Geri Git   Number 1 Forum Group > GENEL KONULAR & SOHBET > Genel Sohbet Muhabbet > Dini Konular

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 14-09-2007, 03:23 AM   #1251 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
EBÛ BEKR EŞ-ŞELÎ

Yemen'in büyük velîlerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Ebû Bekr bin Ahmed bin Ebû Bekr'dir. Meşreü'r-Revî kitabının müellifi olan Muhammed bin Ebû Bekir'in babasıdır. Hazret-i Hüseyin'in neslinden olup, seyyiddir. Hazret-i Ali'nin soyuna mensûb olanlar mânâsına kullanılan Benî Alevî ve hazret-i Hüseyin'in soyuna mensûb olanlar için kullanılan Benî Hüseyin nisbeleriyle anıldı. Bu terkipler daha sonra mahallî olarak Ba'levî ve Bâ-Hüseyin şeklinde değiştirilerek de kullanılmıştır. 1582 (H.990) senesinde Yemen'in Terîm beldesinde doğdu. 1643 (H.1053) senesinde aynı yerde vefât etti. Kabri, Zenbel kabristanındadır.

Asîl, temiz ve âlim bir âileye mensûb olan Ebû Bekr eş-Şelî, küçük yaştan îtibâren ilim tahsîline başladı. Kısa zamanda Kur'ân-ı kerîmin tamâmını ezberledi. Babası Seyyid Ahmed bin Ebû Bekr onun terbiyesine özel îtinâ gösterdi. Fakat büluğ, ergenlik çağına ulaşmadan önce babası Seyyid Ahmed bin Ebû Bekr vefât etti. Babasının vefâtından sonra hocası Ömer bin Abdullah el-Hatîb onun tahsîl ve terbiyesiyle ilgili her türlü mesûliyetini üzerine aldı. Onu çok iyi terbiye edip yetiştirdi. Sonra Şeyhülislâm Abdurrahmân bin Şihâbüddîn'in yanında tahsîline devâm eden Ebû Bekr eş-Şelî, temel dînî ilimleri tahsîl etti. Fıkıh, hadîs, tefsîr ve tasavvuf ilimlerini ondan okudu. Arapça lisânıyla ilgili sarf, nahiv, meâni ve belâgat ilimlerini öğrendi. Hocası Şeyhülislâm Abdurrahmân bin Şihâbüddîn ve zamânının diğer âlimlerinden, Abdurrahmân bin Muhammed es-Sekkâf, Ebû Bekr bin Ali el-Muallim, Muhammed bin Ali bin Ukayl gibi zâtların ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. Bunlar onun ilim ve fazîletteki yüksekliğini görüp icâzet verdiler. Büyük velî Abdullah Ayderûs'un sohbetlerinde, ders halkasında ve hizmetinde de bulundu. Onun huzûrunda yüzden fazla meşhûr kitabı okudu. Şeyh Abdullah ona tasavvuf yolunda hırka giydirdi ve diğer ilimlerde icâzet verdi.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Eski 14-09-2007, 03:24 AM   #1252 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Ebû Bekr eş-Şelî, icâzetini, diplomasını aldıktan sonra çeşitli beldelere seyahat ederek, âbid ve velîlerle görüşüp sohbet etti. İlimdeki ve tasavvuf yolundaki derecesi pek yüksek oldu. Daha sonra kendi memleketi Terîm'e döndü.

Terîm'e geldikten kısa bir zaman sonra bir gece rüyâsında Peygamber efendimizi gördü. Peygamber efendimiz ona kendisini ziyârete gelmesini işâret buyurdu. Bu mânevî işâret üzerine Mekke-i mükerremeye giderek hac ibâdetini yerine getiren Ebû Bekr eş-Şelî, orada da pekçok âlim ve velî ile görüşüp sohbette bulundu. Sonra Medîne-i münevvereye giderek Cedd-i muhteremi olan sevgili Peygamberimizin mübârek kabr-i şerîflerini ziyâret etti. Medîne-i münevverede dört yıl mücâvir olarak kaldı. Başta Uhud Şehitleri olmak üzere Cennetü'l-Bakî' kabristanında bulunan Eshâb-ı kirâmın ve diğer âlim ve velîlerin kabirlerini ziyâret etti.

