|
||
|
|
#551 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
DÜNYÂYA DALAN
Âmir bin Abdullah'a; dünyâya dalan, ***fine düşkün olan ehl-i hevâ için ne dersin diye sorulunca; "Onlar hakkında ne söylememi istersiniz. Eshâb-ı kirâmdan biriyle görüşüp, sohbet ettim. Şöyle söyledi: "Bize bildirildi ki, kıyâmet günü îmânı en nurlu olanlar dünyâda iken nefsini şiddetle hesâba çekenlerdir. Dünyâya dalarak çok sevinenler, kıyâmet gününde üzüntüsü en şiddetli olacak olanlardır. Dünyâda çok gülenler, kıyâmet günü çok ağlarlar. Yine bize bildirildi ki, Allahü teâlâ emir ve yasaklar bildirdi. Emirlere uyup yasaklardan sakınanlar Cennet'e girer. Emirleri yapıp yasaklardan sakınmayan ve sonra da tövbe eden, azapla ve korkularla karşılaşır sonra Cennet'e girer. Emirlere uyup, yasaklardan sakınmayan ve bunda ısrar edip bu hâl üzere ölenleri ise, Allahü teâlâ dilerse affeder, dilerse azâb eder." 1) Hilyet-ül-Evliyâ; c.2, s.87 2) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c.7, s.103 3) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.51 4) Tehzîbü't-Tehzîb; c.5, s.77 5) El-A'lâm; c.3, s.252 |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#552 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AMMÂR-I YÂSER
Anadolu velîlerinden. Bitlis'te doğup, büyüdü. Doğum târihi belli değildir. Hayâtı hakkında fazla bir bilgi yoktur. İlim tahsîl etmek için Sühreverd şehrine gidip, Ebû Necib Sühreverdî'nin sohbetlerinde bulundu ve ona talebe oldu. Sonra hocası ile Bağdât'a gitti. Tahsîlini tamamladıktan sonra Bitlis'e yerleşip, insanları doğru yola kavuşturmak için vâz ve nasîhatlerde bulundu. Büyük velî Necmeddîn-i Kübrâ, Ammâr-ı Yâser'in ders ve sohbetlerinde yetişti ve halîfesi oldu. 1253 (H.650) senesinde Bitlis'de vefât etti. Bir gün Ammâr-ı Yâser'e rüyâsında bir zât; "Yârın git meyhânedekilere vâz ve nasîhat eyle, onlara doğru yolu göster." dedi. Ammâr-ı Yâser uyanıp, istiğfâr ve Allahü teâlâya niyâzla meşgûl olduğu sırada, talebelerinden biri gelerek; "Hocam, kürsünüzü bugün meyhâneye mi koyalım, yoksa yerinde mi kalsın?" diye sordu. Ammâr-ı Yâser hayretle; "Evlâdım! Bu sırrı nereden öğrendin?" diye sorunca, talebe; "Size tenbih eden bize de söyledi." dedi. Sonra kürsü meyhâneye kuruldu. Ammâr-ı Yâser, meyhânedekilere vâz etmeye başladı. Onlara aşk şarabının ***fiyet ve hikmetlerini anlatınca, meyhânede bulunanlar tövbe ettiler. Bu sırada bir genç, Ammâr-ı Yâser'e; "Muhterem hocam! Allahü teâlâya hamd ve şükür olsun ki, bize bu lütfu ihsân etti. Zîrâ hâl ehli bir hoca zât, bir gün seni bulur, diye bana söylemişti." diyerek, Ammâr-ı Yâser'in elini öptü. O anda Allahü teâlânın aşkı ile; "Duâmız kabûl oldu." diyerek orada rûhunu teslim etti. Şeyh Ammâr, dergâhından ayrılarak bir köye gidip, döndüğü sırada, talebelerinden biri, üzerine çöken vakar ve himmetten dolayı hocasının yaklaştığını anladı. Arkadaşlarına; "Haydi geliniz. Hocamız geliyor, onu karşılıyalım!" dedi. Onlar nereden bildiğini sorunca; "Onun vakarı üzerime çöktü." dedi. Arkadaşları bu cevâba alay edercesine güldüler. Ondaki ciddiliği görünce, denemek için yola çıktılar. Şehrin dışına çıkar çıkmaz, Ammâr-ı Yâser'in bir at üzerinde kendilerine doğru geldiğini gördüler. Talebeler bu durum karşısında pişman olup tövbe ettiler. 1) Lemezât; c.2, s.323 2) Nefehât-ül-Üns; s.474 3) Sefînet-ül-Evliyâ; s.103 4) Nesâyim-ül-Mehabbe; s.262 |
