|
||
|
|
#1 (permalink) |
|
Technical Admin
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: Hayal Gözlüm
Mesajlar: 25,672
|
Kirşehir'in Kültürel Geleneği Ve özellikleri
Yaşama Biçimi: Osmanlı döneminde Ahilik merkezi olan Kırşehir’de toplumsal yaşamda geleneksel ahlaksal değerlerle biçimlenmiştir. 9. yüzyılın ortalarından başlayarak, Ahilik ekonomik ve toplumsal işlevini yitirmiştir. Ancak, üretim ilişkileri pek değişmediği için etkileri süregelmiştir. Ancak dinsel değerlerde günlük yaşamda belirleyici bir yer kazanmıştır. Cumhuriyet sonrasında geleneksel yapı çok az değişime uğramıştır. 1950’lerde, Kırşehir yaşamında belli bir canlanma görülmüştür. Kente en yakın merkez Ankara, bir dönem “yeni geçim kapası” gibi görülmüştür. Tarımsal alanların sınırlılığı ve verim düşüklüğü kent halkını göçe itmiştir. Nüfus artışıyla bu sorun daha önemli bir boyut kazanmıştır. “ev büyüğü” denen baba saygınlığı sürerken, geniş aile yapısının çözülmesi ilişkilerde sarsıntılar yaratmıştır.1960’larda bu süreç hızlanmış, köyden merkez ve Kaman gibi ilçelere göç yoğunlaşmıştır. Aynı dönemde büyük merkezlere ve yurt dışına işçi göçü başlamış, nüfus dalgalanmaları olmuştur. Kente göçenler, tarımsal alandan, küçük üretim yada hizmet sektörüne geçmekte, ilişkiler pek değişime uğramamaktadır. Kentteki en yaygın iş taşçılıktır. Bu yada benzer işlerde usta-çırak ilişkileri egemendir. Ahilik geleneğinin etkisi bu ilişkiyi koruyuculuk - gözeticilik boyutlarına varmaktadır. Göçler Kırşehir yaşama biçimini 1980’lerde ekilemeye başlamıştır. İl dışında çalışarak sağlanan parasal birikimler, 1970’lerde kentte yatırama yöneltmiş, kooperatif yada büyük ortaklıklar oluşturulmuştur. Burada da hemşerilik - akrabalık ilişkileri etkilidir. Kent dışındakiler de bu tür bağlarını korumaktadırlar. ![]() Giyim-Kuşam: kır-kent ayrımı giysilerde belirgindir. Merkezlerdeki kadın giyiminde moda ve pazar, kırsal kesimlerde çalışma koşullarda ve gelenekler etkili olmaktadır. Erkek giyiminde ayrılık daha azadır. Yüksek gelir grubu ve memur çevrelerinde büyük merkezlerdeki giyim biçimine özenme görülürken kent genelinde günlük ve yabanlık giysi ayırtına pek rastlanmaz. Beslenme Biçimleri: İlin tarımsal ürünleri beslenmenin de temelini oluşturur. Beslenme hamurlu yiyeceklere, et ve süt ürünlerine dayanmaktadır. Kırsal kesimlerde tüketime yönelik fasulye, domates, biber, patlıcan gibi sebzelerde yetiştirilir. Bağcılığın eski önemini yitirmesine karşın üzüm, kayısı, dut gibi meyveler yöre beslenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Erişte, salça, pekmez gibi yiyecekler giderek yerini Pazar ürünlerine bırakmaktadır. Erik, zerdali, kayısı ve elma kurularına yörede “kak” denir. Elma dışındakiler güneşte kurutulur, kışları çerez olarak yenir yada hoşaf yapılır. Elma, armut ve üzümün “kışlık” denilen özel çeşitleri de yetiştirilmektedir. Üzüm ve armut “hevenk” yöntemiyle kurutulmaktadır; meyveler saplarıyla toplanıp bir gün güneşte bekletilir. Saplar yumuşadıktan sonra kalınca iplere dizilerek kiler yada mahzenlerde tavanlara asılır, saklanır. Meyve kurularından nohutlu tatlıda yapılmaktadır. “haside” denilen zerdali yağlaması, yöreye özgü tatlılardandır. Ayrıca üzüm, armut, elma gibi meyvelerden pekmez yapılmaktadır. Pazara yönelik üretime dönüştükten sonra, Kırşehir bölgesinin pekmez üretimi merkezlerinden biri olmuştur. Pekmezden evlerde “köftür” denen yiyeceklerde yapılmaktadır. Taze pekmez un karıştırarak pişirilir. Pelte kıvamına gelince büyük tepsilerde soğumaya bırakılır. Soğuyup sertleşince baklava