|
||
|
|
#626 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AVDAN BABA
On birinci yüzyılda yaşayıp Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında rol oynayan mücâhid velîlerden. Doğum ve ölüm târihleri bilinmemektedir. 1071 Malazgirt Meydan Muhârebesinden sonra Oğuzların o târihe kadar Anadolu'ya yapmış oldukları akınlar ondan sonra yerleşme şeklinde kendini göstermeye başlamıştı. Anadolu'ya gelen Türkmenler, bozkır kültürü ile yetişmiş olduklarından, daha ziyâde kendilerinin yaşadıkları şartlara elverişli toprak arayarak dağlık bölgeleri bırakıp ovalara yerleşiyorlardı. Başlangıçta Kızılırmak kaynaklarından Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovası, Türklerin yerleşme yeri oldu. Akabinde bu fetihler Ege bölgesini de içerisine aldı. Yirmi dört Oğuz boyuna mensup insan kümeleri, Anadolu'nun dört bir yanını yeni köy ve kasabalarla süsledi. Yıllarca zulüm altında ezilmiş olan Anadolu'nun yerli halkı, İslâmiyetin güzel ahlâkı ile bezenmiş bu yeni misâfirlerine karşı öyle pek sert davranmadı. Onlara yalnız halkı soyan ve menfaatlerine halel gelen derebeyleri ile, bunlara bağlı adamlar karşı çıkıyorlardı. Rivâyete göre Denizli bölgesine gelen bu Türkmen cemâatlerinden biri de Avaraslar idi. Avaras Obasının başında asıl adı Ali olan ve Avdan Baba denilen mücâhid bir zât bulunuyordu. Avdan Baba, obanın savaşta lideri, dînî konularda da rehberi idi. Herkes bilemediği mevzûu ondan sorup öğrenirdi. Avdan Baba, Denizli'nin Tavas ilçesi yakınlarına geldiğinde kalabalık bir hıristiyan birliğine rastladı. Oymağına bir kez daha cihâdın öneminden bahsetti. Sonunda savaşta ölürse buraya defnedilmesini ve sebât edip geri çekilmemelerini, nihâî zaferin kendilerinin olacağını bildirdi. Oymağı, bu konuşmayı ağlayarak dinledi. Çünkü bu sözler onun şehîd olacağını belirtiyordu. Gerçekten Avdan Baba bu çarpışma sırasında şehîd düştü. Ancak müslümanların sebat ve gayretiyle zafer kazanıldı. Avdan Baba'nın şehîd düştüğü yere derhâl bir türbe ile bir zâviye yapıldı ve burada bir köy vücuda geldi. Nitekim kurulan bu köy de Avdan adını aldı. Bugün türbesini ziyâret edenler, Avdan Baba'nın rûhunu vesîle ederek cenâb-ı Hakk'a duâ etmekte ve nice arzularına nâil olmaktadırlar. |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#627 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Bir gün türbenin bahçesinde yer alan ağaçların tutuşması ile büyük bir yangın çıktı. Avdan Baba'nın türbesinin de yangından kurtulmasına imkân yok gibiydi. Köylüler büyük bir üzüntü ile yangını seyrederken diğer tarafdan da kerâmetini görsek diye ümitli bir bekleyiş içerisindeydiler. Tam bu sırada ters yönden esen bir rüzgâr yangını türbeden uzaklaştırdı ve yangın zarar vermedi.
