|
||
|
|
#2 (permalink) |
|
Special Member
![]() Giriş Tarihi: Jan 1970
Mekan: Galeri Hikmet Kitabevi-Bartın-Amasra
Mesajlar: 765
|
Med-Cezir
![]() Yazar:Elif Şafak Med-Cezir Elif Şafak’ın kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarından bir araya getirilmiş bir seçki. Kitabı, Elif Şafak'ın farklı yayın organlarında yayımlanan yazılarını severek okuyan, ancak bir kısmını da kaçıran okurlar için bir bütünlük gözeterek hazırladık. Elif Şafak'ın yazıları böyle bir toplam içinde peşpeşe okunduğunda, ona özgü olan açık bir hale geliyor: gece-gündüz, göçebelik-yerleşiklik, kadınlık-erkeklik, Doğu'da ya da Batı'da olmak gibi uçlar arasında salınım, bu uçlardan hiçbirine yerleşmeme, arada olma duygusu... Bu duygunun ilhamıyla yazılmış yazılar. Med-Cezir toplamı, yazarın değişik alanlardaki bakışını yansıtırken, onu romanlarıyla tanımış ve takip eden okurlar için de edebiyatının izini sürebilecekleri ***ifli bir okuma vadediyor. İÇİNDEKİLER Yaza yaza silmek üzere Eşiklere basarsan şayet Evham Hanım Mütereddit ruhlar Kökü olmayan ağaçlar Dipsiz boşluk Eylül'de ayrılıyorum İstanbul'dan Memleketimin ağaçları Topal kuşların şehir hayatları Türk olmak Bir sahil kasabası ütopyası Radyodaki köpük Kadın hastalıkları ve Anna Yazmanın sıvı halleri Annelerinin kızları "Kadın" kelimesini sözlüklerden silme önerisi Sonrası kaygısı Bir yazarın intiharı Tek kişilik cemaatler Bacım memleket nire? Tüm kirliler bir sepette Kayıp yaldız İstanbul Kadınlar ve yaşları Türkiye'nin modern yüzü Yüze kapanan kapılar Kızkardeşim, aynadaki suretim, hep ötelediğim Zerdenin safranı İzahlı, aydınlık rüya tabirleri kitabı Kadınların rüya iletişim ağları Sıçan deliği Gümüş mazi Şişman güzeldir Reddetme cesareti Bir düğün müzisyeninin düşündürdükleri Küskün kadınlar şovenizmi Öteki ben Cinlerin meşveret yeri Köprü Kül Kılıftan isimlerimiz İfşa ile inşa Elimi sıkmayan adam Görmeden görmüş, bilmeden bilmiş kadar olmak Cehaletin kutsanması Karşı kaldırım İşgal altında sanat mümkün mü hâlâ Göçebenin müziği Aforizma taklitleri Günlük güneşlik kasvetler Yapı ustaları, yapı bozucuları Kahkahanın kefareti Mutsuz aileler Önce yüzlerini sileriz sevdiklerimizin Evhamın otoriter baba modelleri Edebiyat ve çocukluk Seçim ertesi "İslam ve kadın" Narsistlerin aşkı Kahve falı Vatan-daşlar, ruh-daşlar, fiş-daşlar Şimdi ben vatanı arkadan mı hançerledim? Berlin ve İstanbul Ev kedilerini gözetlerken Dul kadınlar ve kul kadınlar Sessizlik Kitabın endişesi Med ile cezir arasında bir dem Gececil edebiyat ISBN 975-342-533-3 13.5X121.5 cm., 254 s. Yayıma Hazırlayan: Eylem Can Kapak ve Kitap Tasarımı: Semih Sökmen Kitabın Baskıları: İlk Basım: Eylül 2005 Metis Yayınları:Fiatı:14.00.ytl
__________________
ÇEŞM-İ CİHAN AMASRA (Dünyanın gözbebeği Amasra)
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Special Member
![]() Giriş Tarihi: Jan 1970
Mekan: Galeri Hikmet Kitabevi-Bartın-Amasra
Mesajlar: 765
|
En Uzun Şubat