|
|
|
|
|
#553 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AMR BİN DÎNÂR
Tâbiîn devri âlim ve evliyâsından. İsmi Amr bin Dînâr el-Cumahî, künyesi Ebû Muhammed'dir. 666 (H.46) senesi İran beldelerinden birinde doğdu. Arap kabîlelerinden Cumah'ın himâyesine girdi. 743 (H.126) senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti. Amr bin Dînâr, Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiînin büyüklerinden ders aldı. Onların sohbetinde bulundu. Abâdile-i Erbaa yâni dört Abdullah adı verilen Abdullah bin Abbâs, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Zübeyr, Abdullah bin Amr bin Âs gibi Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden, Saîd bin Müseyyeb, Atâ bin Ebû Rebâh, Mücâhid gibi Tâbiînin büyüklerinden hadîs ilmini öğrendi. Onlardan hadîs-i şerîf rivâyet etti. Sika, güvenilir ve sağlam hadîs imâmıdır. Kendisinden Tâbiînin büyüklerinden İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, Katâde bin Diâme, Eyyüb Sahtiyânî, Şu'be bin el-Haccâc, Süfyân bin Dînâr, Süfyân bin Ziyâd Usfurî, Hammâd bin Seleme, Hammâd bin Zeyd ve daha pekçok Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn âlimleri hadîs-i şerîf öğrenip, rivâyet etti. Amr bin Dînâr, zamânında Mekke-i mükerreme müftisi oldu. Mertebesi çok yüksekti. Müslümanlar arasında her bakımdan büyük bilindi ve sevildi. Ahlâkı güzel olup, ilim ve fazîlette devrinin önde gelenlerinden idi. Hadîs âlimlerinden Şu'be bin el-Haccâc, Amr bin Dînâr'ın üzerine başkalarını tercih etmez ve buyururdu ki: "Hadîs-i şerîfler husûsunda Amr bin Dînâr'dan daha emîn bir kimse görmedim." Muhaddisler, büyük hadîs âlimlerinden İbn-i Nüceyh; "Ben Amr bin Dînâr'dan daha fakîh ve dinde büyük âlim görmedim." buyurdu. Ahmed bin Hanbel ve Yahyâ bin Maîn, onu Katâde'ye tercih etmişlerdir. Çok ibâdet eder, geceyi üçe bölerdi. Üçte birinde hadîs okur, üçte birinde uyur, üçte birinde namaz kılardı. |
|
|
|
|
|
#554 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Amr bin Dînâr anlatır: "Medîne'de birisinin kız kardeşi vefât etti. O kimse şöyle anlattı: "Kızkardeşimi defnettiler. Kabri başından ayrıldık. Benim değerli bir yüzüğüm vardı. Kayboldu. Onun kabrine düştü zannıyla kabrine gittim. Kabrin lahdi üzerindeki tahtayı kaldırdım. Ateş alevleri yüzüme vurdu. Baktım, mezarın içi ateşle dolu. Tahtayı yerine koydum. Mezarın üstünü sıkıca kapatıp ağlayarak eve döndüm. Annemden, kız kardeşimin huyunun nasıl olduğunu sordum. Bana; "İki kötü huyu vardı. Biri namazına gevşekti. İkincisi koğuculuk yapardı." cevâbını verdi. Bundan anlaşılmış oldu ki, bu iki kötü huy, kabir azâbına sebeptir."
Amr bin Dînâr hazretleri kelime-i tevhîdin fazîletine dâir şu hadîs-i şerîfi bildirmiştir: Peygamber efendimiz buyurdular ki: "Bir kimse inanarak "La ilâhe illallah" derse, muhakkak Cennet'e girer." Eshâb-ı kirâmı çok sever, onların büyüklüğünü İslâmiyete yaptıkları hizmetleri devamlı talebelerine anlatırdı. Şu hadîs-i şerîfi sık sık tekrarlardı: "Eshâbıma söğmeyiniz. Kim Eshâbıma söğerse, Allahü teâlânın lâneti onun üzerine olsun." Oruçla ilgili olarak da şu hadîs-i şerîfi rivâyet ettiler: "Hilâli görünce oruca başlayınız. Hilâli görünce bayram yapınız. Eğer hava bulutlu olur da hilâli göremezseniz, otuza tamamlayınız." |
|
|
|
|
|
#555 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
ELİNİ KESMEZSEK HELÂK OLURSUN!
