|
||
|
|
#1 (permalink) |
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 49,440
|
Dabbet-ul Arz
Dabbet-ul Arz konusu; üzerinde en çok konuşulan/tartışılan hususların başında gelir. Kendi edindiğimiz sonuçlara geçmeden önce, geçmişten günümüze kadar gelen ve günümüzdeki tanımıyla başlayalım. Geçmişte Yapılan Tanımlamalar: ================================================== ================================= "Söylenmiş olan (tehdit edildikleri şey) başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler." (en-Neml, 27/82) buyrulmaktadır. Bu âyetten anlaşılan, dâbbenin bir hayvan-ı nâtık yâni konuşan bir canlı olduğudur (M.H. Yazır, "Hak Dini Kur'ân Dili", V, 3701 vd.). Râğıbü'l-İsfahânî, yukardaki âyete dayanarak şöyle demektedir: "Dâbbe, tanıdığımız hayvanlara benzemeyen bir hayvandır. Ortaya çıkması kıyamete yakın bir dönemde olacaktır. Bir de denildi ki: Bununla, cahiliyyede hayvan mertebesinde olan kötü insanlar kasdedilmiştir (Râğıb, "Müfredât", debb maddesi.) Müfessirler yukardaki âyette (27/82) dayanarak "Dâbbetü'l-Arz"ın kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacağını söylerler. İbn Ömer'e göre, "dâbbe"nin çıkması hadisesi, dünyada iyiliğe emreden ve kötülükten sakındıran hiçbir fert kalmadığı zaman vuku bulacaktır. İbn Merdûye'nin Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayet ettiği bir hadîse göre, aynı şeyi bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kendisinden Ebu Saîd de duymuştur. Bu da, insanın başkalarını iyilik yapmaya teşvik ve kötülükten sakındırma (emr bi'lma'rûf, mehy, ani'l-münker) vazifesini terkettiği zaman Allah'ın, kıyametin hemen öncesinde son ihtar vazifesini görmek üzere bir "dâbbe" meydana çıkaracağını gösterir. Mâmafih onun tek bir hayvan mı, yoksa bütün yeryüzünü istilâ edecek bir hayvan türü mü olduğu açık değildir (Mevdûdî, "Tefhîm", IV, 128) Akaid kitaplarına, kıyametin alâmetlerinden biri olarak geçmiş olan "Dâbbetü'l-Arz" (bk. Pezdevî "Ehl-i Sünnet Akaidi", 352; Nesefî, "Akaid ", şerh ve haşiyesi Kesteli. 194) hakkında Peygamber (s.a.s.)'den şöyle rivayet edilir. "İlk çıkacak kıyamet alameti, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine "dâbbe''nin çıkmasıdır. Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kısa zamanda takibedecektir" (Müslim, Fiten, 118; İbn Hanbel, "Müsned", II, 201) "Üç şey vardır ki bunlar çıktığı zaman, daha önceden iman etmeyen hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez: 1-Güneşin batıdan doğması, 2-Deccâl ve 3-Dâbbetü'l-Arz (Müslim, İman, 249; Tirmizî, Tefsîr, sûre 6) "Dâbbe, yanında Hz. Musa (a.s.)'nın asâsı ve Hz. Süleyman (a.s.)'