|
||
|
|
#102 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 581
|
İlgi: Subat Ayında Vardır Bir Hayır,Mevlam Sen Bizi Kayır
Yiğit Bulut
'Korkma ATAM'la başlayan cümleyi gönül rahatlığıyla söyleyebilir misiniz Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en ağır 'bölücü, gerici, küresel' tehdidi altında yoluna devam etmeye çalışıyor. Bu ül***i 'olduğu gibi' seven ve 'korumak istiyorum' diyen herkese hatırlatmak istiyorum: Ne yapacaksak şimdi zamanıdır, yıllar sonra bir şansımız daha olmayacak! Hangi cümleyi? Hemen arz edeyim: "... Merak etme ATAM! Tesis ettiğin cumhuriyeti bugüne kadar çok iyi koruduk ve kolladık. Devrimlerine sonuna kadar sahip çıktık. Kurduğun cumhuriyet, ekonomik anlamda tam bağımsız, temelini attığın tesisler küresel sermayenin eline geçmedi, ne iç ne de dış borcumuz var, kişi başına düşen gelirimiz dünya standardının bile üstünde ve en önemlisi ekonomik değerlerin bağımsızlığımızı garanti altına aldığı bir ortamda, cumhuriyet değerleri de tam bir koruma altında..." Söyleyebiliyor musunuz? Ben "yapamıyorum" ve en önemlisi bugüne kadar elimden geleni yapmama, "gelen dalgaya" her alanda karşı durmaya çalışmama rağmen, birey olarak "Neden daha iyisini" yapamadım diye kendimi suçluyorum. Neden oturduğum koltukları daha iyi doldurmak için uğraşmadım. Sorun gerçekten burada, herkes oturduğu koltuğu gerektiği gibi doldursaydı, sabahları "Türkiye, İran olur mu" tadında buruk bir hava içinde uyanmazdık! Ha bu arada bunları yazarak eminim yine bazılarının "Ne bu saçmalık" dedirtecek kadar canını sıkacağım. Bu girişimimden dolayı sözde "Atatürk devrimlerine bağlı" diğer bir sınıftan, daha açıkçası; "Cumhuriyeti, varolan değerlerimizden kopmak, geleceğimizi kanıtlanmamış Avrupa Birliği (AB) tezine emanet etmek, bizim olanı küçük görmek, ileri gitmeyi Batı hayranlığı kavramı ile özdeşleştirmek" olarak algılayan yazar-çizer ağabeylerimden de haddimi aştığım için özür dilemek istiyorum: Cüretimden dolayı lütfen affetsinler! Büyüyen laiklik tartışması Sevgili dostlar, "Cumhuriyet nedir? Bize ne getirdi? Ekonomik açıdan ne olması gerekirdi? Neleri başaramadık" sorularından yola çıkarak, Atatürk'ün cumhuriyeti kurarken ortaya koyduğu tezin büyüklüğünü anlama açısından, son yıllarda içine düştüğümüz algılamayı ekonomi odaklı bir bakış açısıyla sorgulamak ve geldiğimiz noktada büyüyen laiklik tartışması ile bitirmek istiyorum. Soru 1: Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir yapı üzerine kuruldu? Cevap 1: Koskoca bir imparatorluğun dağıldığı, topraklarının işgal edildiği bir ortamda; ekonomik anlayışı tam bağımsızlık, siyasi çimentosu "Ne mutlu Türküm diyene" olan yeni bir ülke meydana getirildi. Soru 2: Peki küreselleşen yeni dünya düzeninde ekonomide bağımsız olmak, ilk günlerde hedeflendiği gibi mümkün mü? Cevap 2: Yeni dünya düzeninde, dünya genelinde yayılan liberal tez sayesinde; yapı, sisteme hâkim olanların, sisteme dahil olanların varlıklarını ele geçirmesi sürecine dönüştü. Dünya, küreselleşenler ve küreselleştirilenler olarak ikiye ayrıldı. Bu noktada ayrım ve farkındalık çok önemli. İlk gün hedeflendiği kadar bağımsız olmak mümkün, tek şart; sistemi doğru anlamak ve "Sisteme entegre oluyorum" başlığı altında yem olmamak. Örnek: Bize bankacılık sektörünün yüzde 100'ünü yabancılara açık diye baskı yapan Almanya'da bu oran yüzde 5. Türkiye 