Amr bin Dînâr hazretleri şöyle anlatır: "Önceki ümmetlerden birisi bir deniz sâhiline gitti. Orada yüksek sesle bağıran birisini gördü. Şöyle diyordu: "Beni gören kimse bir başkasına aslâ zulmetmeyecek!" Gelen kişi yanına yaklaşarak; "Ey Allah'ın kulu! Senin bu sözün nedir, ne demek istersin?" diye sordu. O da ona şöyle cevap verdi: "Ben bir zamanlar emniyet mensubu idim. Bir gün bu deniz sâhiline geldim. Şurada balık avlayan birini gördüm. Avladığı balığı bana hîbe etmesini söyledim, fakat râzı olmadı. Daha sonra satmasını istedim. Yine kabûl etmedi. Canım sıkıldı. Kızdım, kırbacımla başına vurmaya başladım ve o balığı zorla aldım. Elimde sallayarak geri dönmek için yola koyuldum. Eve yaklaştığım bir sırada balık parmağımı kaptı. Parmağımı kurtarmak için yere atmak istedim, fakat bırakmadı. Hemen acele eve girip içeridekilerden yardım istedim. Onlar da uzunca bir zaman uğraştılar. Netîcede zorlukla parmağımı kurtardık. Lakin parmak şişti, kabardı. Balığın dişlerinin izleri göz göz açıldı. Bunun üzerine iyi bir tabibe gittim. Parmağımı görünce; "Bu kangren olmuş, eğer kesilmezse, helâk olursun." dedi. Sonra da kesti. Bu defâ hastalık elime sıçradı. Yine o tabîbe koştum. Bana; "Eğer elini kesmezsek helâk olursun." dedi.Rızâm üzerine eli de kesti. Bu defâ hastalık koluma geçmişti. Yine tabîbe koştum. Hastalığın kola yayılmış olduğunu söyleyip kolumu da kesti. Hastalık bu defâ pazuma çıkmıştı. Korku ve şaşkınlıkla evimden çıktım. Deli gibi koşuyor ve hayvanlar gibi bağırıyordum. Oralarda büyük bir ağacın gölgesine sığındım. Dalları arasında uyudum kaldım. Rüyâmda birisinin benim yanıma geldiğini gördüm. Bana; "Senin uzuvların kaç kere kesildi ve parça parça atıldı. Hakkını sâhibine götür ver. O zaman kurtulursun." dedi. Uyandığımda aklım başıma geldi. Hak sâhibini hatırladım. Bu bana Allahü teâlâdan gelen bir cezâ idi. Hemen deniz kenarına gittim. Balık avcısını buldum. Ağını denize atmıştı. Onu çekinceye kadar bekledim. Çok balıklar çıkardı. O zaman balıkçıya seslenip; "Efendim ben senin kölenim!" dedim. Bana dönüp; "Sen kimsin?" dedi. Ben de; "Efendim falan zaman sizi dövüp zorla balığınızı gasbeden kimseyim." dedim. Sonra ona kolumu gösterdim. Onu görünce böyle belâdan Allahü teâlâya sığındı. "Sen şimdi serbestsin gidebilirsin." dedi. Ayrılmak istedim. Bana; "Dur. Bu benden sana adâlet olmaz. Çünkü bir balık için sana bedduâda bulunmuştum." dedi. Beni elimden tutup evine götürdü. Oğlunu çağırdı. Bir yer gösterip; "Şurasını kaz." dedi. Oğlu orasını kazdı. İçinde otuz bin dirhem olan bir kese çıkardı. Balıkçı oğluna emredip içinden benim için on bin dirhem saymasını söyledi ve bana; "Bunlarla ihtiyâcını gider." dedi. Sonra yine bir on bin dirhem daha verip; "Bunları da komşularına ve akrabâna dağıt!" dedi. Ben ayrılmak istediğimde ona; "Allah için bana söyle nasıl bedduâ ettin?" dedim. O da bana şöyle dedi: "Sen bana vurup balığı aldığında semâya baktım ve ağladım. Sonra da yâ Rabbî! Onu da beni de sen yarattın. Onu kuvvetli, beni zayıf kıldın. Sonra onu bana musallat eyledin. Onun zulmünü benden geri çevirmedin. Beni de onun zulmüne mâni olmaya kuvvetli kılmadın. Kudretin hakkı için onu âleme ibret olacak hâle koy! dedim." Bunun üzerine verdiklerini alıp oradan ayrıldım. 1) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c.5, s.479 2) Tehzîb-üt-Tehzîb; c.8, s.30 3) Tezkîretü'l-Huffâz; c.1, s.113 4) Hilyet-ül-Evliyâ; c.3, s.347 5) Ravd-ur-Reyyâhîn; s.169 6) El-A'lâm; c.5, s.77 |
|
|
|
|
|
#556 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AMR BİN KAYS EL-MÜLÂÎ
