|
||
|
|
#1451 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Amcası Şerefüddîn Adiy bin Müsâfir'in vefâtından sonra, ondan aldığı ilim ve feyzi insanlara yayan Ebü'l-Berekât Emevî hazretleri, birçok talebe yetiştirdi. Doğu evliyâ ve ulemâsının birçoğu onun ilim ve feyzlerinden istifâde etti. Sâlih kimseler, gelip onun meclisinde bulundular. Onun yetiştirdiği evliyâdan biri de, oğlu Ebü'l-Mefâhir Adiy bin Ebi'l-Berekât hazretleriydi.
Dostlarından Ebü'l-Feth Nasr bin Rıdvân anlatır: "Bir ilkbahar günü Ebü'l-Berekât Hakkârî, talebeleri ve birçok Allah dostu da olduğu hâlde, zâviyeden çıkıp dağa doğru tırmandılar. İçlerinden biri, "Bugün canımız ne kadar da nar istiyor. Acı tatlı farketmez." dedi. Daha sözünü bitirmeye fırsat kalmadan, etraftaki meşe ağaçları narla doldu. Ebü'l-Berekât hazretleri, narları toplayıp yemelerini söyledi. Toplayıp yediler. Sonra zâviyeye döndüler. Bir saat sonra hocalarından ayrılan bir grup talebe biraz önce nar yedikleri yere gittiler. Ağaçlarda narın eseri bile yoktu." Talebelerinden Nasrullah bin Ali Humeydî, bir gün yüksekçe bir dağın tepesine yakın bir yerinde yürüyordu. Ebü'l-Berekât hazretleri de dağın eteğinde oturuyordu. Birden bir rüzgâr çıktı. Nasrullah bin Ali'yi rüzgâr önüne katıp, dengesini kaybettirdi. Yuvarlanmaya başladı. Ebü'l-Berekât hazretleri rüzgârın dinmesi için duâ etti. O anda rüzgâr dindi ve Nasrullah da bulunduğu vaziyette kıpırdayamadan durdu. Ebü'l-Berekât hazretleri rüzgâra emredip, Nasrullah'ı aldığı yere bırakmasını söyledi. Allahü teâlânın izni ile rüzgâr onun bu emrini hemen yerine getirdi. Ebü'l-Berekât Emevî buyurdu ki: "Muhabbet sarhoşluğu ile mest olan bir kimse, ancak mahbûbunu, sevdiğini görmekle ayılabilir." "Muhabbetin esâsı üç şeydedir. Bunlar; vefâ, edeb, mürüvvettir." "Vefâ; kalbin, ezeliyetin nûru ile ünsiyet yakınlık peyda edip, Allahtan başkasına muhabbeti bırakarak, O'na yakîninde ısrârlı olmasıdır. |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#1452 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
"Edeb; kulun, Allahü teâlâya karşı vazifelerini, vakitlerini nasıl ayarlayacağını, kendini O'ndan uzaklaştıran şeylerden nasıl korunacağını bilmesidir."
