Geri Git   Number 1 Forum Group > GENEL KONULAR & SOHBET > Genel Sohbet Muhabbet > Dini Konular

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 20-09-2007, 02:19 PM   #1 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
.::dini Hikayeler::.

Ayyaş'ın Sonu
Ayyaşın Sonu….

Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir kasabada, bir ayyaş yaşıyordu Bütün gününü, gecelerinin çoğunu kasabanın meyhanesinde geçiriyordu Evini, işini, çoluk-çocuğunu çoktan unutmuştu Bu yüzden herkes kendisine antipati duyuyordu Kimse kendisiyle ne doğru dürüst konuşuyor, ne de selam alıp veriyordu Bu haldeyken günün birinde vakti saati doldu ve öldü Kendisine yaşarken duyulan hoşnutsuzluk ölümünden sonra bile sürdürüldü O kadar ki, namazını kılacak kimse çıkmadı Cenazesi ortada kaldı Adamın karısı kocasının ölüsünü bir küfeye koyup sırtına yüklendi ve gömmesi için o çevrede yaşayan ve iyilik severliği ile tanınan bir çobana götürdü Çoban bir çukur açıp adamı gömdü Ardından herkes "Cehennemi boylamıştır" diye düşünüyordu Aradan bir müddet geçti Beldenin ileri gelenlerinden biri rüyasında ayyaş adamı cennette gördü "Adam canım rüyadır, rüyada herşey görülür" diye geçiştirdi Ama her gece aynı rüya tekrarlanıyordu Hemen imama gidip durumu açtı İmam da aynı rüyayı epeydir kendisinin de görmekte olduğunu söyledi Bunun üzerine akıllarına bu adamı gömen çobana gidip nasıl gömdüğünü, arka sından ne söylediğini sormak geldi Birlikte çobana gittiler Selam sabahtan sonra hemen konuya girdiler:

- Bir süre önce defnetmen için karısı tarafından sana bir cenaze getirildi Sen onu nasıl gömdün? Gömerken ne dedin?

- Valla merakınızı anlamıyorum Biliyorsunuz ben cahil biriyim Bir çukur açtım, adamı koyup üstünü kapatıverdim

- Peki bu sırada hiç birşey söylemedin mi? Bir dua falan?

- Ben pek dua mua bilmem Yalnız şunu söyledim:

"Rabbim, şimdiye kadar sen bana birçok misafir gönderdin Allah misafiriyiz diye bana geleni senin rızan için ağırlamaya memnun etmeye çalıştım Kırk yılda bir, bir misafir de ben sana gönderiyorum Sen de onu şanına uygun bir şekilde ağırla"
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Eski 20-09-2007, 02:21 PM   #2 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
Cennet Komşusu

Vaktiyle padişahlardan biri şehri dolaşmaya çıkmıştı. Tanınmamak için kıyafetini değiştirmiş, yanına da bir kölesini almıştı. Halkın kendi yönetimi hakkında neler düşündüğünü öğrenmek istemisti.
Mevsim kıştı. Soğuk her yeri kasıp kovuruyordu.
Yolu bir mescide düştü.
İki yoksul bir köşede titreyerek oturuyordu. Gidecek başka yerleri yoktu.
Onların ne konuştuklarını merak eden padişah yanlarına sokuldu.
Fakirlerden şakacı olanı soğuktan şikayet ediyordu:
- Yarın cennete gittiğimizde bizim padişahı oraya sokmayacağım! Cennetin duvarına yaklaştığını görürsem, pabucumu çıkarıp kafasına vuracağım.
Öteki merakla sordu:
- Onu niçin cennete sokmayacakmışsın?
- Tabii sokmam. Biz burada soğuktan donarken o sarayında ***if sürsün. Bizim halimizden haberdar olmasın. Sonra da kalkıp cennette bana komşu olsun. Ben öyle komşuyu istemem arkadaş, dedi.
Gülüstüler.
Padisah kölesine:
- Bu mescidi ve adamları unutma! dedi.
Saraya dönünce mescide adamlarını yolladı. İki fakiri alıp saraya getirdiler.
Zavallılar başımıza neler gelecek diye korkuyla bekleşirken onları dayalı, döşeli bir odaya yerleştirdiler.
- Burada yeyip, içip yatacak, padişahımıza dua edeceksiniz. Cennette size komşu olmasına karşı çıkmıyacaksınız, dediler.
Padişah ne iyi kalpli imiş, değil mi? Peygamberimiz yoksula yardım edenleri şöyle övmüştür:
"Bir mü'mini dünya dertlerinden kurtaranı, Allah, ahiret dertlerinden kurtarır."
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:22 PM   #3 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
Müslüman Bir Annenin Gelin Kızına Nasihati