biçiminde kesilir. Bozulmasını önlemek için nemsiz yerde saklanır. Yine pekmezle “kedi batmaz” denen bir tür tatlı yapılır. Kuru yufka ufalanarak bir kaba konulur üzerine sıcak pekmez dökülür, soğuyunca yenir. Yörenin en yaygın et yemeği tavuk yada hindi etinden yapılan “çullama” dır. Yağ ve unla pişirilen göğüs eti tavuk suyuyla muhallebi kıvamına gelinceye kadar kaynatılır. Pirzola türü etler küllenmiş ateşte pişirilir. Buna “söğürme” denmektedir. Süt ürünlerinden yağ, ayran vb. şekilde yararlanılmaktadır. YEMEK ÇEŞİTLERİ Tandırda Çömlek paça : Koyun veya kuzunun baş ve ayakları, tüyleri temizlendikten sonra parçalanır. Bir çömlek içine sarımsak ve su ilave edilerek baş ve ayaklar konur. Çömleğin ağzı bağlanarak közlü bir tandırın içine gömülür. Piştikten sonra üzerine limon sıkılır ve servis yapılır. Keşkef:Döğülmüş buğday birkaç gün ıslatılır. Kabarınca ezilir. İnce lif haline getirilip yağ ve etle muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Üzerine salçalı yağ dökülerek servis yapılır. Çömlekte Kuru Fasulye : Kuru fasulye haşlanarak suyu süzülür. Kuşbaşı et biraz pişirildikten sonra üzerine salça yağ, soğan ve tuz ilave edilir. Haşlanmış fasulye ve etler ile içinde sıcak su bulunan bir çömleğin ağzı kapatılarak köz halinde bulunan tandırın içine konur. İki saat kadar piştikten sonra tandırdan çıkartılarak servis yapılır. Mantı (Kesme Mantı) : Una yumurta katılarak hamur yapılır. Tuz ilave edilir. Hamur yuvarlak bezi yapılır. Oklava veya merdane ile açılır. Hafif kurumaya bırakılır. Açılmış olan ve biraz kuruyan hamur üstüne konup ince dilimler halinde kesilir. Kesilen mantılar kurutulur. Pişirmesi ise makarna gibi olur. Suyu kaynatılır ve biraz tuz atılır. Mantı kaynayan suda haşlanır. Ve suyu süzülür. Önceden hazırlanan sarımsaklı yoğurt ile iyice karıştırılır. Sonra bir başka kapta üzerinin sosu hazırlanır. Sos yağ, bolca, domates, biber, kıyma ile yapılır. Sosa karabiber, pul biber, maydanoz eklenir. Sarımsaklı yoğurt ile karıştırılmış mantının yine üzerine sos dökülerek servise hazır hale getirilir. Yoğurt Çorbası : Yarma denilen döğme buğdayla yeşil mercimek, biraz haşlanmış nohut güzelce yıkanır. Süzme yoğurt ile bunlar iyice karıştırılır. İçine bir yumurta kırılır. İki kaşık kadar un katılır. Çok az ayçiçek yağı damlatılır. Mevsimine göre içine yaş veya kuru nane katılır. Bunlar iyice karıştırılır. Biraz su ilave edilir. Kaynayıncaya kadar karıştırılır. Devamlı karıştırılmazsa çorba kesilebilir. Çorba ateşe konunca içine patates, yeşil biber, patlıcan atılır. İlkbaharda temizlenmiş kenger atılır. Çorba piştikten sonra başka bir kapta kuru nane ile yağ hafif kavrulup çorbanın üzerine dökülür. Çorba servise hazırdır. Gendeme (Kemikli et) : yarım kilo kuş başı et tencereye konulur. Suyu çekilinceye kadar ateşte pişirilerek, soğan doğranır. Biraz yağ ilave edilerek, pişinceye kadar beklenir, daha sonra domatesi ve biberi ilave edilip çok miktarda su konur. Yarım kilo yarma ilave edilirse 2 kilogram su konur. Tuz ilave edilip yarma dağılacak duruma gelinceye kadar pişirilerek servise hazır hale getirilir. Pelte : ½ kg un, 250 gr. Tereyağı, 250 gr pekmez. Un yağ ile pembeleşinceye kadar kavrulur. Biraz su ile pekmez ilave edilir. Karıştırılarak suyu çekilinceye kadar pişirilir. Biraz tuz ilave edilip ateşten indirilir. Tabaklara konduktan sonra üzerine tereyağı eritilerek dökülür.
__________________
YU-MA-TU-NEXT&NEXTSTAR-DREAMBOX LÜTFEN SORUNLARINIZI PM İLE SORMAYIN FORUMA YAZIN BİRLİKTE PAYLAŞALIM PM İLE SORULAN SORULARA KESİNLİKLE CEVAPLANMAYACAKTIR.