"Mürüvvet ise; Allahü teâlâdan başka hiçbir şeyi hatırlamayan kalble zikre devâm etmek, sözlerinde ve işlerinde Allahü teâlânın emrine uymak, içte ve dışta Allah'tan başka her şeyden uzak durmak, kendisine bir sermâye olan vaktini iyi değerlendirmekten ibârettir." Bir kulda bu üç haslet; vefâ, edeb ve mürüvvet bulunursa, Allahü teâlâya yakîn olmanın tadını tatmış olur. Onun gönlüne O'ndan ayrı kalmanın korkusundan bir kor düşmüş olur. O'na kavuşmak ateşiyle yanmaktan kurtulamaz. İSTEDİĞİN BİR ŞEY VAR MI? Ebü'l-Fadl Meâli bin Temîmî Mûsulî anlatır: "Yedi sene Ebü'l-Berekât hazretlerine hizmet ettim. Bir gün yemek yedikten sonra elini yıkıyor, ben de su döküyordum. Bana, "İstediğin bir şey var mı?" diye buyurunca; "Evet, duânız bereketiyle Kur'ân-ı kerîmi ezberlemek isterim." dedim. O da; "Allahü teâlâ sana kolaylık versin, her uzağı yakın etsin. Kur'ân-ı kerîmi ezberlemekte yardımcın olsun." diye duâ etti. Ondan sonra Kur'ân-ı kerîmi kısa zamanda hıfzettim. Allahü teâlâ onun duâsı bereketiyle, bana uzak olan yerleri yakın, güç olan şeyleri de kolay eyledi." |
|
|
|
|
|
#1453 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
İSTEK BÖYLE OLUR
Âriflerden Cârullah Ebû Hafs Ömer bin Muhammed Magribî anlatır: "Ebü'l-Berekât bin Sahr hazretlerinin tasarrufları açık, kerâmetleri çok, devamlı Allahü teâlâ ile berâber, halka karşı çok merhametli, insanları kırmayan bir hâli vardı. Bu hâller onun huyu olmuştu. Bir gün Laliş köyündeki zâviyesinde, sohbetiyle şereflenmekteyim. Yufka içinde, kızarmış koyun eti yemek hatırımdan geçti. Çok geçmeden bir arslan ağzında dürülmüş yufka ekmekle kapıdan girdi. Ebü'l-Berekât hazretlerine doğru yürüdü. Ebü'l-Berekât hazretleri beni gösterince; Arslan getirip ekmeği benim önüme koyup gitti. Ekmeğin içinde kızarmış koyun eti vardı. O sırada yukarıdan bir adam indi. Onun inmesi ve ekmeği görmesiyle, benim biraz önceki et yeme arzum tamâmen kayboldu. Ona ikrâm ettik. Hepsini yedi. Ebü'l-Berekât hazretleriyle bir müddet sohbet ettikten sonra, geldiği gibi gitti. Ebü'l-Berekât hazretleri bana, "Yâ Ömer! İstek dediğin bu adamın arzusu gibi olur. Onun isteği öyle şiddetlidir ki, başkalarının isteğini yok eder ve arzu ettiği anda onu yapması gerekir. Şu anda o, tâ Çin'e gitti." buyurdu. 1) Kalâid-ül-Cevâhir; s.109 2) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.253 3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.6, s.178 |
|
|
|
|
|
#1454 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
EBÜ'L-FADL AHMEDÎ
Evliyânın önde gelenlerinden.İsmi Ahmed, künyesi Ebü'l-Fadl'dır. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. 1535 (H.942) senesi Bedir'de vefât etti ve oraya defnedildi. Ebü'l-Fadl Ahmed, hak âşığı bir zât olarak yetişti. Evliyânın büyüklerinden, Aliyyül Havas hazretlerinin sohbetlerinde mânevî hallere ve evliyâlık makamlarına kavuştu. Abdülvehhâb-ı Şa'rânî hazretlerinin hak yoldaki dostu, sohbet arkadaşı ve sırdaşı idi. Sözleri, halleri, kerâmetleri her tarafa yayıldı. Abdülvehhâb-ı Şa'rânî hazretleri kendisini çok sever, sohbetlerinde bulunur, hürmet ve hizmet ederdi.Kendisine ona hizmet etmesinin sebebi soruldukta; "Seher vakitlerinde