![]() Tuncer ÇETİNKAYA Tanıtım 28 Şubat , takvimde bir yaprak olmaktan öte anlam taşıyor bu ülkede. O gün acı veren pek çok hadise, bu gün acı bir gülümseme ile hatırlanıyor. Evet , yaşananların çoğu aslında gülümsetecek türdendi... Ama hadiseleri birebir yaşayanlar için zor günlerin başlangıcı oldu. Peki neler yaşandı o gün ve sonrasında? Önce bir ihbar ve jurnal furyası başladı. Dilekçeler, raporlar, ihbarlar dolaştı gizli-açık. Neler yazmıyordu ki bunlarda? Bir müdür, okulunun bahçesine çeşme yaptırmıştı, ama çeşmenin çatısı kubbeliydi, öyleyse cezalandırılmalıydı... Bir başka suçlu! Suçu, arabasında başörtülü annesinin ve kızkardeşinin görülmesiydi... Ve diğerleri! Yurda girişte terlik giyip galoş takan ve bu sebeple ceza alan milli eğitim şube müdürü, veteriner fakültesinde ölen bir inekten dolayı sorgulanan rektör... En Uzun Şubat, geçen on yıl içinde yaşanan, görülen ve araştırılan konuları belge ve şahitleriyle kamuoyunun bilgisine sunuyor. Bu kitapta anlatılanlar sadece bir kesit. Belki kitapta yer almayan binlerce hadise yaşandı. Ülkemizin bir daha bu tür olayları yaşamaması dileğiyle... Kategori : Edebiyat / Diğer Yayın evi : Kaynak Kitaplığı Yayın No : 144 ISBN : 975-8775-59-6 | Barkod : 9789758775590 312 sayfa. 13,5 x 21 Fiyatı :7.00 YTL
__________________
ÇEŞM-İ CİHAN AMASRA (Dünyanın gözbebeği Amasra)
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Special Member
![]() Giriş Tarihi: Jan 1970
Mekan: Galeri Hikmet Kitabevi-Bartın-Amasra
Mesajlar: 765
|
Amat
![]() Yazar: İHSAN OKTAY ANAR "Olağanüstü" dünyaların yaratıcısı İhsan Oktay Anar yine, tarihin gizemli sayfalarını aralayan, adeta masalsı; ironik ama derin felsefi anlamlar yüklü, şaşırtıcı, sürükleyici bir romanla çıkıyor karşımıza... Aynalar, atlaslar, okunması yasak sır dolu kitaplar, savaşlar, gülleler, yeniçeriler... üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyonda ilâhî düzeni bozmaya meyyal bir kaptan, karanlığa ve kırmızı atlasa sarılı bir deniz seferi... Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti. İLETİŞİM*yayınları *10/2005 Isbn:*9750503724 *235*sayfa *Dil:*Türkçe Türü: Roman Öykü [*türkçe*] Fiyatı: 12,50 .YTL*
__________________
ÇEŞM-İ CİHAN AMASRA (Dünyanın gözbebeği Amasra)
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Special Member
![]() Giriş Tarihi: Jan 1970
Mekan: Galeri Hikmet Kitabevi-Bartın-Amasra
Mesajlar: 765
|
Kraliçe Loana'nın Gizemli Alevi
![]() Umberto Eco "'Hayatınla ilgili bir şeyler yaz' dedi Paola. 'Yirmi yaşındayken neler yopıyordun?' Şöyle yazdım: 'Yirmi yaşındaydım. Kimsenin, bu yaşın en güzel yaş olduğunu söylemesine izin vermem.' Doktor, komadan çıktığımda aklıma gelen ilk şeyin ne olduğunu sordu. Şöyle yazdım: 'Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini yatakta kocaman bir hamamböceğine dönüşmüş olarak bulur.'" "Kraliçe Loana'nın Gizemli Alevi, geçmişi arayışın romanı. Bir romanın sınırlarını aşan, büyüleyici bir deneme. Gölgelerin doldurduğu, Don Bosco'nun ve Lili Marlen'in sesiyle canlanan bir sahne, bir Broadway sahnesi. Savaş sonrası belleğine kaygı dolu, sürükleyici bir yolculuk." GAZETTA Dİ PARMA "Kraliçe Loana'nın Gizemli Alevi, bir yaşamöyküsü değil, bir kuşağın anılarından oluşmuş bir kitap. Masallarla, yazınsal alıntılarla ve halk şarkılarının sözleriyle harmanlanmış bir öykü. Miki Fare, Mandrake, Mussolini ve göğüsleri çıplak Josaphine Baker...