Gerek Mekke-i mükerremede, gerekse Medîne-i münevverede bulunduğu sırada Seyyid Ömer bin Abdürrahîm, Ahmed bin Allân, Ahmed el-Hatîb, Abdülkâdir et-Taberî, Muhammed Menûfî, Ebü'l-Feth bin Hacer, Abdülmelik el-İslâmî ve daha birçok âlimin sohbetlerinde bulundu. Onlardan ilim, edep ve fazilet bakımından istifâde edip yüksek mânevî derecelere kavuştu. Sonra Hicaz'dan ayrılıp Yemen'deki Aden limanına ulaştı. Oradan Hindistan diyârına gitmeye niyet etti. Hocası Ahmed bin Ömer el-Ayderûs ile istişâre etti. O gitmemesini söyleyince, önceki niyetinden vazgeçti ve Terîm'e doğru yola çıktı. 1605 (H.1014) senesinde, Terîm'e gelişinden bir müddet sonra evlendi.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:24 AM   #1253 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Hocalarından olan Ebû Bekr bin Ali el-Mu'allim'in vefâtından sonra, âlimler Ebû Bekr eş-Şelî'ye gelerek, Ebû Bekr bin Ali'nin yerine geçmesini ve onun yerine talebe okutmasını söylediler. O da kabûl ederek yatsıdan sonra mahallenin mescidinde ders okutmaya başladı. Derslerine ilim ve fazîlet sâhibi, büyük zâtlar da gelip hazır bulunurlardı. Sohbetine gelenlerin sayısı günden güne çoğaldı. Bu hâli haber alan Şeyh-ul-Velî Abdullah Bâ'levî (rahmetullahi aleyh) ilim meclisini genişletmesini, kalbindeki yüksek ilimleri etrâfa yaymasını emretti. O da meclisini genişletti. Hemen her sene İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin İhyâ-ül-Ulûm isimli meşhur eserini baştan sona okuturdu. İnsanlar ondan çok istifâde ettiler. Yüzlerce talebe yetiştirdi. Seyyid Abdullah bin Akîl bin Abdullah, Seyyid Abdurrahmân bin Ahmed bin Abdullah, Câfer-i Sâdık bin Zeynüddîn Ayderûs, Seyyid Abdullah bin Hüseyin ondan ilim öğrenenlerden birkaçıdır.

Yemen'de bulunan büyük İslâm âlimlerinin en önde gelenlerinden olan Seyyid Ebû Bekr eş-Şelî; aklı, zekâsı, hâfızası kuvvetli, dikkatli ve çok uyanık bir zât idi. Sîmâ olarak yüksek dedelerine benzerdi. Gayet nûrlu, çok güzel bir zât olup, kendisini görenin kalbinde ona karşı muhabbet hâsıl olurdu. Her hâlinde istikâmet üzere olup, Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem sünnet-i seniyyesine tam bağlı idi. Selef-i sâlihîn denilen ilk iki asrın âlimleri ile halef-i sâdıkîn denilen sonra gelen âlimlere tâbi olmak esas olduğu için, onların ve onlardan sonra gelen büyük âlimlerin hallerini çok anlatırdı.

Rivâyet edilir ki: Seyyid Ebû Bekr bâzan dostlarıyla birlikte oturur, binlerce tesbih çeker, sevâbını mevtâlara hediye ederlerdi.

Talebelerine ve sevenlerine şöyle buyurdu: "Abdullah ibni Abbâs'ın (r.anhümâ) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte buyruldu ki: "Bir kimse sabaha çıktığında bin defâ "Sübhânellahi ve bi-Hamdihî" derse, nefsini Allahü teâlâdan satın almış olur." Bir çok velî de; "Bunu söylemeye devâm etmelidir." buyurmuşlar, kendileri söyledikleri gibi talebeleri ile sevenlerine de söylemeyi emir buyurmuşlardır."

Seyyid Ebû Bekr eş-Şelî, sık sık zikreder ve Kur'ân-ı kerîm okurdu. Teheccüd, uyanıklık namazını hiç kaçırmaz, vitr namazını teheccüd için, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kalktığında kılardı. Talebelerine teheccüde kalkmalarını, bunu ihmâl etmemelerini tenbih ederdi.