|
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#2 (permalink) |
|
Technical Admin
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: Hayal Gözlüm
Mesajlar: 25,672
|
İlgi: Kirşehir'in Kültürel Geleneği Ve özellikleri
Ekmek yapımı İnançlar Ve Töresel Yapı: Osmanlı döneminde toplumsal yapıyı biçimlendiren dinsel ahlaksal değerlerle Ahilik gibi iş örgütlenmeleri, Cumhuriyet sonrasındaki inançlar ve töresel yapıyı da etkilemiştir. Geleneksel ilişki ve değerler kent yaşamındaki önemi büyük ölçüde korumaktadır. Dinsel Yapı Ve Boş İnançlar : Tekke ve dergahlar çeşitli dinsel yolların eğitim alanı olmuştur. Kapanışlardan sonrada bunların kent yaşamındaki etkileri sürmüştür. Bektaşilik, yaygın inanma kaynağıdır. 1937’de Kırşehir ve dolaylarında oturan Alevi köylüleri, çocuklarını Hacıbektaş Çelebilerine tekke için adak verirlerdi. Din uluları, ermişler ve kahramanların olduğu söylenen birçok gömüt, yada türbe adak ve ziyaret yeridir. Şeyh Süleyman Veli, Ahi Evran-ı Veli, Karakurt Baba, Aşık Baba türbeleri bunlardandır. ![]() Evlenme Gelenekleri : Yöre evlenmelerinde görücülük, başlık, gelinlik etme, çokeşlilik gibi geleneksel yöntemler geçerlidir. “gelinlik etmede” yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Merkezlerde bırakılan bu gelenek kırsal kesimlerde geçerliliğini korumaktadır. Gelin belli bir süre doğurmazsa (1-2 yıl) kocası yeniden evlenmeye hak kazanır. Özellikle kırsal kesimlerde doğal olan bu durumlarda gelinde görümcelere katılır. Kocasına yeni bir eş arar. Yakın köylerden beğenilen 14-15 yaşlarındaki yeni eşe “ferik” denir. Evlenme çağında oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur’da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında “köme” denilen kır gezisine çıkılır. Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip, görüşü alındıktan sonra görücü gidilir. İlk görüşmeden sonra ailenin yada çevrenin saygınlarından birkaç dünür gider. Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. “ Yedik içtik, ölçüp biçtik, gelene niye geldin denilmez, Allah’ın emrine hiç karşı gelinmez, bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı, kerimenizi Allah’ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?” Kız babası ya da evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için zaman ister. Kimi yörelerde yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için, evin bir yerine çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür. “küçük şerbet” denen söz kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna “belliliketme” denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu uygunsa “iki başın görülmesi” yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek evince karşılanır. Kırsal kesimde iki başın görülmesi yanında başlık alındığı da görülmektedir. Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur. Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır.Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine “küçük nişan” denir. Ev dışında “okuntu yeri” denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez. Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu düğüne çağırır. Düğünler genellikle perşembe günü başlar, Pazar günü biter. Düğün evinin belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde bayrak direğinin ucuna soğan ve elma takılmaktadır. Kırşehir düğünlerinde davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi. Kentin Bağbaşı mahallesinden tutulan köçeklerle çalgıcılar bir ekip oluşturur. Cuma günü öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün evine “hayırlı olsun a” gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, 2 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir. Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde kırılırken “kına özenmiyor” diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer. Gelin kaynanası armağan verdikten sonra avucunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır. Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır.Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur.Anası kız kardeşleri ve akrabaları “sen bana dert arkadaşıydın, seninle dertleştim. İşlerime şimdi kim bakacak? Hasta olsam sen bakardın bana şimdi kim bakacak?” gibi sözlerle onu ağlatırlar. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna “kayın gitme” denir. Masalar kurulur. “dokuz butlu tavuk” istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru “dan pilavı” denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır. Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına “gardaş - emmi dayı yolu” gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır. Babası gelini kayınbabasına teslim eder. O da “ yengesi”denen gelinin arkadaşı yada akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Geçmişte atlı araba, fayton yada yalnız atlılardan oluşan gelin alayının yerini günümüzde otobüs ve minibüsler almıştır. Köylerde alay gömütlük, ziyaret yeri gibi kutsal yerlerden geçerek, kentte tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir. Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar. O akşam komşulardan 5-10 genç “güvey başı” yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Güvey kurtulunca dini nikah kıyılır. ![]() Doğum Ve Çocukla İlgili Gelenekler : İlde çok çocukluluk yaygındır. Aileler daha çok erkek çocuk ister. Bu amaçla gelin eve girer girmez kucağına erkek çocuk verilir. Gebelik döneminde erkek çocuk için hazırlık yapılır. Kadının erkek doğurması ona saygınlık yaratır. Kız doğuranlar için kullanılan “oğlan doğurmuş gibi ne yatıyorsun” sözü yörede tekerlemeye dönüşmüştür. Sancılar başlayınca gebeye şerbet içirilir, boyuna ayet yada Kuran takılır. Kırsal kesimlerde genelde doğumlar ebesiz olur. Doğumdan 3 ezan geçtikten sonra bebek gürbüz olsun diye, ailede en iştahlı birinin yardımıyla emzirilir. Aynı amaçla çocuğun boyuna tereyağı sürülür. Yıkanıp kundaklanan bebeğin baş ucuna nazar değmesin, al basmasın diye Muska ve kuran asılır. Yastığı yanına sarımsak soğan ve yumurta konur. Çocuğun rahatlaması için altına elenmiş toprak konur. Sabahleyin çocuk uyanınca büyükler toplanır ad koyma töreni yapılır. Ailenin en yaşlısı çocuğu kucağına alarak kulağına ezan okur. 3 kez adını söyler 40 gün dolmadan dışarı çıkarılmayan bebek kırkından sonra komşulara gezmeye götürülür. Buna “40kovalama” denir. Erkek çocuklarında sünnet dönemi 6 haftalıktan başlar. Sünnet düğünü ve kirvelik gelenekleri yaygındır. Kırsal kesimde yemek ve eğlenceyle yapılırken, merkezde fayton yada taksiyle sünnet çocuğu ve arkadaşlarının çevrede gezdirilmesi, hamama götürülmesi gelenekler arasındadır. Ömrünün kısalığı düşüncesiyle çocuk 1 yaşına gelmeden saçı kesilmez. Dişi çıktığında ilkin kimsenin duyup görmemesine çalışılır. Ana evin büyüklerinden birine “şunun dişiçıkmış mı?” diye sorar. O da çocuğun azına bakarak dişinin çıktığını söyler. Armağan verir. ![]() Geleneksel Şenlikler : Kırşehir’de yakın zamana değin gençler arasında muhabbet toplantıları sürmekteydi. Özellikle Kayabaşı gençleri belli aralıklarla, yatsı namazından sonra bir yerde toplanırlardı. Muhabbet, çevreden gizli tutulurdu. Şenliğin başkanı, düzenleyicisi efe olmakla birlikte yönetici durumundaydı. Efe köşede mindere oturur, gençler yaş saygınlık sırasına göre onun yanında otururlardı. Sofra düzeniyle, içkilerle ve çalgılarla saki ilgilenirdi. Muhabbet peşrevle açılır, divan koşma ve semailerle sürerdi. Yöresel türküler söylenip oyunlar oynanırdı. Sabaha karşı dağılan muhabbetlerde, ağırbaşlılık ve dürüstlük temel esastı. Köylerde sürdürülen şenlik türü geleneklerden biride “ kış yarısı gezmeleridir ” genellikle mart ortalarında yapılır. Gençlerden biri ayı postuna bürünür. Buna ayı donatma denir. Kuyruğuna çan takılır. Zil takılarak ev ev gezdirilerek oynatılır. Ev sahibi onun gönlünü almak için para, yağ, pekmez, üzüm verir.