İkinci Dünya Savaşı yılları İtalyası'yla İlgili her şey." LA STAMPA "Yaş, bellek ve nostalji. Bu kez Umberto Eco hiç olmadığı kadar iğneleyici ve çağdaş." TİMES Yazar Hakkında İtalya’da Piemonte bölgesinde Alessandria’da doğan Umberto Eco, 1954'te 22 yaşındayken, Torino Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Tezinin konusu erken filozof ve dinî düşünür Aquinolu Aziz Tommaso'ydu. 1954’ten 1959’a kadar Milano’da İtalyan Radyo Televizyonu RAI’nin kültürel editörü olarak çalıştı ve Torino Üniversitesi'nde ders verdi (1956-64). Eco 1958-59’da askerliğini yaptı. Milano (1964-65) ve Floransa’da (1965-69) üniversite hocalığı görevinde bulundu. 1969’dan 1971’e kadar Milano’da Politeknik Enstitüsü'nde öğretmendi. Eco henüz 39 yaşındayken İtalya’nın kuzeyindeki Bologna Üniversitesi’nde göstergebilim profesörlüğü unvanını aldı. Eco’nun edebî kariyeri 1950’lerin sonunda, "İl Verri"de köşe yazarıyken "Diario minimo"yu (1959-61) yazmasıyla başladı. "Marcatré" (1961) ve "Quandici"nin (1967) kurucularının arasında yer aldı, 1971’den sonra "Versus"un editörlüğünü yaptı ve "Semiotica", "Degrés", "Text", "Structuralist", "Review", "Communication", "Problemi deli İnformazione" ve "Alfabeta"nın editörler kurulunda yer aldı. Günlük gazetelere ("Corrire della Sera"), haftalık dergilere "L’Espresso" ve sanatsal ve entelektüel dergilere ("Quindici", "İl Verri", ve diğerleri) yazılar yazdı. 1970’lerden itibaren, genel okuyucular bir tarafta ve akademik uzmanlar diğer tarafta olmak üzere değişik kitleler için yazdı. Doğan Kitap*yayınları *9/2005 Isbn:*9752933807 *445*sayfa *Dil:*Türkçe Türü: Roman Öykü [*türkçe*] Fiyatı: 20,00 YTL*
__________________
ÇEŞM-İ CİHAN AMASRA (Dünyanın gözbebeği Amasra)
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 275
|
![]() Smith, Kitap Fuarı'nın konuğu Bir Avuç Kum, Fillerin Şarkısı, Muson Yağmurları, Mavi Ufuklar gibi çok satan kitaplarıyla tanınan yazar Wilbur Smith, 8 - 9 Ekim arasında İstanbul Uluslararası TÜYAP Kitap Fuarı’nda Altın Kitaplar’ın misafiri olacak. Smith, 9 Ekim'de yeni romanı Güneşin Zaferi ve diğer kitaplarını imzalayacak. Önemli bir ‘best-seller’ yazarı olan Wilbur Smith, yaklaşık kırk yıldır romanlarını okurları ile buluşturuyor. Bugüne kadar 30 roman kaleme alan yazarın kitaplarının tamamı 26 dile çevrilmiş ve tüm dünyada 100 milyondan fazla satış rakamına ulaşmıştır. Yirmi dokuz yaşında yazdığı ilk romanı ile adından söz ettiren yazar, otuz bir yaşında kaleme aldığı Bencil (When The Lion Feeds) isimli romanı ile büyük bir başarı elde etti ve o günden beri çok satanlar listelerinin vazgeçilmez ismi haline geldi. DOKTORLAR SAKAT KALABİLİR DEDİ Wilbur Smith 9 Ocak 1933’de şimdiki adı Zambia olan Kuzey Rodezya’da doğdu. On sekiz aylıkken Wilbur, beyin malaryasına yakalandı. Doktorlar, eğer hastalığı atlatırsa, beyin özürlü olabileceğini söylediler. Küçük Wilbur, hastalığı atlattı ve büyürken annesinin romanlara olan düşkünlüğünü paylaşmaya başladı. Annesinin okuma zevki geniş bir yelpazeyi kapsıyordu. Wilbur macera romanlarını adeta yutarcasına okuyordu. Büyüdüğü muhteşem ortamda hayal dünyası inanılmaz boyutlara erişti. Çevresindeki yabanıl hayatın uçsuz bucaksız alanlarda özgürce