Geri Git   Number 1 Forum Group > GENEL KONULAR & SOHBET > Genel Sohbet Muhabbet > Dini Konular

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 14-09-2007, 03:15 AM   #1226 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
EBÛ BEKR BİN İYÂŞ

Peygamber efendimizin arkadaşları olan Eshâb-ı kirâmın huzûrunda ilim öğrenen büyük velî, hadîs ve kırâat âlimi. İsmiyle künyesi aynıdır. Künyesi Ebû Bekir'dir. Vâsıl el-Ahdeb'in âzâdlısıdır. 715 (H.97) senesinde Süleymân bin Abdülmelik zamânında doğdu.

Ebû Bekr bin İyâş, meşhûr kırâat âlimi İmâm-ı Âsım'ın râvilerinden ve hadîs ilmi âlimlerindendir. Babasından, Ebû İshâk es-Sebîî, Ebû İshak eş-Şeybânî, Hümeyd et-Tavîl ile Eshâb-ı kirâmın bir çoğundan hadîs-i şerîf rivâyet etti ve ilim öğrendi. Süfyân-ı Sevrî, İbn-i Mübârek, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, İbn-i Medînî, Ahmed bin Hanbel, Yahyâ bin Yahyâ Nişaburî ve başka âlimler de ondan rivâyette bulundular.

Ebû Bekr bin İyâş, fıkıh ilminde de geniş bilgiye sâhipti. O, sâlih, fazîletli ve çok ibâdet eden bir zâttı. Elli sene yumuşak yatakta yatmamıştı. Kur'ân-ı kerîmi çok okurdu.

Bişr bin Hâris anlatır: Ebû Bekr bin İyâş'ın şöyle dediğini duydum: "Ey sağımda ve solumda bulunan Kirâmen kâtibîn melekleri, benim için, Allahü teâlâya duâ ediniz. Çünkü siz, Allahü teâlâya benden daha çok ve daha iyi itâat ediyorsunuz, emirlerine uyuyorsunuz."
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Eski 14-09-2007, 03:16 AM   #1227 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
"Sükûtun en küçük faydası, sıkıntı ve belâlardan kurtarmasıdır. İyilik olarak, insana bu yeter. Fazla ve lüzumsuz konuşmanın en küçük zararı, şöhrettir. Belâ olarak, şöhret insana yeterlidir."

"Gençliğimde biri bana, dünyâya köle olmaktan kendini kurtar, âhirete yönel, dedi. Ben de ömrüm boyunca öyle yaptım."

"Dünyâ sevgisini kalbine dolduran kişinin bir dirhem dünyâlığı kaybolunca gündüzü kararır."

Ebû Bekr bin İyâş bir gün ağlayarak, şu beyti söyledi: "Yaşım sekseni aştı, artık neyi arzu edeyim, neyi bekleyeyim. Seneler, peşipeşine gelip geçti. Beni yıprattı ve eskitti. Kemiklerimi inceltip, gözlerimi küçülttü. Zayıflıktan eski bir elbise gibi oldum."

Ebû Bekr bin İyâş bir gün yolda yürürken ihtiyar bir kadın kılığında şeytanı gördü. Tam bir şirret tipi vardı. Def çalıp oynuyordu. Halk da el çırpıp peşinden gidiyordu. Bir ara, o ihtiyar kadın Ebû Bekr bin İyâş'a dönüp baktı ve; "Ah sana karşı bir zafer kazansaydım. Bunlara yaptığımı sana da yapabilseydim." dedi.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:16 AM   #1228 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Bir gün; "Ben seksen seneden beri Kur'ân-ı kerîm okumaktayım." Yine bir defâsında; "Hasta olduğum zaman bile Kur'ân-ı kerîm okumadığım hiçbir gecem geçmedi." demiştir.

Oğlu şöyle anlatır: Babamın ölümüne yakın yanında bulunuyordum. Onun durumu bana tesir edip, ağlamıştım. Ağladığımı görünce; "Niçin ağlıyorsun, evlâdım? Baban, bildiğin gibi, hayâtı boyunca kötülüklerden ve günahlardan uzak kalmaya çalışmıştır." dedi. Vefâtından evvel yine yanında ağlayan oğlu İbrâhim'e; "Yavrucuğum. Bu kadar ömrümü hep Kur'ân-ı kerîm okumakla geçirdim. Üzülme, Allahü teâlâ benim için, böyle bir ömrü boşa çıkarmayacak, onun karşılığını verecek." dedi. 808 (H.193)'de Kûfe'de vefât etti.

