|
||
|
|
#1 (permalink) |
|
Co Administrators
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mekan: Samsun
Mesajlar: 14,439
|
Kara Kişin Başkentı Erzurum
KARA KIşIN BAşKENTı ERZURUM
"(...) Hatta bir kerre bir kedi bir damdan bir dama pertâb iderken (atlarken) muallakta donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz–i Harzemşahî (ilkbahar) geldikde mezkur kedinin donu çözülüp 'mırnav' deyüp yere düşer. Meşhûr latîfe–i darb–ı meseldir. (Seyahatnâme, Topkapı Sarayı Ktp. Bağdad Köşkü Bl., c. II, nr. 304, v. 288 b)." Evliya çelebi, 11 ay 29 gün kalıp "yaz"ı görmediğini söylediği, en az tarihi kadar dondurucu soğuğuyla da meşhur Erzurum ilini, böyle anlatıyor. Erzurum, günümüze kadar Theodosiopolis, Karin, Kalikala, Karnoi Kal(gh) ak gibi isimler altında anılmış. şimdiki adı olan Erzurum ise, Erzen el-Rum'dan türemiş. Anlamı ''Roma arazisindeki Erzen. Erzurum ve çevresi oldukça eski bir geçmişe sahip. Karaz, Kırmızıtaş, Güzelova, Pulur, Sos ve daha çok yerde eski yerleşme alanları bulunmuş. Atatürk üniversitesi tarafından Hasan Kale'de yapılan ve halen devam etmekte olan kazılara göre, tarih öncesi devirlere ait kalıntılar ortaya çıkarılmış ve çıkarılmakta. Erzurum'un tarihi M.ö. 4000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Hurriler, Urartular, ıskitler, Medler, Persler, Sasaniler, Romalılar, Araplar ve Bizanslılar dönemini yaşayan Erzurum'da 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Bizans hakimiyetine son verilerek, şehir Saltuk Bey'in yönetimine verilmiştir. Bu tarihten itibaren Saltukoğulları Beyliği'nin başkenti olmuştur. Türk çağının başladığı Erzurum'a Saltukoğulları, Anadolu Selçukluları ve ılhanlılar döneminde imar faaliyetleri devam ederken, Saltuklu ve ılhanlı dönemlerinde inşa edilen tarihi eserler, şehrin kültür ve sanat merkezi olmasında önemli bir yere sahiptir. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan Erzurum'un esaslı bir şekilde imarı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Bu dönemde de pek çok mimari eser inşa edilmiş, bu ortamda şehrin nüfusu artmış, yerleşim sur dışına taşarak yeni mahalleler kurulmuştur. TARıHı ESERLER çifte Minareli Medrese : Medrese üzerinde yapımla ilgili hiçbir kitabe bulunmamaktadır. Anadolu'nun en büyük medresesidir. Açık avlulu dört eyvanlı ve iki katlı medreseler grubunda olan yapı, genelde ılhanlı dönemine ve XIII. yüzyıl sonu ile XIV. yüzyıl başlarında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Osmanlı döneminde IV. Murat zamanında tophane, daha sonra kışla olarak kullanılmıştır.Taçkapıda bezemenin bir bölümünü oluşturan figürlü panolar, Orta Asya Türk inancının izlerini taşır. çift başlı kartal, hayat ağacı ve ejderlerden oluşan bu panolardan bazıları yarım kalmıştır. Taçkapı'nın iki yanında yükselen sırlı tuğla ve tuğla ile örülü minareler şerefelere kadar mevcuttur. Medresenin güney tarafında ana eyvana bitişik olan türbe kısmı, döneminin yine en büyük mezar anıtıdır. Yakutiye Medresesi : 1310 tarihinde ılhanlı Hükümdarı Sultan Olcaytu