Kadın Alimelerinden Ve Ahlakcılarından Ümame, Kızına izdivaç Yapacağı Zaman Şöyle Nasihatte Bulunmuştur:
- Bak yavrum! Öğüt vermek, yani bir insana hayırlı yolu göstermek, eğer o kimsenin edebli ve terbiyeli olması ile veya büyük adam evladından olarak herkesin yanında makbul ve haysiyetli bulunmasıyla terkedilmiş olaydı, ben de sana nasihat etmeye ihtiyaç görmezdim; lakin, öyle olmayıp nasihat, bilenin tekrar hatırına gelmesine, bilmeyenin de yeniden öğrenip, bilgi sahibi olmasına sebeb olacağından herkes hakkında faydalı ve lüzumludur.
Kızım! Bir kız ana ve babasının zenginliği halinde kocaya varmayacak olsaydı, sen asla kocaya varmaya muhtaç olmazdın. lakin öyle değil, erkekler bizim için yaratıldığı gibi, biz de onlar için yaratılmışızdır.
Kızım! Sen artık büyüyüp, yetişmiş olduğun yerden, gezip yürüdüğün yuvadan çıkıp bilmediğin bir yuvaya girecek ve şimdiye kadar konuşup, görüşmediğin bir hayat arkadaşı ile karşılaşacaksın! Sen ona tam bir sadakat göster ki, o da sana olanca sevgisiyle bağlansın. Şimdi, sana on tane nasihat vereceğim. Bunları iyice aklında tutar, sırası geldikçe aynen takbik edersen, güzelce geçinirsiniz, aranız asla bozulmaz.
BİRİNCİSİ: Haline razı ol! Yani, kocan yenilecek ve giyileceğe dair her ne alır, getirirse kabul et. Zira, kalb rahatlığının ilk yolu kanaattir.
İKİNCİSİ: Dinlediğin sözlerine itaat ederek konuş, itiraz ve isyan ederek hürmet ve itaatte kusur etme. Anlaşma ve itaat ile yapılan sohbetlerden Allahü Teala razı olur.
ÜÇÜNCÜSÜ: Efendinin göreceği yerlere dikkat ve ehemmiyet ver, sakın çirkin bir şey gözüne çarpmasın.
DÖRDÜNCÜSÜ: Kokusu olabilecek yerleri kolla, daima güzel kokulu durmasını temin et, burnuna kötü koku gitmesin. Şunu unutma ki, güzellik ve temizlik getiren nesnelerin en iyisi ve alası su'dur.
BEŞİNCİSİ: Yemek saatini iyi tesbit et, istediği anda hemen hazır bulundur.
ALTINCISI: Uyuyacağı vakti geciktirme. Adeti ne zamansa o zamanda yemeğini ve yatağını hazırla. Zira açlık insanı huysuzlandırdığı gibi, uykusuzluk da asîleştirir, geçiminizin bozulmasına sebeb olur.
YEDİNCİSİ: Mal ve eşyasını muhafaza etmekte titizlik göster. Çünkü mal muhafaza etmek, işbilmekten doğar.
SEKİZİNCİSİ: Akraba ve yakınlarına hürmette kusur etme. Kocanın hısım-akrabasına hürmet etmek de iyi idare ve tedbirli olmaktan ileri gelir.
DOKUZUNCUSU: Efendinin, haberdar olduğun sırlarını sakın kimseye duyurma, Eğer duyuracak olursan itimadını kaybeder, sen de ondan emin olamazsın.
ONUNCUSU: Dine muhalif olmayan isteklerini yerine getirmekte ihmal gösterme. Emirlerini yerine getirmekte ihmal gösterirsen, darıltıp, kendine düşman etmekten başka bir şey kazanamazsın. O kederli olduğu zaman, sen neş'eli olmaktan, o neş'eli olduğu vakit sen hüzünlü görünmekten çekin! Zira onun üzüntülü zamanında senin neş'eli görünmen, neş'eli zamanında da kederli bulunman onu sevmemenin, hislerine dertlerine ortak olmamanın delilidir. Bu hal ise, sizi birbirinizden ayırmaya kadar götüren bozuk bir davranıştır. Sen eşinin dertlerine ve düşüncelerine ne kadar ortak olur, alaka gösterirsen, ondan da o kadar alaka görür, sevgisini kazanırsın.
Şunu bil ki, bu nasihatlarımı yerine getirip, söylediğim gibi hareket edebilmen için isteklerine, efendinin isteklerini tercih etmen gerekmektedir. Onun isteklerini nefsinin isteklerine tercih edebilirsen söylediklerimi kolayca yapabilirsin." (İzahlı Kadın ilmihali, A.Uysal,M.Uysal, Konya, Uysal Y. S.499)
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:24 PM   #4 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
Cehennemden Kaçmaya çalışan Adam..