Vefâtından sonra Heysem bin Hârice, gece rüyâsında Ebû Bekr bin İyâş'ı gördü. Önünde bir hurma tabağı vardı. Ona; "Ey Ebû Bekr! Beni dâvet etmiyor musun? Bilirsin ben hurmayı severim." dedi. O da; "Ey Heysem! Bu, Cennet ehlinin yiyeceğidir. Dünyâdakiler ondan yiyemez." deyince; "Bu mertebeye nasıl ulaştın?" dedi. Ebû Bekr bin İyâş da; "Bütün hayâtım boyunca, bir gecemi olsun, Kur'ân-ı kerîm okumadan geçirmedim. Bundan dolayı Allahü teâlâ beni bu mertebeye kavuşturdu." cevâbını verdi.

1) Vefeyât-ül-A'yân; c.2, s.353
2) Mîzân-ül-İ'tidâl; c.4, s.499
3) Tehzîb-üt-Tehzîb; c.8, s.34
4) Hilyet-ül-Evliyâ; c.8, s.303
5) Târih-i Bağdâd; c.4, s.499
6) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.2, s.160
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:16 AM   #1229 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
EBÛ BEKR KETTÂNÎ

Evliyânın büyüklerinden. Künyesi, Ebû Bekr, adı Muhammed bin Ali bin Câfer Bağdâdî el-Kettânî'dir. Aslen Bağdâtlı olup, ömrünün büyük bir kısmını Mekke'de geçirmiştir. Ebû Bekr Kettânî, Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebesidir. Ebû Saîd-i Harrâz, Abbâs bin Mühtedî, Amr el-Mekkî, Ebü'l-Hüseyin Nûrî gibi âlimlerin sohbetinde bulundu. 933 (H.322) senesinde Mekke'de vefât etti.

Ebû Bekr Kettânî; verâ, takvâ, haram ve şüphelilerden kaçmada zühd, dünyâya düşkün olmama ve mârifette son derece ileri olup, Hicaz âlimlerinin büyüklerinden idi.Mücâhede ve riyâzette nefsin isteklerini yapmama, istemediklerini yapmada gerçekten ileride ve çeşitli ilimlerde kâmil olup, özellikle hakîkat ve mârifet ilimlerinde pek derin idi.

Kendisine Harem'in kandili derlerdi. Sabaha kadar namaz kılar ve Kur'ân-ı kerîm okurdu. Kâbe'de otuz sene, altın oluğun altında ibâdet etti. Bu zaman içinde, yirmi dört saatte bir defâ abdestini tâzelerdi. Tavaf yaparken, Kur'ân-ı kerîmi pekçok defâ hatm etmiştir. Ona, Resûlullah efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem rüyâsında çok gördüğü için Muhammed aleyhisselâmın talebesi derlerdi.Peygamberimizi rüyâda hangi gece göreceğini bilirdi. Kendisine sorulan sorulardan bâzılarını, rüyâda Resûlullah'a arz eder, cevaplarını alırdı.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:16 AM   #1230 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Bir rüyâsını şöyle anlatır: "Bir gece rüyâmda sevgili Peygamberimizi gördüm. O'na; "Kalbimdeki hevânın, nefsin istek ve arzularının yok olması ve bundan kurtulmak için nasıl duâ edeyim?" diye sordum. Buyurdular ki: "Her gün kırk kere hulûs-i niyetle, yâ Hayyû, yâ Kayyûm, yâ lâ ilâhe illâ ente es'elüke en tuhyiye kalbî bi-nûri ma'rifetike edeben, dersen, kalbindeki hevâ kaybolur."

Emîr-ül-müminîn hazret-i Ali'ye karşı, bende biraz soğukluk vardı. Bunun sebebi de; Resûlullah efendimiz; "Ali'den başka yiğit yoktur." buyurmuşlardır. Gerçi hazret-i Ali hak üzere idi. Fakat halîfeliği hazret-i Muâviye'ye bırakıp çekilseydi, bunca kan dökülmezdi. Asıl yiğitlik budur." diyordum.