__________________
YU-MA-TU-NEXT&NEXTSTAR-DREAMBOX LÜTFEN SORUNLARINIZI PM İLE SORMAYIN FORUMA YAZIN BİRLİKTE PAYLAŞALIM PM İLE SORULAN SORULARA KESİNLİKLE CEVAPLANMAYACAKTIR.
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Technical Admin
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: Hayal Gözlüm
Mesajlar: 25,672
|
İlgi: Kirşehir'in Kültürel Geleneği Ve özellikleri
KIRŞEHİR'İN AKARSULARI
Kırşehir ili asıl olarak Kızılırmak ve onun önemli kollarından biri olan Delice ırmağın havzaları üzerinde bulunmaktadır. Ayrıca il topraklarının küçük bir bölümü de kapalı havza durumundadır KIZILIRMAK:İç Anadolu’nun kuzeydoğusunda Kızıldağ dan doğan Kızılırmak, Sivas, Kayseri, Nevşehir ve Kırşehir’i geçtikten sonra, kuzeybatıya döner ve Kırşehir kentinin 17 km. güneyinden geçerek akışını sürdürür. Ülkenin akarsularında olduğu gibi Kızılırmak’ın da akış rejimi çok düzensizdir. Havzaya yaz mevsiminde yeterince yağış düşmez. Buharlaşmanın çokluğu yüzünden ırmağın suyu bu mevsimde azalır. Kış aylarında ise Kızılırmak havzasının orta ve yukarı kesimlerinde yağılar kar şeklinde olduğundan su düzeyinde önemli bir yükselme görülmez. Kırşehir’e girmeden önce Gülşehir yöresinde ırmağın ortalama debisi 85.167 metre küp/saniye olarak saptanmıştır. Akarsu üzerinde yapılmış olan Hirfanlı ve kesik köprü barajları il sınırları içinde bulunmaktadır. Kızılırmak Kırşehir-Kılıçözü Deresi: Baran Dağının kuzey yamaçlarından kaynaklanan Kırşehir-Kılıçözü deresi önce kuzeye akar sonra güneye doğru genişçe bir yay çizerek Çoğun, Kırşehir ve Güzleri geçerek Kızılırmak’a katılır. Uzunluğu yaklaşık 80 km olan akarsu Coğun’a dek Araözü Deresi adıyla anılır. Çoğun ile Kızılırmak’a karıştığı taka yöresi arasında, batıdan İğdeli öz ve Salgösteren, doğudanda baş deresiyle Büyük Dereyi alır. Kırşehir-Kılıçözü deresinin sularında geniş ölçüde sulamada yararlanılmaktadır. 1960’ların 2. yarısında devlet su işlerince yürütülen yoğun çalışmalarla akarsu üzerinde Çoğun Barajı ile İğdeliöz, Kılıçözü ve Güzler sulama regülatörleri yapılmıştır. Akarsuyun su rejimi düzensizdir. Kurak yaz aylarında suyu önemli ölçüde azalır. Kış ve bahar aylarında ise, sağanak yağışlardan sonra taşmaktadır. 23-24 Ocak 1966 tarihinde şiddetli yağmurlar ve eriyen karlarla kabaran akarsu taşmış, vadi tabanlarında tarım alanları sular altında kalmış, ayrıca Kırşehir kentinde 41 yapı ağır zarar görmüştür. Delice ırmak: Kızılırmak’ın önemli bir kolu olan Delice ırmak Yozgat’taki plato ve dağların güney yamaçlarından 3 kol halinde başlar. Bu küçük kolların birleşmesiyle ırmağa dönüşen akarsu, Yerköy ilçesinden sonra, Yozgat-Kırşehir sınırını oluşturacak şekilde kuzeybatı yönünde akar. Gölcük bucağının batısında il toprakları dışına çıkan delice ırmak, Çorum il alanında kuzeye döner Kızılırmak’a karışır. Uzun ve kurak geçen yaz aylarında şiddetli yağışlar ve eriyen karlarla kabarmaktadır. Delice ırmak’ın ortalama debisi Yerköy’de 27.233 metre 3 /saniye olarak ölçülmüştür. Kaman-Kılıçözü deresi: Kaman ilçe alanından çok sayıda kol halinde başlayan Kaman-Kılıçözü deresi kırık fay hattı boyunca kuzey yönünde akar. Uzunluğu yaklaşık 150 km olan akarsu Karaova bucağının batısında ilin kuzey bölümünde yer alan dağ ve platoların sularını toplayan