|
||
|
|
#1301 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Ebû Midyen et-Tilmsânî hazretlerinin huzûrunda yetişerek, üstün derecelere, yüksek makamlara kavuşan Ebû İmrân, kendisi gibi yetişen bâzı arkadaşları ile birlikte, hocaları Ebû Midyen tarafından, insanları irşâd etmek, onlara saâdet yolunu göstermek üzere, Mısır'da değişik beldelere gönderildi. Yola çıkacakları zaman, Ebû Midyen hazretleri, Ebû İmrân'a; "Mısır'a ulaştığında, Sa'îd bölgesinde bulunan Hûr nâhiyesine git! Senin kabrin orada olacaktır." buyurdu. O da; "Başüstüne efendim." diyerek, bildirilen yere vardı. Hocasından öğrendiği yüksek din bilgilerini, talebelerine, ilim âşıklarına anlatmaya, öğretmeye başladı. Pekçok talebe yetiştirdi. Çok kerâmeti görüldü. Bir talebesine nidâ ettiği, seslendiği zaman, o talebe bir senelik mesâfede de olsa, Allahü teâlânın izni ile hocasının sesini duyar ve cevap verirdi. Yine talebelerinden birisi bir sıkıntıya düşüp ondan yardım istese, ona seslense, Allahü teâlânın izni ile o talebesinin hâlini anlar, sesini duyar, bir senelik mesâfede de bulunsa, Allahü teâlânın izni ile derhâl imdâdına yetişirdi. Ona yardım edip, sıkıntıdan kurtarırdı. Ebû İmrân Mûsâ hazretleri burada, aşk ve şevk ile uzun yıllar hizmet etti. Birçok kimse ondan ilim öğrenip, istifâde ettiler. Hocası Ebû Midyen'in işâret ettiği gibi, o beldede vefât etti. Kabri oradadır.
1) Tabakât-ül-Kübrâ; c.2, s.20 2) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.10, s.103 |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#1302 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
EBÛ İSHÂK EL-FEZÂRÎ
Sekizinci yüzyılda Kûfe ve Şam taraflarında yaşamış olan evliyâdan ve İslâm âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, İbrâhim bin Muhammed bin Hâris'dir. Ebû İshâk künyesiyle ve Fezârî nisbesiyle meşhur olmuştur. Kûfe'de doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 802 (H.186) senesinde Masîsa şehrinde vefât etti. Kûfe'de dünyâya gelen Ebû İshâk el-Fezârî, küçük yaşta tahsîle başladı. Şam'a gelerek, o beldenin âlimlerinden ilim tahsîl etti. Hadîs ilmini öğrendi. Tâbiînden Humeyd et-Tavîl, Ebû Tıvâle, Ebû İshâk es-Sebiî, İmâm-ı A'meş, Mûsâ bin Ukbe, Yahyâ bin Saîd el-Ensârî, İmâm-ı Mâlik, Şû'be bin Haccâc, Süfyân-ı Sevrî gibi büyüklerle görüşüp, onlardan ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf rivâyet etti. İmâm-ı Evzâî hazretlerinin sohbetlerinde bulundu. Hadîs, fıkıh ilimlerinde imâm ve sika, güvenilir bir zât oldu. Pekçok kimse ondan ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundu. Muâviye bin Amr, El-Ezdî, Zekeriyâ bin Adiy, Ebû Üsâme, Muhammed bin Selâm el-Bîkendî, İbn-i Mübârek, Muhammed bin Kesîr el-Masîsî gibi zâtlar bunlardandır. Zâhirî ilimlerde yüksek bir âlim olan Ebû İshâk el-Fezârî hazretleri, sünnet-i seniyyeye tam tâbi olmak sûretiyle kalb ilimlerinde de ilerledi. Fazîlet sâhibi ve güzel ahlâklı bir velî oldu. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sünnetine son derece bağlı olan Ebû İshak el-Fezârî, bid'atlere, Peygamber efendimiz ve eshâbı zamanında olmayıp da sonradan dîne ibâdet olarak sokulan şeylere şiddetle karşı çıktı. Bulunduğu şehrin sınırları içine bid'at sâhibi biri girse, onun derhal dışarı çıkartılması için çalışırdı. Beyrut civârında bulundu. İnsanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlattı. Edebi ve Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sünnetini öğretti. |
|
|
|
|
|
#1303 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
İlim ve fazîletteki yüksek derecesi, zamanında yaşayan âlim ve velîler tarafından takdir edildi. Şöhretini duyan halîfe Hârûn Reşîd, insanlara İslâmiyeti anlatması için onu Bağdât'a dâvet etti. Bağdât'a giderek insanlara faydalı olmaya çalışan Ebû İshâk el-Fezârî'ye, halîfe çok iltifât ve ihsânlarda bulundu.