Kendisi şöyle anlatır:

Safâ ile Merve arasında bir evim vardı. Resûlullah efendimizi rüyâmda gördüm. Eshâbıyla birlikte oturuyorlardı. Beni yanlarına çağırıp, hazret-i Ebû Bekr'e işâret ederek; "Bu kimdir?" buyurdu. Ben; "Hazret-i Ebû Bekr'dir." dedim. Sonra; hazret-i Ömer'e işâret ederek; "Bu kimdir?" buyurdu. "Hazret-i Ömer'dir." dedim. Sonra hazret-i Osman'a işâret ederek; "Bu kimdir?" buyurdu. Ben de; "Hazret-i Osman'dır." dedim. Sonra hazret-i Ali'yi işâret ederek; "Bu kimdir?" buyurunca, ona karşı kalbimde olan kırgınlık sebebiyle utandım. Peygamber efendimiz beni hazret-i Ali ile kardeş yaptılar. Sonra kucaklaştık ve Eshâb-ı kirâm dağıldılar. Hazret-i Ali ile başbaşa kaldık. Bana; "Ebû Kubeys Dağına çıkalım." deyince kabûl edip, bu dağın tepesine çıkıp oradan Mekke'yi seyretmeye başladık. Uyandığım zaman kendimi bu dağın başında buldum. Bu rüyâdan sonra hazret-i Ali ve hazret-i Muâviye'nin kıymetini daha iyi anladım."

Şöyle anlatır: "Gençliğimde hacca gitmek için annemden izin alıp yola çıkmıştım. Çölde giderken, üzerim kirlendi. Galiba şartlarına uygun olarak yola çıkmadım, diyerek geri döndüm. Eve gelince annemi kapının arkasında oturup bekler gördüm. "Anneciğim bana izin vermemiş miydin?" dedim. "Verdim fakat bu evi sensiz görmek gücüme gitti. Sen yola çıkalıdan beri oturuyorum. Dönüp gelmene kadar buradan kalkmamaya karar vermiştim." dedi.

"Biri benim sohbetime devâm ederdi. Ama onun sohbetimde bulunması bana ağır geliyordu. "Hediyeleşiniz, sevişirsiniz." hadîs-i şerîfine uyarak ona hediye verdim. Yine kalbimdeki duygu gitmedi. Nihâyet bu zâtı evime götürdüm; "Ayağını yüzüme bas." dedim, ama basmadı, ısrâr ederek ayağını yüzüme bastırdım. Kırgınlık gidip, kalbime sevgi yerleşene kadar ayağını yüzümden kaldırtmadım.

Bir gün üzerinde ridâsı, paltosu bulunan nûrânî yüzlü bir zât, Mescid-i Haramın, Benî Şeybe kapısından heybetli bir şekilde içeri girdi. Başını önüne eğmiş duran Kettânî hazretlerinin yanına gelip selâm verdi. Sonra; "Ey imâm! Makâm-ı İbrâhime neden gidip de, kısa senedlerle hadîs nakleden hocalardan hadîs dinlemiyorsun?" dedi. Bunun üzerine Kettânî hazretleri doğrularak; "O, kimden hadîs rivâyet ediyor?" diye sordu. İhtiyâr zât; "Ma'mer' den, Zührî'den, Ebû Hüreyre'den ve Resûlullah'ın senediyle Abdullah'tan." dedi. Kettânî hazretleri; "Sen uzun senedli olarak bahsettin. Onların isnadla bahsettiği hadîsi, ben şurada isnadsız dinliyorum." dedi. "Kimden dinliyorsun?" dediğinde; "Haddesenî kalbî an Rabbî'den, yâni kalbim, sözü yüce olan Allahü teâlâdan dinlemektedir." dedi. İhtiyar zât; "Peki bu sözün senedi nedir?" diye sordu. Kettânî; "Delil şudur ki, sen Hızır aleyhisselâmsın dedi. O zaman Hızır aleyhisselâm; "Ebû Bekr Kettânî'yi görene kadar, Allahü teâlânın velîlerinden tanımadığım yoktur sanırdım. Kettânî ise beni tanıdı ama, ben onu tanıyamadım. Anladım ki, Allahü teâlânın beni tanıyan, ama benim kendilerini tanımadığım birçok dostları vardır." dedi.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:17 AM   #1231 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Bir zât şöyle anlatır: Bir zaman, helâl yoldan elime yirmi dirhem gümüş para geçti. Kettânî'nin huzûruna vardım ve bu parayı seccâdesinin bir kenarına koydum. İhtiyaçlarına bu parayı harcarsın dedim. Bana göz ucuyla şöyle bakarak; "Ben, içinde bulunduğum şu hâli, elimde bulunan her şeyi vermekle kazandım. Sen ise, dünyâ malı vererek kazandıklarımı kaybettirmek istiyorsun." dedi ve kalktı. Seccâdesini silkeledi ve oradan gitti. Ben dağılan gümüş paraları yerden toplarken; "Onun yüksekliği kadar yüksek, benim de aşağılığım kadar aşağılık olan bir şeyi aslâ görmedim. O ne kadar yüksek, ben ne kadar aşağıyım." diye düşündüm.