dolaşmasının tadına varırken politik gerilimleri de yoğun bir şekilde fark etmeye başladı. GÜNEY AFRİKA'DA GAZETECİLİK Smith, ilk yazı yazma hevesine delikanlılık çağında tutuldu. Gazeteci olup Güney Afrika’nın hızla değişen sosyal düzeyini kronolojik bir sırayla yansıtmayı düşünüyordu. Fakat eski kafalı, hayatında hiç kitap okumamış sert bir adam olan babasının oğlu hakkında başka planları vardı. Oğlunun gazeteci olmak istediğini duyunca, “Saçmalama, açlıktan nefesin kokacak, kendine doğru dürüst bir iş bul,” diyerek bu isteğe karşı tavır koydu. Böylece Wilbur gönülsüzce muhasebeci olmaya karar verdi ve vergi hesap uzmanı oldu. “Çok gençtim,” dediği ilk evliliği boşanma ile son buldu. “Hayatımın en kötü günleriydi,” diye tanımladığı boşanmasının ardından içine düştüğü karamsarlıktan kurtulmak için roman yazmaya başladı. Birden bire yaşamın ve işinin gerçeklerinden uzaklaşıp, kendini okurlarına çok canlı bir şekilde yansıttığı ortamların içine daldı. Gerçek dünyada kendisi için hiçbir şey düzgün gitmediği halde kurgu dünyasında tüm kontroller onun elindeydi. İLK ROMANLAR Salisbury Bölgesi’nde veraset vergi dairesinde çalışırken uykusuz geçirdiği gecelerde günün sıkıntısından kurtulmak için yazmaya başladı. Bencil adlı romanını tamamlayınca müsvedde kopyasını Heineman Yayınevi'ne yolladı. Yayınevi nadir bulunan doğal bir yazar ile karşı karşıya oldukları fark edince, vakit yitirmeden romanın telif hakkını satın aldı. Kitabın hızlı temposu, kahramanlar arasındaki amansız rekabetler ve en ince ayrıntılara dek yapılan tasvirler nedeniyle büyük bir okuyucu kitlesine sahip olacağına inanan yayınevi, romanı, hemen yayımladı. Kısa bir süre sonra Reader Digest dergisi ile yapılan anlaşma ve film haklarının satılması, Wilbur’a, vergi dairesindeki işinden istifa edip yazarlık mesleğine adım atmasını sağladı. Wilbur Smith’i en çok etkileyen modern yazarlar Hemingway ve Steinbeck. Çocukluğunda ise Forester, Rider Haggard ve Kipling ile Viktorya devri seyyahlarının yazdığı kitapları okurdu. DÜNYAYI UNUTUYOR Wilbur Smith yeni bir romana başlarken tüm dünyayı unutur. Yarattığı destanlarında kurgunun nasıl gelişeceğine dair bir fikri yoktur. Bu nedenle eserleri güçlü ve doğaldır. Öykünün sonu bilinç altında yatar. Her sayfada olaylar karakterlerin etki ve tepki vermelerine yol açar. Yazı stili için “Ben eski kafalıyım; iyinin üstünlüğüne, kötünün mağlubiyetine ve aşkın her şeyi fethettiğine inanırım. Kesinlikle tam anlamıyla şüpheci olamadım,” demektedir. Esin kaynağı Afrika’dır. Yazara göre, bu kıtada yüzyıllarca önce meydana gelen olaylar hala burada yaşayan insanların yaşamlarını belirlemeye devam etmektedir. Bu olaylar ister Güney Afrika’nın uçsuz bucaksız topraklarında, ister eski Mısır’ın gizemli dünyasında olsun Wilbur eserlerine kalbini koyarak yazar. “Hatalı bir adım ya da yanlış bir kelime eserin tüm büyüsünü bozar,” diyen Wilbur, romanlarının can alıcı noktalarının ayrıntılar ve gerçekler olduğunu vurgular. Büyük ününe rağmen Wilbur’un bir çalışma yaşamı sıkı ve zorludur. Sabah gün doğarken yazmaya başlar ve gün batımına dek çalışır. Her romana Şubat ayında başlar ve aşağı yukarı üzerinde sekiz ay çalışır. Bencil