Bağdat'ta bulunduğu sırada namaz vakitlerinin hesaplanmasında ilk defâ usturlâb âletini kullandı. Namaz vakitlerinin hesaplanmasıyla ilgili geniş çalışmalar yaptı. Astroloji üzerine bir kasîde yazdı. Gerçek zevâl (öğle) vaktinin ölçümüyle ilgili bir eser hazırladı. Halîfenin ve sarayın çevresinde yaşadığı hayat onu sıktığı için insanlardan uzak bir hayat yaşamayı tercih ederek Bağdat'tan ayrıldı. Masîsa şehrine yakın bir yerde, insanlardan uzak münzevî bir hayat sürdü. Tenhâ yerlerde sâde olarak yaşamayı tercih etti. Ebû İshâk, Ehl-i sünnet bilgilerini yayarak, hakîkî müslümanlara yardım ederdi. Doğru yoldan kaymış bid'at sâhiplerini, nakle dayanan vesikalarla cevap vererek sustururdu. Abdurrahmân bin Mehdî; "İmâm-ı Evzâî ile İmâm-ı Fezârî hadîs ilminde imâmdır. Onların rivâyet ettikleri hadîslerin sıhhatine, hiç düşünmeden, rahatlıkla emin olabilirsiniz." buyurdu. Fudayl bin İyâd hazretleri de; "Rüyâmda Peygamber efendimizi gördüm. Oturuyorlardı. Yanlarında, oturulacak boş bir yer vardı. O yere oturmak üzere yaklaştım. Bana buyurdu ki: "Bu boş yer Ebû İshâk Fezârî içindir." |
|
|
|
|
|
#1304 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Üstün ilmine ve şöhretine rağmen insanlar tarafından medhedilmekten hoşlanmayan Ebû İshak Fezârî buyurdu ki:
"Bâzı kimseler, insanlar tarafından medholunmayı seviyorlar. Halbuki, Allahü teâlânın rızâsı yanında, insanların övmelerinin, hiç kıymeti yoktur." Allahü teâlânın kullarının kendilerine verilen nîmetlere şükretmesi gerektiğini bildiren Ebû İshâk Fezârî buyurdu ki: "Bir nîmete kavuşan kimse Elhamdülillahi alâ küllî hâl duâsını okursa, o nîmete şükretmiş olur. Bir musîbetle karşılaşınca bu duâyı okursa, o musîbete sabretmiş olur." Ebû İshâk el-Fezârî hazretleri ömrü boyunca Allahü teâlânın emir ve yasaklarını, Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesini öğrenmek, öğretmek ve yaşamakla meşgul oldu. Masîsa'da bulunduğu sırada 802 (H.186) senesinde vefât etti. Vefât târihi hakkında başka rivâyetler de vardır. Ebû İshak el-Fezârî'nin siyer ve megâzî ilmine dâir Kitâbü's-sîre fil-Ahbâr vel-Ahdâs adlı iki cildlik bir eseri vardır. 1) Hilyetü'l-Evliyâ; c.8, s.253 2) Ravdü'r-Reyyâhîn; s.114 3) El-A'lâm; c.1, s.59 4) Şezerâtü'z-Zeheb; c.1, s.307 5) Tezkiretü'l-Huffâz; c.1, s.283 6) Tehzîbü't-Tehzîb; c.1, s.153 7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.2, s.166 |
|
|
|
|
|
#1305 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
EBÛ İSHÂK İBRÂHİM BİN MÜVELLED
Suriye'de yetişen velîlerden. Onuncu yüzyılda yaşamıştır. İsmi, İbrâhim bin Ahmed'dir. Ebû İshâk ve Ebü'l-Hasan künyeleriyle bilinir. Suriye'nin Rakka şehrinde doğduğu için Rakkî nisbesiyle tanındı. Doğum târihi bilinmemektedir. 953 (H.342) senesinde vefât etti. Ebû İshâk İbrâhim bin el-Müvelled, zamânının âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Fıkıh ve hadîs ilimlerinde yüksek âlim oldu. Tasavvufa karşı alâka duydu. Kendisine rehberlik edecek velî bir zâtı aramaya başladı. Evliyâdan olan Müslim-i Mağribî'nin ziyâretine gitti. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatıyor: "Müslim-i Mağribî'nin rahmetullahi aleyh ziyâretine gitmiştim. Mescidine vardığım zaman, namaz kıldırıyordu. Fâtiha, tecvîd ilmine göre okunmamıştı. Kendi kendime; "Buraya gelmek için boşuna zahmet çekmişim." dedim. O gece orada kalıp ertesi günü Fırat Nehri kenarına gitmek için yola çıktım. Yolda bir arslanın yattığını gördüm. Yanından geçmekten çekinip geri döndüğümde, başka bir arslanın bana doğru geldiğini farkettim. Korkudan bağırdım. Müslim-i Mağribî sesimi duyunca dışarı çıktı. Arslanlar kendisini görünce sâkinleştiler. Onların kulaklarından tutup götürdü ve; "Kim olursa olsun, benim misâfirim olan kimseye saldırmayın." buyurdu. Bana da dönüp; "Ey Ebû İshâk! Sizler zâhirinizi düzeltmekle meşgul oluyor ve Allahü teâlânın mahlukundan korkuyorsunuz. Biz ise bâtınımızı düzeltmekle meşgul olunca, mahluklar bizden korkmaya başladı." buyurdu. Hatâmı anlayıp tövbe ettim ve kendisinden özür diledim. Özrümü kabûl edip, bana iltifât etti. Bu hâdiseden sonra, görünüşe göre hüküm vermenin çok yanlış olduğunu, kendisinden ilim öğrenilecek zâtta kusur aranırsa (görülürse) ondan hiç istifâde edilemeyeceğini anladım. Kendisinden ilim ve edeb öğrenilecek hakîkî din âlimine tam teslim olmalı, onda bir noksan aranmamalıdır. Bütün kusur ve kabahatleri kendisinden bilmeli, her hâl-ü kârda edebe riâyet etmelidir. Hocasının ilminden, feyz ve bereketlerinden istifâde etmenin, ancak bu şekilde olduğunu düşünerek, bu yolda ilerlemek için gece-gündüz çalışmalıdır. Kolaylık vermesi için ve bunca nîmetlere kavuştuktan sonra mahrûm olmak felâketine düşmekten koruması için, ağlayarak Allahü teâlâya yalvarmalıdır." |
|
|
|
|
|
#1306 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Ebû İshâk hazretleri, bundan sonra tasavvuf yolunda ilerlemek için çok çalıştı.
Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Abdullah bin Cellâ, İbrâhim-i Kassâr, Abdullah bin Câbir'in yanında başka âlim ve velîlerin ilim meclisleri ve sohbetlerinde bulundu. İlimde ve fazîlette yükselip zamanla, ilim sâhibi insanların, müşkillerini halledebilmek için kendisine mürâcaat ettikleri, derecesi çok yüksek bir zât oldu. İnsanlara vâz ve sohbetleriyle İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâda ve âhirette saâdete, kurtuluşa ermelerine vesîle oldu. İnsanlar onun derin mânâlı sözlerinden istifâde edebilmek için etrâfında toplanıp, ilminden ve güzel ahlâkından çok faydalandılar. Başlangıçta; "İnsan, kalbini düzeltmek için meşgûl olduğu zaman mahluklar ondan korkarlar." sözünü kendisine düstûr edinen Ebû İshâk İbrâhim bin el-Müvelled, her an Allahü teâlâyı düşünür, O'nunla meşgûl olurdu. Bu sebeple de diğer mahluklar ondan korkarlardı. Bir gün talebelerinden birisine elbisesinden bir parça hediye etmişti. O talebe, sahrada yalnız başına giderken, bir arslan gördü. Arslan hemen saldıracak gibi dikkatle baktı. Sonra yüzünü toprağa sürdü ve