Malaközü deresini alır. İlin Ankara ile sınırını oluşturacak şekilde akan Kaman-Kılıç özü deresi, Ocakbaşı Bucağında il sınırları dışına çıkar. Daha sonra doğuya yönelerek. Ankara-Yozgat sınırında Delice ırmak'a karışır. Kırşehir’de bu akarsuların dışında Seyfe Gölüne akan çok sayıda küçük derecik ile kuzeyde Delice ırmak’a güneyde Kızılırmak’a dökülen dere ve çaylar vardır. Yaz aylarında bu dere ve çayların büyük çoğunluğu kurur. Seyfe Gölü Kapalı Havzası: Kızılırmak havzasından başka, ilde tarımsal açıdan önem taşıyan bir de kapalı havza bulunmaktadır. İl alanının kuzey-güneybatı doğrultusunda ortadan bölen dağlar ile güneydoğu yönünde uzanan Kervansaray Dağlarının çizdiği üçgen içinde kalan Seyfe Gölü kapalı havzası 3. zamanda bir neojen gölü durumundaydı. Daha sonra tektonik hareketler sonucu sular çekilmiştir. Çevre dağlardan dar ve derin vadiler açarak inen akarsularla taşınan maddeler suların çekilmesiyle açığa çıkan neojen göl tortularının üzerine yığılmış ve kalın bir alüvyon toprak tabakası oluşmuştur. Seyfe gölü havzadaki bu neojen gölünün bir havzasıdır. Göl havzada, orta büyüklükte bir su yüzeyi oluşturmaktadır. Gölün çevresinde, ilin ova niteliği taşıyan en geniş tarım toprakları yayılmaktadır. VADİLER Yapısında karstik oluşmalar egemen olan Kırşehir platosunda vadiler çok önemlidir. Yumuşak ve aşınması kolay olan topraklarda akarsular derin yarıklar açmıştır. Seyfe Gölü çöküntü alanına açılanlar ve kırık fay hattına yerleşmiş olanlar dışında vadiler genellikle dar ve diktir. Bu nedenle tabanları, ova yada geniş tarım düzlükleri oluşturacak denli geniş değildir. Kızılırmak Vadisi: Ülkenin en uzun ve en önemli vadisi olan Kızılırmak vadisi iç Anadolu’da geniş bir yay çizdikten sonra kuzeye yönelerek Karadeniz'e dek uzanır. Kırşehir ili bu yayın iç kesiminde yer alır. Kayseri’nin kuzeyinde başlayan Kızılırmak vadisi Nevşehir ilinin ortasından geçer. Sonra Kırşehir’in güneyinden geçip Ankara il alanına sokulan vadi Orta Anadolu’nun düşük yükseltili platolarında geniş bir koridor oluşturur. Yürücek’in doğusundan il alanına giren vadi, Ecikağıl dan sonra Ankara - Kırşehir sınırını oluşturacak şekilde Ağapınar yöresine dek uzanır. Türkiye’nin en önemli barajlarından olan Hirfanlı ve Kesikköprü, Kızılırmak Vadisi’nin bu kesiminde yapılmıştır. Kırşehir-Kılıçözü vadisi:Kuzeybatı güneydoğu doğrultulu fay hattı boyunca uzanan Kırşehir-Kılıçözü vadisi, Baran Dağının kuzey yamaçlarından başlar, Sofulara dek kuzey yönünde uzanan vadi, buradan sonra önce doğuya sonra güneye dönerek Çuğun’a dek gelir. Aynı yönde uzanan vadi Kırşehir kenti ve güzleri geçtikten sonra Kızılırmak vadisine açılır Kırşehir-Kılıçözü vadisi, çoğuna dek dar ve diktir. Çuğun’dan başlayarak genişleyen vadi tabanı, Kızılırmak vadisine dek sürer. Geniş vadi tabanının ortasından akan akarsu yatağını doğusunda ve batısında, taşınma yoluyla oluşmuş önemli tarım alanları sıralanmaktadır. Çoğunda vadinin daraldığı bir noktada kurulan Çoğun barajı ve Güzler regülatörü aracılığıyla sulanan bu topraklar ilin en önemli tarım alanları durumundadır
__________________
YU-MA-TU-NEXT&NEXTSTAR-DREAMBOX LÜTFEN SORUNLARINIZI PM İLE SORMAYIN FORUMA YAZIN BİRLİKTE PAYLAŞALIM PM İLE SORULAN SORULARA KESİNLİKLE CEVAPLANMAYACAKTIR.