ın mührü olduğu halde çıkacaktır. Mü'minin yüzünü asa ile parlatacak, kâfirin burnunu da mühürle mühürleyecek. İşte o dönemde yaşayan insanlar biraraya gelecekler ve mü'minler, kâfir belli olacaktır" (Ahmed b. Hanbel, II, 491; Tirmizî, Tefsîr, süre: 27) Bu konudaki rivayetler pek çoktur, ancak hiçbiri mütevâtir olmadığından, kıyamet gibi tamamen gaybî olan bir meselede delil olamazlar. Bunun için, "Dâbbetü'l-Arz"la ilgili teferruâtı bir yana bırakıp, Cenâb-ı Allah'ın bizi bununla ilgili olarak Kur'ân-ı Kerim'de bildirdikleriyle yetinmemiz, işin iç yüzünü ve mahiyetini O'na havale edip dabbetü'l-arz'ın kıyamete yakın zuhur edeceğine iman etmek en doğru yoldur. Bununla birlikte: "Gaybın anahtarları O'nun yanındadır. O'ndan başkası onları bilemez... " (el-En'âm, 6/59). ================================================== ================================= Günümüzdeki tanımlamalar: ================================================== ================================= 11 Eylül saldırısı ve sonrasında Afganistan’ın bombalanmasının ardından, hergün bir başka medyada çıkan, “İslam ve terör”, “din ve savaş” konulu tartışmalarda ilginç gündemler oluşuyor. İkiz kulelere yapılan saldırı sonrasında ilahi mesajlar arayan medya, bu işe iyice sardı. Son olarak Star’ın 28 Şubat’tan sonra parlayan din yorumcusu Yaşar Nuri Öztürk, ünlü felçli bilgin Stephen Hawking’i “Dabbetül Arz” ilan etti. ================================================== ================================= Star, Dabbetül Arz’ı keşfetti! “Sonsuz Özgürlük” savaşı bakalım bizi daha ne hallere sokacak? “İslam ve terörizm”, “İslamcılar ve liberaller” tartışmaları filan derken, 11 Eylül katliamının ardından yapılan yorumlardan hareketle Kur’an’da Kıyamet’in alameti olarak yer aldığı söylenen “Dabbetül Arz”ın ünlü İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking’den başkası olmadığının açıklandığına da şahit olduk! Tahmin ettiğiniz gibi bu büyük keşfi, Star gazetesinin tam sayfa ayırdığı tek yazar olan Prof. Yaşar Nuri Öztürk’e borçluyuz… Öztürk, “Günün yazısı” başlığı altında “dabbe”nin etimolojisini yaparak “İnsandan çok, debelenen bir varlığı andıran” bu varlığın Hawking olduğunu ilan ediyor. Hawking felçli ya, başından başka bir uzvunu oynatamadığı için “debeleniyor” ya… Türk medyasında bugüne kadar eşine rastlanmamış bir hizmet; gazeteniz Star, refikleri gibi okurlarına İslam Ansiklopedisi ve Kur’an gibi zamanın ruhuna uygun hediyeler dağıtmak yerine, işi çok daha büyüterek Kıyamet’in alametini bildiriyor! “Laik basın”da -en başta “insanı günaha sokan gazete” Takvim’in hocaefendisi Prof. Zekeriya Beyaz olmak üzere- bize yol gösteren ulemanın varlığını epeydir yadırgamaz olmuştuk. Ama doğrusu bu kadarına hiçbirimizin hayalgücü yetişemezdi; bir günlük gazete bir tam sayfasını “Dabbetül Arz”ın Hawking’den başkası olmadığını öne süren “tez”e ayırabiliyor… Y.N. Öztürk, yazısını şöyle bitirmiş: “Dabbetül Arz’a selam, sevgi ve saygılar!..”