Kendisi herkesle birlikte bulunmak yerine yalnızlığı tercih ederdi. Talebelerine olan şefkat ve yakınlığı, âlimler ve velîlere olan hürmet ve tâzimi pekçok idi. Sohbet esnâsında olsun, çeşitli yazışmalarda olsun, kendisinin medhedilmesini katiyyen istemezdi. Kerâmet göstermeyi sevmez, kendisinden fevkalâde bir hal sâdır olup kerâmet meydana gelirse bundan üzülüp mahcûb olurdu. Bir şey için bir kimseye duâ etse, Allahü teâlâ duâsını kabûl ederdi. Bir kimse Seyyid Ebû Bekr'in büyüklüğünü, üstünlüğünü bilip, kabûl ederek, inanarak ve onu vesîle ederek, onun hürmetine duâ etse, Allahü teâlânın izni ile murâdına kavuşurdu. Bir kimse Seyyid Ebû Bekr'e düşmanlık edecek olsa, sonunda pişman olur, düşmanlığından vazgeçerek, gelip özür dilerdi. Yine birisi ona hîle etmeyi düşünse, sonunda pişman olur, hîlesinden vazgeçerdi. Bu hâl defâlarca vâki olmuştur.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:24 AM   #1254 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Seyyid Ebû Bekr'in oğlu şöyle anlatır: "Bir zaman Hindistan memleketine gitmek için babamdan izin istedim. Babam; "Öyle anlıyorum ki, müddet tamam oldu. Vefâtım yaklaştı. Vefâtımda yanımda bulunmanı isterdim." dedi. "Yâni Hindistan'a gitmemi istemiyor musunuz?" dedim. Bir nevî gitmekte ısrar etmiş gibi oldum. Bunun üzerine; "Sefere git! Allahü teâlânın emânında (emniyeti altında, korumasında) ol. Allahü teâlâ ne dilerse o olur." dedi. Ben sefere gitmekten vazgeçtim. Hakîkaten de dediği gibi oldu. Bundan az bir zaman sonra 1643 (H.1053) senesi Safer ayının yirmi beşinde ikindi vaktine yakın bir sırada vefât etti. Vefâtı sırasında herhangi bir rahatsızlığı görülmedi. Terîm'deki Bâ'levî Mescidinin yakınındaki evinde gece-gündüz kavuşmayı arzu ettiği Rabbine kavuştu. O gece defin için gerekli hazırlıklar yapıldı, kefenlendi. Talebeleri ve sevenleri o gün sabaha kadar rûhu için Kur'ân-ı kerîm ve hatm-i tehlîl okudular. Ertesi günü sabah namazından sonra cenâze namazı kılınıp, seyyidlerin, şerîflerin ve pekçok mübârek velînin medfûn bulunduğu Zenbel kabristanına defnedildi. Kabri ziyâret edilmektedir.

KERÂMETİNİ GÖRMEK İSTERDİM

Seyyid Ebû Bekr hazretlerinin oğlu anlatır: "Henüz çocuk yaşta idim ve babamın kerâmetlerini görmeyi arzu ettim. Bundan sonra ben ne zaman ibâdetlerimi yerine getirdikten sonra babamın huzûruna girseydim, benim hâlimi bilir, güzel muâmelede bulunurdu. Eğer ibâdetlerimi yerine getirmeden onun huzûruna girseydim, hemen kerâmet olarak hâlimi anlar ve beni azarlardı. Ne zaman oyun ile meşgul olup ondan sonra huzûruna varsam, beni oyun oynarken görmediği halde yine kerâmet olarak hâlimi anlar; üzüntülü, mahzûn görünürdü."
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:25 AM   #1255 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
HATM-İ TEHLİL

Ebû Bekr eş-Şelî hazretleri hatm-i tehlîlin fazîletiyle ilgili olarak buyurdu ki: "Âlimler, tasavvuf büyükleri bu hatm-i tehlîl okunmasına çok ehemmiyet verirlerdi. Bu güzel ve mühim âdeti devâm ettirmeleri ve ihmâl etmemeleri için de dostlarına, tanıdıklarına tavsiyelerde bulunurlardı. Âlimlerimiz, bir mevtânın rûhuna hatm-i tehlîl sevâbı hediye edilince, o mevtâ îmân ile vefât etmiş ise, Allahü teâlânın o mevtânın günahlarını affedip, Cehennem'den âzâd edeceğini bildirmişlerdir. Bu hususta İmâm-ı Râfi'î'nin bildirdiği bir hâdise şöyledir: "Keşf sâhibi bir genç vardı. Bir gün bu gencin annesi vefât etti. O genç ağlayıp sızlamaya, büyük üzüntü ile gözyaşları dökmeye başladı. Bu hâlin sebebini soranlara da; "Annemi Cehennem'e götürdüler. Elemim bunun içindir." dedi. Gencin orada bulunan dostlarından birisi ellerini açarak dedi ki: "Yâ Rabbî! Ben yetmiş bin kelime-i tevhîd okumuştum. Sen şâhid ol ki, o hatm-i tehlîlin sevâbını (bu gencin annesi olan o mevtâya hediye ettim." Genç keşf yoluyla annesinin durumunu murâkabe edip anladı ve sevinçle; "Bu hediye hürmetine annemi Cehennem'den çıkardılar ve Cennet'e koydular." dedi. Bâzı büyük âlimler, bu hâdisenin ve gencin keşfinin doğru olduğunu haber vermişlerdir."