1) Denizli'de Türbeler-Kitâbeler-Yatırlar; s.17-18 |
|
|
|
|
|
#628 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AVN BİN ABDULLAH
Büyük velîlerden ve Tâbiînin tanınmışlarından. Doğum târihi belli değildir. Medîne'den Kûfe'ye hicret ederek orada yerleşti. Kesin olarak bilinmemekle berâber 733 (H.115) senesinde vefât ettiği bildirilmektedir. Avn bin Abdullah, Eshâb-ı kirâmın huzûrlarında yetişmiş çok ibâdet eden bir zât idi. Kırâat ve hadîs ilminde büyük âlim idi. Babasından, amcasından, Abdullah bin Amr, Yûsuf bin Abdullah, Şa'bî, Sa'd bin Alâka, Ebî Bürde bin Ebî Mûsâ ve diğer Eshâb-ı kirâmdan hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden ise; kardeşi Hamza, Mes'ûdî, Zuhrî, Mûsâ bin Ebî Îsâ, İshak bin Yezid el-Huzeli, Saîd bin Ebû Hilâl rivâyette bulundular. Avn bin Abdullah, bir gün arkadaşları ile kırlara çıktı. Hava çok sıcaktı. Bir ara Avn bin Abdullah arkadaşlarının yanından ayrıldı. Merak eden arkadaşları onu arayıp bulduklarında, uyuyordu. Üzerine bir bulut gölge yapıyordu. Uyandığı zaman arkadaşlarına; "Ben ölünceye kadar bu durumdan kimseye bahsetmeyin." buyurdu. Bir gün Avn bin Abdullah ağlıyor göz yaşlarını yüzüne sürüyordu. Ona; "Gözyaşlarını niçin yüzüne sürüyorsun?" denildi. O da; "İnsanın, Allah korkusu ile olan göz yaşları, bedeninden bir yere değerse, Allahü teâlâ orasını Cehennem'e haram kılar ve yakmaz." buyurdu. Avn bin Abdullah, insanlara Allahü teâlâya kavuşturan doğru yolu ve O'nun emir ve yasaklarını bildiren vâz ve nasîhatlarda bulunurdu. Bir gün şöyle nasîhat etti: Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyunuz. Kim bunlara uyarsa, bu onlar için saâdettir. Bunlara uymayan bedbahttır. Öldükten sonra, kendisi yüzünden cezâ ve mükâfât göreceğiniz amellerinizi ıslâh edip düzeltiniz. Sizden öncekiler, âhiret işleriyle uğraşıp, sâdece artan zamanlarını dünyâ işlerine harcarlardı. Siz ise bu gün hep dünyâ işiyle uğraşıyor, zaman kalırsa âhiret işlerini yapıyorsunuz. |
|
|
|
|
|
#629 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Allahü teâlânın affı ile Cehennem'den kurtulursunuz. Rahmeti ile Cennet'e girersiniz. Amellerinize göre mertebeniz ve dereceniz olur.
Allahü teâlânın beğendiği işleri yaparken mütevâzî ve alçak gönüllü olunuz. Günahlarından vazgeçip, Allahü teâlâya tövbe edenlerle berâber oturunuz. Çünkü onların kalbi, ince ve yumuşaktır. Bir kimseyi övmekte ve yermekte acele etmeyin. Çünkü nice kimseler bu gün sizi memnun ve râzı eder de, yarın, kötülük yapıp sizi rahatsız edebilir. Aynı şekilde, bugün ondan memnun olmazsınız da, yarın memnun olabilirsiniz. Sizce, çok önemli olan hâcetlerinizi, isteklerinizi farz namazlarda isteyiniz. Çünkü farz namazlarda yapılan duâ, farz namazın nâfileye üstünlüğü gibidir. Allahü teâlâ âhiret için çalışanın dünyâ işlerine kâfi gelir, dünyâsı husûsunda ona yardımcı olur. Kim Allahü teâlâya karşı hâlini düzeltirse, Allahü teâlâ onunla insanlar arasını düzeltir, güzel yapar. İçini düzeltenin, Allahü teâlâ dışını düzeltir, güzel yapar. Oğluna şöyle nasîhatta bulundu: Ey oğul! Takvâya, Allah korkusu ile haramlardan kaçma ipine iyi sarıl. Eğer, bugünün dünden, yarının da bugünden daha hayırlı olmasını temin edebilirsen, bunu yap. Namaz kılarken, vedâ edip, ayrılacak olan kimsenin namaz kılışı gibi kıl. Çok ihtiyaç peşinde koşmaktan, özür beyân etmek zorunda kalacağın işi yapmaktan sakın." |
|
|
|
|
|
#630 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
YAZIK BANA!
