiştir:

“Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese) gelirse hemen Allah’a sığın. Çünkü O işitendir, bilendir.” (Araf Suresi, 200)

Anne: Aliciğim sen de aklına böyle kötü düşünceler geldiğinde hemen Allah’a sığın ve O'na dua et.
Baba: Hayatımızda başımıza gelen her olay Allah’ın kaderimizde önceden belirlemiş olduğu olaylardır. Allah bizim için her olayda en hayırlısını dilemiştir. Eğer sen pikniğe gidemezsen mutlaka bu daha hayırlıdır. Bazı insanlar herşeyde bir hayır olduğunu unutup, başlarına gelen bir olay karşısında üzüntüye kapılırlar. Oysa Allah o kişiyi belki de daha kötü bir olaydan korumuştur. Ancak böyle düşünmedikleri için her zaman üzüntü ve sıkıntı içinde yaşarlar.
Ali: Evet çok iyi anladım. Bundan sonra aklıma gelen kötü düşüncelerden hemen Allah'a sığınacağım ve bana herşeyin en hayırlısını verdiği için Allah’a şükredeceğim.
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 01:52 AM   #32 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Bİr Evlİyanin DİĞer Evlİyaya Edebİ ...

BİR EVLİYANIN DİĞER EVLİYAYA EDEBİ
Sultan l. Ahmed Hân, zamanın büyük âlimi ve velî Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerine bir hediye sunmak istiyordu. Bu rehber insanın kendisinden bu hediyeyi kabul etmesi onu çok memnun edecekti. Sultan Ahmed Hân, birgün kendine uygun gördüğü bir hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerine gönderdi. Ama o, hediyeyi kabul etmedi.

Şüphesiz bu kabul etmeyişi, sultana karşı bir tavır anlamına gelmiyordu. Evliyânın büyüklerinden çoğu prensip olarak hediye kabul etmezdi. Bu, büyük insanların dünya malına hangi gözle baktıklarını, başkaları için ulaşılmaz sayılan şeylerin nazarlarında hiçbir değer taşımadığını ifade etmenin bir yoluydu.

Sultan Ahmed Hân, o mübarek zatın kabul etmediği hediyeyi yine bu devrin evliyâsından Abdülmecid Sivasî hazretlerine gönderdi ve o kabul etti. Kendisine, padişahın aynı hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerine sunduğu ama kabul etmediği de hatırlatıldı. Sivasî hazretleri gerçek büyüklere yakışır bir tutum ortaya koydu:

- Hüdayi hazretleri bir karga değildir ki leşi kabul etsin.

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerine de dediler ki:

- Efendim, sizin kabul etmediğiniz hediyeyi Abdülmecid Sivasî kabul etti.

O da şu ibretli cevabı verdi:

- Onun için bir mahzuru yoktur. Çünkü o öyle büyük bir ummandır ki, bir parça çamurun kendini bulandırmayacağını bilir...
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 01:53 AM   #33 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Hz. Ebû Zerr nasıl MÜSLÜMAN oldu ?

Ebu Zerr el-Gıfari, Medineliydi. İslam’la şereflenmeden önce de Allah’ın sevgili bir kulu olabilmek için geceler boyu ibadet ediyordu. Bir gün kardeşi Mekke’ye alışverişe gitti ve kendisiyle birlikte kavminin de hayatı değişiverdi.
Hz. Ebu Zerr (ra), “Resulullah (sas) ile karşılaşmazdan önce üç yıl ibadet ettim” demişti. Kendisine: “(Bu ibadeti) kimin için yaptın?” diye sordular.

“Allah için!” cevabını verdi. Tekrar: “Pekiyi nereye yönelerek yaptın?” denildi.

“Rabbim beni nereye yöneltmiş idiyse oraya!” dedi ve açıklamaya devam etti:

“Akşam vakti namaza başlıyor, gecenin sonuna kadar devam ediyordum. O zaman kendimi bir örtü gibi atıyor, güneş tepeme yükselinceye kadar öyle kalıyordum. (Bir gün kardeşim) Üneys bana: “Benim Mekke’de görülecek bir işim var. Sen bana baş göz ol (eksikliğimi duyurma) dedi ve Mekke’ye gitti. Oraya varınca bana dönmekte gecikti. Nihayet geldi. “Ne yaptın?” dedim.