Sekizinci asırda Kûfe'de yetişen hadîs âlimi ve büyük velî. İsmi Amr bin Kays, künyesi Ebû Abdullah'tır. Dokumacılık yaptığı için, Bezzâz, çarşaf sattığı için de Mülâî lakâbıyla meşhûr oldu. Doğum târihi ve doğum yeri bilinmemektedir. 763 (H.146) senesinde vefât etti. Vefât yeri olarak Kûfe bilinmekte ise de, başka rivâyetler de vardır. Hayâtı hakkında yeterli bilgi bulunmayan Amr bin Kays el-Mülâî, Kûfe'nin beş büyüğünden biri olarak tanındı. Dokumacılık ve bez satıcılığı ile de meşgul oldu. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem hadîs-i şerîflerini dinlemek ve nakletmek husûsunda yüksek gayret gösterdi. Ebû İshâk es-Sebîî, Semmâk bin Harb, Atîyye el-Avfî, Atâ bin Ebû Rebâh ve İkrime gibi Tâbiînden olan âlimlerden hadîs-i şerîf rivâyet etti. Bağdâd'a giderek Ahmed bin Hanbel hazretleriyle görüşüp sohbette bulundu. İlimde yüksek dereceye ulaşan Amr binKays'dan da pekçok kimse hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundu. Bu zâtlardan bâzıları: Süfyân es-Sevrî, Ebû Hâlid el-Ahmer, Hakem bin Beşîr bin Selmân'dır. Amr bin Kays'ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bâzıları Sahîh-i Müslim ve diğer meşhûr dört sünende yer almıştır. Buhârî ise Amr bin Kays'ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîflere Edebü'l-Müfred isimli eserinde yer vermiştir. Ahmed bin Hanbel, Yahyâ bin Maîn, Ebû Hâtim er-Râzî ve Nesâî gibi büyük âlimler Amr bin Kays'ın sika, güvenilir bir râvî olduğunu bildirdiler. Hadîs ilminde yüksek derece sâhibi olan Amr bin Kays, kırâat yâni Kur'ân-ı kerîmi okuma ilmini kırâat imâmlarından olan Âsım bin Behdele'den öğrendi. Zamânında kâriler yâni Kur'ân-ı kerîmin kırâat ilmini bilerek okuyanlar arasında yer aldı. Zâhirî ilimlerde yüksek derece sâhibi olduğu gibi, tasavvuf ilminde de ilerledi. Sevgili Peygamberimizin ve O'nun Eshâb-ı kirâmının hayâtı gibi yaşamaya çalıştı. Ticâretle uğraştı.Kazandıklarının çoğunu fakirlere tasadduk etti. Güzel ahlâkıyla insanlara örnek olduğu gibi, İslâmiyet'in emir ve yasaklarını anlattı. İlim öğretip talebe yetiştirdi. Süfyân es-Sevrî onun yetiştirdiği büyük âlimlerdendir. Süfyân es-Sevrî hocasının yaşayışı ile ilgili olarak şöyle buyurdu: "Hocam Amr bin Kays beni terbiye etti ve bana ilim öğretti. Hadîs ilmini Kur'ân-ı kerîm okuma ilmini, ferâiz yâni mîrâs ilmini ve diğer ilimleri öğretti. Bâzan çarşıdaki dükkanına giderdim. Orada bulamayınca evine giderdim. Evine vardığım zaman ya namaz kılar veya Kur'ân-ı kerîm okurken bulurdum. Sanki dünyâdan uzaklaşmış, işlerini bir kenâra bırakmış zannederdim. Evinde de bulamazsam, Kûfe'nin mescidlerinden veya dergâhlardan birinde şiddetli bir şekilde ağlar hâlde bulurdum. Eğer mescidlerde de bulamazsam kabristana gider orada yüksek sesle feryâd ettiğini işitirdim." |
|
|
|
|
|
#557 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Onun devamlı olarak ağladığını gören talebelerinden biri; "Niçin ağlıyorsunuz? Bu dünyâya mı ağlıyorsun? Zâten senin ömrün üzüntü ve kederle geçti." dediği zaman, Amr bin Kays buyurdu ki: "Hayır, dünyâ için ağlamıyorum. Âhiretteki nîmetlerden mahrûm kalırım diye ağlıyoum." Allahü teâlâdan korkusu ve âhiret endişesiyle ağladığında rengi değişir, bembeyaz olurdu. İnsanlara nasîhatta bulunur, onlara Kur'ân-ı kerîm okumasını öğretirdi. İki kimsenin arasında oturur, onlara Kur'ân-ı kerîm okutur, kalkınca da onların önünde yürümezdi. Onlara geliniz birlikte yürüyelim." buyurarak tevâzû gösterirdi. İlim ehlinden bir kimse gelince, önünde diz çöker; "Allahü teâlânın sana bildirdiklerinden bana öğret." derdi.