'sözde' büyüyor Soru 3: Değişen ve küreselleşen dünyada bana göre sözde büyür görünen Türkiye, "İyi yolda ilerliyor" denebilir mi? Cevap 3: Türkiye'de bazıları özellikle propaganda yapma derdinde olanlar. Türkiye'nin iyi yolda olduğunu ve ekonomisinin büyüdüğünü düşünüyorlar veya en azından böyle düşündüklerini iddia ediyorlar. Mükemmel olduğu iddia edilen yapının üzerine kurulduğu üç temel ayak var; ithal tüketim ile büyüme, sıcak para, borçlanma-borç öteleme. Peki Türkiye'nin rakibi sayılabilecek ülkelerde durum nasıl? Söz konusu ülkeler büyüme ve sağlam ekonomiye geçiş programlarını üç temel ayak üzerine bina ediyorlar: Borç konsolidasyonu, üretim ve doğrudan sermaye. Durum çok net: Türkiye, "Aman ne güzel borçlanıyorum" diye sevinirken diğerleri borçlarını akılcı planlar ile konsolide edip, en azından yeniden borçlanmadan (borcu sabit kılmak bile konsolide etmektir) doğrudan sermaye girişini özendiren tedbirler alıyorlar. Türkiye ise yeniden borçlanarak, üretim yerine ithalatı tetikleyerek, konsolidasyonu tabu haline getirerek adeta sahte bir gebelik yaşamaya devam ediyor. Huzursuzluk artacak Soru 4: Dünya genelindeki 2003-2007 arasındaki ekonomik trend içeride siyasete istediğini katmak isteyenlere iman tanıdı. Aynı zamanda AB süreci kullanılarak devletin temellerine su katıldı. Geldiğimiz noktada bozulan ekonomik dinamik içeride yapılanları daha net ortaya çıkarmaz mı? Cevap 4: Tek cümle bence bu cevap için yeterli; çıkarır. Ve bu süreç başladığında huzursuzluk ciddi anlamda artacaktır. Sonuç: Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en ağır bölücü, gerici, küresel tehdidi altında yoluna devam etmeye çalışıyor. Sorun sadece bir düzenleme değil. Herkes bir yerden çekiyor ve ilk defa bu kadar yol aldılar. Bu ül***i olduğu gibi seven ve "Korumak istiyorum" diyen herkese hatırlatmak istiyorum: Ne yapacaksak şimdi zamanıdır, yıllar sonra bir şansımız daha olmayacak! Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en ağır 'bölücü, gerici, küresel' tehdidi altında yoluna devam etmeye çalışıyor. Bu ül***i 'olduğu gibi' seven ve 'koru... |
|
|
|
|
#103 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 581
|
İlgi: Subat Ayında Vardır Bir Hayır,Mevlam Sen Bizi Kayır
Zeynel Lüle
AB heyecanı aranıyor Günlerden beri Türk medyasını okuyorum ve gözlerime inanamıyorum. Sanki bundan sadece 2.5 yıl önce Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamış bir ülke değiliz. Ülkenin gündemi tamamen bambaşka konularla meşgul. Hem de ekonomik açıdan "küresel çalkantı" kapımızdayken hem de bu çalkantının "kırılgan" olan ekonomimizi ciddi olarak etkileyebileceği riski bulunurken. Bir Allah'ın kulu, "Hani biz AB ile müzakerelere başlamıştık. Ne oldu yahu?" demiyor. Diyenler de sesini duyuramıyor. Bir kişi bile, "Ülkemizin geleceğini, ekonomisini ayakta tutabilecek iki çıpayı, yani AB ve IMF'yi giderek zayıflatıyoruz. Artık asıl gündemimize dönelim" demiyor. Diyor da dinleyen olmuyor. Evet evet, iş dünyası bu konularda avazı çıktığı kadar bağırıyor. Ama hemen siyasetçilerin "efelenmesi" ve de "Herkes yerini bilsin. Siyaseti siz değil biz yapacağız" dayılanmasına uğruyor. Yazık. Çok yazık. Barroso, Türkiye gezisini erteledi Her şey normal sürecinde gitseydi, dün yani 31 Ocak günü AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'de olacak ve resmi olarak bugün de