O bir sahabi;
"Ay yüzlü güzelin genc ümmeti."
O bir sahabi
"Anam babam sna feda olsun! diyecek kadar samimi.
O bir sahabi;
"Gül kokulu sevgiliye yoldas",Kainatin Efendisi' ne tabi.
O bir sahabi;
"Genc yasta mü'min, imanda kamil sahibi.
O bir sahabi;
"Her dem nesine karsi", savasin yilmaz mücahidi.
Öyle bri savaski; düsman amansiz, mücahede cetin,
mücedele hummali idi.

Bir gün ihtiyaci icin Allah sevgilisi O nu carsiya göndermisti.
Kalbinde Allah Rasülüne hizmet etmenin sevinci, kutlu Medine sokaklarini adimladi.
Tam ensar'dan bir zatin kapisi önünden geciyordu ki;
Ensar'dan bri hanimi banyo halinde görüverdi.
Ne varki gözlerini hemencecik geri döndüremedi.
O'na bakmisti.
Bu bakis icine büyük bri korku salmisti.
Bu korku ile kosarak oradan uzaklasti.
Telasla sordu kendi kendine:
"Ne yaparim simdi ben?Ne yaparim?Ya Allah(c.c)
Rasülüne vahiyle bildirirse? Nasil bakarim Efendi (s.a.) min aydan aydinlik yüzüne?"
Karmakarisik duygularla kostu Salebe (r.a).
Nereye gitigini bilmeden kostu kostu..kostu..
Sigindi mekke ile medine arasinda bir dagin en kuytu yerine.
Korku, dehset ve saskinlik icindeydi Salebe.
bir nazarla yikilmisti.Bir nazardi O'nu vuran yerden yere.
Uygunsuz bir bakisti sadece.günler birbirini kovaladi.
Salebe tam kirk gün daglarda konakladi.Onca genisligine ragmen
yeryüzü cok ama cokdardi.Geceyi bölen feryadi daglarda yankilandi:

"Keske ruhumu ruhlar icinde,cesedimi cesetler icinde
kaybettirseydinde hüküm vermek icin beni ortada birakmasaydin."

Geceler ta subh olunca inletir bu dert beni.
Derdimi icinde dermanimdir Allah Hu diyen.