adlı romanıyla kazandığı şöhret büyük özlemini duyduğu özgürce yazı yazma olanağını tanıdığı gibi yeteneklerini geliştirme fırsatını da yaratmıştır. Yazdığı eser sona erince, ***if zamanı başlar: Şeysel adalarında dalıp, balık tutmak. Güney Amerika’da balık tutmak ve atıcılık, Botswana ve Zimbabwe’de safari turlarına çıkar. Altmış bin dönümlük çiftliğinin bir bölümünde üç yüz yıl önce Afrika’da yaşamış olan soyu tükenmiş hayvanları tekrar üretmeye çalışıyor. © Copyright 2005 Hürriyet |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Special Member
![]() Giriş Tarihi: Jan 1970
Mekan: Galeri Hikmet Kitabevi-Bartın-Amasra
Mesajlar: 765
|
İnternet Toplum Kültür
![]() Derleyen: BARIŞ KILIÇBAY MUTLU BİNARK İnternet, insan ihtiyacının o sonsuz talepkarlığının büyük umutlarına sonsuz imkanlar sunan gerçek bir sihir midir? İki milyar insanın henüz telefonu bile görmediği, nüfusun sadece % 35'ünün bilgisayar kullanıcısı olduğu bir dünyada İnternet kullanıcılarının sayısının daha da az olduğu kabul edilirse interneti tanımlayan nedir? Küresel gözetlenme, gözetleme/röntgencilik, laflama odası, küresel kütüphane, küresel arşiv, kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri içindeki ulusaşırı şirketlerin hegemonik mücadele alanı, küresel düzeydeki bir direniş aracı.... olarak işlev görmesi mi? 'Teknolojinin' tek merkezden fethederek işgal ettiği ve her an gözetlediği bir dünyada, kullanıcısına milyonların bulunduğu bir yerde fiilen görünmez, kimliklendirilemez, fark edilemez duygusu veren "internetin dünyaya gelişi", neredeyse Minerva'nın Baykuşu'nun ve tanrıların insan toplumu içine doğuşu gibi gerçekleşti. İnternet kullanıcılarının nitelikleri ve amaçları dikkate alındığında, ilk bakışta kimsenin hatta hiçbir sınıfın mülkiyetinde olmadığı zannedilebilir. Ancak İnternet'in yaygınlaştırılması, ağ ve kablo sistemlerinin kurulması gibi büyük çaplı teknik donanım hizmetlerinin gerçekleştirilebilmesi için devletlere, uluslararası anlaşmalara ve kar güdüsünden hiçbir zaman vazgeçmemiş olan büyük şirketlerin mutlak kontrolüne ihtiyaç vardır. Kontrollü bir pratik olarak İnternet kavramı, işlemeye devam eden insanı pratiklerle ilişki halinde, tabii günlük hayatlarımız içinde ona yüklediğimiz anlamla iş başındadır: Diğer teknolojiler gibi, hayatlarımıza söküp atamayacağımız bir biçimde yerleşen İnternet, sayısız insanı pratikle ve bireylerin sadece kendilerine 'anlamlı' gelen amaçları için kullanılmaktadır. “Laflama Odaları, İnternet ve Sanal Cemaat, Teknoloji Kavramı ve İnternet, İnternetin Ekonomi Politiği, Sanallık ve İnternet, İnternette Röntgencilik, İnternet ve Hukuk, Yurttaşlık Hareketi ve Küresel Direnç Platformu olarak İnternet” konularını ele alan bu derleme, İnternet “aleminin” işgal ettiği konumları ve sınırları tartışıyor. EPOS*yayınları *10/2005 Isbn:*9756790342 *208*sayfa *Dil:*Türkçe Türü: Genel Sosyoloji [*türkçe*] Fiyatı: 12,00 YTL*
__________________
ÇEŞM-İ CİHAN AMASRA (Dünyanın gözbebeği Amasra)
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 275
|
İKİZBEYİN USTAMIN DİKKATİNE :Love:
BİR DENİZCİNİN "ÇALKANTI"LI DÜNYASI İnsan ruhunun değişimini, bireyin içinde bulunduğu çevre ve toplumsal baskıları, kadınlarla erkeklerin çatışmalı ilişkilerini konu edinen Ulviye Alpay, yeni romanı Çalkantı’yı Altın Kitaplar aracılığıyla okurla buluşturuyor.1998 yılında TRT Gap Televizyon Kurumu’nun açtığı öykü yarışmasında Tombala adlı öyküsüyle birinciliği kazanan Ulviye Alpay, yazın hayatına 1999 yılında Yunus Nadi Öykü ödülünü paylaştığı Mavi Bir Merhaba ile devam etti. TRT’te Pırpır, Bir Kedi Kükredi ve Gezgin Öyküler adlı programlarda çocuk öyküleri yayınlandı. Gençler ve çocuklar için de yazan Ulviye Alpay Çalkantı isimli yeni romanı ile bir kez daha okurunun karşısına çıkıyor. Ruhsal bir yolculuk: Çalkantı Ulviye Alpay, uzun bir deniz serüveni anlatıyor Çalkantı’da. Roman, hem yüzeyde hem de derinde yapılan bir yolculuğu dile getiriyor. Alpay, okuru, Kaptan Ege Giritli’nin iç dünyasına taşırken bir yandan da Ege Giritli’nin içsel yüzleşmesini gerçekleştiriyor. “Denizi ve deniz adamlarını anlamak ve anlatmak için onların dünyasını solumak şart,” diyor yazar. “Başka türlü de anlatılamazlar. Deniz ve deniz adamlarının arasındaki duygusal bağ olmasa deniz çekilmez olurdu herhalde. İyi ki de bu duygusal bağ var, yoksa denizcilik sektörünün hali nice olurdu. Şu yadsınamaz, çok uzakta mavi suların ortasında bir yaşam var. Acısıyla tatlısıyla güzel ya da zor bir yaşam...” Geminin kaptanı: Ege Giritli Çalkantı, Ege Giritli’nin konuşmaları ile başlar. Ancak kaptanı dinleyen yalnızca okurdur. Yılların yorgunluğunu ruhunda taşıyan Giritli, bu seyahatte farklı bir önsezinin içine girmiştir... Bir şeylerin kötü gideceğinin önsezisi... Yine de içini karartmaktan kaçınır. Ancak bu, onun, kendi kendisiyle yüzleşmesini engelleyecektir. “Yalnızlık insanı düş kurmaya iterken önsezileri de güçlendirir, der yazar. Ege Giritli, elli beş metrelik kamaranın içinde elinde viski bardağı, dudağının yanına iliştirdiği sigarasıyla ileri geri gezinmektedir. Yaşama ilişkin tasarılarında kaygılar vardır. Hepimizin yaşamın bir yerinde durup sorduğumuz soruları yöneltir kendine: “Acaba yaşamımdaki ana izlek ne olmalıydı? Bu yaşam biçiminden ne kadar mutluyum? İstediğim bu muydu, yoksa koşullar mı bu tür bir yaşamı önüme serdi?” Seyahat boyunca tekrarlanan tüm bu sorulara Ege Giritli’nin verecek cevabı yoktur. İşte bu yüzden kızgındır, kırgındır ve tüm emeklerine rağmen denizi terk etmekte bulmaktadır çareyi. Ulviye Alpay romanın kahramanı Ege Giritli için şunları söylüyor: “Deniz adamını tek başına düşünürsek eğer kırılgan yanlarıyla hemen gözümüze çarpar. Denizciyi tamamlayan denizdir. Onunla varolur, bütünlenirler. Ayrıca denizciler çok da duygusal insanlardır. Özlemleri katmerlidir. Ayakları ne denli özgürlüğe yelken açmışsa yürekleri de o denli duygusallığa yelken açmıştır. Ege Giritli’ye gelince... Yıllarca deniz ve kara arasında mekik dokumuş bir deniz adamıdır o da. Düne kadar denizde olmak yeterken belli bir yaşın verdiği yorgunlukla ya da olgunlukla karada iş yapmak istemektedir artık. Ancak isteyen bir yanı. Ya öbür yanı? Ya da şöyle soralım; gerçekten karada çalışmak istiyor mu?” Denizcinin eşi Romanın diğer kahramanları arasında sesini Ege Giritli’ye yazdığı mektuplarda –roman içinde bir romandır