Ticâretle uğraşmasına rağmen dünyâya gönül vermez, kendini dünyâya kaptıran kimselere bakarak; "Bu insanlar ne gâfildir. Yazık ki âhirette kendileri için hazırlanan şeylerden haberleri yok." buyururdu. Ömrünü Resûlullah efendimizin sünnetini öğrenmek, öğretmek ve yaşamakla geçiren Amr bin Kays hazretleri zâhid yâni dünyâdan uzak bir hayat yaşadı. 763 (H.146) senesinde Kûfe'de vefât etti. Amr bin Kays hazretleri vefât ettiği zaman bütün Kûfeliler onun cenâze namazında bulundular. Vasiyyeti üzerine cenâze namazını Ebû Hayyân et-Temîmî kıldırdı. Ebû Hayyân, cemâatin önüne geçip dört defâ tekbir aldığı zaman; "İhsân edici olan Amr bin Kays geldi." diye yüksek bir ses işitildi. Namazdan sonra baktıkları zaman beyaz renkli ve o zamâna kadar görülmemiş olan kuşların etrafı kapladığını gördüler. İnsanlar o kuşların güzelliğine ve çokluğuna şaştılar. Ebû Hayyân et-Temîmî; "Niçin şaşıyorsunuz? Bunlar meleklerdir. Amr bin Kays'a iyi şehâdette bulunmak üzere geldiler." buyurdu. Bâzı kimseler de cenâze namazı sırasında namaz kılınan yerin çevresindeki arâziyi üzerlerinde beyaz elbiseler bulunan çok sayıda kimsenin kapladığını gördüler. Namaz kılındıktan sonra o kimseler kayboldu. Abdullah bin Sa'îd el-Ca'fî dedi ki: "Amr bin Kays'ın cenâzesinde bulundum. O sırada üzerlerinde beyaz elbiseler bulunan pekçok kimse vardı. Cenâze namazını kıldıktan sonra gittiklerini gördük." Amr bin Kays rahmetullahi aleyh, sohbetleri esnâsında sevenlerine ve talebelerine; "Nefsinizle meşgûl olduğunuzda insanları, insanlarla meşgûl olduğunuzda nefsinizi unutursunuz." ve"Tevâzûnun başı üç şeydir. Karşılaştığınız kimseye önce selâm vermeniz, mecliste yüksek olmayan yere oturmaya râzı olmanız ve Allahü teâlâya ibâdet olarak yapılan işlerle medh edilmeyi ve gösterişi sevmemenizdir." buyururdu. |
|
|
|
|
|
#558 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
HELAL MEYDANDADIR, HARAM MEYDANDADIR
Amr bin Kays; kötülüklerden şiddetle kaçınır, iyilikleri yapmayı teşvik ederdi. "Hayırlı bir iş duyduğun zaman bir defâ da olsa yap!" buyururdu. Talebelerinin ve sevenlerinin iyi kimselerle arkadaşlık yapmasını ister; "Sapık ve bozuk kimselerle berâber bulunmayın. Zîrâ onun sapıklığı kalbinize sirayet eder." buyururdu. Ticârette ihsân sâhibi idi. Kazancının çoğunu fakirlere ihsân ettiği gibi; "Kim ihtikâr yapar, yâni insanların temel ihtiyacı olan bir yiyeceği yirmi gece saklayarak karaborsacılık yaparsa, o malın hepsini fakirlere verse dahi keffâretini ödeyemez." buyururdu. Haramlardan ve şüphelilerden şiddetle kaçınan Amr bin Kays; "Helâl meydandadır. Haram meydandadır. Şüpheliler ikisi arasındadır. Kim şüphelileri terk ederse, ırzını ve dînini hakkıyla korumuş olur. Kim şüphelileri yaparsa, her an harama düşebilir. Koruluğun yanında otlayan hayvan da her an koruluğa girebilir. Her sultânın bir koruluğu vardır. Allahü teâlânın koruluğu ise haramlardır." hadîs-i şerîfini okurdu. 1) Hilyetü'l-Evliyâ; c.5, s.100-108 2) Tabakât-us-Sûfiyye (Sülemî); s.68 3) Târih-i Bağdâd; c.12, s.163-166 4) Tehzîbü't-Tehzîb; c.8, s.92-93 5) Siyer-i A'lâmü'n-Nübelâ; c.6, s.250-251 6) Sıfat-us-Safve; c.3, s.81 |