Sabahlara kadar inleten bir derde mübtelaydi Salebe.
Siginacak bir tek siginak,halini arzedecek bir tek cenab-i Hakk vardi.
Bu ani gidis ,birden yok olus Kainatin Efendisi'ni endiseye sevk etti.
Cünki O (s.a.v) ümmetine karsi son derece müsfikti.
Kirk gün boyunca salebeyi (r.a ) aratti.Bu ani kaybolus yüregini kanatti.
Halinden sikayet eden kadina cevap veren yüce kudret,
Salebe ye rahmet nazariyla bakti cebarail(a.s)'i göndererek
Rasülünü rahatlatti Cebrail:
"Ya muhammed(s.a.v) Rabbin sana selam ediyor ve diyorki;"Ümmetinden bir adam su dagin icinde bana siginiyor." dedi.
Vahyin aydinliginda handan eyle yar beni
Hükmün ile didar-i cemiline sar beni
Mecnun ürpertisiyle tevbe esigindeyim
Ayetin de lütfundur;incitmez nazar beni
Madem utaniyorum kem yüzümle gelmeye
Secde ile tenimde yikasa sular beni.

Hz. ömer ile Selman (r.a)düstüler yola.
Mekke-medine arasinda, mekik dokudular adeta.
Bir cobana rastladilar uzun bir arayistan sonra.

-Bir genc ariyoruz;günlerdir kayip bir genc.Hic rastladinmi?
Bu dagda, su bayirda yada sehrin civarinda?
-Sanirim siz su "Cehennemden kacan Adam'i ariyorsunuz, dedi coban
gülümseyerek.Ve devam etti;
"O her gece yarisi ellerini basina koyar,daga dogru kosar;
"Keske ruhumu ruhlar icinde, cesedimi cesetler icinde kaybettirseydin de hüküm vermek icin beni ortada birakmasaydin.'diye bagirir."

Gece yarisina kadar bekledi Hz Ömer ile Hz. Selman.
Dogru tahmin etmisti coban.Bu genc Salebe den baskasi degildi.
Ömer Salebeyi görünce sevincle kostu yanina.
O'nu kucakladi, bagrina basti.Genc,yasli gözlerle titreyerek Ömer'e bakti:
-Ya Ömer!Rasulüllah günahimi biliyormu? diye sordu.
-Bilmiyorum.Ancak dün yine seni andi ve bulup huzuruna getirmemiz icin bizi sana yolladi.
Genc caresiz bu emre uyarak Medineye dogru yok aldi,
Yine de icinde yenemedigi bir korku, ifadesi zor bir mahcubiyet vardi.
-Ya Ömer!Ne olur! beni huzura birden cikarmayin .Rasulullah namazda iken huzuruna varmak istiyorum.

Kabul ettiler kutlu sahabiler Salebenin bu istegini.
Salebe henüz Mescid'e girmistiki;Allah Rasulunün o latif sesini,kiraatini isitti.O(s.a.v)min sesini isitmesiyle kendinden gecti.
Bayildi düstü yere.Rasül-i Ekrem selam verince onlari gördü ve sordu:

-Ya Ömer!Ya Selman!Salebe'ye ne oldu?
-Ya rasülullah sesinizi isitince bayildi,dediler.
Kainatin Efendisi kalkti O'nu hareket ettirdi,ayiltti ve sordu:

-Neden kactin bizden Ya Salebe?
-Günahim yüzünden ya Rasulalallah! dedi Salabe.
-Sana günahlari ve hatalari yok eden bir ayet bildireyim.
"Deki;Rabbimiz! bize dünyada iyiyi ve güzeli ahirettede
iyiyi ve güzeli ver.Bizi atesin azabindan koru."(Bakara 202)
-Günahim Ya Rasulalallah daha büyük!
-Bilakis Allah'in kelami daha büyüktür!
buyurdu Allah Rasulü.Sonra evine dönmesini emretti Ona.
Döndü Salabe dönmesine, ancak bir türlü kendisine gelemedi .
Üzüntüden hastalandi,yataga düstü,Vücudu kaskati kesildi.
Bir hafta sonra kutlu sahabi Selman Peygamber(s.a.v)in huzuruna geldi.
-Yarasulalah! Salebedenhaberiniz varmi?
muhakkak o günahlarindan ötürü hasta,harap ve bitap düstü dedi.
Selmanin bu sözü üzerine ayagi kalkti Rasulallah(s.a.v)
"Kalkiniz birlikte yanina gidelim!" buyurdu.
Gittiler yanina.Salee cok bitkin ve taninmayacak haldeydi.
Rasulallah (s.a.v) Onun basini kaldirarak mübarek kucagina koydu.
Ancak Salebe ani bir hareketle basini O(s.a.v) kucagindan kacirdi.
Rasulullah sordu:
-Basini kucagimdan nicin kacirdin?
-Cünkü o günahlarla doludur dedi Salebe ,dedi Sa'lebe.
-Sikayetin nedir?
-Günahlarim ,Ey Allahin Rasulü!Kemigimin etimin ve derimin arasinda karinca yürümesi gibi dolastigini hissediyorum.
-Neyi arzuluyorsun?
-Rabbimin magfiretini.
O sirada Cebrail a.s geldi ve vahyetti:
-Ya muhammed(s.a.v)Rabbin sana selam ediyor ve diyorki:
"Eger bir kulum gercekten yer dolusu günahla bana gelse
bende onu yer dolusu magfiretle karsilarim."
Nebiyyi Ekrem(s.a.v) bunu Salebeye bildirince,Salebe bir ciglik atti ve
ruhunu Hakka teslim etti.
Rasulüllah onun yikanarak kefenlenmesini emretti.
Namazini kildirdigi zamanda , parmak uclarina basarak yürüdügü görüldü.Defin isleri tamamlandiginda Ashabi kiram sordular:
Ya Rasulallah!Seni namaz esnasinda parmak uclarina basarak yürürken gördük.Sebebi neydi?
Buyurdular ki:
"Beni hak ile nebi olarak gönderene emin ederimki,
Salebeyi tezyin etmek icin meleklerden inenlerin coklugu sebebiyle
ayagimi basacak yer bulamadim.
Meleklerin tezyin ve tekfin ettigi "Cehennemden Kacan Adam"Rabbinin magfiretine ermisti.
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:25 PM   #5 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
Hızır Olduğunu Söylerim

Hızır Olduğunu Söylerim

Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta...

Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor:
- Uyuyacaksın, der. Adam:
- Uyumam, beni rahat bırak.

Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek:
- Uyuyacaksın dedim, der. Adam:
- Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.

Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah'a yönelerek:
- Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştirki bendeki listede bunun ismi yok.
Cevap gelir:
- Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden...

Allah sevdiklerinden etsin... Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak...
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:26 PM   #6 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
Fakir ve Kör

Fakir ve Kör

Kibirli ve zengin birisi kapısına gelen bir fakire bir şey vermediği gibi, onu hem paylar hem de kapıyı yüzüne kapatır.. Zavallı fakir içlenir; bir tarafa çekilir ve oturur, ağlamaya başlar.. Bir kör, onun ağlamalarını duyar. Kalkar yanına gelir, niçin böyle üzgün olduğunu, ağladığını sorar.

Fakir olanı biteni anlatır.

Kör, teselli vererek, üzülmemesini, kendi evine gelmesini, evinde kalmasını, ekmeğini çorbasını kendisiyle paylaşmasını ister ve ısrarda eder. Fakir onun içtenliği ve ısrarı karşısında kabul eder, onunla gider.

Kör ona karşı çok güzel bir konukseverlik gösterir. Fakirin, hem karnı doyar hem de gönlü hoş olur.
Gönlü öyle hoş olur ki, o hoşnutluk içinde:
- Sen bana evini açtın, sen bana gönlünü açtın, Kadir Mevlamda senin gözünü açsın, diye dua eder.

Gece olur, körde bir gariplenir bir gariplenirki, o gariplik içersinde gözünden birkaç damla yaş damlar, gözleri birden açılır. Görmeğe başlar.