Ebû Bekr eş-Şelî'nin bu teşvik ve nasihatlarını dinleyen Terîm ahâlisi, fecr ve tan yerinin ağarması ile güneşin doğması arasında, hatm-i tehlîl yâni yetmiş bin kelime-i tevhîd okuyup, sevâbını ölmüş kimselerin ruhlarına hediye ederlerdi. Terîm ahâlisi bu kadar tesbih ve hatm-i tehlîli bu kadar kısa zamanda nasıl okuduklarına hayret ederlerdi. Bunu, Ebû Bekr eş-Şelî hazretlerinin kerâmeti bilirlerdi.

1) Câmiu Kerâmâti'l-Evliyâ; c.1, s.266
2) Hulâsâtü'l-Eser; c.1, s.71
3) Meşreu'r-Revî; c.2, s.20
4) El-A'lâm; c.2, s.61
5) Mu'cemü'l-Müellifîn; c.3, s.56
6) Esmâü'l-Müellifîn; c.1, s.240
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.15, s.233
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:25 AM   #1256 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
EBÛ BEKR TAMİSTÂNÎ

Onuncu yüzyılda İran'da yaşayan büyük velîlerden. İsmi Ebû Bekr'dir. Tamistânî nisbesiyle meşhur olmuştur. Doğum târihi bilinmemektedir. 951 (H.340) senesinde Nişâbur'da vefât etti.

Zamânındaki âlim ve velîlerin ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulunarak ilimde ve tasavvufta yetişti. Şiblî ve İbrâhim Debbâğ'ın sohbetlerinde bulunarak tasavvuf yolunda yüksek bir velî oldu. Zamânındaki evliyâların en yükseklerinden idi. Halleri ve güzel sohbetleriyle insanlara çok güzel örnek oldu. Uzaktan yakından gelip etrâfında toplananlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmaları için gayret etti. Talebe yetiştirdi. Sohbetleri sırasında nefsin ve isteklerinin kötülüklerini anlattı. Bir sohbetinde buyurdu ki:

"Nefis, bir ateş gibidir. Yanar durur. Bir yandan söndürülse de başka taraftan parlar. Nefis hep böyledir. Bir taraftan yola getirilse, öbür yandan kötü iz yine görünür. Nefse uymaktan kurtulmak, dünyâ nîmetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefis, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür.

"İnsanın nefsi ölmeden kalbi hayat bulmaz. Hakîkat, nefsin ölümünden ibârettir."
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:25 AM   #1257 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Talebelerine şöyle nasîhatta bulundu:

"Allahü teâlâyı anmak, O'nunla berâber olmak ve O'na ibâdet etmek husûsunda gayretli olunuz. Eğer bunu kendi kendinize başaramıyorsanız, O'nunla berâber olmak ve O'na ibâdet etmek husûsunda başarılı olan kimselerle yâni velîlerle sohbet ediniz, birlikte olunuz. Bunların sohbetindeki bereket ve feyz, sizi azîz ve celîl olan Allahü teâlâya yaklaştırır."

Bir defâsında büyük velîlerin hallerinden bahsediyordu. Şöyle buyurdu: "Bir kimse, Allahü teâlâ ile arasındaki geçen mânevî haller âleminde, sadâkatı, doğruluğu ve bağlılığı esas alırsa, bu sadâkatı onu halka, yaratılmışlara meyletmekten korur."

Ebû Bekr Tamistânî hazretlerinin dünyâ ve âhirette tek gâyesi, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaktı. O, zât-ı ilâhîden başka şeyleri kendine düşman sayıyordu. Bu düşüncesini bir sohbetinde şöyle ifâde etmiştir: "Ne yapabilirim ki? Bu sonradan yaratılmış olanlar hep bana düşmandır."