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Technical Admin
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: Hayal Gözlüm
Mesajlar: 25,672
|
İlgi: Kirşehir'in Kültürel Geleneği Ve özellikleri
Ovalar Çoğun Ovası: Çoğun barajının yapılmasından sonra, barajdan sulanan ve vadi tabanlarında Merkez ilçeye dek yaklaşık 17-18 km uz<anan topraklar, Çoğun ovası adıyla anılmaya başlamıştır. Akarsuyun taşıdığı maddelerin birikmesiyle oluşan ovanın yüzölçümü 2.500 hektara yaklaşmaktadır. Karasal iklim özellikleri nedeniyle, bitkisel ürün çeşidi pek olmayan Kırşehir’de bu toprakların modern sulamaya açılmasıyla sanayi bitkileri ve meyve üretimi artmış ilin tarımsal geliri yükselmiştir. Güzler ovası: Merkez ilçenin güneyinde Kırşehir-Kılıçözü deresi üzerine Güzler sulama regülatörünün yapılmasından sonra bu regülatörden sulanan ve Kızılırmak’a dek uzanan Kırşehir-Kılıçözü vadisinin tabanına Güzler Ovası denilmeye başlanmıştır. Uzunluğu 15km olan ova 2.400 hektar alan kaplamaktadır. Taşınma sonucu oluşan ve kalın bir toprak tabakası ile kaplı olan ovada, daha çok şeker pancarı, soğan, patates gibi baklagiller yetiştirilmektedir. GÖLLER Kırşehir il sınırları içinde bir doğal göl ve 3 baraj gölü vardır. Bunların özellikleri şöyle sıralanabilir.Seyfe Gölü: Göl il alanının doğusundaki çöküntü alanının tabanında oluşmuştur. Denizden 1.110 metre yükseklikte olan Seyfe gölü, yağışların bol olduğu aylarda kabararak yaklaşık 15 km2’lik bir alana yayılmaktadır. Bu nedenle kış ve bahar yalarında gölün çevresi bataklığa dönüşmektedir. Gölün suları tuzludur. Yazın sular buharlaşınca kıyıda tuz tabaları kalmaktadır. Eskiden bu tuz yatakları Tekel tarafından işletiliyordu. Ancak daha sonra nitelik düşüklüğü nedeniyle durdurulmuştur. Gölün derinliği 3-5 metre arasında değişmektedir. Gölden sulama yararlanılmadığı için, kabarma döneminde çevre taban suyu yükselmekte ve tuzluluğa bağlı olarak çoraklaşma görülmektedir. Hirfanlı Baraj Gölü: Kaman ilçesinin 19 km güneybatısında ve Kızılırmak üzerinde bulunan Hirfanlı barajı, elektrik üretimi, taşkın önleme ve sulama amacıyla kurulmuştur. Baraj gölünün uzunluğu 75 km en geniş yeri 15 km alanı ise 320 km2’dir. Temelden yüksekliği 81 metre olan Hirfanlı Barajı’nın su hacmi 6 milyar m3 dolayındadır. Gölün suyu tatlı olup içinde sazan, yayan türünden balıklar ile yengeç ve bol miktarda tatlı su midyesi yaşamaktadır. Gölde değerli balık türlerinin üretilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Hirfanlı Baraj gölünün yöre iklimine uyumlu etkileri olmuştur. Kaya dolgu tipinde yapılan baraj 1960’ta işletmeye açılmıştır. Keban’dan sonra Türkiye’nin en büyük baraj gölü olan Hirfanlı Yılda ortalama 400 milyon kw/saat enerji üretmektedir. Kesikköprü Baraj Gölü: Hirfanlı barajına 25 km uzaklıkta, kesikköprü yöresinde yine Kızılırmak üzerinde kurulan baraj, 1966’da işletmeye açılmıştır. Bir bölümü Ankara il sınırları içinde kalan baraj gölü, kaman ilçesine bağlı Büğdüz köyü topraklarını sular altında bırakmıştır. Gölün uzunluğu 15 km en geniş yeri 2,5 km, alanı ise 38 km2 dolayındadır. Gölün tatlı olan suyunda sazan ve yayın türü balıklarla bol miktarda tatlı su midyesi üretilmektedir. Çuğun Baraj Gölü: Çuğun bucağının kuzey batısında Kırşehir-Kılıçözü deresi üzerinde yapılan baraj 1970’lerin ortalarında işletmeye açılmıştır. Sulama ve taşkın kontrolü amaçlı olan baraj, toprak kaya dolgu tipindedir. Temelden yüksekliği43 metre, toplam su hacmi 22 milyon m3 dolayındadır. 238 km2 alanın sularını toplayan barajdan, 2.068 hektar alanın sulanmasında yararlanılmaktadır.
__________________
YU-MA-TU-NEXT&NEXTSTAR-DREAMBOX LÜTFEN SORUNLARINIZI PM İLE SORMAYIN FORUMA YAZIN BİRLİKTE PAYLAŞALIM PM İLE SORULAN SORULARA KESİNLİKLE CEVAPLANMAYACAKTIR.