Avn bin Abdullah hazretleri, hatâ ve günahlarını hatırlayıp ağlayarak pişmanlığını şöyle dile getirmiştir: "Vah! Yazık bana! Bana ne oldu da ben, bu kadar hatâ ve günahı işledim. Halbuki ben o hatâyı işlerken, Rabbimin nîmetleri içerisinde idim. Günahımın bir anlık lezzetine aldandım. O lezzet gitti. Şimdi onun mesûliyeti kaldı. Kaybolmıyacak, her şeyin inceden inceye tesbit edildiği amel defterime yazıldı. Yazık bana, Allahü teâlâdan utanmadan bu işi yaptım. Nefsime uydum. Bu nefs ne acâib düşman. Ben hatâmı düzeltmeğe çalışıyorum.O ise beni tekrar günâha çağırıyor. Ben ona insafla, adâletle davranmak istiyorum, ama, nefsim bana insâf etmiyor. Devamlı beni Rabbimin rızâsından çıkarmak için uğraşıyor. Benim helâkimi, dünyâ ve âhiret saâdetimi çalmak istiyor. Yâ Rabbî! Nefsimi bana musallat kılma. Ona karşı beni yardımsız, yalnız bırakma. Nefsim bana acımıyor. Bana sen merhamet eyle. Ondan beni muhâfaza eyle. Yazık bana! Ölümden nasıl kaçarım. Kaçsam bile o mutlakâ bana yetişecektir. Ben ölümü nasıl unutabilirim. Ben unutsam bile, ölüm beni unutmaz. O beni tâkib ediyor... Günahım o kadar çok ki, kalbimi yaraladı. Günahımın çokluğundan, ağlamaktan, artık gözlerimden yaş da akmıyor. Gözlerime uyku girmiyor. Eğer, Rabbim bana merhamet etmezse, hâlim nasıl olur, benim.... Vah bana! Hatâlarım aklıma geldikçe, ben nasıl tenbel otururum, Rabbime tövbe edip, rızâsını kazanmaya çalışmam. Kıyâmet günü Rabbim beni temize çıkarmaz, yüzüme bakmazsa, benimle konuşmazsa, vay benim hâlime. Bütün bu durumlardan, günâh ve hatâlarımdan Allahü teâlâya sığınırım. Amel defterimin sol tarafımdan verilmesinden veya onu arkamda görmekten, Rabbim muhâfaza eylesin. Yüzüm simsiyah olursa, yazık bana. Rabbimin huzûruna ben nasıl çıkarım. Gözüm, ayağım, elim ve her şeyim benim hakkımda şâhittirler. Günahlarımı hatırlamam, bana her şeyi unutturuyor. Ey nefsim! İsteklerini hiç unutmuyorsun, fakat kulluk vazîfelerini yapmaya hiç istekli değilsin. Ey nefsim, hesâba çekileceğin kıyâmet gününde hâlinin ne olacağından hiç korkmuyorsun. Geçici olanı, ebedî ve sonsuz nimetlere tercih ediyorsun. Ey nefsim! Hâlâ içerisinde bulunduğun gafletten uyanmıyacak mısın? Hasta ve zayıf düşersen, derhal yaptıklarından pişmanlık duyarsın... Sıhhatin yerinde olursa, günâh işlersin. Sana böyle ne oluyor. Muhtaç ve düşkün olursan, üzülür, mahzûn olursun. Zengin ve kimseye muhtâc olmazsan, âhiretini ve kendini unutursun. Ey nefsim, hiç amelin olmadan, çalışmadan âhirette rahata kavuşmak istersin. Uzun uzun arzu ve isteklerin peşine düşüp, tövbeyi devamlı sonraya atıp, geciktiriyorsun." |
|
|
|
|
|
#631 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
ÖLÜNCE BAŞLAYACAK
Avn bin Abdullah var ki, Tâbiîn-i izâmdan, O zamanın tanınmış, hadîs ulemâsından. Derdi ki: "Her amelin, vardır bir efendisi, İbâdetler içinde, odur en kıymetlisi. Benim amelimin de, en kıymetlisi vardır, O da Hak teâlâyı, her sâniye anmamdır." Buyurdu: "Sizden önce, gelip geçen insanlar, Âhireti dünyâya, tercih etmişti onlar. Âhiret işlerini, ilk önce yaparlardı, Zamanları artarsa, dünyâya harcarlardı. Sizse dünyâ işine, evvelâ bakarsınız, Âhiret işlerini, geriye atarsınız. Dünyâdaki bu hayat, bir görüntüdür ancak, Hakîkî hayat ise, ölünce başlayacak. Âhirete gidip de, hesap sona erince, Sevâbı çok olanlar, Cennetlere girince, Görürler daha yüksek, olan mertebeleri, Tanırlar o yerlerde, bulunan kimseleri. Derler ki: "Yâ İlâhî, şuradaki