temaslarını Ankara ve İstanbul'da sürdürecekti. Barroso'nun daha önce kararlaştırılan Türkiye resmi gezisi bir ileriki tarihe ertelendi. Hem de sessiz ve sedasız. Şimdi nisan ayı sonlarında bu ziyaretin yapılacağı söyleniyor. Tabii yine ertelenmezse. Tabii yine bizim gündemimizi başka konular meşgul etmezse. Sadece Barroso'nun bu gezisini ertelemesi bile, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin seyri hakkında bize yeterli fikir vermiyor mu? Geçen yıl had safhaya ulaşmış olan ikili ilişkilerdeki durgunluk, bu yılın ilk aylarında da devam edeceğe benziyor. Türkiye, bambaşka gündemlerle meşgul ve "cumhuriyet tarihinin en büyük reformu" olarak adlandırılan AB projesinin esamesi bile okunmuyor. 2007'deki siyasi odaklı süreç Hafta başı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı (TOBB) Rifat Hisarcıklıoğlu ve İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Haluk Kabaalioğlu'nun Brüksel'e yaptıkları ziyaret, bu konuda "feryat" etmek amacını taşıyordu. TOBB Başkanı, "AB konusundaki durgunluğa dikkat çekmek için Brüksel'deyim" dedi. Brüksel'den, Ankara'ya bu konuda güçlü bir mesaj vermek ve hükümeti uyarmak istedi. Diğer yandan da AB'ye, "Biz işadamları, AB heyecanımızı yitirmedik. İşte buradayız. Siyasetçiler gelir geçer. Kalıcı olan biziz" demek istedi. Hisarcıklıoğlu, 2007'deki "siyasi odaklı" sürecin ilişkileri olumsuz etkilediğini, bunun faturasını ödediğimizi söyledi. 2008'deki duyarsızlığa da üstü kapalı olarak dikkat çekti. Hisarcıklıoğlu, Brüksel'den dikkat çekti Bugün hâlâ Türkiye'nin AB'ye çıpası duruyor ve kopmadıysa, bunu sağlayan TOBB ve TÜSİAD gibi kurumlardır. Bu kurumları yönetenler, AB heyecanını duyuyor ve çoğu zaman Ankara'dan umutsuz mesajlar alsalar da o heyecanı hiçbir zaman kaybetmiyorlar. Çünkü biliyorlar ki, Türkiye'nin geleceğinde AB sürecinin büyük önemi var ve aksi durum felaket olur. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, onca programı ve işinin arasında, sekiz saatliğine de olsa Brüksel'e gelerek, AB yetkilileriyle birebir görüşerek, belki de "AB Başmüzakerecisi"nin yapması gerekenleri yaptı. "Bugün buraya Ankara'nın dikkatini çekmek için geldim" diyerek de içten ve samimi sitemini Brüksel'den dile getirdi. Şu AB heyecanını bir de siyasetçilerimiz duyabilse her şey çok daha kolay olacak. Günlerden beri Türk medyasını okuyorum ve gözlerime inanamıyorum. Sanki bundan sadece 2.5 yıl önce Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamış bir ülke d... |
|
|
|
|
#105 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 581
|
İlgi: Subat Ayında Vardır Bir Hayır,Mevlam Sen Bizi Kayır
Merkez'den hükümete: Vergileri artırmayın, harcamaları kısın
Merkez'den hükümete: Vergileri artırmayın, harcamaları kısın Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, bir soru üzerine AB'nin Türkiye açısından çok önemli bir çıpa olduğuna dikkat çekti. Merkez Bankası Başkanı, hükümeti uyararak ek finansman gereksinimi doğarsa bunun vergi artışıyla değil, öncelikle harcama kısıcı tedbirlerle karşılanmasını istedi. Yılmaz daha temkinli faiz politikası izleyeceklerini söyledi. Yılmaz, 'Küresel dalgalanmanın ortasındayız, herkes ihtiyatlı davransın' dedi AHMET KIVANÇ (Arşivi) ANKARA - Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Türkiye ekonomisinin bugün itibarıyla küresel dalgalanmadan önemli ölçüde etkilenmediğini, ama