Geri Git   Number 1 Forum Group > GENEL KONULAR & SOHBET > Genel Sohbet Muhabbet > Dini Konular

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 14-08-2007, 02:21 AM   #451 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
ALİ KAZVÂNÎ (Kîzvânî)

Suriye'de yaşayan velîlerden. İsmi Ali olup, babasının ismi Muhammed'dir. 1483 (H.888) senesinde Suriye'nin Hama şehrinde doğdu. 1548 (H.955) senesinde Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, Peygamber efendimizi ziyâret için Medîne'ye giderken, Mekke-i mükerreme ile Tâif arasında vefât etti.

Ali Kazvânî, gençliğinde Hama şehrindeki Seyyid Ali binMeymun Magribî adlı büyük bir zâtın talebesi idi.

Hama şehri o zaman bağlık, bahçelik, yeşillik bir yerdi. Birkaç kimse berâberce yolda giderken, önlerine bir arslan çıktı. Yollarına devâm edemediler. O kâfilede bulunanlar Hama'ya geri gelip, Seyyid Ali hazretlerine arslandan şikâyetçi oldular ve;

"Bizim yolumuza çıkıp, geçip gitmemize mâni oluyor." dediler. Arslanın zararından kurtulmak için himmet ve yardımlarını ricâ ettiler. Seyyid Ali;

"O arslan yolunuza çıkarsa, ona karşı ezân okuyunuz! İnşâallahü teâlâ ezânı işitince size bir şey yapmadan çeker gider." dedi. Onlar tekrar yola çıktılar. Yolda arslan yine önlerine çıktı. Seyyid Ali'nin emri üzere ezân okudular. Fakat arslan, yerinden ayrılmadı. Dönüp tekrar durumu SeyyidAli'ye bildirdiler. Yine;

"Ezân okuyun!" dedi. Bunun üzerine yola çıktılar. Arslanın yakınına gelince ezân okudular. Fakat arslan, bu defâ da yerinden hiç kıpırdamadı. Durumu tekrar Seyyid Ali hazretlerine bildirdiler. Bunu duyan Ali Kazvânî, elinde olmadan yerinden kalkıp arslanın yanına gitti. Arslanın yanına yaklaşıp karşısına geçince, o anda arslan, oradakilerin gözünden kayboldu. Yer mi yuttu, yoksa eriyip gitti mi kimse bilemedi. Bu durumu, Ali Kazvânî'nin hocası Seyyid Ali'ye bildirdiler. Kerâmetini izhâr etmek, Seyyid Ali'nin yanında kusur sayılırdı. Bu bakımdan Ali Kazvânî'ye kırılıp;

"Kerâmet göstermekle sen bizim yolumuzu ifşâ eyledin, açığa çıkardın diyerek, bir daha dergâha gelmemesini söyledi.

Ali Kazvânî, üzgün bir hâlde memleketini terkedip, batı tarafına gitti. Şeyh Seyyid Ali'nin vefâtından sonra halîfesi olanŞeyh bin Arafa, Seyyid Ali'nin talebelerinden Şeyh Alvân'a mektup gönderdi. Mektupta;

"Cenâb-ı Hakk'ın kapısından hiç kimse kovulmaz. Hocamız Seyyid Ali'nin, Ali Kazvânî'yi kovmaktan maksadı, terbiye ve hâlini düzeltmesi içindi. Siz onu niçin kabûl etmiyorsunuz?" diye yazıyordu. Bunun üzerine, Şeyh Seyyid Ali'nin halîfelerinden Şeyh Alvân Hamevî, Ali Kazvânî'yi talebeliğe kabûl etti. Ali Kazvânî, Şeyh Alvân'ın terbiyesi ile mânevî hâllere ve makamlara kavuştu. Bir müddet bu şekilde devâm etti. Ondan çok kimse istifâde etti. Daha sonra Anadolu'ya geldi. Buradan hac ibâdetini yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitti.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Eski 14-08-2007, 02:21 AM   #452 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Ali Kazvânî, Mekke-i mükerremede büyük âlim Abdülvehhâb-ı Şa'rânî ile görüşüp sohbette bulundu. Ali Kazvânî, insanlar arasında makamını gizlerdi. Bir sohbet esnâsında Abdülvehhâb-ı Şa'rânî'ye şöyle dedi:

"Burası, Mekke-i mükerreme. Allahü teâlânın beldesidir. Kim burada iyi hâl ile görünürse, insanlar onun yanına koşuşur. Onu Allahü teâlâ ile berâber olmaktan alıkoyarlar. İşte bu sebepten, Mekke-i mükerremeye girdiğim zaman, dünyâyı seven birisi olarak göründüm, onlardan sadaka istedim. Onlar da, bu, dünyâyı seven birisi deyip, benden uzaklaştılar. Ben de, daha fazla Rabbime ibâdet etme imkânı buldum."