Kettânî anlatıyor: Bir gün yanıma ağlayarak bir fakir geldi ve; "On günden beri karnım aç, arkadaşımdan birine karnım aç diye yakınmış, sonra pazara gitmiştim. Yolda bulduğum (Allah tarafından gönderilen) bir dirhem üzerinde şöyle yazıyordu: Hak teâlâ aç olduğunu bilmiyor mu ki, ona bu şikâyette bulunuyorsun." diyordu.

Ölümü yaklaştığı zaman Kettânî'ye; "Hayatta iken ne durumda idin de, bu makâma ulaştın?" diye sordular. "Şâyet ecelim yaklaşmamış olsaydı söylemezdim." dedi ve devâm etti: "Kırk yıl kalbimin bekçisi oldum. Allahü teâlâdan başka her şeyi kalpten uzaklaştırdım. Nihâyet kalp, Allahü teâlâdan başkasını bilmez hâle geldi."

Buyurdu ki: "İbâdet yetmiş iki bölümdür. Onların yetmiş biri Allahü teâlâdan hayâ etmek, diğeri de bütün iyiliklerdir."
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:17 AM   #1232 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
"Bedeninle dünyâda, kalbinle âhirette ol."

"Allahü teâlânın yarattığı şeylere dalıp avunmak, kula bir cezâdır. Dünyâyı ve dünyâyı sevenlere yakın durmak, onlara güvenmek ise felâkettir."

"Nefsin arzuları, şeytanın taktığı bir yulardır. Kim, şeytanın o yularına takılırsa, doğruca onun yanına gider ve ona köle olur."

"Ya göründüğün gibi ol veya olduğun gibi görün."

"Zâhid; nefsi istediği halde dünyâdan yüz çeviren, Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem yolunda ve izinde yürüyen, gâyesi âhiret olan, cömert olup, Rabbine yönelendir."

"Allahü teâlânın, Arşın altında sabâ isimli bir rüzgârı vardır. Bu rüzgâr, seher vakti eser ve seher vakti gönülden tövbe ve istiğfâr edenlerin hallerini Allahü teâlâya götürür."

"İstigfâr, tövbedir. Tövbe, şu altı şeyi ihtivâ eder: Yaptığına pişman olmak. Bir daha günah işlemeyeceğine azmetmek. Kaçırdığı farzları yerine getirmek. Üzerinde olan hakları sâhiplerine vermek. Haramdan hâsıl olan vücuttaki fazlalıkları atmak. Bedene, günahın tadını tattığı gibi, ibâdet zevkini tattırmak."

"Allahü teâlâ, bir mümin kulunun dilini özür dilemek için açtığı zaman, peşinden de af ve mağfiret kapısını açar."

"Takvâ sâhibi; nefsinin isteklerine uymayan, İslâmiyetin emirlerine tam uyan, yakîn ile huzur bulan, tevekkül direğine dayanan kimsedir."

"Yakînin en faydalısı, Hak teâlâyı büyük görmek, O'ndan başkasını küçük görmek, korku ve ümidi kalbinde bir arada tutmaktır."

"Tövbe; kötü şeylerden tamâmen uzaklaşmak, Allahü teâlânın emirlerine yönelmek, sıkıntılara göğüs germek, nefsin arzularına karşı koymak, sıkıntılara sebât etmek, doğru yola kavuşmak, Allahü teâlânın dostluğuna ve yardımına mazhâr olmaktır."

"Medîne, Irak, Şam ve Kûfe âlimlerinin üzerinde birleştikleri husus şudur: Dünyâya düşkün olmamak, cömert olmak ve halka karşı samîmi davranmak, insanlara nasihat etmektir."

"Ameller, kulluk elbisesidir. Allahü teâlâ mahrûm ettiği kimselerden bu elbiseyi çıkarır. Kendisine yaklaştırmak istediği kimselere şefkat eder, devamlı bu elbise içinde kalmalarını nasîb eder."