zamanında Gazan Han ve Bolugan Hatun adına Cemalettin Hoca Yakut tarafından yaptırılmıştır. Anadolu'daki kapalı avlu medreselerinin son örneklerinden biridir. Avlu kısmı mukarnaslı tonozla kapatılmış olup, Taçkapısında geometrik ve bitkisel bordürlü motifler, dönemin özelliklerini taşır. Taçkapını iki yan yüzünde, çifte Minareli Medrese'de olduğu gibi kartal, hayat ağacı ve aslan figürü ve motiflerinden oluşan panolar yer alır. Güneybatı köşedeki tuğla minarenin gövdesinde sırlı tuğlalarla farklı bir bezeme işlenmiştir. şerefeden yukarısı yıkıktır. Doğudaki ana eyvana yine türbe birleştirilmiştir. Günümüzde, yörenin çeşitli etnografik eserlerinin sergilendiği medrese, Türk ıslam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır. Tepsi Minare ( Saat Kulesi ): Kalenin güneybatı köşesinde bulunan Tepsi Minare, şerefe altındaki kitabeye göre Saltuklu emirlerinden Muzaffer Gazi tarafından 1124 – 1132 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Minare, sur duvarları hizasına kadar iki renkli kesme taş ile örülü kaide üzerinde tuğla örülü silindirik gövdeye sahiptir. Gövdenin üst bölümünde geometrik bezeme bulunmaktadır. şerefeden sonrası yıkılmıştır. Bu bölüme XIX. yüzyılda batılı tarzda ahşap malzeme ile şerefe eklentisi yapılmış ve içine saat yerleştirilmiştir. Tepsi Minare Karahanlı ve Büyük Selçuklu döneminde yapılan minare geleneğinin Anadolu'daki en eski temsilcisidir. Erzurum Kalesi : ılk inşa tarihi kesin olarak bilinmeyen Erzurum Kalesi'nin M.S. V. yüzyılın ilk yarısında, Bizanslılar tarafından inşa edildiği sanılmaktadır. Erzurum Kalesi, bulunduğu tepenin üzerinde bir iç kale ile bunu çevreleyen dış kaleden meydana gelmiştir. Günümüzde ikili bir düzenlemeye sahip dış kale surları büyük ölçüde yıkılmış, dört yöne açılan kapıların sadece adları kalmıştır. Bunlar Tebriz Kapısı, Erzincan Kapısı, Gürcü Kapısı ve sonradan açılan ıstanbul Kapısı ile Yeni Kapıdır. ıç kalenin sur duvarları üzerinde sekiz burç bulunmaktadır. Kale duvarları üzerinde çeşitli dönemlerde gerçekleşen onarım izlerini görmek mümkündür. Ancak bu dönemlere ait herhangi bir yazıt mevcut değildir. üç Kümbetler : Anadolu mezar yapılarının en güzel temsilcilerinden dördü bir alanda inşa edilmiştir. Bunlardan sekizgen gövdeli, kasnaklı ve kubbe külah karışımı örtüsüyle dikkati çeken yapı, Saltuklulardan Emir Saltuk'a mal edilir. Tamamen kesme taşla inşa edilen mezar anıtı, XII. yüzyıl eseridir. Diğer kümbetlerin kimlere ait oldukları belli değildir ve XIV. yüzyıla tarihlenmektedirler. Ulu Cami ( Atabey Cami ) : Erzurum'un en eski camilerinden biridir. 