|
|
|
|
|
#559 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AMR BİN MEYMÛN EVDÎ
Tâbiînin meşhurlarından. Künyesi Ebû Abdullah'tır. Tâbiînin muhaddislerinden olup hadîs âlimidir. Aslen Yemenlidir ve Mezhic kabîlesine mensuptur. Hazret-i Ebû Bekr'in halîfeliği sırasında Kûfe'ye yerleşmiştir. Câhiliyye döneminde doğmuş olup, doğum târihi bilinmemektedir. 693 (H.74)te vefât ettiği rivâyet edilmiştir. Peygamber efendimiz zamânında müslüman oldu. Ancak Peygamber efendimizi göremedi ve sahâbî olamadı. Eshâb-ı kirâmdan Muâz bin Cebel Yemen vâliliği sırasında, onunla tanışıp müslüman oldu. Muâz bin Cebel'i çok sevip yanından ayrılmadı. Ondan çok istifâde etti. Onun vefâtından sonra Eshâb-ı kirâmın en meşhûr fıkıh âlimlerinden Abdullah bin Mes'ûd'dan kırâat ilmini öğrendi. Ayrıca hazret-i Ömer, hazret-i Ali, Sa'd bin Ebî Vakkas, Ebû Hüreyre, hazret-i Âişe ve Ebû Eyyûb Ensârî'den hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden de İmâm-ı Şa'bî, Saîd bin Cübeyr, Amr bin Mürre, Ebû İshak es-Sebîî ve diğer meşhur hadîs âlimleri hadîs-i şerîf rivâyet ettiler. Hadîs ilminde sağlam ve güvenilir bir râvî olduğunda ittifak edilmiştir. Rivâyetleri Kütüb-i Sitte denilen altı meşhûr hadîs kitabında yer almıştır. |
|
|
|
|
|
#560 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Amr bin Meymûn, ilmiyle, üstün ahlâkıyla ve yaşayışı ile zamânındaki insanların sevdiği ve takdîr ettiği bir zâttı. Dünyâya ve dünyâlık olan geçici şeylere hiç önem vermezdi. Hep ibâdet ve tâatla meşgûl olurdu. Pek çok defâ hacca ve umreye gitti.
Evliyânın sıfatlarından biri olan; "Görüldükleri zaman Allahü teâlâ hatırlanır." sözü, onun da hâlini bildirir. Onu gören, Allahü teâlâyı hatırlardı. Buyurdu ki: "Mescidler, Allahü teâlânın evidir. Ziyâret edilenin, ziyâret edene ikrâmda bulunması şânındandır." Kendisine; "Nelere dikkat edelim?" diye sorulduğunda; "Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganîmet bil: Ölümden önce hayâtını, meşgaleden önce boş vaktini, fakirliğinden önce zenginliğini, ihtiyarlığın gelmeden önce gençliğini, hastalığından önce sıhhatini." hadîs-i şerîfini rivâyet etti. 1) Hilyet-ül-Evliyâ; c.4, s.148 2) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c.6, s.117 3) El-İstiâb; c.2, s.542 4) Üsüd-ül-Gâbe; c.4, s.275 5) Şezerât-üz-Zeheb; c.1, s.82 |
|
|
|