"Bir müminin kalbini hoş tutmak, bana nâfile hac yapmaktan iyi gelir."

Altmış yaşındaki bir kimse nefsini hesâba çekmişti. Bunu gün olarak hesapladı yirmi bir bin beş yüz gün çıktı. Bu gün sayısını görünce feryad etti. Düşüp bayıldı. Ayılınca âh yazık bana Rabbime gideceğim. Eğer her gün bir günah işlemiş olsam bu hesâba sığmaz günahlarla hâlim nice olur? dedi. Sonra eyvâh, dünyâya daldım! Âhiretimi harâb ettim! Çok ihsân edici Rabbime karşı, isyânkâr oldum. Sonra da harâbe gibi olan bu dünyâdan saâdet yeri olan âhirete gitmekten kaçınıyorum. Kıyâmette hesap günü amelsiz, sevapsız bir halde nasıl hesap vereceğim! dedi."

"Dostlarımdan birini vefâtından sonra rüyâmda gördüm. Sana ne muâmele yapıldı? diye sordum. "Günahlarımdan bana birer birer bildirilip, böyle böyle yaptın mı? denildi. Evet, dedim. Amel defterimde yazılı günahlarımın herbiri gösterilip bunları yaptın mı? denildikçe evet, deyip çok utanç duydum. Uzun müddet bu şekilde utanç içinde terler döktüm. Sonra Rabbim beni ihsânı ile affetti, dedi."

SEN KİMSİN

Kettânî hazretleri şöyle anlatıyor: "Bir kere rüyâmda çok güzel bir genç gördüm. "Sen kimsin?" diye sordum. "Takvâyım." dedi. "Nerede ikâmet edersin?" deyince; "Dertlilerin kalbinde." dedi. Sonra diğer tarafa baktığımda, çirkin, siyah bir kocakarı gördüm. "Sen kimsin?" dedim. "Ben kahkaha, zevk ve ***ifim." dedi. "Nerede ikâmet edersin?" deyince; "Çok gülenlerin kalbinde." dedi. Uyandıktan sonra hiç bir zaman kahkaha ile gülmemeye niyet ettim."
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:17 AM   #1233 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
İMTİHÂNA TÂBİ TUTULANLAR

Sohbetlerinde buyurdu ki: "Varlıklar dört kısımdır, birincisi mâzûr olanlar; bunlar hayvanlardır. Akılları olmadığı için, emir ve yasaklarla mükellef değildirler. İkincisi, imtihâna tâbi olanlar; onlar, insanlardır. Bu dünyâda yaptıklarından âhirette hesap verecekler, amellerinin karşılığını orada göreceklerdir. Üçüncüsü; hep ibâdet ve tâat (Allahü teâlânın beğendiği iyi işler) üzere olanlardır ki, bunlar meleklerdir. Onlar, hiç günah işlemezler. Devamlı, Allahü teâlâya kulluk edip, noksansız devâm ederler. Dördüncüsü; iblistir ki, Allahü teâlânın lânetine uğrayıp, helâk olmuştur."

DUÂ EDERSEN

Bir gün Kettânî, namaz kılarken bir hırsız gelip, omuzundaki elbisesini aldı ve satmak için pazara götürdü, ama eli derhal kurudu. Ona; "Senin yapacağın iş, bunu geri verip, sâhibinin duâsını almandır. Senin için duâ ederse, Allahü teâlâ senin elini iyileştirir" dediler. Bunun üzerine hırsız geri geldiğinde, Kettânî hâlâ namazda idi. Aldığı elbiseyi Kettânî'nin omuzuna koydu ve namazını bitirinceye kadar oradan ayrılmadı. Namazını bitirince ayaklarına kapanarak yalvardı ve hâlini anlattı. O zaman Kettânî; "Allah'a yemîn ederim ki elbisemin ne götürülmesinden, ne de getirilmesinden haberim var." dedi ve; "Allah'ım! O, onu götürmüş ve getirmiş, sen de ondan aldığını geri ver." diye duâ edince, hırsızın eli iyileşti.