(!) Hawking, bu işe ne der bilemeyiz ama şurası muhakkak ki “küçük kıyamet”e, yani “oynatmaya az kaldı”! Bu ülkede Yaşar Nuri Öztürk’ü tanımayan tek bir kişi olabilir mi? Hiç sanmıyoruz; bir zamanlar Hürriyet’in erken davranıp okurlarına “Gerçek İslam”ı öğretmesi için köşe açtığı bu âlim, kısa sürede ekranların baş konuğu olmuş ve “Çıplak uyarıcı”lığını sevimli tartışma programlarında da sürdürmüştü. Hatırlarsınız, Öztürk’ün okurlarına ve izleyicilerine yaptığı çağrı, esas olarak “Kur’an’a dönmek”ti. Öztürk, ülkede olup bitene (en başta adına 28 Şubat denilen şeyler) kayıtsızdı. Somut hiçbir gelişmeyi yorumlamıyor, “nasıl”ına hiç girmediği “Kur’an’a dönmek” tezini tekrarlamakla yetiniyordu. Sonra (fazla uzatmadan atlıyoruz tabiî) Hürriyet’ten Star’a transfer oldu. Kim bilir kaç para transfer ve telif ücretiyle. Star, Öztürk’ü çok iyi karşılamış, kendisine bir tam sayfa tahsis etmişti. Bir tam sayfa, yaz yazabildiğin kadar! Star’ın bugünkü (19 Ekim) sayısında yine bir tam sayfa yazı. “Dabbetül Arz çıktı mı?” Yazının hemen üzerinde her zaman olduğu gibi, elini çenesine götürmüş olarak bize muzip muzip bakan yine o fotoğraf… Yazının tek bir satırı bile atlanabilecek türden değil; birçoğunuz (kaçırmayın!) yazının tamanına göz atacak ama biz yine de birkaç noktanın altını çizelim: Öztürk, yazısına “Dabbetül Arz” tartışmasına geçmeden piyasaya çıkan yeni bir kitabını tavsiye ederek başlıyor: “Dabbetül Arz’ın çıkıp çıkmadığını biraz sonra tartışacağız. Ama ‘Cevap Veriyorum’ adlı kitabımın çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Kitap çıktı, vitrinlere ulaştı.” (Kitabının vitrinlere ulaştığını niçin “rahatlıkla” söyleyebildiği bir küçük muamma!) Öztürk, bu kitabının “tam vaktinde” çıktığını belirtiyor. Neden? Çünkü, “İslam ve Müslümanlar konusunun dünyanın en sıcak gündem maddesini oluşturduğu bir sırada” çıktığı için. Kitap matbaaya ağustos ayında verilmiş ve ardından bir takım aksilikler olmuş ama “Hikmeti varmış!” Öztürk, kitabının çok yararlı olacağı kanaatinde; kitap aracılığıyla insanlığa önemli bir hizmet vereceği için çok mutlu olduğunu ifade ediyor. Yazar bu mutluluğu yaşarken “bazı basın mensupları” kendisinden Stephen Hawking’in son açıklamalarını değerlendirmesini istemişler. Öztürk de, “Hawking hakkında şok yaratacak düşüncelerimi yeni çıkan kitabımdan okuyun” dedikten sonra, kitaptan bazı bölümleri “Günün yazısı”na taşımaya karar verdiğini açıklıyor ve başlıyor anlatmaya… Şaka değil, Öztürk’ün Hawking hakkındaki düşünceleri gerçekten de “şok yaratacak” nitelikte… Öztürk; “Dabbetül Arz”a ilişkin açıklamalarını ve yazısının sonunda Hawking’in “Dabbetül Arz”ın ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu anlattığı satırların sonra şöyle sesleniyor: “Dabbetül Arz’a selam, sevgi ve saygılar!..” Günlük Evrensel Gazetesi |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#2 (permalink) |
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 49,440
|
İlgi: Dabbe Tul Arz Nedir ??
12) KURAN' nın 27.ci suresi olan NEML suresinin 82.ci ayetinde geçen ; Kıyamet sırasında ortaya çıkacağı anlatılan ve Çeşitli şekillerde yorumlanan DABBE (Dabbetül Arz) kelimesinin gerçek anlamını biliyormusunuz ?