Sohbetlerinde buyurdu ki:

"Dînin edeblerine riâyet etmeden, yolunun kâmil olduğunu iddiâ edenin delîli yoktur."

"Kendisini fazla medheden kimse, başkasını da aynı derecede kötüler. Başkasını fazla kötüleyen, kendisini fazla medheder."

"Allahü teâlâyı taleb ve O'nun rızâsını isteme husûsunda samîmî ve doğru olan, insanların kendisini terk etmelerine aldırmaz!"

Ali Kazvânî, birçok eser yazdı. Yazdığı eserlerden bâzıları şunlardır: 1) Za'd-ül-Mesakîn ilâ Menâzil-is-Sâirîn, 2) Dîvân-üş-Şi'r, 3) Keşf-ül-Kinâ' an Vech-is-Semâ, 4- Nesr-ul-Cevâhir fil-Mugâfereti Beyn-el-Bâtın vez-Zâhir, 5)El-Kenz-üd-Dânî fî Zübdet-it-Tasavvuf.

1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.7, s.28
2) El-Kevâkib-üs-Sâire; c.2, s.201
3) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.196
4) Tabakat-ül-Kübrâ; c.2, s.180
5) Şakâyik-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.523
6) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.745
7) Keşf-üz-Zünûn; c.1, s.947
8) Ahlwardt; Verzeichniss der Arabischen Handschriften; c.6, s.112
9) Brockelmann; Sup-2, s.462
10) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.13, s.276
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:21 AM   #453 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
ALİ MAHALLÎ

Mısır evliyâsından. Doğum târihi ve yeri bilinmemektedir. Hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur. 1495 (H.901) senesinde Kâhire'de vefât etti.

İlim ve irfân sâhibi olup, Allahü teâlânın sevgili kullarından idi. Çok kerâmetleri görüldü. Geçimini kendi temin ederdi. Kurutulmuş balık, kavun, karpuz, hurma, yâsemin ve gül satardı.

Birgün ona bir talebe gelip, çok muhtâc olduğu için bir şeyler istedi. O da;

"Bulabildiğin kadar bana kurşun getir!" buyurdu. Talebe, kurşunu bulup getirdiğinde;

"O kurşunu ateşe at, erit!" buyurdu. Talebe denileni yaptı. Kurşun eridikten sonra, Ali Mahallî yerden bir mikdar toprak alıp onun üzerine ekti. Sonra da "Bismillâh" deyip, onu salladı. Kurşunun altın kesildiği görüldü ve onu ihtiyaç sâhibi talebeye verdi.

Dimyat'ın ileri gelenlerinden birisi, onun hakkında ileri geri konuşup kötüledi. Üstelik haber de gönderip, Mahallî'yi imtihân etmek istedi. Bunun üzerine Ali Mahallî, o tarafa dönüp baktı. Çok geçmeden o kişinin ölüm haberi geldi.

Hüseyin Ebû Ali adında bir zât, talebesiyle ona selâm gönderdi. Ali Mahallî selâmı aldı ve buyurdu ki:

"Getirdiğin selâma karşılık sana hediye verelim." Elini denize sokup, bir sele dolusu mücevher çıkardı. Fakat o talebe bu hediyeyi kabûl etmedi. "Benim ve hocamın böyle şeylere ihtiyâcı yok!" diye özür diledi. Ali Mahallî, o mücevher dolu sepeti tekrar denize bıraktı.

1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.188
2) Tabakât-ül-Kübrâ; c.2, s.108
3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.13, s.278
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:22 AM   #454 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
ALİ EL-MASÎSÎ

Şam evliyâsından. İsmi Ali olup, babasının ismi Bekkâr'dır. Künyesi, Ebü'l-Hasan'dır. Doğum târihi ve yeri belli değildir. İbrâhim Edhem ile görüşüp sohbetlerinde bulundu. Bilhassa hadîs ilminde sika, güvenilir bir âlim olarak anılır. Kendisinden birçok zât, hadîs-i şerîf rivâyet etti.