1179 yılında Ebul Fetih Muhammed tarafından yaptırılan 1639, 1826 ve 1860 yıllarında tamir gören dikdörtgen planlı, ayrı üslup ve yapıda beş kapısı bulunan Selçuklu Dönemi eseridir. Lala Paşa Cami : şehir merkezindeki yapı, aslında külliye olarak kurulmuştur. Külliyenin Saray ve Mektep yapıları yıkılmış, Cami ve Hamamı günümüze ulaşabilmiştir. Cami 1562 tarihinde Erzurum Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Avlusuz olarak inşa edilen eser, ibadet alanı bakımından “Merkezi Planlı” yapılar grubundadır. Rüstem Paşa Bedesteni : Kanuni Sultan Süleyman'ın veziri Rüstem Paşa tarafından XVI. yüzyıl ortalarında yaptırılmıştır. Kare bir avlu etrafında, kemerli payelerin gerisinde odalar yer alır. ıki katlı inşa edilmiş olan yapı günümüzde Oltu Taşı işlerinin merkezi halindedir. Erzurum'da Osmanlı Dönemi'ne ait önemli hanlar arasında Kanburoğlu Hanı, Hacılar Hanı, Gümrük Hanı gibi yapıları da sayabiliriz. Atatürk Evi : XIX. yüzyıl sonlarında inşa edilen Erzurum evlerinden biridir. 1915 – 1916 yıllarında 9 ay Alman Konsolosluğu olarak kullanılmıştır. 12 Mart 1918 tarihinde Erzurum'un kurtuluşunu müteakip Erzurum Valiliği'ne tahsis edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkışından sonra kongre için Erzurum'a geldiğinde, Hüseyin Rauf Bey ve diğer arkadaşlarıyla 9 Temmuz 1919'dan Kongre sonuna kadar 52 gün bu konakta kalmış ve Erzurum Kongresi çalışmalarını bu konakta yürütmüştür. Cumhuriyet'in ilanından sonra 13 Eylül 1924 de Erzurum'a gelen Mustafa Kemal'e şehrin altın anahtarı ve evin tapusu Belediye Başkanı Nazif Bey tarafından verilmiştir. Erzurum Tabyaları : şehrin savunmasına yönelik inşa edilen tabyalar XIX. Yüzyıl yapılarıdır. şehre doğudan, kuzeyden ve güneyden gelecek Rus saldırılarını önlemek maksadıyla inşa edilmiştir. Doğudaki Mecidiye ve Aziziye Tabyaları 93 Harbinin (1877-78 Osmanlı-Rus Harbi) cereyan ettiği alandır. 21 adet tabyanın hepsi kesme taşla inşa edilmişlerdir. Süslemeleri yoktur. Büyük boyutlu yapılardır. Bunlardan Büyük ve Küçük Palandöken Tabyaları, yaklaşık 3000 m rakımda inşa edilmiştir. Kongre Binası : ılk olarak 1867 yılında yapılmış ve okul olarak kullanılmıştır. I.Dünya Savaşı sırasında yangın geçiren yapı, daha sonra onarılarak 23 Temmuz 1919 tarihinde başlamış olan Erzurum Kongresi'ne ev sahipliği yapmıştır.1925'de yeni baştan yapılan bina 1928 yılında tamamlanmıştır. üç katlı olan yapıda Neo-Klasik üslup hakimdir. Arkeoloji Müzesi : Erzurum ve çevre illerden çeşitli şekillerde kazandırılan eserlerin sergilendiği müze, 1942 yılında çifte Minareli Medrese içerisinde faaliyete geçmiş, 1967 yılında bu günkü binasına taşınmıştır. Müze içerisinde Kazılar Salonu, M.ö.II.Bin Trans-Kafkas Kültürü Salonu, Tabiat Tarihi Salonu ve Ermeni Katliamı Salonu bulunmaktadır. Tortum şelalesi : Tortum Gölü'nden ayrıla Tortum çayı'nın 48 metre yüksekten düşmesiyle oluşan çağlayan, dünyanın en büyük çağlayanlarından biri olarak kabul edilir. Vadideki bir dağın heyelan neticesi çayın önünü kapatmasıyla meydana gelen çağlayan, Erzurum iline 120 km mesafededir. Bahar aylarında suyun bol olduğu günlerde doğal manzarası ve heybetiyle seyrine doyum olmaz bir görünüm arz eder. şelale ve göl çevresi milli park haline getirilmektedir. çobandede Köprüsü : 1297-98 yıllarında ilhanlıların veziri Emir çoban Salduz tarafından yaptırılmıştır. Aras Nehri üzerinde yedi kemer gözlü (günümüze ancak altı gözü ulaşabilmiştir) olarak inşa ettirilen önemli bir yapıttır. Narman