kullara, Niçin yüksek mertebe, ihsân ettin onlara?" Hak teâlâ buyurur: "Siz tokken, açtı onlar, Siz suya kanmış iken, onlar susuz kaldılar. Siz erkenden yatıp da, uyurken geceleri, Onlar ibâdet ile, geçirirdi ekseri." Derdi: "Kim hazırlarsa, âhiret azığını, Gönderir Hak teâlâ, onun dünyâlığını. Ve her kim tam yaparsa, kulluğunu, Rabbine, Allah iyi gösterir, onu halkın gözüne. Kim uğraşıp pâk etse, kötülükten kalbini, Allah da, o kişinin, pâk eder zâhirini Dünyâ sevgisindendir, kalblerin paslanması, Tövbe ile mümkündür, ayna gibi olması. Günahtan kaçmak için, birazcık gayret etmek, Hayır iş işlemekten, kıymetlidir daha pek. Âhiretlik ameller, insana huzûr verir, Dünyâlık işler ise, gam ve keder getirir." 1) Hilyet-ül-Evliyâ; c.4, s.240 2) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c.6, s.313 3) Tehzîb-ul-Esmâ ve'l-Lüga; c.2, s.41 4) El-A'lâm; c.5, s.98 5) Tehzîb-üt-Tehzîb; c.8, s.171 6) Târih-i Bağdâd; c.12, s.292 7) Vefeyât-ül-A'yân; c.1, s.240, 431, 432 8) Tabakât-ül-Kübrâ; c.1, s.36 9) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.2, s.134 |
|
|
|
|
|
#632 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AYDERÛSÎ
Âlim ve büyük velî. İsmi ve nesebi Şeyh bin Abdullah bin Şeyh bin Abdullah Ayderûsî'dir. 1585 (H.993) senesinde Yemen'in Terîm şehrinde doğdu. İlim ve fazîlet sâhibi bir âile içinde yetişti. Hindistan'a hicret edip orada tesirli sözleri ve kerâmetleri ile İslâmiyetin yayılmasına çalıştı. 1631 (H.1041) senesinde Hindistan'da vefât etti. Devletâbâd yakınındaki türbesine defnedildi. Kabri, ziyâret mahallidir. Şeyh Ayderûsî küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Büyük bir zât olan babasından çeşitli ilimleri öğrendi. Daha sonra; Fadl bin Abdurrahmân, Şeyh Zeynüddîn, Kâdı Abdurrahmân bin Şihâbüddîn ve başka âlimlerden fıkıh ilmini öğrendi. Şahar, Yemen ve Haremeyn'i ziyâret etti. Büyük âlimlerden Şeyh Muhammed ve Tayyâr, Şeyh Irâkî ile ilmî münâzaralarda bulundu. Fıkıh, hadîs ve diğer ilimlerde mütehassıs oldu. 1607 senesi hacca gitti. Haremeyn'de birçok âlimle görüştü. Hicaz'dan dönüşte, Seyyid Abdullah bin Ali, Seyyid Ahmed bin Ömer Ayderûs'dan icâzet aldı. Tasavvuf ilminde de mütehassıs oldu. Yemen'de; Şeyh Ahmed Huşeybirî, Seyyid Câfer bin Rafiüddîn, Şeyh Mûsâ bin Câfer Keşmîrî, Seyyid Ali Ehdel ve daha birçok evliyânın meclisinde bulundu. Böylece Kâdiriyye, Şâziliyye, Cebertiyye, Sühreverdiyye, Rifâiyye, Kâzerûniyye, Ehdeliyye gibi, tasavvuf yollarında icâzet, diploma aldı. İnsanlara hak yolun bilgilerini öğretmeye başladı. Şeyh Ayderûsî, 1616 senesinde Hindistan'a hicret etti. Daha önce oraya yerleşmiş âlim ve velî bir zât olan amcası Şeyh Abdülkâdir hazretlerinin sohbetlerine katıldı. Ondan da istifâde edip icâzet aldı. İnsanlara hizmete başladı. |
|
|
|
|
|
#633 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Şeyh Ayderûsî, Hindistan'ın Iklim-üd-Deken bölgesine gitti. Orada Sultan Burhân Nizâm Şah ve Vezîr-i âzam Anber ile görüştü. Çok hürmet ve îtibâr gördü. Orada çok kimseler kendisinden istifâde ettiler. Kötü kimselerden birisi onun dedikodusunu yapmaya başlayınca oradan ayrıldı. Hind sultanlarından Sultan İbrâhim Âdil Şâhın yanına gitti. Orada da hürmet ve îtibâr gördü. O sıralarda Sultan, vücûdundaki bir çıban sebebiyle çok rahatsızdı. Tabibleri bir çâre bulamamışlardı. Şeyh Ayderûsî, sultanı bu hâlde görünce, sırt üstü yatmasını söyledi. Sultanın o andan îtibâren hastalığı geçti.