gizliden bâzı sesler işitirdim. O seslerde; "Sen şimdiye kadar Ebü'l-Fadl gibi biri ile sohbet etmedin. Bundan sonra da onun gibisini bulamazsın." deniyordu." buyurdu. Kendisine kaç yıl hizmet ettiği ve sohbetinde bulunduğu soruldukta da; "On beş yıl." buyurdu. Ebü'l-Fadl Ahmed hazretleri çok az yerdi.Yaz olsun, kış olsun günde on nefes alacak kadar bir uykusu olurdu. Giydiği şeyler eski fakat temizdi. Başkalarından önce davranıp hizmete koşardı. Birlikte gittiği bir cemâatin bir kısım eşyâlarını taşımakta ısrar etmiş ve taşımıştı. Allahü teâlânın evi olan mescidlere çok hürmet ederdi. Abdülvehhâb-ı Şa'rânî hazretleri anlatır: "Onun kadar insanlar arasında mescidlere tâzim ve hürmet eden birini görmedim. O katiyyen tek başına girmez, mescidin kapısında bekler, biri girerse peşinden girerdi. Sebebini soranlara; "Bizim gibilere ancak müslümanların peşinden girmek yaraşır. Mescid âdâbını yerine getirememekten korkarız." derdi." |
|
|
|
|
|
#1455 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Sohbet arkadaşı Abdülvehhâb-ı Şa'rânî hazretleri anlatır: "Bir gün Ebü'l-Fadl'ın yanında bir dervişi övdüm. Bana; "Beni onunla buluştur. Görmek isterim." buyurdu. Birlikte gittik. Dervişi bulduk. Derviş Ebü'l-Fadl'ı görünce, korkudan çeşitli hallere girdi. Neredeyse aklı başından gidecekti. O zaman Ebü'l-Fadl hazretleri; "Bu ne bulursa yer. Verâ, haram ve şüphelilerden kaçma hâli yoktur." buyurdu. Sonra meâlen; "Fâiz yiyen kimseler (kabirlerinden) şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar." (Bekara sûresi: 275) âyet-i kerîmesini okudu."
Ebü'l-Fadl Ahmedî hazretlerinin hikmetli sözleri çoktur. Devamlı müslümanlara hüsn-i zan etmenin önemini anlatırdı. Bu hususta; "Müslüman idârecilere iyi zanda bulunmalı. Şâyet onlar zulüm ederlerse, Allahü teâlâ âhirette hiç kimseye; "Neden kullara iyi zanda bulundun?" diye sormaz." buyurdu. Mahluklara kötü söz sarfetmekten sakındırırdı. Bu hususta; "Allahü teâlânın yarattıklarından hiç kimseye sövmeyin. Şâyet kötü söz sarfederseniz bir bakıma kendinizi üstün tutmuş olursunuz. Sonra da sonunuzun ne olacağını bilemezsiniz." buyurdu. Yine bir gün sohbet ederken; "Allahü teâlânın kulları olunuz. Nefsinizin, altınlarınızın, paralarınızın kulu olmaktan sakının. Sizler nefisleriniz için değil, ancak Allahü teâlâ için yaratıldınız. O halde O'ndan kaçmayın." buyurdu. İyi işleri yapmaya teşvik ederdi. Çok söylediği şeylerden birisi de; "İlim sâhipleri ile konuşurken dilinize sâhib olunuz. Evliyâ ile konuşurken de kalbinizi koruyunuz. Zîrâ bunlar Allahü teâlâya yakın olmakla şereflenmişlerdir. Bunların huzûruna ancak edeple gidiniz. Çünkü onların kalpleri, Allahü teâlânın zikriyle meşguldür. Nefisleri ibâdeti istemekte, akılları da bildiğiniz akıl gibi değildir. Bunun için edebinize dikkat ediniz. En ufak bir saygısızlığınıza kırılabilirler. Allahü teâlâ da onların istediğini sizde yerine getirir." buyurdu. Kendisine Allahü teâlâya nasıl duâ edelim diye soruldu. O zaman; "Allahü teâlâdan dâimâ af ve âfiyet isteyiniz." diye cevap verdi. Kalp ve gönül temizliğinden anlatırdı. Bu hususta; "İçinizi hırs, kin, hased gibi kötü huylardan temizleyiniz. Bunlardan