*Neml Suresinin 82.ci ayetinin Türkçe çevirisi şöyledir. "O söz, başlarına geldiği zaman onlara yerden bir DABBE çıkarırız . O onlara, İnsanların ayetlerimize inanmadıklarını söyler." (Prof.Dr. Süleyman ATEŞ) Bu ayette geçen DABBE kelimesi : Canlı demektir. Orjinal kelime DABBETÜL ARZ olarak geçer. Yani "Arz'dan-Yerden-Yeryüzünden çıkacak Canlı" anlamındadır. *İslami çevrelerde DABBETÜL ARZ ; Kıyamet zamanı ortaya çıkacağına inanılan korkunç bir yaratık-hayvan-canavar olarak tasvir edilir. Bazı anlatımlarda, Kıyametin öncüsü olarak ortaya çıkacak bu Hayvanın, 30 metre boyunda olacağı, Arapça konuşacagı, Bir elinde Hz.Süleyman' ın mührü - diğer elinde Hz.Musa' nın asası'nın bulunacağı, Hz.Süleyman' ın mührü ile inananların alnına "Mümin" inanmıyanların alnına da "Kafir" damgasını vuracağı, Müminlerin damgasının Ak, Kafirlerin damgasının Kara olacağı anlatılır. Bazı Yorumcular ise DABBE' nin Tank, Uçak, Denizaltı, Kamyon olabileceğini dolayısıyla “Kıyamet zamanı“ içinde bulunduğumuzu açıklamışlardır. *Tevrat' ta Ezra adıyla geçen ve Tevrat' ı derleyen kişi olarak bilinen "Üzeyr Aleyhisselam" ında, Kıyamet zamanı yer altından bir hayvanın çıkacağını ve İnsanlarla konuşacağını anlattığı rivayet edilir. Yani Kıyamet zamanı yerden canlı hayvan çıkacağı inancı ve beklentisi Musevi Toplumunda da bulunmaktadır. *Bugünkü Bilgilerimize göre, Dinsel Bilgilerde İnsanlığın sonu olarak tarif edilen KIYAMET ; aslında her devrenin sona ermesi sırasında, İnsani Bilinçlerin uyandırılması, İnsani Bilinçlerin ayağa kaldırılması demektir. Ancak çok nadir olmakla birlikte devrenin hitama ermesine rağmen İnsanların uyanamaması veya o devredeki Bilinçlerin istenmeyen yönlere sapması halinde de, O neslin yok edilmesi için (Dinsel Bilgilerde anlatılan) Fiziksel Kıyametlerin de Dünyada yaşandığı bilinmektedir. Ruhsal Bilgilerin bildirdiğine göre ; Son 26.000 yıllık devrenin son yüzyılı olan 1900 yılından itibaren Kozmik Enerjilerle uyandırılmaya başlanan İnsanlık gerekli "Kritik Kütle" bilinçlenmesini sağlamıştır. Dolayısıyle Dünyamız Fiziksel Kıyametle değil Bilinçlerin uyanmasıyla ayağa kalkacaktır. İnsani Bilinçlerin uyanmaya başladığı bu devre (Yani içinde bulundugumuz zaman) KIYAMET zamanıdır. Bilinçlenen Dünya İnsanları da Boyut değişterecektir. İnsanlık muhtemelen 2012 yılından itibaren 3.cü Boyuttan 4.cü Boyuta geçecektir. Aslında bu süreç 2000 yılından itibaren başlamış olup 2012 yılına kadar gittikçe arttırılacak yüksek enerjilerle, İnsanların belli bir kısmının, 2012 yıllarında 4.cü Boyuta taşınmış olacağı tahmin edilmektedir. İşte DABBETÜL ARZ yani "Yerden Çıkan Canlı" o zaman ortaya çıkacaktır. *Akaşa Yayınlarından "GALAKTİK İNSAN" adlı Kitabın yazarı olan Sheldan Niddle Merkezi SİRİUS' ta bulunan FEDERASYON' dan aldığı 15.Ocak.2000 tarihli bildiride ; FEDERASYON "Alice Harikalar Diyarında" isimli çocuk romanında anlatıldığı gibi Yer Kürenin içinde kat kat (Soğan Kabuğu gibi) realiteler-yaşamlar-medeniyetler olduğunu açıklamaktadır. *İşte bu Medeniyet Mensubları, Dünya İnsanlarının 4.cü Boyuta geçişi sırasında onları karşılıyacak ve kendilerini tanıtacaklardır. Kuran'ın Neml Suresinde bahsedilen DABBETÜL ARZ yani Yerden çıkacak ve Hakikatleri anlatacak olan