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Technical Admin
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: Hayal Gözlüm
Mesajlar: 25,672
|
İlgi: Kirşehir'in Kültürel Geleneği Ve özellikleri
EKONOMİ
Kırşehir ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanayi bakımından en az gelişmiş iller arasındadır. Faal nüfusun %80 i tarım, hayvancılık, ormancılık, avcılık ve balıkçılığa dayanır. Sanayi sektöründe uğraşanlar %7 dır. Göçler sebebiyle nüfus artışı azalmıştır. Sanayi: Kırşehir sanayi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanayi kuruluşları; PETLAS Lastik Sanayisi A.Ş. Un fabrikaları, üç tuz imalathanesi, matkap ucu üreten Oralsan Makine Tarım Sanayi ve Ticaret AŞ., Süt Endüstri kurumunun peynir ve tereyağı Fabrikası, Meytaş kireç ve tuğla fabrikası, Türktur Turizm ve İnşaat A.Ş. , Yem ve Bulgur Fabrikası,. Kırşehir halı ve seccadeleri çok meşhurdur. Geleneksel Sanatlar: İlde halı ve kilim dokumacılığı önemlidir. Sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte dokumacılık il merkezinde önemini yitirirken, ilçe ve köylere kaymıştır. Geçmişte büyük önem taşıyan bakırcılık ortadan kalkmış gibidir. Yörede geleneksel olarak sürdürülen taş işlemeciliği günümüzde gelişerek dış pazara yönelmiştir. Bakırcılık: İlin tüm gereksimini karşılayan bakırcılık Uzunçarşı’da sürdürülmektedir. Dokumacılık:dokumacılık ilçelerde ve köylerde sürdürülmekte ve halkın geçim kaynaklarında birini oluşturmaktadır. Halıcılık: Halıcılık önceleri evler için yapılırdı. Gününüzde Pazar için üretilen halılar, birinci kalite sırt yününden ve çift kat düğüm ile dokunmaktadır. Taş işlemeciliği: İl merkezinde yaklaşık 15-20 taş atölyesi bulunmaktadır. Geçmişte buralarda basit ev eşyası yapılırken günümüzde dış pazara yönelik süs eşyası, satranç takımı yapımları başlamıştır. Mimarlık: Kırşehir’de mimarlık çok önceleri başlamıştır. Örneğin Kızılırmak’ın kollarının üzerine köprüler kurulmuştur. Tarım: Tarım ilin mühim ekonomik kaynağı olup başlıca tarım ürünleri şunlardır; ![]() 350 bin ton buğday, 50 bin ton arpa, 20 bin ton çavdar, 20 bin ton mahlut, 2 bin ton fasulye, 1500 ton mercimek, 30 bin ton patates, 50 bin ton şeker pancarı ve 200 ton keten yetişir. Sebzecilik gelişmemiştir. Kaysı ![]() Elma Üzüm Kiraz NOSTALJİ Hayvancılık: Kışların sert ve uzun geçmesi ve bitki örtüsünün cılız olması sebebiyle havancılık ancak 2. derecede bir geçim kaynağıdır. Hayvan kapasitesi 500 bin koyun, 120 bin tiftik keçisi, 10 bin kıl keçisi ve 120 bine yakın sığır, 500 bin kümes hayvanıdır. Deve kuşu üretme çiftlikleri de açılmıştır.![]() ![]() Madenler:Yer altı kaynakları zengin sayılmaz. Maşlıca madenleri; mermer, tuz, maden kömürü ve flüosittir. Oniks mermerleri meşhurdur. Yılda yaklaşık olarak 2500 ton onyx mermer taşı işlenmektedir.
__________________
YU-MA-TU-NEXT&NEXTSTAR-DREAMBOX LÜTFEN SORUNLARINIZI PM İLE SORMAYIN FORUMA YAZIN BİRLİKTE PAYLAŞALIM PM İLE SORULAN SORULARA KESİNLİKLE CEVAPLANMAYACAKTIR.
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Technical Admin
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: Hayal Gözlüm
Mesajlar: 25,672
|
İlgi: Kirşehir'in Kültürel Geleneği Ve özellikleri
ETKİNLİKLER FESTİVALLER - ŞENLİKLER:Kırşehir'de; Atatürk'ün 23 Aralık'ta Mucur'a, 24 Aralık'ta Kırşehir'e ve 25 Aralık'ta Kaman'a 1919 yılında gelişinin yıldönümleri kutlanır. Ayrıca esnaf kuruluşları birliğince Aşık Paşa'yı anma günü düzenlenir. ETKİNLİK ADI YAPILDIĞI TARİH Yunus Emre'yi Anma GünüYAPILDIĞI YER 1-31 mayıs Halk Ozanları ŞöleniKIRŞEHİR 1-31 Ağustos Kaman Ceviz FestivaliKIRŞEHİR 1-7 Ekim Ahilik Kültürü Haftası ve Esnaf BayramıKAMAN 8-14 Ekim Atatürk'ün Mucura GelişiKIRŞEHİR 23 Aralık Atatürk'ün Kırşehire GelişiMUCUR 24 Aralık Halk Ozanları ŞöleniKIRŞEHİR Temmuzun Son Haftası KIRŞEHİR Kırşehir'de her yıl ekim ayının ikinci haftasında kutlanan Ahilik Kültür Haftası ve Esnaf Bayramı, 1965'ten beri geleneksel olarak sürdürülmektedir. 1977'den itibaren Uluslararası nitelik kazanan ve Esnaf Bayramı olarak kutlanan şenlikler, 1987'de Kırşehirlilerin yoğun girişimleri sonucu "Ahilik Kültür Haftası" olarak resmiyet kazanmıştır. Hafta süresince ilde kurulan kutlama komitesinin organizasyonu ile sempozyumlar, paneller ve gösterilen düzenlenir. Ahi sofraları kurulur, Ahiliğin geleneksel törenlerinden "Şed Kuşatma" gösterileri yapılır. Kırşehir'de her yıl yapılan Ahilik Kültür Haftası ve Esnaf Bayramının amacı şudur: Türk esnafının önderi, kooperatifler, işçi sendikaları, sosyal sigortaların fikır atası, esnaf dernekleri birlikleri, federasyonlar ve konfederasyonların öncüsü olarak bilinen Ahi Evran'ın çağdaş yaşam şartlarına uygun törelerini yaşatmak, ticarette ve sanatla ahlaki temellere dayalı güzel geleneklerini, tüm esnaf sanatkarlarına ve tüm dünya esnaf sanat karlarına duyurmak ve onların her yıl Kırşehir'de biraraya gelmelerine imkan hazırlamaktadır Eşine pek rastlanmayan Kaman cevizinin ülkemize tanıtılması, hakkettiği ilgiyi görmesi ve Kaman çiftçisinin ceviz üretimine teşviki gibi amaçlarla. Kaman Belediyesi tarafından 1991 yılından itibaren her yıl ekim ayında Ceviz Kültür ve Sanat Şenliği düzenlenir. "Altın Ceviz" festivali adı da verilen şenlikler bir bayram havası içinde, halkın da büyük katılımı ile kutlanır. En iyi cevizi üretenlere çeşitli ödüllerin de verildiği festivale, ünlü sanatçılar, yazarlar ve akademisyenlerde katılmaktadır
__________________
YU-MA-TU-NEXT&NEXTSTAR-DREAMBOX LÜTFEN SORUNLARINIZI PM İLE SORMAYIN FORUMA YAZIN BİRLİKTE PAYLAŞALIM PM İLE SORULAN SORULARA KESİNLİKLE CEVAPLANMAYACAKTIR.