biri varken kimse size yakın olmaz. Böyle olunca Allahü teâlânın sevgisi kalbinizde meydana gelmez." derdi. Yenilen içilen şeylerin helalden olmasına çok dikkat ederdi. Bu sebeple sohbetlerinde; "Gücünüz yettiği kadar, yiyip içtiklerinizin helal ve temiz olmasına dikkat ediniz. Çünkü bu, din binâsının ayakta kalmasını sağlayan bir temeldir. Bütün amellerinizin kabûlü buna bağlıdır. Allahü teâlânın sevgili kulları kendilerine gelen lokmaların nereden geldiğini iyi bilirler." Bir gün Ebü'l-Fadl hazretlerine Kur'ân-ı kerîmde; "Zulmedenlere meyletmeyin. Size ateş dokunur (Cehennem'de yanarsınız)." (Hûd sûresi: 113) meâlindeki âyet-i kerîme okundu ve; "Buradaki meyletmeye, nefse meyletme de girer mi?" diye soruldu. O; "Evet, zulüm de nefsin sıfatlarındandır." buyurdu. Ebü'l-Fadl Ahmedî bir gün Cennet'ten anlattı; "Cennet bâzı kimselere iştiyâk duyar, arzu eder. Tıpkı onların Cennet'i arzu ettikleri gibi. Bunlar îmân sâhibi sâlih kimselerdir. Bir kısım insanlar daha vardır ki Cennet onları arzu etmez ama onlar Cennet'i isterler. Bunlar ise âsî günahkâr müminlerdir. Bir başka grup insan daha vardır ki, Cennet bunları arzu eder. Ama bunların arzuları Cennet değildir. İşte bunlar hal sâhibi velîlerdir. Bunların dışında bir takım insanlar vardır ki, Cennet bunları kesinlikle istemez, onlar da Cennet'i istemezler. Bunlar da kıyâmet gününü ve sonrasını inkâr eden küfür ehlidir. Cennet ehli Cennet'te bir şey isteyip, temennî ettiğinde o nîmet hemen verilir." buyurdu |
|
|
|
|
|
#1456 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
O GÜN GELMEDİKÇE...
Abdülvehhâb-ı Şa'rânî hazretleri anlatır: "Bâzı geceler beni mânevî haller ve bilgiler kaplardı. Hemen onları yazardım. Ertesi gün Ebü'l-Fadl hazretleri ile görüştüğümüzde onları kendisine okur, arz ederdim. O sırada sarığının içinden bir kağıt çıkarır; "Oku!" derdi. Okuduğumda aynı mânevî bilgiler olduğunu görürdüm. Bir harf bile olsa, aralarında fark yoktu. Zamânında Emir Muhyiddîn isminde birisi zindana atılmıştı. Bu kişi Abdülvehhâb-ı Şa'rânî hazretlerine haber salıp zindandan kurtulması için duâ istedi. Bunun üzerine ona duâ etmeye başladı. Bu hâli kimse bilmiyordu. Yine duâ ettiği bir gece yanına Ebü'l-Fadl Ahmed hazretleri geldi ve; "Kardeşim Abdülvehhâb! Onun zindanda beş ay yedi gün kalması mukadderdir. O gün tamam olmadıkça kimse onu oradan çıkaramaz. Semâya çıkan duâlarını yine sana dönüyor gördüm." buyurdu. 1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.361 2) Tabakât-ül-Kübrâ |
|
|
|
|
|
#1457 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
EBÜ'L-HASAN BA'KÛBÎ
Evliyâdan. İsmi, Ali bin İdrîs Ba'kûbî'dir. Çok kerâmetleri görüldü. Bağdât civârında yaşadı. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. Kerâmetleri görüldü. Kendisi anlatır: "Allahü teâlâ bana kâinâtın bütün sırlarını bildirdi." Sonra yine; "Cennetlik ve cehennemlik olanları, kabirdekilerin hallerini bilirim." buyurdu. Muzaffer bin Mühezzeb anlatır: "Bir gün Ebü'l-Hasan hazretlerinin dergâhına giderek zulmü herkese dokunan birini şikâyet etmek istedim. Üç gün kadar o dergâhta kaldım. Ebü'l-Hasan hazretlerinin heybetinden dolayı bir türlü bu şikâyeti dile