bu- duyduğumuz karısı da vardır. Çocuklarını, yaşadığı evi ve geçmişini de yine bu mektuplarla öğrenir, Giritli’nin iç konuşmalarında tanırız kaptanın eski yoksul yaşantısını. Bu anlatılar bir yandan da dönemin Türkiye’sine tanıklık eder. Elektrik subay Volkan Atay Romanın bir diğer baş kahramanı ise Volkan Atay’dır. İlginç bir gençtir Volkan. Oldukça ilginç, zaman zaman şaşırtıcı bir geçmiş ile çıkar okurun karşısına. Romanda üstlendiği rol ise bir başka içsel yüzleşmenin karşılığıdır. Alkolin etkisiyle başlayan rahatsızlığı Volkan’ı kendi dünyasına doğru yola çıkarır. Roman, bir yandan Volkan’ın dünü ve bugününü anlatırken, metinlere sinen iç kırıklıkları oldukça etkilidir. Bir başka dünyası vardır Volkan’ın. Ancak o da Ege Giritli gibi ‘çalkantı’dadır. Çalkantı, kaderleri okyanusların kapkara sularında yaşamlarını geçirmek olan deniz adamlarının iç dünyalarına yakınlaşmaya çalışıyor. Sevgisizliğin kırılgan sularında yaşlı ve genç, iki adamın hikayesini anlatıyor bizlere. |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Special Member
![]() Giriş Tarihi: Jan 1970
Mekan: Galeri Hikmet Kitabevi-Bartın-Amasra
Mesajlar: 765
|
Tanrı'nın Egemenliği İçinizdedir
![]() Yazar: LEV NIKOLAYEVIÇ TOLSTOY Çevirmen: DOMİNİK PAMİR Lev Tolstoy’un tüm dünyada yankı bulan düşüncelerini en çarpıcı biçimde dile getirdiği bu eseri, yazılışının üzerinden 100 yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra nihayet Türkçe’ye çevrildi. 1893’te tamamlanan kitap, Rusya’da ancak elyazması kopyalar şeklinde gizlice çoğaltılıp dağıtılırken aynı yılın sonunda ve 1894 başında Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere’de peş peşe basıldı. Kitabın yayımlanmasıyla birlikte din ve edebiyat otoritelerinden gelen yoğun tepkilerle karşılaşan Tolstoy, 1901 yılında Rus Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edildi. üzerindeki tüm sansür ve baskılara rağmen beklenenin ötesinde etkilere yol açan bu kitap, çok farklı eğilim ve inanca sahip birçok insanı derinden etkileyebilmiştir. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde yaygınlık kazanan ve vaktiyle Mahatma Gandhi tarafından formüle edilen sivil itaatsizlik veya pasif direniş yöntemi, esas olarak Tolstoy’un bu kitapta dile getirdiği fikirlere dayanmaktadır. Tolstoy, bu “eşsiz” eserinde devlet, mülkiyet, askerlik, savaş ve genel olarak şiddet karşıtlığını son derece tutarlı ve mantıklı bir temele oturtmaktadır. öte yandan, şiddeti ve savaşı meşrulaştıran ve öldürmeye onay veren Kiliseyi Hıristiyanlık karşıtı bir kurum olarak gören Tolstoy, Kilise Hıristiyanlığını, “dünyanın en yozlaşmış dini” olarak niteler. Tolstoy’un karşı çıkışı, başta Hıristiyanlık olmak üzere tüm dinlerin kurumsal temellerine yönelik bir reddiyedir. Dahası, şiddeti kanıksamış olan bugünün dünyasına açık ve doğrudan bir eleştiridir. KAOS*yayınları *9/2005 Isbn:*9151005220 *350*sayfa *Dil:*Türkçe Türü: Din / Hıristiyanlık [*türkçe*] Fiyatı: 12,00 .YTL*
__________________
ÇEŞM-İ CİHAN AMASRA (Dünyanın gözbebeği Amasra)
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) | |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1,585
|
İlgi: Kitap Tanıtımları
Alıntı:
|
|
|
|
|