Ölümü, Allahü teâlâya kavuşturan bir kapı olarak vasıflandıran Ebû Bekr Tamistânî hazretleri; "Ölüm, âhiret kapılarından bir kapıdır. Bu kapıdan geçmeyen Allahü teâlâya kavuşamaz." buyururdu.

Dünyâya ve dünyâda bulunanlara aslâ meyletmeyen Ebû Bekr Tamistânî hazretleri, dünyâyı îmâr etmenin gaflet ehlinin işi olduğunu bildirerek buyurdu ki: "Gaflet, gaflet ehlinin işi olduğu gibi, dünyâya önem vermek ve ona bel bağlayarak îmâr etmek de gaflet ehlinin işidir.

Ancak her dünyâya çalışan gaflet ehli sayılmaz. Dünyâ ehli bir sanat ehlidir. Bir sanat ehli, yaptığı sanatla kullara faydalı olmayı niyetine almalıdır. İş böyle olunca, ona gaflet ehli denmez. Ancak dünyâya gönül verip, onu elinde toplamak isterse, dünyâ ehli olur ve gaflet ehli sayılır. Yaptığı sanatla kullara faydalı olmayı niyetine alan kimse, hem dünyâyı hem de âhireti îmâr etmiş olur.

Çok ibâdet eden, kerem sâhibi ve cömert olan Ebû Bekr Tamistânî'nin kendine has yüksek halleri vardı.

Bir sohbetinde; "İnsanların en hayırlısı, haklı olsa bile, karşısındakine sen haklısın diyebilendir." buyurdu.

Aklı olan kimse, ihtiyâcı olduğu kadar konuşur, fazlasından vaz geçer. Kim kendine konuşmayı âdet edinmişse, ne kadar sussa yine konuşan kimselerden sayılır."

İslâm dîninin emirlerine uyma ve yasaklarından sakınma husûsunda da şöyle buyurdu: "Kim kitaba yâni Kur'ân-ı kerîme ve Peygamber efendimizin sünnetine tâbi olursa ve bir de bütün işlerinde Eshâb-ı kirâma uyarsa, sevab alma işinde hemen hemen Eshâb-ı kirâm ile bir olur. Eshâb-ı kirâmın üstünlüğü Peygamber efendimizi görmüş olmaları sebebiyledir.

Ömrünün sonuna doğru Nişâbur bölgesine gelen Ebû Bekr Tamistânî orada insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattı. 951 (H.340) senesinde Nişâbur'da veya bu bölgedeki Herat'ta (Hire) vefât etti.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:26 AM   #1258 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Ebû Bekr Tamistânî hazretlerinin kabrinin durumuyla ilgili olarak Ebû Bekr Saydalânî şöyle anlattı: Birçok defâ Ebû Bekr Tamistânî'nin Hire'deki mezarının taşını düzeltmiş, üzerine ismini yazmıştım. Fakat her defâsında bu taş sökülüyor ve çalınıyordu. Diğer mezar taşlarında ise bu hal görülmüyordu. Onun için bu hâdiseye şaşıyordum. Bir gün bu husûsu üstad Ebû Ali Dekkâk'a (rahmetullahi aleyh) anlattım ve sebebini sordum. Ebû Ali Dekkâk dedi ki: "Bu Şeyh, dünyâda iken gizli kalmayı tercih etmişti. Sen ise düzeltmeye uğraştığın taşlarla mezarını meşhûr etmek istiyorsun. Hak sübhânehü ve teâlâ ise bu mezarın gizli kalmasından başka bir şeye râzı olmamaktadır. Nitekim bizzat Şeyh de sağlığında gizli kalmayı tercih etmişti."

1) Risâle-i Kuşeyrî; s.177
2) Tabakâtü'l-Kübrâ; c.1, s.141
3) Nefehâtü'l-Üns; s.184
4) Tabakât-ıEvliyâ; s.353
5) Tabakâtü's-Sûfiyye; s.436, 471
6) Hilyetü'l-Evliyâ; c.10, s.382
7) İslâm Ahlâkı; s.73
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.4, s.41
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:26 AM   #1259 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
EBÛ BEKR VÂSITÎ

Evliyânın büyüklerinden. İsmi Muhammed bin Mûsâ, künyesi Ebû Bekr'dir. İbn-i Fergânî olarak da bilinir. Aslen Fergânelidir. Doğum târihi bilinmemektedir. Gençliğini Irak'ta geçirdi. Sonra Horasan beldelerinden Merv'e yerleşti. 932 (H.320) senesi Merv'de vefât etti. Merv şehrindeki türbesi ziyâret edilmektedir.