Canlı Varlıklar, Bu medeniyetlerin Mensublarıdır. *Dünyanın 4.cü Boyuta geçişi şöyle olacaktır. Güneş'ten ve Kozmo'dan gelen Enerjileri, Düşünceleriyle, Bilgi ve Bilinçleriyle çekerek hücresel titreşimlerini Gerekli seviyeye yükselten İnsanlar kendilerini (Yine Dünya'da ama) farklı bir Gezegende bulacaklardır. Burası 4.cü Boyuttur. Çeşitli Ruhsal kaynaklarda YÜKSELİŞ olarak anlatılan olay da budur. Biz nasıl şu anda 4.cü Boyut varlıklarını göremiyorsak, 4.cü Boyuta geçen İnsanlar da 3.cü Boyutta kalan İnsanlar tarafından görülemeyecektir. Onlarla aynı yerde iç içe olmalarına rağmen, 3.cü Boyut İnsanları, 4.cü Boyuta geçen İnsanları kaybolmuş olarak algılayacaktır. YÜKSELİŞ İnsanın mevcut Bedeniyle birlikte 4.cü Boyuta geçmesidir. 3.cü Boyutta iken Çeşitli nedenlerle YÜKSELİŞ'e katılmayan veya katılamayan ancak Bilgi ve Bilinçlerini, Hücresel titreşimlerini 4.cü Boyut Frekansına ulaştırmış olan İnsanlar ise Ölümlerinden sonra ışınlanarak-anında 30 yaşındaki Bedenleriyle 4.cü Boyuta alınacaklardır. *SONUÇ ; Her Bilgi Allah'ın Bilgisidir. Bütün Dinsel-Ruhsal ve İlmi Bilgiler arasında Gerçekleri ve Kaynağın Tekliğini gösteren inanılmaz bağlar vardir. Bütün Bilgilerde "Gerçekler ve Doğrular" mevcuttur. Yanılan-Yanlış yapan (Mevcut Bilgi ve Bilinç seviyesinden dolayı) Bilgiyi yorumluyan İnsanın kendisidir. DABBETÜL ARZ, Kıyamet Zamanında yani Bilinçlenerek 4.cü Boyuta geçen İnsanlara, 4.cü Boyutu tanıtacak ve Gerçekleri anlatacak olan, halen Dünyanın içsel katmanlarında yaşamakta olan 4.cü Boyut Varlıklarıdır. 3.cü Boyut İnsanlarına bu gerçek asırlar önce aktarılmış olmasına rağmen İnsanlar yetersiz Bilgilerinde dolayı DABBETÜL ARZ'ı yanlış anlamışlardır. DABBETÜL ARZ, 3.cü Boyut varlıklarına 4.cü Boyut Varlıklarını anlatan bir Şifre Kelimedir. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Moderator
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 49,440
|
İlgi: Dabbe Tul Arz Nedir ??
Kıyamet alametlerinden biri "dâbbetü'l - arz"ın çıkışıdır. Peygamber efendimiz şöyle bildirir:
"Onun alametlerinden biri, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine "dâbbe''nin çıkmasıdır. Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kısa zamanda takip edecektir." (Müslim, Fiten, 118) "Dâbbe, yanında Hz. Musa'nın asâsı ve Hz. Süleyman'ın mührü olduğu halde çıkar. Mü'minin yüzünü asa ile parlatacak, kâfirin burnunu da mühürle damgalayacak. O zamanda yaşayan insanlar bir araya geldiklerinde mü'min- kâfir belli olacaktır." (Ahmed b. Hanbel, "Müsned", II, 491) Dâbbe kelimesi “canlı, hareket eden varlık” anlamında kullanılır. Kelime anlamından hareketle tren, otomobil gibi şeylere de “dâbbe” denebilir. Mesela, bin yıl önce yaşamış birisini hayalen günümüze getirsek, yüz vagonlu treni görse “işte bu dâbbetü'l-arz" diyebilir. Ama bu kelime daha çok hayvanlar için kullanılır. Burada “Dâbbetü'l- arz acaba tek bir fert midir? Yoksa bir tür müdür?” sorusu hatıra gelebilir. Tek bir ferdin o kadar insana muhatap olması düşünülemez. Bu durumda onu bir tür olarak görmek daha uygun olacaktır. Dâbbenin ne olduğu hususunda değişik yorumlar yapılmaktadır. Mesela Hz. Alinin şöyle dediği nakledilir: “Bundan murat kuyruklu değil sakallı dâbbedir.” Böyle