“Mekke’de bir adama rastladım, senin (gibi farklı bir) din üzerine yaşıyor. Ancak O, kendisini Allah Teala’nın gönderdiğini zannediyor” dedi.

“Halk ne diyor?” diye sordum.

“Halk mı? Halk O’na şair diyor, kâhin diyor, sâhir (sihirbaz) diyor!” dedi.

Esasen Üneys şairlerden biriydi. Tekrar sordum: “Pekala sen ne diyorsun?” “Ben” dedi, “kâhinlerin sözünü işittim, bilirim. Onunki kâhin sözü değil. Onun söylediklerini şiir çeşitlerine tatbik ettim. Hiçbirine uygun gelmiyor. Benden sonra kimse O’na şiir diyemez. Vallahi O doğru sözlüdür, kâhinler ise hep yalancıdırlar!” dedi.

Bu açıklama üzerine ben ona: “Öyleyse benim işlerime de sen başgöz ol, bir de ben gidip göreyim!” dedim. Ebu Zerr, gerisini şöyle anlatır: “Mekke’ye geldim. Halktan zayıf bir adam buldum. Ona: “Şu sâbi (sapık) dediğiniz adam nerede?” diye sormuştum. Adam, beni göstererek: “Burada bir sabii var! Burada bir sâbi var!” diye bağırmaya başladı. Derken vadi halkı kesek ve kemiklerle üzerime hücum etti. Bayılarak yığılmış kalmışım. Kendime gelip kalktığım zaman kırmızı bir dikili taş gibiydim. Zemzeme kadar gittim. Kanlarımı yıkadım, suyundan biraz içtim. Böylece otuz gün, gece ile gündüz arası kaldım. Bu esnada zemzem suyundan başka hiçbir taam almadım. Buna rağmen şişmanladım ve karnımın kıvrımları arttı. Ciğerimde açlık hissi duymadım. Mekkeliler, ay ışığı olan bir gecede uyurken Beytullah’ı tavaf eden yoktu. Onlardan sadece iki kişi, İsaf ve Naile (adındaki putlarına) dua ediyordu. Tavafları sırasında bana kadar geldiler. (Dayanamayıp): “Onları birbirlerine nikâhlayıverin bari!” dedim. Onlar dualarından vazgeçmeyip, tavaflarını yaparken yanıma kadar geldiler.

Bu sefer: “Onlar (a niye tapıyorsunuz?) Odundan farkları ne?” dedim. Kadınlar: “(İmdat!) burada bir adam yok mu?” diye velvele kopararak gittiler. Tam o sırada kadınları Resulullah (sas) ve Ebu Bekr (ra), tepeden inerlerken karşılayıp: “(Niye bağırdınız) başınıza ne geldi?” derler. Kadınlar (onları daha tanımadan):

“Ka’be ile örtüsü arasında bir sabii (sapık) var!” derler. Onlar sorarlar: “Size ne dedi?”

“Bize ağzı dolduran (ağza alınmaz) sözler söyledi.” derler. Derken Resululah (sas) geldi, Hacerü’l Esved’e istilamda bulundu, arkadaşıyla birlikte Beytullah’ı tavaf etti. Sonra namaz kıldı. Namazını bitirince, Ebu Zerr der ki: “Aleyhissalatu vesselam’ı İslam selamı ile ilk selamlayan ben oldum.

“Esselamu aleyke ya Resulullah. (Ey Allah’ın Resulü! Selam üzerine olsun)!” dedim.

Bana: “Ve aleyke ve Rahmetullah. (Selam senin üzerine olsun, Allah’ın rahmeti de)!” diye mukabele etti. Sonra: “Sen kimlerdensin?” diye sordu. “Gıfar’danım!” dedim.

Bunun üzerine eliyle eğilerek parmaklarını alnına koydu, içimdem: “Galiba kendimi Gıfar’a nisbet etmemden hoşlanmadı” dedim. Elinden tutmak üzere ilerledim. Fakat arkadaşı bana mâni oldu. Onu benden iyi biliyordu. Sonra başını kaldırıp sordu: “Buraya ne zaman geldin? “Otuz gündür burdayım!” dedim. “Sana kim yiyecek verdi?” dedi.