getirmeye kâdir olamadım. Dördüncü gün Ebü'l-Hasan hazretleri bir bahçede talebeleri ile akşam namazını kıldılar. Namazdan sonra orada bir ok ve bir yay gördüler; "Yayı ve oku bana veriniz." buyurdu. Oradakiler ok ve yayı hemen verdiler. Ebü'l-Hasan oku yaya yerleştirip bana doğru döndüler ve; "Atayım mı?" buyurdular. "Ben de; "Siz bilirsiniz." dedim. O, bu cevâbımdan sonra oku attı. Ok bir ağacın dibine saplandı. O zaman Ebü'l-Hasan hazretleri; "Ey Muzaffer! Doğrusu istediğine kavuştun. O zâlim cezâsını gördü." buyurdu. Ben buna hayret edip; "Allahü ekber." diye tekbir getirdim. Oradakiler de tekbir söylediler. O gecenin sabahı olduğunda bana; "O zâlim kişi akşam namazı sonrasında evinin damında yatarken nereden geldiği bilinmeyen bir ok ile öldü." haberi bildirildi. Ebü'l-Hasan hazretlerinin ziyâretine gelenler pekçoktu.Bunların sayısının yedi bine ulaştığı bildirilmiştir. 1) Menâkıb-ül-Ârifîn Kerâmât-ül-Kâmilîn, Üniversite Kütüphânesi,No: 558 vr, 169 |
|
|
|
|
|
#1458 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
EBÜ'L-HASAN BEKRÎ
Mısır'da yaşayan velîlerin büyüklerinden. İsmi Muhammed olup, babasınınki de Muhammed'dir. Lakabı Tâcülârifîn, künyesi Ebü'l-Hasan, nisbesi ise Bekrî'dir. 1493 (H.899) yılında Kahire'de doğdu. Ebû Bekr-i Sıddık'ın neslindendir. Aynı zamanda soyu, hazret-i Hasan tarafından da Resûlullah efendimize ulaşır. 1545 (H.952) senesinde Kahire'de vefât etti. İmâm-ı Şâfiî'nin kabri civârına defnedildi. Sâlihâ bir hâtun olan annesi ona hâmile iken bir rüyâ gördü. Sanki güneş ve ay şehâdet parmağında idi. Uyandıktan sonra rüyâsını kocasına anlattı. Büyük âlim olan Muhammed bin Abdurrahmân şöyle dedi: "Doğacak oğlumuz, doğu ve batıyı ilim ile dolduracak." Nitekim öyle oldu. İlimde ve tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu. Tatlı ve hoş sohbetinden dolayı, insanlar onun meclisine koştu.Allahü teâlâdan bahsedince, en katı kalpler bile yumuşardı. Onun meclisinde bulunanlar kendilerinden geçerdi. Ebü'l-HasanMuhammed Bekrî'nin annesi her gün Allahü teâlâyı zikr ederdi. Oğlu Ebü'l-Hasan Muhammed'in doğumundan bir müddet geçmişti. Bir gün annesi, her günkü zikrini unutmuştu. O sırada Ebü'l-Hasan şehâdet parmağını kaldırarak, Allahü teâlânın zikrini annesine hatırlatmak için; "Allah, Allah, Allah!" dedi. Yanlarında bulunan ve Ebü'l-Hasan'ın konuştuğunu işiten bir kişi, çocuğun bu durumuna hayret ederek, kaç yaşında olduğunu sordu. Annesi oğlunun hâlini belirtmemek için, başka sözlerle durumu geçiştirdi. Küçük yaşta ilim tahsîline başlayan Ebü'l-Hasan Muhammed, fıkıh ve diğer ilimleri; Kâdı Zekeriyyâ, Burhâneddîn bin Ebû Şerîf ve daha birçok âlimden öğrendi. Tasavvuf yolunu, Radıyyüddîn Gazzî, Âmirî ve Abdülkâdir Deştûtî'den öğrendi. |
|
|
|
|
|
#1459 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
Ebü'l-Hasan Muhammed, tasavvuf yolunda hal ve ilim bakımından çok yüksekti. Allahü teâlâ, ona derin ilim ve mârifetler ihsân etmişti. Bir ilim dalında konuştuğu zaman, onun o ilimde deryâ gibi olduğu görülürdü. Nûrânî yüzlü ve görünüşü heybetli idi. Büyük-küçük, herkesin hakkına riâyet eder, onlara hürmet gösterirdi. Gizli ve açıktan çok sadaka verirdi.