Peri Bacaları : Bu jeoloji oluşumlar Erzurum il merkezine 96 km mesafede yer alan Narman ılçesinin 7 km güneyinde yer almaktadır. Rüzgar ve yağmurun kumlu toprağı aşındırmasıyla kırmızı kaya başlıklı peri bacaları ve dar vadilerden oluşan bu olağanüstü doğa harikası oluşmuştur. Bu jeolojik oluşumlar Doğu Anadolu Bölgesinde sadece bu bölgede görülmektedir. PALANDöKEN KAYAK MERKEZı Palandöken Dağları Erzurum ilinin güneyinde ve doğu-batı yönünde uzanır. Dağların yükseltileri tabanda 2000 metreden başlayarak, 3176 metreye kadar çıkmaktadır. Palandöken Kayak Merkezi havaalanına 14.8 km , şehir merkezine 4 km uzaklıkta olup, Palandöken Dağları Büyük Ejder Tepesi'nin kuzey ve güney yamaçlarındaki 12 km uzunluğa varan pistlerden oluşmaktadır. Kutusu -ERZURUM'UN SıMGESı OLTU TAşI Oltu Taşı derin ve anlamlıdır. Aranmaya başlandığı andan itibaren küçük el tezgahlarında bin bir emekle işlenmesinden, büyük mağazalarda özel reyonlarda işlemesine kadar asil ve anlamlı bir oluşumu vardır. O, daha vitrinlerde sergilenmeye başlandığı andan itibaren sıradan bir süs eşyası olmaktan çıkmış, karakteristik bir hayatı işaret eden bir zevk ve soylu bir tutku haline gelmiştir. Oltu' nun köylerinde yaklaşık 300 madenden çıkarılır Oltu Taşı. Onu bulmak uzun ve sabırlı bir arayış gerektirir. Toprak okşanır gibi kazılır. öyle iri ve sert araçlar kullanılmaz Oltu taşı madeninde. Bir damara rastlandı mı onu incitmeyeceksin. Bir kere taşı ufalttın mı yakanı bırakmaz bir daha suçluluk duygusu. Bu, kazanç meselesi değildir. Oltu Taşı maden işçiliği bir yaşama biçimidir. Bu işçilikten zengin olan kimse görülmemiştir şimdiye kadar. Oltu taşı, işçisini bilgeleştirir. Tabiat, o ocakta hiçbir yerde olmadığı kadar canlıdır, çocuk gibi bakım ister, saygı ister. Madenlerden elde edilen irili ufaklı taşlar, küçük el tezgahlarına aktarılır. Bu tezgahlarda tasarlanan süs eşyalarına göre sınıflandırılan taşlar, küçük el araçları kullanılarak işlenir. Büyük bir maharet ister bu işleme, son derece hassas eller, keskin bakışlar ve her şeyden önemlisi sabırlı bit yürek, direnmesini bilen bir sevgi ister. Uzun, yorucu, ama sabırlı ve kıvanç verici bir çabadan sonra nihayet Oltu Taşı, zevk sahiplerinin beğenisine sunulacak hale gelmiştir. Artık onu, büyük şehirlerin büyük mağazalarında kuşaktan kuşağa aktarılacak bir hatıra olarak görebilirsiniz. Bir tespih, bir ağızlık, bir gerdanlık, bir bilezik hatta bir anahtarlık olarak bile. Kaynak : Su dünyası dergisi.
__________________
Birleşmek başlangıçtır, Birliği sürdürmek gelişmedir, Birlikte çalışmak başarıdır. |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#3 (permalink) | |
|
Co Administrators
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mekan: Samsun
Mesajlar: 14,439
|
Alıntı:
ımzandada dediğin gibi "Herkes bakar ama herkes göremez" Erzurum'da yaşayanların bile göremedikleri olabilir düşüncesiyle. Faydalı olabildimse mutlu olurum. Saygılar. |
|
|
|
|
![]() |
| Konu araçları | |
|
|
| Desteklediklerimiz | |
| Atabb Forum, Uyuz Adam | |