Ali el-Masîsî, ilim tahsîlini tamamladıktan sonra Şam yakınlarında Masisâ kasabasına yerleşti. Burada tâliplere doğru yolu öğretmeye çalıştı. Birgün talebelerinden biri ile odun toplamaya çıktı. Kendisi ormanın bir tarafına, talebesi başka bir tarafına gitti. Bir müddet sonra talebesi, topladığı odunlarla, ayrıldıkları yere döndü. Uzun süre beklediği hâlde, hocası gelmedi. Büyük bir merakla hocasının gittiği tarafa doğru yürüdü. Hocasının dizine bir arslan başını koymuş uyuyor, onu da hayvanın yelesini okşuyor, gördü. Çok hayret edip;

"Efendim orada nasıl oturabiliyorsunuz?" diye sorunca;

"Bu arslan geldi, başını dizime koyup uyudu. Çok yorgun olduğu belliydi.Ben de uyandırmaya kıyamadım. Uyandığında kalkıp senin yanına gelecektim." cevâbını verdi.

Ali el-Masîsî çok ibâdet ederdi. Gece yatağını hazırladıkları vakit, yalnız kalınca;

"Ey yatak! Sen rahat ve hoş bir şeysin. Ama ben senin üzerinde yatmam!" dedikten sonra, sabaha kadar ibâdet ederdi. Yatsı abdestiyle sabah namazını kıldığı çok olmuştur.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:22 AM   #455 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Fazla konuşmayı sevmezdi. Çok konuşanın hatâ yapacağını bilirdi. Dilin âfetinin çok konuşma olduğunu bildirir ve;

"Allahü teâlâ her şey için iki kapı, dil için ise dört kapı yapmıştır. Dudaklar iki kapı, dişler de iki kapıdır." buyururdu.

Hayâtının sonlarına doğru;

"Kırk yıldır beni üzen tek şey, sabahın olmasıdır." buyurdu. O, gece ibâdetine doyamadan sabah oluyordu. 822 (H.207) yılında Masisa'da vefât etti. Oraya defnedildi.

1) Nefehât-ül-Üns; s.170
2) Risâle-i Kuşeyrî; s.303
3) Nesâyim-ül-Mehabbe; s.73
4) Keşf-ül-Mahcûb; s.465
5) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.3, s.93
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:22 AM   #456 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
ALİ BİN MEYMÛN MAĞRİBÎ

Evliyânın meşhurlarından. İsmi, Ali bin Meymûn bin Ebî Bekr bin Ali bin Meymûn bin Ebî Bekr el-Hâşimî el-Kureşî el-Mağribî el-Gamârî'dir. Künyesi Ebü'l-Hasan olup, şerîftir. 1450 (H.854) senesinde Afrika'nın Fimâre bölgesinde doğdu.

İlim tahsîli için, gençliğindeEndülüs'e ve Fas'a gitti. Fas'da Ebû Zeyd Abdurrahmân el-Hamîdî'den din ilimlerini ve bilhassa Mâlikî mezhebi fıkhını öğrendi. Diğer taraftan matematik ve lisan öğrendi.Tahsîlini tamamladıktan sonra bir müddet müderrislik ve kâdılıkta bulundu. Bu sıralardaPortekizliler, Kuzey Afrika'nın sâhil şeridindeki istilâlarını yaygınlaştırma hareketinde bulununca, müslümanlar cihâd îlân ettiler. Ali bin Meymûn bu sırada memleketine dönüp cihâd niyeti ile yapılan savaşlara katıldı.

Memleketine döndüğünde ilimde yetişmiş fazîletli bir âlim olmuştu. Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine son derece riâyet ederdi. Memleketinde fısk ve fücûr çok yayılmıştı. İnsanların çoğu âhireti unutmuş dünyâya ve haramlara dalıp gitmişlerdi.