Devâsı, çâresi olmayan bir iş başına geldiği zaman, Allahü teâlâya sığınırdı. Devletin ileri gelenleri, onun çok meşakkat içerisinde olduğu halde Harem-i şerîfe gitmesine, her sene orada üç bin dinara ulaşan masraf yapmasına çok şaşarlardı. Hattâ ona; "Efendim! Hicaz'a ne kadar da çok gidiyorsunuz?" dediklerinde, onlara, "Siz memleket işleri ile alâkalı bir işiniz olduğu zaman ne yaparsınız?" dedi. Onlar; "Onu arz etmek için sultânın kapısına gideriz." dediler. Bunun üzerine o da; "İşte benim de hâcetim, dileklerim olduğu zaman, sultânın kapısına gidiyordum. Bu kapı, Allahü teâlânın kapısıdır." dedi. Muhammed Zafarî anlattı: "Bir gün akşam namazından sonra, Ebü'l-Hasan'ın huzûrunda bulunuyordum. Bir ara Ebü'l-Hasan Muhammed uyumaya başladı. O sırada hatırımdan; "Yatsı namazından önce nasıl uyuyor? Hâlbuki öyle uyumak iyi değildir." diye geçti. Vallahi bu düşünceler hatırıma gelir gelmez, Ebü'l-Hasan Muhammed gözlerini açıp; "Resûlullah efendimiz uyurlar, fakat kalbleri uyumazdı." dedi. Onun bu sözleri karşısında tüylerim diken diken oldu ve utandım." Ebü'l-Hasan Bekrî'nin annesi Hadîce hanım, geceleri ibâdet edip, gündüzleri oruç tutardı. Fakat oğlu Ebü'l-Hasan Bekrî'yi bâzı hususlarda beğenmezdi ve onu kırardı. Bu durum bir müddet devâm etti. Ebü'l-Hasan, bu duruma rağmen annesine hürmette kusûr etmez, ona hürmet ve saygıda âzami gayret gösterirdi. Ebü'l-Hasan Bekrî'nin annesi bir gece uyuyunca, rüyâsında kendisinin Resûlullah efendimizin mescidine girdiğini gördü. Ravda-i mutahherada pekçok kandil vardı. Bunlardan bir tânesi hem parlak, hem de daha güzeldi. O büyük ve güzel kandilin kime âid olduğunu sorunca; "Oğlun Ebü'l-Hasan'a âittir." denildi. Sonra, Hücre-i Seâdete gitti. Orada Resûl-i ekrem ile oğlunu gördü. Oğlu, uygun görmediği elbiselerle Resûlullah efendimizin yanında duruyordu. Kendi kendine; "Oğlumun, Resûlullah efendimizin huzûrlarında bu elbise ile bulunması hiç uygun değil." diyordu. Bu sırada Resûl-i ekrem; "Bu elbiseleri oğlunun giymesinde hiçbir mahzur yoktur." buyurdu. Bunun üzerine o; "Oğlumun bu hâlini kınadığım için tövbe ediyorum yâ Resûlallah!" dedi. O günden sonra annesi, Ebü'l-Hasan'ı hiç kınamadı. Ebü'l-Hasan Bekrî, çok kıymetli eserler yazdı. Eserlerinden bâzıları şunlardır: 1- Teshîl-üs-Sebîl: Yazmadır. Kur'ân-ı kerîm tefsîrine dâirdir. Buna Tefsîr-ül-Bekrî de denir. 