“Zemzen suyundan başka bir yiyeceğim olmadı. Şişmanladım bile. Öyle ki karnımın kıvrımları arttı.

“Zemzem suyu mübarektir. O hakikaten besleyici bir gıdadır!” buyurdu. Hz. Ebu Bekr (ra):

“Ey Allah’ın Resulü! Bana müsaade et, bu geceki yiyeceğini ben ikram edeyim!” dedi.

Resulullah (sas) ve Ebu Bekr (ra) gittiler, onlarla ben de gittim. Ebu Bekr bir kapı açtı. Taif kuru üzümünden benim için bir avuç çıkarmaya başladı. Bu, Mekke’de yediğim ilk yemekti. Orada kaldığım kadar kaldım. Sonra Resulullah’a geldim. Bana dedi ki:

“Ben hurmalıklı bir yere sevk edileceğim. Burasının Medine (Yesrib) olduğu kanaatindeyim. Sen kavmine benden mesaj götür. Umarım, sayende Allah onları hayırla menfaatlendirecek ve onlar sebebiyle de sana sevap verecek.” Bundan sonra ben kardeşim Üneys’e geldim. Bana: “Ne yaptın?” diye sordu. Ben:

“Müslüman oldum ve (Muhammed’in hak bir peygamber olduğunu) tasdik ettim” dedim.

“Ben de Müslüman oldum ve tasdik ettim.” dedi. Sonra kalkıp annemize geldik. (Durumu anlattık). O da Müslüman oldu. Sonra kavmimiz Gıfar’a geldik. Resulullah (sas)’ın mesajını getirdik, ilk anda yarısı Müslüman oldu. Diğer (Müslüman olmayan) yarı: “Resulullah (sas) Medine’ye gelince Müslüman oluruz!” dediler. Derken (sas) Medine’ye geldi. O geri kalan yarı da Müslüman oldu.
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 11:24 PM   #34 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Cem İle Renkli Kelebekler ....

Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır...
(Müminun Suresi, 21)

Cem hafta sonu tatilinde dedesini ziyarete gitmişti. İki gün çok çabuk geçmiş ve babası onu almak için gelmişti. Cem çoktan dedesiyle vedalaşıp, arabanın koltuğunda yerini almıştı. Babasının eşyaları taşımasını beklerken, camdan dışarıyı seyrediyordu. Biraz ilerideki çiçeğin üstünden bir kelebek havalandı ve arabanın camına kondu.
Kelebek: Artık evine dönüyorsun demek Cem?
Cem: Sen beni tanıyor musun?
Kelebek: Tabii. Dedenin komşularına seni anlattığını duymuştum.
Cem: Neden daha önce gelmedin yanıma.
Kelebek: Gelemedim, çünkü ben bahçedeki ağacın üzerinde bir kozanın içindeydim.
Cem: Koza mı? O da nedir?
Kelebek: Biz kelebekler yumurtadan minik birer tırtıl olarak çıkarız. Yaprakları kemirerek besleniriz. Sonra vücudumuzdan salgılanan bir sıvıyı iplik gibi kullanarak etrafımızı sararız. Ördüğümüz bu pakete “koza” denir. O paketin içinde bir süre büyümek için bekleriz. Uyanıp kozadan çıktığımızda artık renkli kanatlarımız vardır. Hayatımızın bundan sonraki bölümünü uçarak ve çiçek özleriyle beslenerek geçiririz.
Cem: Yani bütün o renkli kelebekler küçükken kanadı bile olmayan birer tırtıl mıydı?
Kelebek: Şu dalın üstündeki yeşil tırtılı görüyor musun?
Cem: Evet gördüm, iştahla bir yaprak kemiriyor.
Kelebek: İşte o benim küçük kardeşim. Bir süre sonra o da kozasını örecek ve bir gün benim gibi kelebek olacak.
Cem: Bu değişimi nasıl planlıyorsunuz? Yani yumurtadan ne zaman çıkacağınızı, ne kadar süre tırtıl olarak kalacağınızı, kozayı örmek için ipliği nasıl üreteceginizi?
Kelebek: Bunların hiçbirini biz planlamıyoruz. Allah neyi, ne zaman yapmamız gerektiğini bize öğretmiştir. Biz de ancak Rabbimiz’in dilediği şekilde hareket ediyoruz.
Cem: Üstelik desenleriniz çok güzel. Hiçbir kelebeğin deseni, bir başkasına benzemiyor. Rengarenk ve göz alıcı.
Kelebek: Bu da Allah’ın eşsiz sanatının bir delilidir. Her birimizi ayrı ayrı, en güzel şekilde yaratmıştır.
Cem: Allah’ın yarattığı güzellikleri görmemek imkansız. Etrafımız sayısız örnekle dolu.
Kelebek: Haklısın Cem, bunun için Allah’ı çok yüceltmemiz gerekir.
Cem: Babam geliyor, yola çıkacağız. Tanıştığımıza sevindim, haftaya geldiğimde yine konuşalım olur mu?
Kelebek: Tabii olur, iyi yolculuklar.