1) Târih-i Bağdâd; c.3, s.74
2) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.104
3) Tezkiret-ül-Evliyâ; s.302
4) Tabakât-ül-Kübrâ; c.1, s.110
5) Kıyâmet ve Âhiret; s.162
6) Risâle-i Kuşeyrî; s.172
7) Nefehât-ül-Üns; s.226
8) Hilyet-ül-Evliyâ; c.10, s.357
9) Tabakât-ı Ensârî; s.367
10) Tabakât-üş-Şâfiiyye; c.2, s.151
11) Sıfât-us-Safve; c.2, s.294
12) Şezerât-üz-Zeheb; c.2, s.296
13) Tabakât-üs-Sûfiyye (Sülemî); s.373
14) Sefînet-ül-Evliyâ; s.145
15) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.4, s.31
16) Makâmât-ı Ebû Saîd; s.262, 263
17) Ravd-ül-Fâik; s.16, 101
18) Ravd-ür-Reyyâhîn; s.83
19) Dirâsât fî Tasavvuf-il-İslâmî; s.347
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:18 AM   #1234 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
EBÛ BEKR-İ KİSÂÎ DÎNEVERÎ

Dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı ile onuncu yüzyılın başlarında Kûhistan taraflarında yaşayan büyük velîlerden. Kaynaklarda asıl ismi bildirilmemiştir. Ebû Bekr künyesiyle meşhur olmuştur. Kûhistan bölgesinin Irak taraflarında bulunan Dînever köyünde doğduğu için Dîneverî, giydiği elbiseden dolayı Kisâî nisbeleriyle meşhur olmuştur. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. Ancak kendisiyle aynı asırda yaşamış olan Cüneyd-i Bağdâdî'nin 910 (H.298) senesinde vefâtından önce âhiret âlemine göçtüğü bilinmektedir.

Zamânının âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri tahsîl eden Ebû Bekr-i Kisâî Dîneverî ilimde yetiştikten sonra tasavvufa yöneldi. Büyük velîlerin sohbetlerinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerledi. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleriyle görüşüp sohbette bulundu. Mücâhede ve riyâzetlerde bulunup, nefsin istediklerine karşı, istemediklerini yaparak Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaya çalıştı. Etrafında toplanan insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâ ve âhirette saâdete, mutluluğa kavuşmaları için gayret etti.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:18 AM   #1235 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Bir sohbeti sırasında buyurdu ki:

"Allahü teâlâya yakınlığın alâmeti, Allahü teâlâdan başkasından bağını kesmektir. Allahü teâlâyı tanıyan O'ndan ümidini kesmez. Nefsini, kendisini tanıyan da, kendi yaptığı işleri beğenip kibirlenmez. Rabbini tanıyan O'na sığınır, Rabbini unutan O'nun yarattıklarına sığınır."

Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri, Ebû Bekr-i Kisâî Dîneverî'yi çok severdi.Hattâ bir defâsında; "Ebû Bekr-i Kisâî olmasaydı, ben Irak'ta olmazdım." buyurdu.

Şeyh Ebû Hayr-ı Askalânî hazretleri, Ebû Bekr-i Kisâî'nin mânevî derecesinin yüksekliğini bildirmek için; "Ebû Bekr-i Kisâî uyurken yanından geçenler, onun kalbinin Kur'ân-ı kerîm okuduğunu işitirlerdi." buyurdu.

Ebû Bekr-i Kisâî Dîneverî, Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerine mektuplar yazarak suâller sorar, cevaplar alırdı. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri ona yazdığı mektuplardan birisinde şöyle buyurdu:

"Ey kardeşim! "Kıyamet günü mallar boş bırakıldığı zaman" (Tekvîr sûresi, dördüncü âyet-i kerîme) yerin neresidir? Evler yıkıldığı, dağların uçuşup bulutlar gibi yürümeye başladığı, denizlerin taştığı, güneşin nûrunun kaybolup simsiyah olduğu, dağların yerle bir olup, yeryüzünün boş bir toprak hâline getirildiği, göklerin gülyağı gibi eriyip değirmen taşı gibi döndüğü zaman ne yapacaksın? Görülecek yer bulunmadığı zaman nereye bakacak, haber alınacak yer olmayınca nereden haber alacak, sabır ve teselliye imkân olmadığı zaman nasıl sabredeceksin? Öyle ise, şimdiden durmadan ağla, o zaman ağlama ve sızlamanın bir faydası yoktur. Çocuğunu kaybeden bir kadının döğünerek ağladığı gibi ağla. Seni yalnız bırakıp giden büyüklere kıymetli dostlara ağla. Fırsatcıların meydanı boş bulmasına, fırtınaların ortalığı dehşete vermesine ağla. Seni o dehşetli günlerde kimin kurtaracağını, nereden gelip nereye gideceğini düşün ve ağla!..
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:18 AM   #1236 (permalink)