Körün görmesi ile ilgil i haber bir anda şehirde yayılır. Yer yerinden oynar. Bu haberi onu kapısından kovan, kovmakla kalmayan taş yüreklide duyar. İşin doğruluğunu anlamak için gözü açılan şahsa gelir:
- Çok şanslıymışsın. Gözün nasıl açıldı, kim açtı.
- Hey! seni gidi gafil seni, sen nasıl bir adammışsınki, öyle bir mübarek zatı azarladın, üzdün, yüzünü yıktın. devlet kuşunu bıraktın, baykuş ile meşgul oldun. Gözümün kapısını, senin yüzüne kapıyı kapattığın o kimse açtı.
- Desene kendime yazık ettim, öyle bir doğanmışki öyle bir devletmiş ki, kıymetini bilemedim, bana değil sana nasip oldu, ben avlayamadım sen avladın, der ve kıskançlıkla parmağını ısırır.

Dişini sıçan gibi hırsa batırmış kimse koca doğanı nasıl avlayabilir? İyilerin bastıkları toprak dermandıe, göz açar. ancakgönül gözü kör olanlar o dermandan gafildirler, kıymetini ne bilsinler.

Bostan ve Gülistan'dan uyarlanmıştır.
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:27 PM   #7 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
Melekler Yıkadı...

Melekler Yıkadı
Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygamberimiz, eshâbını topla Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygamberimiz, eshâbını topla




yarak islâma saldırmak ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan Mekkeli müşriklere karşı harp yapılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak sahâbiler tek tek evinden çağırıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala'nın evine uğradı. Bu karar ve resûlullah Efendimizin emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud'a gitmek üzere hemen sahâbenin arkasından koşmaya başladı ve eshâbının arasına katıldı.

Harp sona erince Müslümanlar Medine'ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı sevgili peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen hazreti Hanzala'nın dul hanımı da vardı.Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları sevgili peygamberimiz''aleyhisselâm'' cevaplıyordu. En son olarak soru sorma sırası, şehit olan Hanzala'nın hanımına gelmişti. Resûlullah Efendimize yaklaşarak:

- Ey! Allahın Resûlu! Hanzala nerede, demesi üzerine sevgili peygamberimiz cevabında:

- "Hanzala şehit oldu", buyurdu.

Bunun üzerine Hanzala'nın hanımı:

- Yâ Resûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübârek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi. Bunun üzerine sevgili peygamberimiz yarı hüzünlü bir şekilde (sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala'yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm) buyurdu.Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala'yı aramaya başladı. Daha sonra sahâbiler Hanzala'nın henüz vücûdu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular.

Sevgili peygamberimizin müjdesini bizzat gözleriyle gördüler. Bunun için O'na ''Gasilül- melâike'' yani (Meleklerin gusül ettirdiği Hanzala'' denir. Bu evlilikten Eshâbın büyüklerinden hazret-i Abdullah dünyaya geldi
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:29 PM   #8 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
ALLAH Hak Edileni Verir...

Musa Aleyhisselam bir fakiri görür, fakir giyeceği olmadığı için kumun içine girmiştir.
Fakir:
- Ya Musa, bana dua et. Cenab-ı Hak ban yetişecek kadar dünyalık versin, yoksulluk beni tüketti.
Musa Aleyhisselam dua eder, Hak Teala fakire dünyalık verir...
Bir müddet sonra Musa Aleyhisselam bir kalabalık görür, ne oluyor diye yaklaştığında, o fakirin kalabalığın ortasında olduğunu görür ve sorar.
- Bu ne haldir, ne oluyor burada?
- Bu adam şarap içmiş, kavga etmiş, kavga ettiği adamı da öldürmüş, şimdi ona kısas uygulanacak.
Musa Alayhisselam bunun üzerine, Allah'ın adaletine bir kere daha iman ve bu cüretinden dolayı tovbe eder ve şu ayeti okur:"Eğer Cenab-ı Hakk kullarına rızkı lüzumundan fazla verseydi, yeryüzünde ne azgınlıklar yaparlardı"
Allah herkese layık olduğu şeyi vermiştir.
Öküzdeki iki boynuz eğer eşekte olsaydı,kimseyi yanına sokmazdı.Bazı acizler olur ki kuvvet kazanır kazanmaz,kalkar acizlerin elini büker
__________________
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:30 PM   #9 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
Safım beLLi oLsun!