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Technical Admin
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: Hayal Gözlüm
Mesajlar: 25,672
|
İlgi: Kirşehir'in Kültürel Geleneği Ve özellikleri
YAŞANMIŞ KIRŞEHİR ESPİRİLERİ (Derleyen: Mehmet ATILGAN) Kırşehir KTV yayınlarından ![]() Bir partide belediye meclisine aday olan bir hemşerimizin, işyerine dükkan sahibi olan başka bir parti adayının afişlerini astığını... Bir Partinin İl Genel Meclis Üyesi adayının kazandığının açıklanması üzerine. tam beş tane koyun kesip ziyafet çektiğini... Ertesi gün, bir yanlışlık olduğunun ve başka bir parti adayının kazandığının anlaşılmasından sonra, ziyafet çeken hemşerimizin Seçim Kurulu Başkanlığı'na gidip, " Bizim kestiğimiz 5 koyunun hesabı ne olacak " dediğini... Bir partide şoför olarak çalışan hemşerimizin, Petlas'ın özelleştirilmesiyle bazı arkadaşlarının işsiz kalmasından etkilenerek " Yakında bizde işsiz kalırsak şaşmayın " demesi üzerine, bir arkadaşının " Hayrola sizin partiyi de mi özelleştirecekler " dediğini... Seçimlerden önce bir adayın "Seçimi kazanamassam, kendimi cıncıklı cami'nin minaresinde atarım " dediğini... Aradan yıllar geçmesine rağmen hiç oralı olmadığını... Çok etkili makam sahibi olan bir hemşerimizin, yanında elektronik ve uydu konusunda uzman birisi olduğunu unutarak telsiz kapalıyken personeline emirler yağdırdığını... Bir hemşerimizin hayvanat bahçesindeki hayvanların kışın soğukta ne yaptıklarını düşünüp, sabaha kadar uyumadığını... 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde bir ilkokul öğrencisinin öğretmenine götürmek için babasından çiçek istediğini; babasının da büyük bir ayaklı çelenk yaptırarak, kendi ismini yazdırıp, getirdiğini... Büyük kentlerin dışındaki yerleşim merkezi anlamına gelen " Taşra " kelimesini bilmeyen bir hemşerimizin " Taşra Ankara'ya mı bağlı " diye sorduğunu... Ortaokullarda okutulan Milli Tarih kitabını yazan ve İnkilap Tarihi kitabı yazmaya hazırlanan 21 yıllık öğretmen bir hemşerimizin hala Anıtkabir'i görmediğini.. Anahtarını unutan bir hemşerimizin gece geç saatte eve geldiğinde ailesini uyandıramaması üzerine, cama taş atarken evinin camını kırdığını, civardan şikayet üzerine olay yerine gelen güvenlik güçlerine de " Bu memlekette demokrasi yok mu, evimin camını kıramaz mıyım " dediğini... Konfeksiyoncu bir hemşerimizin, dükkanına gelen arkadaşlarının şakayla ceket ve pantolonlarını yırttığını ve yenilerini sattığını... Bir hemşerimizin vantilatörü telefona yaklaştırarak bir arkadaşına " Ben Kırşehir'in üzerindeyim, helikopterim arıza yaptı, rastgele bir numara çevirdim siz çıktınız, Kırşehir'de nereye iniş yapabilirim " dediğini... Arkadaşının da " Kale'ye in ağbi " deyip telefonu kapattıktan sonra dışarı çıkıp yukarıya bakarak helikopter aradığını... Gözlüğü buğulanan bir hemşerimizin, yolda giderken arabanın camı puslandı sanıp, sık sık durup arabanın camını sildiğini... Bir İl Genel Meclisi Üyesi hemşerimizin kendi adına bastırdığı kartvizitleri herkese dağıttığını, hatta bir milletvekiline de kartını vererek " Bir ihtiyacınız olursa, başınız sıkışırsa beni çekinmeden arayabilirsiniz " dediğini... Bir hemşerimizin sızlaya dişine, hava almasın d |