yavaşça oradan ayrılıp gitti. O kimse, hocasının elbisesinden bir parçanın üzerinde bulunduğunu, arslanın bakınca o parçayı gördüğünü hatırladı. O kumaş parçasının sâhibi olan mübârek hocası hürmetine, arslanın kendisine saldırmadığını anlayıp, Allahü teâlâya şükretti. Hocasına olan muhabbet ve bağlılığı, daha da arttı. Ebû İshâk İbrâhim bin el-Müvelled, ihlâs ile Allahü teâlânın rızâsını düşünerek ibâdet ederdi. İhlâs ile ilgili olarak buyurdu ki: "Yapılan ibâdetin tadı, ihlâs iledir. İhlâs ile yapılan ibâdet, kalbe, rûha rahatlık ve lezzet verir. Ucb, kendini ve amelini beğenmek durumu olursa bu tad kalmaz." "Bir kimse Allahü teâlânın emir ve yasaklarından birini nefsi için yaparsa, o ameli ya kabûl olunur veya kabûl olunmaz. Ama, o ameli yapmaya kalkarken Allah için niyet ederse, o amelin kabûl olunacağı muhakkaktır." "Allahü teâlânın Zümer sûresi 54. âyet-i kerîmesinde meâlen; "Başınıza azap gelip çatmadan (tövbe edip) Rabbinize dönün. O'na hâlis ibâdet edin, sonra kurtulamazsınız." buyurduğunu ve Allahü teâlâya kavuşacak yolu bildiği halde, O'ndan başkası ile meşgûl olana çok taaccüb edip şaşarım." |
|
|
|
|
|
#1307 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Yiyip içmenin edepleriyle ilgili olarak buyurdu ki: "Yemekte edeb odur ki, yemek ancak zarûret olduğu zaman yenir. Her zaman yenmez."
Diğer aklî ve naklî ilimlerde yüksek âlim olan Ebû İshâk İbrâhim bin el-Müvelled, hadîs ilminde de yüksek idi. Peygamber efendimizin şu hadîs-i şerîfini rivâyet etti: Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hazret-i Ebû Hüreyre'ye buyurdu ki: "Yâ Ebâ Hüreyre! Verâ sâhibi ol! İnsanların en âbidi olursun. Kanâat sâhibi ol! İnsanların en çok şükredeni olursun. Kendin için istediğini, insanlar için de iste! Kâmil mümin olursun. Sana komşu olanlarla iyi komşuluk yap! Hakîkî müslüman olursun. Gülmeyi azalt! Şüphesiz ki çok gülmek kalbi öldürür." Onun ilim meclislerinde ve sohbetlerinde pekçok kimse hidâyete kavuşup, Allahü teâlânın sevdiği kulları arasında yer aldı. Rakka şehrinin en büyük âlimi ve velîsi olan Ebû İshâk İbrâhim bin el-Müvelled 953 (H.342) senesinde Rakka'da vefât etti. Orada defnedildi. 1) Tabakât-ı Ensârî; s.405 2) Sefînetü'l-Evliyâ; s.149 3) Hilyetü'l-Evliyâ; c.10, s.364 4) Tezkiretü'l-Evliyâ; c.2, s.63 5) Tabakâtü'l-Kübrâ; c.1, s.115 6) Nefehâtü'l-Üns; s.206 7) Nefehâtü'l-Üns Tercümesi; s.262 8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.4, s.47 |
|
|
|
|
|
#1308 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
EBÛ İSHÂK ŞÂMÎ-İ ÇEŞTÎ
Tasavvufta Çeştiyye yolunun büyüklerinden. Lakabı Şerefüddîn'dir. Çeşt'te otururdu. Bu yüzden ona Çeştî, yoluna Çeştiyye, talebelerine Çeştiyye mensubu denildi. 