süreç itibarıyla küresel dalgalanmanın ortasında olunduğunu vurgulayarak, hükümete ve ekonomi aktörlerine ihtiyat çağrısında bulundu. Yılmaz, faiz dışı bütçe fazlası hedefine ulaşılabilmesi için ek finansman gereksinimi doğması halinde, bu ihtiyacın dolaylı vergi artışlarıyla değil öncelikle harcama kısıcı tedbirlerle karşılanmasını istedi. Yılmaz, Merkez Bankası'nın bu yıl hazırladığı ilk Enflasyon Raporu'nu düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Mali disiplini unuttu Başkan Durmuş Yılmaz, bozulan mali disiplinle ilgili ise hükümete net mesajlar vermedi. Ayrıca Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınmasıyla ilgili soruları yanıtlamadı. Ekim 2007 enflasyon raporunda petrol fiyatlarının 70 dolar seviyesinde seyredeceği, gıda fiyatlarının artış hızının ise geçmiş yıllardaki yüksek bazın etkisiyle kademeli bir yavaşlama sergileyerek orta vadede hedefle uyumlu düzeylerde gerçekleşeceği varsayımında bulunduklarını hatırlatan Yılmaz, "Ancak 2007 yılı boyunca ham petrol ve tarımsal emtia fiyatları yükselmeye devam etmiş ve böylece gıda ve enerji sektöründeki fiyat artışları varsayımlarımıza kıyasla daha kalıcı olmuştur" dedi. Petrol tahmini 85 dolar Yılmaz, 2008 yılı için petrol fiyatlarına ilişkin varsayımlarının 70 ABD Doları'ndan 85 ABD Doları'na yükseltildiğini, petrol fiyatlarında yapılan bu güncellemenin 2008 enflasyon tahminlerini 0.5 puan yukarı çektiğini ifade etti. Yılmaz, son dönemdeki elektrik ve doğalgaz fiyat ayarlamalarının 2008 yılı sonu enflasyonu üzerindeki doğrudan etkilerinin ise yaklaşık 0,6 puan olmasının beklendiğini kaydetti. Küresel dalgalanmanın bugün itibarıyla Türkiye'yi çok fazla etkilemediğini belirten Yılmaz, gazetecilerin bu sözlerini açmasını istemesi üzerine şöyle konuştu: "Küresel piyasalardaki dalgalanmaların ortasındayız. Her an için sürprizle karşılaşabiliriz. Onun için benim başta kendime ve Merkez Bankası'ndaki arkadaşlarıma söylediğim ve diğer ekonomik birimlere söyleyeceğim şey şu; herkes ihtiyatlı olmalıdır, hesabını kitabını ihtiyatla yapmalıdır." ABD'deki ekonomik daralmanın Türkiye'yi dış ticaret, dış kredi ve portföy yatırımları kanalıyla etkileyebileceğini ifade eden Yılmaz, "Güvenin sarsılması, risk iştahındaki azalma... Yabancılar eğer bu piyasadan çıkarlarsa, o zaman kur üzerinden bir etkisi olacaktır. Ben en etkin kanalın, portföy kanalı olacağını düşünüyorum" diye konuştu. Yılmaz, enflasyon hedeflerinin tutmadığının vurgulanarak, enflasyon hedeflemesine erken mi geçildiğine ilişkin bir soruya, "Hayır, erken geçilmedi" yanıtını verdi. Hedefleri tutturamamanın elbette Merkez Bankası'nın kredibilitesini olumsuz etkilediğini ifade eden Durmuş Yılmaz, ama bunun mantıklı ve makul açıklamasının bulunduğunu söyledi. Küresel kriz ortamında çalışanların sigorta priminde işveren payında 5 puanlık indirimin etkisinin sorulması üzerine Yılmaz, "Eğer maliye politikasında böyle bir durum ortaya çıkarsa, para politikasının duruşunu gözden geçireceğiz" diye konuştu. Yılmaz, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) enflasyon sepetinde gerçekleştirdiği değişikliklerin de normal olduğunu, hane tüketici eğilimlerindeki değişikliklerin enflasyon sepetine yansıtıldığını belirtti. AB vurgusu sorusu Enflasyon Raporu'nda Avrupa Birliği (AB) uyum sürecinin devamına neden vurgu yapıldığının sorulması üzerine de Durmuş Yılmaz, aslında bunun yeni bir vurgu olmadığını söyledi. Yılmaz, bununla birlikte AB'nin Türkiye açısından çok önemli bir çıpa olduğuna dikkat çekerek, özellikle IMF ile stand-by'ın mayıs ayında sona erecek olması nedeniyle, AB çıpasının daha da önem kazandığını vurguladı. 