Hindistan sultânı İbrâhim, her nasılsa Eshâb-ı kirâmdan bâzılarını sevmezdi. Fakat zamanla bu kötü îtikâdından döndü. Şeyh Ayderûsî'nin bereketiyle Ehl-i sünnet müslümanları arasına girdi. O memleket ahâlisi de Eshâb-ı kirâmdan bâzılarını sevmiyordu. Sultânın, Ayderûsî'ye bağlılığını görünce ondan çekindiler ve karşı bir harekette bulunmadılar. Şeyh Ayderûsî, sultanın vefât etmesinden sonra, Devletâbâd şehrine gitti. Orada, Vezîr-i âzam Fetih Han ibni Mâlik ile görüştü. Vefâtına kadar orada ikâmet etti. İnsanlardan onun duâsını alanlar murâdlarına kavuşurlardı. Es-Silsilet-ül-Münîfe fil-Hırkat-iş-Şerîfe, Şeyh Ayderûs'un yazdığı eserlerdendir. 1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.4, s.311 2) Hulâsat-ül-Eser; c.2, s.235 3) El-Meşre-ur-Revî; c.2, s.117-119 4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.16, s.213-214 |
|
|
|
|
|
#634 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AYDERÛSÎ (Abdullah bin Abdullah)
Yemen'de yetişen evliyâdan. İsmi Abdullah bin Abdullah Ayderûsî'dir. 1617 (H.1027) senesi Yemen'in Terîm kasabasında doğdu. 1662 (H.1073) senesi Zilkade ayında Benderşahar'da vefât etti. Abdullah Ayderûsî, velîlerden olan amcası Şeyh Zeynüddîn'in terbiyesinde büyüdü. Gençliğini ilim tahsîliyle geçirdi. Amcaoğlu Abdurrahmân Sekkaf'ın derslerine katıldı. Ayrıca zamânın büyüklerinden Ebû Bekr bin Abdurrahmân bin Şihâb, Abdurrahmân bin Muhammed ve başkalarından ilim tahsîl etti. Bender Şahar'a gitti. Oradaki âlim ve âriflerle görüştü. Sonra hac vazîfesi için Mekke'ye oradan da Medîne-i münevvereye gidip ceddi Resûlullah efendimizi ziyâret etti.Birçok âlim ve evliyâ ile görüşüp, Terîm'e döndü. Halk onu büyük bir coşkunlukla karşıladı. Karşılayanlar içinde hocası Abdurrahmân Sekkaf da vardı. Hocasının vefâtıyla onun yerine geçip insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını öğretmeye başladı. Çok cömerd olup herkese sofrası açıktı. Darda kalanların yardımcısı idi. Sonra iki defâ daha hacca gitti. Oradaki âlimlerden Şeyhülislâm Abdülazîz Muhammed Zemzemî, Şeyh Abdullah bin Saîd, Muhammed bin Alevî ile görüştü. Kendisinden pek çok kimse istifâde etti. Sonra Medîne-i münevvereye Resûlullah efendimizin kabr-i şerîfini ziyârete gitti. Orada evliyâ bir zât olan Ahmed bin Muhammed Kasâsî ile husûsî sohbetlerde bulundu. Ahmed Ayderûsî hazretleri buradan Hind diyârına giderek oradaki yakınlarını ziyâret etti. Amcası Muhammed Ayderûs da velîlerden idi. Ayrıca orada babasının talebeleri ile de görüştü. Beycâfûr şehrine geçip Sultan Mahmûd bin İbrâhim Şâh ile görüştü. Büyük hizmet ve hürmet gördü. Bâzı kimselerin fitnesi sebebiyle oradan ayrılarak memleketi olan Terîm'e döndü. Vakitlerini ibâdet ile geçirdi. Sonra Benderşahar'a gitti. Ömrünün sonuna kadar orada kaldı. İnsanlara hizmetle vaktini geçirdi. 1) Hulâsât-ül-Eser; c.3, s.51 2) El-Meşre-ur-Revî; c.2, s.177 |