2) Şerh-ul-Lubâb lil-Müzeccid, 3) Şerhu Minhâc-in-Nebevî, 4) Tuhfetü Vâhib-il-Mevâhib fî Beyân-il-Makâmât vel-Merâtib: Tasavvuf ilmine dâir yazma bir eserdir. 5) Ed-Dürret-ül-Mükellile fî Feth-i Mekket-il- Mübeccele, 6) Ikd-ul-Cevâhir-ul-Behiyye: Resûlullah efendimize salevât-ı şerîfe okumaya dâirdir. 7) İrşâd-üz-Zâirîn li Habîbi Rabb-il-Âlemîn, 8) Şerhu Ravdı İbn-i Mukrî, 9) Şerh-un-Nefhat-ül-Verdiyye. |
|
|
|
|
|
#1460 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
NİÇİN BİNMİŞ?
Mekke-i mükerremenin kâdılarından bir zât, bir kâfile ile berâber Medîne-i münevvereye gidiyordu. Kâfilede Ebü'l-Hasan Muhammed Bekrî de vardı. O, taht-ı revâna binmişti. Kalbinden, Ebü'l-HasanMuhammedBekrî'nin Medîne-i münevvere gibi mübârek bir şehre böyle taht-ı revânda gitmesinin hoş olmadığını geçirdi.Kendi kendine; "Onun gibi tasavvuf yolunda yüksek bir mertebeye kavuşmuş birinin, Resûl-i ekremin ziyâretine taht-ı revâna binmiş olarak gitmemesi gerekir." dedi. Bu düşünceleri hatırından geçirdiği zaman, Ebü'l-Hasan Muhammed Bekrî, taht-ı revânın kapısını açıp, ona doğru bakarak selâm verdi ve şöyle dedi: "Taht-ı revâna binmem gerekiyor. Çünkü özürüm var. Vallahi, eğer Resûlullah efendimizi yürüyerek ziyâret etmek mümkün olsaydı, hiçbir şeye binmeden yürüyerek ziyâretine giderdim. Eğer taht-ı revândan başkasına binmeye gücüm yetse idi, ona binerdim. Fakat, ondan başkasına binmem mümkün olmadığı için taht-ı revâna bindim." 1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.11, s.229 2) El-A'lâm; c.7, s.57 3) Şezerât-üz-Zeheb; c.8, s.292 4) El-Kevâkıb-üs-Sâire; c.2, s.192 5) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.181 6) Nûr-us-Safir; s.414 7) Brockelman; Gal-2, s.438, Sup-2, s.461 8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.14, s.244 |
|
|
|
|
|
#1461 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,141
|
EBÜ'L-HASAN CÛSUKÎ Irak velîlerinin büyüklerinden. Ebü'l-Hasan künyesi olup, Dicle kenarında bir belde ve doğduğu yer olan Cûsuk'a nisbetle Cûsukî denildi. Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin halîfelerinden, Ali bin Hîtî'nin talebesi idi. On ikinci asır sonlarında vefât etti. Doğum yeri olanCûsuk köyüne defnedildi. Kabri halk tarafından ziyâret edilmekte, onun feyz ve bereketinden faydalanılmaktadır. Allahü teâlânın dostlarının büyüklerinden, kerâmet, hârikulâde hâller ve insanları sapıklıktan kurtarmada yüksek dereceler sâhibi olan Ebü |