Allah’ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık). İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek- korkar’. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.
(Fatır Suresi, 27-28)

OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 11:26 PM   #35 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
Bİzİm Sınıf...

Öğretmen: Günaydın çocuklar.
Öğrenciler: Günaydın öğretmenim.
Öğretmen: Tatiliniz nasıl geçti çocuklar?
Öğrenciler: Çok iyi geçti öğretmenim. Bol bol kartopu oynadık, kardan adam yaptık.
Öğretmen: Hafta sonu tatilinde karın tadını çıkardınız anlaşılan.
Öğrenciler: Evet öğretmenim, çok eğlendik
Öğretmen: Çocuklar, bugün gelmeyen arkadaşlarınız var gördüğüm kadarıyla.
Öğrenciler: Evet öğretmenim, Ali ile Ayşe bugün gelmediler.
Öğretmen: Peki neden gelmediklerini biliyor musunuz?
Öğrenciler: Hasta olmuşlar öğretmenim, evde yatıyorlarmış.
Öğretmen: Demek ki karda fazla oynadılar.
Öğrenciler: Öğretmenim biz de karda oynadık, biz de hasta olacak mıyız?
Öğretmen: Çocuklar, eğer kendinize dikkat etmez, uzun süre soğukta kalırsanız siz de her an hasta olabilirsiniz.
Öğrenciler: Öğretmenim, peki kar neden insanı hasta ediyor? Halbuki biz kar yağdığında çok seviniyoruz. Karda oynamak çok hoşumuza gidiyor.
Öğretmen: Çocuklar, insanın hasta olmasının sebebi vücuda giren mikroplardır. Bildiğiniz gibi mikroplar gözle görülemeyen canlılardır. Bunlar vücudumuza girip bize zarar vermeye çalışırlar. Eğer temizliğimize dikkat etmez, ellerimizi yıkamadan yemek yersek bunlar vücudumuza girip yerleşirler.
Öğrenciler: Öğretmenim mikrop vücudumuza girince hemen hastalanır mıyız?
Öğretmen: Hayır çocuklar her zaman hastalanmayız. Allah bizi yaratırken mikroplara karşı savaşması için vücudumuza mükemmel bir savunma sistemi yerleştirmiştir. Biz hiç farkında olamadan savunma sisteminin elemanları tıpkı bir ordu gibi vücudumuzu korurlar. Oldukça karmaşık olan savunma sisteminin her elemanı kendisine düşen görevi mükemmel şekilde yerine getirir.
Öğrenciler: Peki öğretmenim biz niçin hastalanırız? Savunma sistemimiz görevini yapmadığı için mi?
Öğretmen: Hayır çocuklar normal bir insanda savunma sistemi her zaman faaliyet halindedir. Biz hiç farkında olmadan savunma sistemimiz mikroplara karşı büyük bir savaş verir. Öncelikle mikropların vücudumuza girip yerleşmesini engellemeye çalışır. Eğer mikroplar vücudumuza girmişlerse bunları hemen yok eder.
Öğrenciler: Peki o zaman neden hasta oluruz öğretmenim?
Öğretmen: İşte çocuklar, eğer soğukta uzun süre kalırsak, beslenmemize dikkat etmezsek vücudumuz güçsüz düşer. Böyle olunca savunma sistemimiz de güçsüzleşir. Yok edilemeyen mikroplar çoğalarak hemen vücudumuzda yayılmaya başlarlar.
Öğrenciler: Peki öğretmenim, böyle olunca mikroplar hemen bütün vücudumuzu ele geçirirler mi?
Öğretmen: Hayır çocuklar. Bu durumda savunma sistemimiz mikroplara karşı daha büyük bir savaş başlatır. işte vücudumuzda gerçekleşen bu büyük savaş nedeniyle ateşimiz yükselir, halsizleşiriz, eklem yerlerimiz ağrımaya başlar.
Öğrenciler: Evet öğretmenim, böyle olunca yataktan kalkamayacak hale geliriz.
Öğretmen: Tabii bu durumda yapmamız gereken en önemli şey yatıp dinlenmektir. Eğer böyle yaparsak ve aynı zamanda ilaçlarımızı alıp beslenmemize dikkat edersek savunma sistemimizi güçlendirerek ona yardımcı olmuş oluruz. Böylece onlar mikroplara karşı savaşta güçlü duruma gelirler ve kısa sürede onları yenerek vücudumuzdan atarlar. Böylece biz de sağlığımıza kavuşmuş oluruz.
Öğrenciler: Öğretmenim, niye hastalandığımızı şimdi çok daha iyi anladık. Bundan sonra kendimize çok dikkat edeceğiz.
Öğretmen: Evet çocuklar, Allah’ın bizi yaratırken vücudumuza böyle bir savunma sistemi yerleştirmesi çok büyük bir nimet. Bunun için Allah’a çokça şükretmeliyiz. Allah’ın bize verdiği sağlığı kaybetmemek için kendimize çok dikkat etmeliyiz.
OKURT Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-04-2007, 11:27 PM   #36 (permalink)
OKURT
Senior Member
 