940 (H.329) yılında vefât etti. Kabr-i şerîfi Akka'dadır. Zâhirî ve bâtınî ilimleri Hâce Mimşâd Dîneverî'den tahsil etti. İlk zamanlarda evliyâullahtan birine talebe olmak istedi. Kırk gün istihâreye yattı. Kırkıncı gün gâibden bir ses; "Ey Ebû İshâk! Git Mimşâd Dîneverî'nin emniyet ve kurtuluşa götüren eteğine yapışıp maksadına ulaş." dedi. Bunun üzerine Mimşâd Dîneverî'nin yanına gidip, hizmetine girdi. Yedi sene onun yanında bulundu. Bu zaman zarfında kemâle geldi. Hocasına halîfe oldu. İzin alıp, Çeşt şehrine giderek, insanları irşâd etmeye, onlara doğru yolu anlatmaya başladı. Hocasının vefâtından sonra da yerine geçti. Çeşt'te birçok talebe yetiştirip, çok sayıda insanın âhiret saâdetine kavuşmasına sebeb oldu. Vefâtından sonra yerine, talebelerinin en üstünü olan Ebû Ahmed Ebdâl Çeştî hazretleri geçti. Ebû İshâk Çeştî hazretleri, dünyâya hiç ehemmiyet vermezdi. Değil günah işlemek, işlediği hayırlı amellere tövbe ederdi. Haftada bir yemek yer ve; "Açlık, dervişlerin mîrâcıdır." buyururdu. Vaktini, yalnız Allahü teâlânın rızâsı için yapılan amellere ayırırdı. Ömrü, hep ibâdet ve insanları doğru yola çağırmakla geçti. Ebû İshâk hazretlerinin sohbetlerinde bulunan kimse günahtan çok sakınırdı. Hasta bir kimse o meclise gelse, şifâ bularak çıkar giderdi. Çeşt şehri ahâlisinden biri anlatır: "Çeşt bölgesinde kuraklık olup, aylarca yağmur yağmadı. İnsanlar ve hayvanlar susuzluktan ızdırap içindeydi. Belde sâkinleri gidip, Ebû İshâk Çeştî hazretlerinden yağmur için duâ etmesini istediklerinde; duâ etti. Çok geçmeden yağmur yağmaya başladı. O kadar çok yağdı ki, halk bu defâ yağmurun durması için duâ isteğinde bulundu. Tekrar duâ etti ve yağmur kesildi." |
|
|
|
|
|
#1309 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Siyer-ül-Aktâb adlı eserin yazarı; "Ebû İshâk Çeştî hazretlerinin Akka'da kabrinin yanına giden, akşamdan sabaha kadar, kabrinin üzerinde yanan nûrânî ışığı görür. Rüzgâr ve yağmur ne kadar şiddetli olursa olsun, o ışığa aslâ zarar veremez." buyurmaktadır.
1) Nefehât-ül-Üns; s.361 2) Sefînet-ül-Evliyâ; s.89 3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.4, s.48 4) Nesâyim-ül-Mehabbe; s.203 |
|
|
|
|
|
#1310 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
EBÛ İSHÂK-I ŞÎRÂZÎ
Meşhûr âlim ve velîlerden. İsmi, İbrâhim olup babasınınki Ali'dir. Künyesi Ebû İshâk-ı Şîrâzî olup "Cemâl-üd-dîn", "Şeyh-ül-İslâm" ve "Şeyh-ül-İmâm" lakabları ile tanınmaktadır. 1003 (H.393) senesinde, İran'ın köylerinden biri olan Fîrûzâbâd'da doğdu ve orada büyüdü. Fîrûzâbâd'ın, Hârezm şehirlerinden birisi olduğu da söylenmektedir. İlk tahsiline Fîrûzâbâd'da başladı. Orada kendisinden ilim aldığı hocalarının ilki; Ebû Abdullah Muhammed bin Ömer eş-Şîrâzî oldu. Bu beldede, imkânı ölçüsünde elde ettiği ilimleri daha çok arttırmak için, 1019 (H.410) senesinde Şîrâz'a geldi ve bir müddet orada yaşadı. Bu arada Gandecân'a gitti. Her iki şehirde ve diğerlerinde kaldığı sürede, birçok âlimden fıkıh ilmini öğrendi. Şîrâz'da ve Gandecân'da Ebû Ahmed Abdurrahmân bin Hüseyin el-Gandecânî ve Şîrâz'da Ebû Abdullah el-Beydâvî ve Ebû Ahmed Abdülvehhâb bin Muhammed bin Râmin el-Bağdâdî ilim aldığı âlimlerdendir. Bu iki âlim, Bağdâdlı âlimlerin üstâdlarındandı. O, bu ikisinden iki merhalede ilim öğrenmişti. Önce, Şîrâz