Ali bin Meymûn hazretleri memleketi halkına Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi. İslâmiyet'i anlattı ve uymaları için teşvik etti. Ancak derin bir gaflet uykusuna dalan halk; haramlardan, kötülüklerden bir türlü uzaklaşmadı. Onların bu bozuk hâllerine daha fazla tahammül edemeyip babasından müsâde alarak doğu memleketlerine gitti. Önce Kuzey Afrika'ya gidip orada insanlara doğru yolu anlattı ve cihâdla meşgûl oldu. Askere komutanlık yaptı. Bu yıllarda İspanyollar Kuzey Afrika'ya akınlar yapıyorlardı. Ayrıca bu bölge her türlü sapık îtikâdın yayılmasına müsâid bir hâle getirilmişti. Buradaki sapık îtikâdların mensûblarına karşı yoğun ve kararlı bir mücâdeleye başladı. Ehl-i sünnet îtikâdını yaymak için üstün gayretler gösterdi ve Kuzey Afrika'nın değişik bölgelerine gitti. Diğer taraftan bu bölgede tasavvuf ehli âlimler de halka hak ve hakîkatı anlatmak için devâmlı gayret gösteriyorlardı. Bir seferinde bu alimlerle tanıştı. Bu hâdise tasavvufa yönelmesine yol açtı. Tanıştığı zâtlardan Şeyh İbn-i Arefe Kayrevânî onu Şâzilî tarîkatının meşhur şeyhi Ebü'l-Abbas Ahmed Tûzî ed-Debbûsî'ye gönderdi. Böylece ondan ilim ve feyz alıp, tasavvufta yetişti.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:23 AM   #457 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Sonra hacca gitti ve Sûriye'ye döndü. Lübnan'ı ve köylerini dolaştı ve Beyrut'a geçti. Burada en meşhûr talebesi Muhammed bin Arrak ile tanıştı.Bir müddet irşâd faâliyetinden sonra meşhûr talebeleriyle Sultan İkinci Bâyezîd Han devrinde Anadolu'ya geldi. Altı sene Bursa'da kaldı. Bursa'da insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlattı. Bu sırada Dımaşk'da (Şam) şiddetli bir kuraklık oldu. İnsanlar ve hayvanlar perişan halde, çâresiz kaldılar. Ali bin Meymûn hazretleri insanların sıkıntıdan kurtulmaları için merhamet ederek, nasîhatlerde bulunup, çâre göstermek istedi. Bu maksadla orada bulunan talebelerinden birine bir mektûb gönderdi. Mektubda çok kıymetli ve pek mühim tavsiyeler ve nasîhatler vardı.

Talebesi mektubu alıp Emevî Câmiine götürdü. O gün Cumâ ve Ramazân-ı şerîfin dördüncü günü idi. Mektubu, Dâr-ül-adl müftîsi Kemâleddîn bin Hamzâ, Şâfiî kâdısı İbn-i Ferfûr, Mâliki kâdısı Hayreddîn ve Hanbelî mezhebi kâdısı Necmeddîn bin Meflâh'a okudu. Bunlar da mektubda bildirilen hususları diğer âlimlere naklettiler.

Mektubda; İslâmiyetin emirlerine uymayı, yasaklarından, haramlarından şiddetle sakınmayı, zulmetmemeyi, vakıf mallarını yememeyi, herkesin günahlarına tövbe etmesini, Emr-i mârûf ve nehy-i münkeri, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını terketmemeyi tavsiye etmişti.

Âlimler bu mektub geldikten sonra halkı toplayıp yağmur duâsına çıktılar. Ali bin Meymûn hazretlerinin talebesi, yağmur duâsı sırasında hocasından gelen mektubu halka okuyup, gözyaşı dökerek duâ etti. Tam bu sırada Allahü teâlânın izniyle yağmur yağmaya başladı. Her taraf suya kandı, kuraklık kalmadı.

Bursa'dan Suriye'ye geri döndü. Vaktini ilme hizmetle geçirdi. Derslerine ve sohbetlerine kâdılar, müftîler ve bölgenin ileri gelen ilim ehli katıldı. Sâlihiye'de dört sene kaldı, sonraMecdel Maûş'a gitti.

Ali bin Meymûn hazretleri bütün irşâd faâliyetlerinde Ehl-i sünnet îtikâdının yayılmasına gayret etti. Tasavvuf derslerinde; zühd, şüphelilerden sakınma, dünyâya düşkün olmama, kul hakkı ve takvâ, haramlardan kaçma üzerinde durdu.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:23 AM   #458 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Talebelerinden birisini başkasının mülkü olan duvar üzerinde ceviz kırarken gördü. Orada ceviz kırmamasını söyleyince talebe merakla sebebini sordu. O da;

"Sen öyle ceviz kırarken duvarın toprakları döküldüğünden başkasının malına zarar vermektesin. Bu da kul hakkına girer." buyurdu.