|
|
|
|
|
#635 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AYDERÛSÎ (Abdurrahmân bin Mustafa)
Yemen'de yetişen meşhûr velîlerden. 1135'de Yemen'de doğdu ve orada yetişti. Daha sonra Mısır'a giderek orada talebe yetiştirmeye başladı. Aldığı mânevî bir işaretle diyar diyar gezerek Ehl-i sünnet îtikâdını anlattı. Şam, Mısır, Sayda ve İstanbul'da pek çok talebe yetiştirdi. Son günlerinde yine Mısır'a dönerek Kahire'de vefât etti. Kabri Kahire Seyyidet Zeyneb Câmii bahçesindeki türbededir. Aynı türbede sağındaki kabirde ise Muhammed Itrîs hazretleri medfundur. |
|
|
|
|
|
#636 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
AYDERÛSÎ (Abdülkâdir bin Şeyh)
On altıncı yüzyılın sonu, on yedinci yüzyılın başında Hindistan'da yaşamış evliyânın büyüklerinden. İsmi, Abdülkâdir bin Şeyh bin Abdullah'dır. Ayderûsî ve Hindî nisbeleriyle bilinir. Künyesi Ebû Bekr, lakabı Şems-üş-Şümûs Muhyiddîn'dir. 1570 (H.978) senesinde Hindistan'ın Ahmedâbâd şehrinde doğdu. 1628 (H.1038) senesinde aynı yerde vefât etti. Kabri orada olup, ziyâret mahallidir. Babası, o daha dünyâya gelmeden on beş gün önce, rüyâsında evliyâdan Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, Şeyh Ebû Bekr Ayderûs ve başkalarını gördü. Abdülkâdir-i Geylânî, ona bir istek ve bir arzusunun olup olmadığını sorunca, doğacak çocuğu için hayır duâ istedi. Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri de oğluna Abdülkâdir ismini, Ebû Bekr künyesini ve Muhyiddîn lakabını vermesini söyledi. O da doğacak oğlunun şan ve şerefinin üstün olacağını bu hâdiseden anladı. Çocuk doğunca, Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerine olan sevgi ve bağlılığından, ismini Abdülkâdir koydu. Ayderûsî'nin diğer kardeşleri, küçük iken vefât ettiler. Ayderûsî, âilesi içinde sevgi ve muhabbetle yetiştirildi. Âilesinden ilim ve edeb öğrendi. Zâten baba ve dedeleri âlim ve velîlerden idiler. Kur'ân-ı kerîm okumayı babasından öğrendi. Âlim ve velîler huzûrunda hatim okudu. Kırâat ilminden başka, birçok âlimden çeşitli ilimleri tahsîl etti. Bu ilimlerle ilgili icâzet, diploma aldı. Yazılmış bâzı eserleri tasnif etmeye başladı. İmâm-ı Muhammed Gazâlî hazretlerinin İhyâu Ulûmi'd-Dîn adlı eserini çok okudu. Bu eserden medh ederek bahsederdi. Bir zaman, o beldenin vâlisi gelip, bir işi için Ayderûsî'nin babasından duâ istedi. Ayderûsî daha o zaman küçük idi ve orada bulunuyordu. Vâli, meselesini anlattı. O zaman küçük Ayderûsî, Sâf sûresinin on üçüncü âyet-i kerîmesini okuyuverdi. Bunun üzerine babası, vâliye; "Cevâbını bu çocuk verdi." buyurdu. Daha sonra vâlinin meselesi halloldu. Ayderûsî'nin annesi sâlihâ ve çok cömert bir hanımdı. Ramazan ayında bir Cumâ günü vefât etti. Son sözü; "Lâ ilâhe illallah." oldu. Ayderûsî annesine çok hürmet ve hizmet edip, onun hayır duâsını kazandı. |
|
|