OKURT'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: usta34
Mesajlar: 19,202
MÜmİnlerİn TemİzlİĞİ

Ali o gün çok heyecanlıydı. Öğretmenleri onlara “Temiz olmak” konulu bir ödev vermişti. Bu konu hakkında istedikleri kaynaklardan bilgiler toplayıp, sonra da onları bir kağıda yazarak sınıfta anlatmalarını istemişti. Ali bugüne kadar temizlik konusunda bildiklerini yerine getiriyordu. Ama bunları nasıl anlatacağına bir türlü karar veremiyordu. Elbette ki bu konu hakkında bilmediği daha pek çok şey vardı. Ali’nin aklına güzel bir fikir geldi. Öğretmenleri her türlü kaynaktan bilgi toplayabileceklerini söylediğine göre apartmanlarında oturan Ahmet Dede’den pekala bilgiler alabilirdi. Hemen defterini ve kalemini aldı, annesinden izin isteyerek Ahmet Dede’nin evine gitti. Ahmet Dede, Ali’nin bu davranışından dolayı çok memnun oldu. Beraber sohbet etmeye başladılar:
Ali: Ahmet Dede. Her insan temiz olmalı ama okulda bazı arkadaşlarımı görüyorum sabah okula geldiklerinde yüzlerini bile yıkamamış oluyorlar.
Ahmet Dede: Aliciğim; Allah Kuran’da müminlere temiz olmalarını, pislikten uzaklaşmalarını emretmiştir. Kuran ahlakını yaşamayan insanlar her konuda olduğu gibi temizlik konusunda da Kuran ahlakını yaşamadıkları için bu gibi kötü durumlara düşerler. Müminler fiziksel olarak tertemiz insanlardır. Bedenleri, yedikleri yiyecekler, giydikleri giysiler, yaşadıkları ortamlar her zaman temizliği ve düzeniyle göze çarpar. Bulundukları her yeri Kuran'da tarif edilen, tertemiz cennet ortamlarına benzetmeye çalışırlar. Allah müminlerin temizlik anlayışının nasıl olması gerektiğini Kuran’da şu ayetlerle bildirmiştir:

“… Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut.” (Hac Suresi, 26)

“Ey iman ede