bir bakışta onun bazı şerli insanlara işaret ettiği anlaşılabilir. Dâbbeye “AİDS mikrobu” diyenler vardır. “Televizyon” şeklinde değerlendirenler vardır. Hatta “robotlar olabilir” görüşünü ileri sürenler vardır. Bu son görüşe, zaman gelecek insan eliyle yapılan ve yapay bir zekâ verilen robotlar, “efendilerinin” sözünü dinlemeyecekler, insan medeniyetini alt üst edeceklerdir. Kur’anda Dâbbe "Dâbbe" kelimesi Kur’anda ondört defa geçer. Bu kelimenin çoğulu olan “devâbb” ise dört defa kullanılır. Örnek olarak bunlardan bazılarına bakalım: "Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların (her dâbbenin) rızkı ancak Allah'a aittir." (Hûd, 6) “Her canlının (dâbbenin) dizgini Allahın elindedir.” (Hud, 56) "Allah her canlıyı (dâbbeyi) sudan yaratmıştır. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah, şüphesiz her şeye kadirdir." (Nûr, 45) Neml suresi 82. ayette geçen "dâbbetü'l- arz" ise, müfessirlerce genelde kıyamet alameti olarak açıklanır: "Tehdit edildikleri şey başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler." Ayetin zahirine göre, arzdan çıkacak bu dâbbe insanlara konuşacak, onların İlahi ayetlere tam inanmadıklarını söyleyecektir. Buradan hareketle bu dâbbenin radyo, televizyon, hatta internet olabileceğini söyleyenler vardır. Çünkü bunlar yerden çıkan hammaddelerle yapılır ve insanlarla konuşurlar. Hatta bazı rivayetlerde “Dâbbenin başı bulutlara değecek” denilir. Bilindiği gibi, televizyonlar uydu bağlantılıdırlar ve uyduların da başı semadadır. Dinin helal – haram ölçülerine uyan insanlar bu aletlerden yararlanırlar. Böyle ölçülerden mahrum olanlar ise, daha çok zarar görürler. Çünkü bu aletler şerde ve günahta da kullanılabilmektedir ve hatta bu tarz kullanımları daha yaygındır. Kanaatimizce dâbbenin konuşmasını dil ile konuşmak şeklinde anlama zorunluluğu yoktur. Bu konuşma “lisan-ı hal” yani hal diliyle de olabilir. Mesela trafik lambaları ve işaretlerinin dili yoktur ama insanlara çok şeyler söylerler. Dâbbe neler söylüyor? Şu gördüğümüz âlem İlahi ayetlerle doludur. Ama insanların çoğu bu ayetleri anlamaz, günlük olayların akışına kapılır, gafletle günlerini geçirir. Cenab- Hak, insanları uyarmak için zaman zaman felaketler gönderir. Bu, bir deprem, bir kasırga, bir sel olabildiği gibi, bazen da bir hayvan olabilir. Kur’ana baktığımızda bazı kavimlere bazı hayvanların ceza olarak gönderildiklerini görürüz. Mesela Firavun ve kavmine bit, çekirge ve kurbağa gönderilmiş, bunlar her tarafı istila ederek o inatçı insanları cezalandırmışlardır. Bunların benzerlerini günümüzde de görmek mümkündür. “Rüzgârın dişleri” denilen çekirgeler kara bir bulut halinde gelip ekin tarlasına inmekte ve tekrar havalandıklarında geride işe yarar bir şey bırakmamaktadırlar. Keza, Ka’beyi yıkmak için gelen Ebrehe ve ordusuna sürüler halinde kuşlar gönderilmiş, bunlar gaga ve ayaklarında taşıdıkları özel taşları bu zalimlere yağdırmışlar, onları darmadağın etmişlerdir. Bu olay Kur’anda müstakil bir sureyle anlatılır. Fil suresinde anlatılan bu olay, peygamber efendimizin dünyaya teşriflerinden kısa bir süre önce meydana gelmiştir. Surede geçen “ebabil” kelimesi kuşların sürüler halinde geldiklerini ifade eder. Tasvir edilen tablo, tam