şehrinin hatîb ve müftî vekîllerinden olan Ebû Abdullah el-Celâb'tan ders okudu. Bu arada Dâvûd-i Zâhirî'nin mezhebinden olan Ebü'l-Ferec-i Fâmî eş-Şîrâzî ile karşılaştı. Genç yaşında onunla ilmî münâzaralarda bulundu. Çünkü o, Tabakât'ında; "Ben, Şîrâz'da küçük olduğum halde, onunla münâzara etmiştim." dedi. Bu hâdise, onun cedel ilminde, daha o yaşlarda alışkanlık kazandığına delâlet etmektedir. Ondan sonra ilim öğrenmek için önce Basra'ya gitti. Oradaki fakîhlerden ders okudu. El-Hûzî bunlardandır. Sonra, 1024 (H.415) senesinde, 22 yaşında iken Bağdât'a gelip hemen ilim öğrenmeye başladı. Gittiği şehirlerde ve köylerde, daha önce gördüklerinden olan bir ilmî çevre ile karşılaştı. Orada, Şâfiî mezhebini öğretip yayan büyük fakîhlerle buluştu. Bunlar; eş-Şîrc-il-Faradî el-Hâsib, İbn-i Râmin, Ebû Abdullah el-Beydâvî, Mensûr bin Ömer el-Kerhî idiler. Onun bu devirdeki hocalarının en büyüğü, Ebû Tayyib et-Taberî'dir. Kendisi bu hocası hakkında diyor ki: "Gördüğüm kimseler içinde, ondan daha çok çalışan birini, daha çok tahkîk yapanı ve görüşü ondan daha iyi olanı görmedim." Hocalarının arasındaki yeri husûsunda bunu, "Kazvînî" adı ile meşhûr olan Ebû Hâtim Mahmûd bin Hasan et-Taberî tâkib eder. Bunun hakkında da; "İlim için yaptığım seyahatlerde, ondan ve Kâdı Ebû Tayyîb et-Taberî'den faydalandığım gibi, başka kimseden faydalanamadım." dedi. Ebû İshâk-ı Şîrâzî, fıkıh ilmini, ez-Zücâcî'den, Ebû Abdullah Muhammed bin Ömer eş-Şîrâzî'den ve başka âlimlerden öğrendiği gibi, usûl ilmini de, Ebû Hâtim'den okumuştu. Hadîs ilmini ise, Ebû Bekr el-Berkânî ile Ebû Ali bin Şâzân'dan öğrendi. Şâfiî âlimlerinin yanında; başka ders halkalarında da bulundu. O, Hanbelî âlimlerinden Kâdı Ebû Ali el-Hâşimî hakkında; "Ben, onun ders halkasında bulundum ve ondan istifâde ettim." demektedir. Ebû İshâk, kısa zamanda hocası Ebû Tayyîb et-Taberî'nin takdîrine ve îtimâdına mazhâr oldu. Hocası, kendinin bulunmadığı zamanlarda onu, talebelerine ders vermesine izin verip yardımcı seçti. Ebû İshâk-ı Şîrâzî'nin ilimle meşgûliyeti, şaşılacak derecede, akıllara durgunluk verecek ölçüde idi. Meselâ her dersi bin defâ tekrar edip sağlamlaştırırdı. Bu zamandaki hâlini, kendisi şöyle anlatır: "Her kıyâsı bin defâ tekrâr eder, onu bitirince diğer bir kıyâsa geçer, onda da bu minvâl üzere meşgûl olurdum. Bir meseleye dâir şâhid, delil olacak bir beyit olursa, o beytin bulunduğu kasîdenin tamâmını ezberlerdim." Bu ise, ancak tedbirli davranmak ve iyi öğrenmek için bir arzu ve istek idi. Ebû İshâk, hocası Ebû Tayyîb et-Taberî'nin kendisinin mescidlerden birinde ders vermesini istedikten sonra, on beş seneye yakın Bağdât'ta kaldı. Bâb-ı Merâtıb'da bulunan bir mescidde ders vermeye başladı. Bu tedrisât işi ve şöhreti Bağdât'tan başka, çeşitli memleketlere de yayıldı. Dört bir taraftan gelen ilim talebeleri, onun huzûrunda olgunlaşır, ilim ve hâl sâhibi olurlardı. Kara ve deniz yolu ile fetvâ sormaya gelenler, onun meclisinde toplanırlardı. |
|
|
|