Safım belli olsun!
Rivayet odur ki, Nemrut İbrahim peygamberi (as) ateşe atacağı zaman herkesten ateşe odun taşımalarını istemiş. Bundan maksadı da Hazreti İbrahim'e düşman olanlarla O'na taraftar olanları tespit etmekmiş.

Herkes olanca gücüyle ateşe odun taşırken, küçük bir karınca ağzına aldığı bir damla suyla yola koyulmuş.
Karıncayı görenler, nereye gittiğini sorduklarında, "İbrahim'in ateşini söndürmeye gidiyorum." demiş.
Etrafındakiler karıncaya alaycı gözlerle bakmışlar ve "Senin gücün o ateşe kadar yürümeye yetmez. Hem ateşe ulaşsan da alevleri gözleri bulan bu ateşi senin bir damla suyun mu söndürecek?" diye sormuşlar.
Bahtiyar karınca hepimize ders olacak şu cevabı vermiş:
"Bu suyun ateşi söndüremeyeceğini ben de biliyorum. Ama bir Allah dostuna yardım etmenin, böyle bir zamanda safını belli etmenin şerefi bana yeter...
__________________
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:31 PM   #10 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
Biz Onu Çoban AbduLLah'a Verdik

Bâyezîd-i Bestâmî (kuddise sırruh) hazretlerinden, birisi kerâmet talebinde bulundu. Hazret-i Şeyh:

• Biz onu çoban Abdullah'a verdik. Git, sana göstersin, dedi ve gönderdi.
O adam, kerâmet talebiyle çobanın yanına geldiğinde, elindeki çomağı kırıp, sağına-soluna diken çoban, çomaklardan zuhûra gelen üzümleri göstererek:

• Şu sağımdaki beyaz üzüm benim amelim... Şu solumdaki siyah üzüm de senin amelinin iktizâsıdır, dedi.

Sonra adam, sürü etrafında dolaşan ve koyunlara ziyan vermeyen kurtlara bakarak:

• Kurtla koyun ne zaman barıştı? diye sorunca, Abdullâh-i Râî hazretleri şu düşündürücü cevabı vermiştir:

• Allah ile çobanın barıştığı zaman..."
__________________
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-09-2007, 02:32 PM   #11 (permalink)
yusuf06
Senior Member
 
yusuf06'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,542
yakmış olduğunuz ateşten

Kaptan Stewerd büyük mürettebatı ve gemisiyle açıklarda balık yakalamakla uğraşırken birden gelen müthiş bir fırtına gemiyi alabora eder.Gemiden tek sağ olarak kurtulur ve küçük adanın birine sürüklenir.Kaptan gözünü açtığında kendini kimsenin olmadığı ıssız adada görünce önce sevinçten havalara uçar ama sonra anlar burada yaşamanın zor olduğunu ve umutsuzluğa kapılır..Kaptan adanın şartlarına alışmaya çalışırken küçük bir kulübeye rastlar ve Allah'a şükreder.Karnını denizden tuttuğu balıklarla doyurup Allah'tan onu bulmaları için yardım diler..Kaptan her zaman ki gibi karnını doyurduktan sonra kulübesine döner ve gördüklerine inanamaz!Kulübesi yanıyor..Telaşlanır,ne yapsa söndüremez..Kaptan Allah'a küser!!!Kaptan Allah'a sürekli isyan eder ve kendisinin küçücük adada başını sokacak yeri olmadığına yakınır.Ertesi günü büyük bir mürettebat adanın önüne gelir ve kaptanı alır.Kaptan heyecanla:
-Benim burada olduğumu nereden anladınız?..
Geminin kaptanı:
-Yakmış olduğunuz ateşten!!!!!!!!!
__________________
yusuf06 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!