bir “semavi bombalama” olayıdır. Filolar halinde gelen bombardıman uçaklarının hedefe bomba yağdırmaları gibi, bu kuşlar grup grup gelerek o insanları “kendisinden çekirge sürüsünün geçtiği bir ekin tarlasına” çevirmişlerdir. Kur’an, göklerin ve yerin askerlerinin Allahın emrinde olduklarını bildirir. (Müddessir 31) Allah dilediği zaman bu askerlerini inatçı kimseleri cezalandırmada kullanır. Mesela su rahmettir. Ama Allah dilerse, Nuhun kavmini helak eden bir tufana dönüşür. Gökten bardaktan boşanırcasına yağmur indirilir, yerden sular fışkırtılır. Bunun sonunda, asi ve inatçı bir kavim sulara gark olur, tarih sahnesinden silinir. Bazıları bu tür olayları tesadüfle açıklamaya çalışabilir. Ama âlemde tesadüfe asla yer yoktur. Einsteinin ifadesiyle “Allah zar atmaz.” Yani işini ihtimale bırakmaz. Hamdi Yazır'ın da dikkat çektiği gibi, “bizim tesadüf olarak gördüğümüz şeyler, gerçekte İlâhî birer tasarruftur.” (Yazır, IV, 2802) Kur'anın bildirdiğine göre, Cenab-ı Hak her an tasarruftadır. (Rahman, 29) Şu âlem yoktan var edilmesiyle Yüce Yaratıcıyı gösterdiği gibi, atomdan galaksilere varıncaya kadar her şeyde meydana gelen faaliyetlerle O'nun tasarruflarından haber verir. Cenab-ı Hak, kâinatı yaratıp, sonra onu kurulmuş saat gibi kendi halinde işlemeye terk etmiş değildir. Bir zerre bile Onun izni olmadan hareket etmez. "Bir yaprak bile Onun ilmi dışında yere düşmez." (En'am, 59) "Hiçbir dişi O'nun bilgisi dışında hamile kalmaz ve doğurmaz." (Fatır, 11) Deli dolu esiyor görülen rüzgâr, rastgele değil, Onun emrettiği şekilde eser. Bazan meltem olur yüzümüzü okşar, bazan fırtına olur, bir "azap kamçısı" olarak görev yapar. Dâbbe ile ilgili rivayetler incelendiğinde bu dâbbenin ahirzamanda insanların büsbütün yoldan çıkmalarıyla onlara ceza olarak çıkacağı anlaşılır. Mü’minler imanın bereketiyle ondan zarar görmezler, ama isyankâr kimseler bununla cezalandırılırlar. AİDS Dâbbe mi? Bu noktada hatıra AİDS mikrobu gelebilir. Çünkü bu mikrop daha çok gayr-i meşru beraberliklerin neticesinde bulaşmaktadır. Tarih boyunca gayr-i meşru beraberlikte bulunanlar daima olmuştur ama hiçbir zaman bu beraberlikler günümüzdeki çılgınlık boyutlarına varmamıştır. Bu açıdan AİDS mikrobunu İlahi bir ceza olarak değerlendirmek gayet makul görülmektedir. Hatta Hz. Süleymanla alakalı Kur’anda anlatılan şu olay, dâbbenin bu cihetine bir işaret olarak görülebilir: Hz. Süleyman'ın, cinleri büyük binalar, heykeller vb. yapımında çalıştırması anlatıldıktan sonra, şöyle denilmektedir "Eceli gelip de Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimizde asasını kemirmekte olan bir ağaç kurdu (dâbbetü'l- arz) ölümünü onlara fark ettirdi. Süleyman yere düşünce, cinler anladılar ki, eğer kendileri gaybı bilselerdi, o meşakkatli işe devam edip durmazlardı." (Sebe, 14). Rivayete göre Hz. Süleyman onları bu işte çalıştırırken bastonuna yaslanır, bu şekilde onları kontrol ederdi. Ama bu haldeyken Azrail (as) gelip ruhunu kabzetti. Cinler Onun vefat ettiğini anlamadılar, çalışmaya devam ettiler. Bir ağaç kurdu Onun bastonunu kemirince, bastonu kırıldı, Hz. Süleyman yere düştü. Cinler Onun vefatını ancak o zaman anladılar. Şayet gaybı bilselerdi bu şekilde bir azap içinde