'Taşınma'yı es geçti Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası'nın taşınmasıyla ilgili soruların hiçbirini yanıtlamayarak, amaçlarının para politikalarının sağlamlığını korumak olduğunu söylemekle yetindi. Yılmaz, "Taşınırsanız istifa edecek misiniz?" sorusu üzerine ise, "Burada önemli olan para politikasının etkinliği ve güvenilirliği. Bunu zayıflatacak her türlü gayret, çabadan uzak durmalıyız. Bunu tüm toplum kesimlerinin ve sizin de sorumluluğunuz çerçevesinde söylüyorum" dedi. Yılmaz, toplantı çıkışında gazetecilerin "İstanbul'daki bankanın taşınacağı arsayı gördünüz mü" sorusu üzerine de İstanbul Levent'teki arsayı gördüğünü, buranın iki dönümünün yola gitmesi nedeniyle 18 dönümlük bir arsa kaldığını söyledi. 2008 enflasyon hedefi yüzde 5.5 Durmuş Yılmaz, bu yıl için yüzde 4 olarak hedeflenen enflasyonun yüzde 70 olasılıkla 'yıl sonunda orta noktası yüzde 5.5 olmak üzere, yüzde 4.1 ile yüzde 6.9 arasında' tahmin edildiğini açıkladı. Yılmaz, enflasyonun 2009 sonunda ise 'orta noktası yüzde 3.7 olmak üzere yüzde 1.8 ile yüzde 5.5 arasında' olacağının tahmin edildiğini vurguladı. Tahminler üretilirken, 2008'de politika faizlerinde 'sınırlı bir indirim' yapılacağının var sayıldığına işaret eden Yılmaz, tahminlerin ana mesajının ise 2007 Eylül'de başlattıkları ölçülü faiz indirim sürecinin devamının, 'olumlu veri gelişmelerine bağlı olacağı' olduğunu belirtti. Yılmaz ayrıca, mevcut tahminlerin, bir önceki enflasyon raporuna kıyasla daha temkinli bir faiz politikasını içerdiğini ifade etti. 'Fed'e bakarız ama indirmeyiz' Bir gazetecinin, "ABD Merkez Bankası Fed faiz oranlarını indirdi diye biz de indirecek değiliz" şeklindeki açıklamasını anımsatması üzerine Başkan Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası'nın faiz oranlarıyla ilgili kararını alırken, hem kendi ekonomisiyle ilgili verilere baktığını hem de elindeki verileri değerlendirdiğini ifade ederek, bu karar mekanizmasının içinde dış âlemdeki gelişmelerin de çok önemli olduğunu vurguladı. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz şunları söyledi: "Biz ABD'deki Fed'e de bakıyoruz, içerideki gelişmelere de bakıyoruz. Ama bizim dışarıdaki gelişmeleri bire bir içeriye yansıtmamız ne söz konusu, ne de doğru olur. Biz bunu bir bütün olarak alıyoruz." 'ABD faiz indirdi, biz de faiz indirelim' gibi bir yaklaşımın doğru olmayacağını söyleyen Başkan Yılmaz, "Böyle bir şey zaten söz konusu değil, mümkün de değil, olmamalıdır. Ama bütün bunlar bizim için bir veridir. Hepsi birlikte değerlendirilmelidir ve bu birlikte değerlendirmenin sonucunda orta vadeli enflasyon hedefi için bize ne tür bir bilgi veriyorsa, biz kararlarımızı ona göre alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz" diye konuştu. |
|
|
|
|
#107 (permalink) | |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007
Mekan: ANKARA
Mesajlar: 1,665
|
İlgi: Subat Ayında Vardır Bir Hayır,Mevlam Sen Bizi Kayır
Alıntı:
![]() Bugün Bobby ile ilgili bulabildiklerimi yazacam... Gerçekten olağan üstü bir insan... Resimde Soldaki cevher... |
|
|
|