Yine birgün talebelerinden biri ile çarşıya giderken, kısa yol, bir hanın içinden geçiyordu. Herkes orayı yol yapmıştı. Talebesi;

"Biz de buradan geçelim!" dedi.Ali bin Meymûn;

"Burası nedir?" diye sorunca, talebe;

"Han" cevâbını verdi. Bunun üzerine;

"Bu han oradan geçilsin diye yapılmamış ki, oradan geçmek için sâhibinin izni olması lâzım." buyurarak yoluna devâm etti. Sultan Câmii ismi ile anılan bir câminin yanına geldiler. Talebe;

"Buyrun câminin içinden çarşıya gidelim!"deyince, Ali bin Meymûn;

"Câmiler, Allahü teâlânın evleridir. İnsanlar burayı yol yapsın diye yapılmamıştır." deyip, çarşıya oradan da girmeyip başka yoldan girdi.

Talebelerinin iyi yetişmeleri için son derece titizlik gösterirdi. Ufacık bir gevşekliklerine müsâmaha göstermez ve gördüğü kusurları hemen düzeltirdi. Çok heybetli ve sert bir mîzâca sâhib idi.

Zamânının, dîni dünyâlık kazanmaya âlet eden kötü din adamlarına çok kızar, onların zararlarından sakınılmasını söylerdi. Dâimâ hakkı söyler, insanların kınamasından hiç çekinmezdi.

"Yanıma gelen Sultan Bâyezîd Han da olsa İslâmiyetin bildirdiği şekilde davranırım." derdi. Bid'atlerden son derece sakınır, ilim ehline ikrâm ve iltifatta bulunurdu. Kendisi için ayağa kalkılmasını istemezdi. Her gün yirmi kadar fakir, talebesine yemek verirdi. Hediye kabûl etmezdi. Dul, yetim ve zayıflara çok merhametli idi. Onları kendisine tercih eder, fakir olduğu hâlde gücü yettiği kadar yiyecek, giyecek verirdi.

Talebelerinin meşhurlarından Alvân el-Hamevî, onun menkıbelerini, Müclil-Hüzn Anil-Mahzûn fî Menâkıbı'ş-Şeyh Ali bin Meymûn adlı kitabında toplamıştır.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:24 AM   #459 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Ali bin Meymûn 1511 (H.917) senesindeDımaşk'da vefât etti. Mecdel Mâûş adlı yerde medfûndur. Vefâtından seneler sonra birkaç âlim kabrini ziyârete gitti. Bunlardan biri yolda kendi kendine;

"Kerâmetini görmediğimiz bir kimsenin kabrini ziyârete gidiyoruz." dedi. Kabre yaklaştıklarında, o çevrede bir avcının, köpeği ile birlikte bir ceylanı yakalamak için kovaladığını gördüler. Sağa sola kaçan ceylan en sonundaAli bin Meymûn hazretlerinin kabri başına gelip durdu ve hiç bir yere gitmedi. Bu hâl ziyâretçileri şaşırttı.

Avcı gelip, ceylanı yakaladı. Avcıya;

"Bu kabrin yanına gelip, sığınan hayvanı bırak. Onu kesip yemen senin için iyi olmaz. Bu kabirde evliyâ bir zât yatıyor..." dediler.

Avcı bu söze kulak asmadı. Ceylanı çeke çeke götürdü ve bir kenarda kesip etinden pişirip yedi. Yedikten sonra karnına bir ağrı girdi. Kıvranmaya başladı. Şiddetli ağrıdan bir türlü kurtulamadı. Gece vaktine kadar ağrı devam etti ve gece yarısı öldü. Sabahleyin cenâzesini yıkayanlar vücudunu yırtıcı bir hayvan yemiş gibi parça parça olmuş gördüler!

Ali bin Meymûn hazretleri buyurdu ki:

"Hâlinin onda dokuzu susmak, biri de konuşmak olsun."

"Kendisine kurtuluşa ermiş bir kimsenin nazarı, bakışı erişip, yâni bir büyük zâtı tanıyıp da kurtuluşa ermeyen kimseye şaşarım!"
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:24 AM   #460 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Eserlerinden bâzıları şunlardır:

1) Beyân-ül-Ahkâm fis-Seccâdeti vel-Hırkati vel-A'lâm, 2) Beyânü Gurbet- ül-İslâm, 3) Ta'zîm-üş-Şeâir min-el-Cevâmi' vel-Mesâcid vel-Menâsir, 4) Tenbîh-ül-Gabî fî Tenzîhi İbn-i Arabî, 5) Tenzîh-üs-Sıddîk an Vasf-iz-Zındîk, 6) Risâlet-ül-İhvân min Ehl-il-Fıkh ve Hamelet-il-Kur'ân, 7) Er-Risâlet-ül- Meymûniyye fî Tevhîd-il-Cürümiyye, 8) Sefînet-ün-Necât, 9) Şerhu Erbe'în en-Neveviyye, 10) Şerhu Mukaddimet-ül-Cezûliyye, 11) Akd-üş-Şeref fit- Târihiyye, 12) Gurbet-ül-İslâm fil-Haleb veş-Şâm, 13) Keşf-ül-Emâre fî Hakk-ıs-Seyyâre, 14) Mebâdi-üs-Sâlikîn ilâ Makâmât-il-Ârifîn, 15) Münteh- it-Taleb fî Eş'âr-il-Arab, 16)Mevâhib-ür-Rahmân fî Keşfi Avrât-iş-Şeytân.

BU HÂLİN NEDİR?

İki arkadaş, Ali bin Meymûn'a talebe olmak üzere yanına geldiler. Kabûl edip ders vermeye başladı. Bir müddet sonra bunlardan biri ayrılıp gitmek istedi. Arkadaşı kalması için çok ısrar etti ise de, başaramadı. Nihâyet ayrılıp gitti. Gittikten kısa bir müddet sonra geri döndü. Hâli ve kararı değişmişti ve ağlıyordu. Arkadaşı hâlini merak edip;

"Bu hâlin nedir? Sana ne oldu, neden döndün?" diye sorunca şöyle dedi:

"Buradan ayrılıp memleketime dönmek üzere yola çıktım. Bir müddet yol aldıktan sonra yolda hocamızı âniden karşımda gördüm. Nasıl olur diye çok şaşırdım. Karşımda o kadar heybetli duruyordu ki, ürpermeye başladım. Sonra gözden kayboldu. Bundan gitmeme râzı olmadığını anladım. Onun bu kerâmetini görünce ayrılıp gitmekle büyük hatâya düştüğümü anladım. Artık dönüp ilim öğrenmek için karar verdim." diyen bu talebe, hocasının derslerine ve sohbetlerine devam edip, tam mânâsıyla olgun bir ilim ehli oldu.

1) Mu'cem-ül-Müellifin; c.7, s.251
2) El-A'lâm; c.5, s.271
3) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.188
4) Kevâkıb-üs-Sâire; c.1, s.271
5) SicilliOsmânî; c.3, s.495
6) Mir'ât-ı Kâinât; c.3, s.101
7) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.741
8) Şakâyik-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.357, 377, 489
9) Nefehât-ül-Üns; s.682
10) Keşf-üz-Zünûn; c.1, s.261, 498, 992, c.2, s.1488, 1901
11) Îzâh-ul-Meknûn; c.1, s.297, 329, c.2, s.573
12) Brockelmann; Sup-2, s.153
13) Şezerât-üz-Zeheb; c.8, s.81
14) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.13, s.264
15) Nesemât-ül-Eshâr (Alvan Hamevî) Süleymâniye Kütüphânesi, Es'ad Efendi Kısmı, No:1776 vr. 160b-170b
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-08-2007, 02:24 AM   #461 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
ALİ BİN MUHAMMED

Buhârâ evliyâsından ve Şâfiî mezhebi âlimlerinden. İsmi Ali olup, babasının ismi Muhammed'dir. Babasının isminin Ahmed olduğu da rivâyet edilir. Künyesi Ebü'l-Feth'dir. Doğum târihi ve yeri belli değildir. 1010 (H.401) senesinde Buhârâ'da vefât etti.

Ali bin Muhammed, zamânının büyük âlimlerinden idi. Ebû Hatem bin Hibbân'dan çok hadîs-i şerîf dinledi. İlim ve edeb sâhibi bir zât idi. Nazım ve nesir hâlinde yazılmış pekçok şiirleri vardır. Hayâtı hakkında fazla bir bilgi yoktur.

Talebelerine sohbetlerinde sık sık şöyle buyururdu:

"Kim kendi bozuk hâlini düzeltirse, kendini, çekemiyenlere fırsat vermemiş olur.

Büyüklerin huzûrundaki edepsizlik ve dostların arasında onları aşağı görmek ne büyük cehâlettir.

Kişide îmân, ihlâs ve pişmanlık bulunursa, Allahü teâlâ onun bütün günâhlarını affeder.

Kişin