çalışmaya devam etmezlerdi. (Not: Burada nazara verilen Hz. Süleymanın bastonu, Onun kurduğu devlet sistemine ve ağaç kurdunun bunu kemirmesi, içten içe bu sistemi yıkmaya çalışan komitelere bir işaret olarak da değerlendirilmiştir. Doğrusunu Allah bilir.) İşte bu dâbbe Hz. Süleymanın bastonunu kemirdiği gibi, dâbbetü'l- arz dahi AİDS mikrobu şeklinde veya başka bir şekilde haddini aşan bazı insanları kemirip onları mağlup etmesi mümkündür. Ama “dâbbe AİDS midir?” denilirse “evet” demek bir takım sıkıntıları beraberinde getirir. Çünkü AİDS dâbbe hakikatının bir parçası olabilir, ama onu tümüyle ifade etmeyebilir. Meseleye şu açılardan bakmakta yarar görüyoruz: -Ayette geçen "dabbe" kelimesinin elif lamsız, yani belirsiz bir şekilde kullanılmış olması, bunun bilinmeyen, tanınmayan bir varlık olduğunu ifade eder. (İngilizcede kullanılan “the” takısı gibi Arapçada “el” takısı vardır. Dâbbe kelimesinde bu takının kullanılmaması onun tam bilinmediğine, hatta tam bilinemeyeceğine bir işaret gibidir.) -Delalet etmek ayrı, tazammun etmek ayrıdır. Dâbbe kelimesi AİDS veya kötüye kullanılan televizyonu içine alabilir, ama onlara kesin bir delaleti yoktur. -Din bir imtihandır. İmtihanda ise “akla kapı açılır, irade elinden alınmaz.” Böyle olunca, kıyamet alametlerinin herkesin görüp anlayacağı şekilde çıkmalarını beklemek yanlış olur. Mesela alnında “bu kâfir” yazan bir deccal beklemek, elinde sihirli bir değnekle birden ortalığı düzeltecek bir mehdinin zuhurunu gözlemek, gibi rivayetleri tam anlamamak anlamına gelir. Ashab-ı Kehfin tekrar mağaralarından çıkmalarını beklemek de böyledir. Bazı kitaplarda “Mehdi zamanında mağaradaki Ashab-ı Kehf uykudan uyanırlar.” rivayeti geçer. Demek ki Mehdi, üçyüz yıldır uykuda olan gençliği uyandırır. Onun mühim bir kuvveti gençlerden meydana gelir. Çünkü Kehf suresinde Ashab-ı Kehfin bir takım gençler olduğu açıkça ifade edilmektedir. Baştan buraya kadar yaptığımız nakiller ve değerlendirmelerde herkesin tam kanaat getireceği bir sonuca varmadığımız, konuyu bir derece askıda bıraktığımız görülür. İnsanın ilmi sınırlıdır. Mesela “zaman nedir, ruh nedir” gibi sorulara çok net cevap veremeyiz. Hatta bazı kevni gerçeklerde de bir derece bilinmezlik söz konusudur. Sözgelimi atomun ne olduğunu tam bilmiyoruz, hayatın muammasını tam çözmüş değiliz. Demek ki bazı meseleler gül goncası gibidir, bir yaprağı araladığımızda aralanmayı bekleyen başka yapraklar karşımıza çıkar. Bize düşen, bilinmezleri bilme yolunda uğraşı vermek, gayret göstermektir. İnsanın bu tür sırlı meseleleri araştırması sisli bir denizde yapılan seyahate benzer. İnsan böyle bir seyahatte önünü çok net göremez. Ama bu gizemlilik, bu seyahate ayrı bir güzellik katar. Kanaatimizce meselenin bu tarzda ele alınması daha isabetlidir. “Bundan murat şudur” diyenler yarın öyle olmadığını gördüklerinde mahcup olabilirler. Kesin hüküm vermek yerine “Bundan murat şu olabilir.” demek daha yerindedir ve ihtiyata daha uygundur. Çünkü, “De ki: Gerçek ilim Allahın katındadır.” (Mülk, 26) “Göklerde ve yerde Allahtan başkası gaybı bilemez.” (Neml, 65) Şadi Eren (Doç.Dr.) |
|
|
|
![]() |
| Konu araçları | |
|
|
| Desteklediklerimiz | |
| Atabb Forum, TVPano Forum, Xyeni | |