Evliyânın büyüğü Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebü'l-Hüseyin Nûrî hazretlerinin sohbetlerinde yetişti. Birçok velî ile görüştü. Sözleri çok derin mânâlar taşırdı. Hocası Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri kendisine; "Yâ Ebâ Bekr! Âlimler ve hâkimler, Allahü teâlâ tarafından insanlara rahmettir. İnsanlara söz söyleyebilecek şekilde aralarına gir ve güçlerine, durumlarına göre söz söyle. Sen, onların nefisleri için beliğ sözler söyle." buyurmuştur.

Ebû Bekr Vâsıtî, Horasan beldelerinden Merv'de çok talebe yetiştirdi. Zamânındaki insanların rehberi oldu. Hakîkat ve mârifete dâir ondan güzel konuşanı görülmedi.

Vakitlerini ibâdetle geçirirdi. Zaman zaman kendinden bahseder: "Ebû Bekr Vâsıtî bülûğ çağına erdiğinden beri kimse gündüzleri yediğine ve hiçbir gece de uyku uyuduğuna şâhid olmamıştır. İbâdeti korumak, onu yapmaktan daha zordur. O, tıpkı çabuk kırılan cam eşyâ gibidir. Ona, riyâ, gurur, ucub, kibir dokunsa ve değse, kırar." buyururdu.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:27 AM   #1260 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
İnsanları Allahü teâlânın emir ve yasaklarını yerine getirmeye teşvik ederdi. Bu hususta; "Yüzünü nefsine döndüren, sırtını dîne döndürmüş olur. Yüzünü dîne döndüren sırtını nefsine döndürmüş olur. Nefsinin istediği işlere değil, nefse aykırı olan işlere gönül ver." buyurur ve; "En büyük ibâdet, vaktini boş yere harcamamaktır." derdi.

"Yaptığı ibâdetine güvenmek, Allahü teâlânın ihsânını unutmaktandır."

"Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için amel eden, sevap kazanır."

"Yapılan ibâdete karşı bedel beklemek, Allahü teâlânın lütfunu unutmaktandır."

"Allahü teâlânın verdiği nîmetleri, yaptığınız ibâdetlerin karşılığı olarak bilenlerden olmayın." derdi.

Bir gün kendisine; "En kötü huy nedir?" dediler. O; "En kötü huy; takdir edilene, karşı durmaktır. Ezelde takdir edileni, arzu ve duâ ile değiştirmeyi istemektir." buyurdu. Sonra;

"Utanan kişinin alnından dökülen terler, ondaki fazîletin eseridir."

"İyi ahlâk; mârifetin kuvveti sebebiyle, kimseye düşman olmaman ve hiç bir kimsenin de sana düşman olmamasıdır." buyurdular.
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-09-2007, 03:27 AM   #1261 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
Peygamber efendimizin makâmının çok yüksek olduğunu anlatırdı. "Hiç kimse, Peygamber efendimizin makâmına ulaşamamıştır. O'nun makâmını geçtim veya geçerim diyen doğru yoldan ayrılmış olur. Zîrâ velîlerin en son dereceleri, Peygamberlerin ilk dereceleridir." buyurmuştur.

Kendisine havf, korku ve recâ, ümitten soruldu. O zaman; "Korku ve ümit, kul itâat hâlini bırakıp benlik sevdâsına düşmesin diye, nefsi bağlayan iki yulardır." buyurdu.

Ebû Bekr Vâsıtî hazretlerine velînin mânevî hâlinden sordular. O; "Allahü teâlâ; evliyâsını başlangıç hâlinde ibâdeti, olgunluğunda lütufları ile örterek terbiye eder. Sonra onu kendisi için takdir edilen mânevî sıfatlara garkeder. Daha sonra vakitlerini Allahü teâlâ için geçirmenin zevkini tattırır." buyurdu.

Ebû Bekr Vâsıtî hazretlerine son hastalığında; "Bize vasiyette bulun." dediler, o zaman; "Allahü teâlânın sizden istediği şeylere uygun hareket edin." buyurdu.

Ebû Bekr Vâsıtî buyurdu ki:

Velînin dört alâmeti vardır.

1) Kendisine gelen musîbetten şikâyet etmemesi.

2) Kendisinden ortaya çıkan kerâmeti gizlemeye çalışması, âşikâr etmemesi, halka gösteriş yapmaktan ve şöhretten kaçması.

3) İnsanların verdiği sıkıntı ve belâlara katlanma