Geri Git   Number 1 Forum Group > GENEL KONULAR & SOHBET > Genel Sohbet Muhabbet > Kültür-Sanat

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 10-11-2005, 12:15 PM   #1 (permalink)
bal650
Super Moderator
 
bal650'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 15,105
Mücevherli minâreler

Ayasofya kilisesinin açıldığı gün o muhteşem kubbenin altında duran
İmparator Jüstinyen "Hazret-i Süleyman sana galebe çaldım!" diye
haykırır. İmparator, bu kubbeden daha muhteşem bir kubbenin, gök kubbe
altında bulunamayacağı inancı içindedir. Fakat Koca Sinan "kalfalık
devremin eseri" dediği Süleymâniye Camii ile gök kubbe altındaki
kubbelerin en muhteşemini kurup Ayasofya'yı gölgede bırakmayı kafasına
koymuştur.

Bu, öylesine bir cami olacaktır ki, Cihan Padişahı Kanûnî Sultan
Süleymân Hân'ın ulu adına lâyık, dünya durdukça olanca ihtişamı ile
dimdik ayakta duracak bir şaheserdir.
Temeli atıldığı gün, Kanûnî Sultan Süleymân atıyla inşaat yerine
gelir; devlet ayânı, zamanın bilginleri, din adamları oradadır.
Padişah yoksullara yardımlarda bulunur, koyunlar koçlar kesilir,
dağıtılır. Şeyhülislam Ebussuud Efendi temele ilk taşı koyar, Fatiha
sûresi okunur ve inşaat başlar. Sadece temel kazısı üç yıl sürer. Bu
dönemde tersaneden getirtilen üç bin forsa gece gündüz demeden
çalışır.

İşte İstanbul'da Ayasofya'yı gölgede bırakacak heybette bir caminin
inşa edilmekte olduğu haberi bütün İslâm dünyasının gözlerini
İstanbul'a çevirir. Cami temelinin oturması ve sağlamlaşması için
inşaat işine bir süre ara verilir. Bunun üzerine Sinan'ı çekemeyenler,
"Ya Sinan bu camiyi bitiremeyecek, ya da hünkârın parası bu camiyi
yaptırmaya yetmedi" şeklinde etrafta dedikodular yaymaya başlar.

İran Şahı'nın altınları!
Bu arada cami inşaatının durduğunu haber alan İran Şahı Tahmasb, acele
olarak elçisiyle İstanbul'a bir mektupla bin kese altın ve bir kutu
mücevher gönderir. Şah'ın mektubu şu övgü dolu sözlerle başlar:

"Sultannu'l-Berreyn, Hakanu'l-Bahreyn, Varisu'l-Karneyn,
Hadimul'l-Haremeyni'ş-şerifeyn, Amiru biladi'l-İslam, Vaziu
mizani'l-birri ve'l-ihsan ve Şah-ı derviş dost (Rumeli ile Anadolu
Sultanı, Karadeniz ve Akdeniz Hakanı, İskender Ülkesi'nin varisi,
Mescid-i Haram'la Mescid-i Nebevi'nin hizmetçisi, İslam ülkelerinin
imarcısı, lütuf ve ihsan terazisine koyan ve derviş dostu Padişah"

Böyle övgülerle başlayan mektup, ilerleyen satırlarda Kanûnî Sultan
Süleymân'a adeta hakarete varacak sözlere dönüşür:

"İşittik ki, camiyi tamamlamaya kudretiniz kalmamış ve yarıda bırakıp
vazgeçmişsiniz. Size, para ve mücevherat gönderiyoruz. Bu cevherleri
satıp ve bu parayı harcayarak inşaatı bitirmeye gayret ediniz ki, bu
hayırlı işinizde bizim de hissemiz ola..."

Bu yazılı mesajla acele olarak İstanbul'a gelen elçi, cami inşaatının
hızla devam ettiğini ve kendilerine ulaşan bilgilerin gerçekle ilgisi
olmadığını müşahede eder, ama iş işten geçmiştir...

Osmanlı İmparatorluğu'nu küçük düşürmek isteyen İran Şahı'nın alaylı
üslubuna ve siyasi taktiğine çok sinirlenen Kanûnî Sultan Süleymân,
parayı, elçinin huzurunda İstanbul Yahudilerine dağıtır...

Padişah, kutu içindeki mücevherleri de, yine elçinin huzurunda Mimar
Sinan'a vererek:

"Bu kıymetli diye gönderilen taşlar, caminin taşları yanında
kıymetsizdir. Askerlerini al ve hemen şimdi bu torbaları cami
inşaatına götürüp, içindeki bütün altın ve mücevheri harcın içine
döküp, iyice karıştır. Sonra da işçiler bu harcı inşaatta
kullansınlar. O kadar iyi karıştır ki, hiçbir altın ve mücevher harç
içinde görünmesin ve cami bittiğinde de bunların caminin neresinde
kullanıldığı hiçbir zaman öğrenilmesin" der.

Bu durum karşısında hayretler içinde kalan elçi, adeta ne yapacağını
şaşırır. Şah'ın mektubuna gerekli cevap verilmiş, böylece Osmanlı
Devleti'nin mali durumunun alay konusu olması engellenmiştir.

Mücevherler harca karışır
İran Şahı'nın gönderdiği altınlar ve mücevherler, ağızları mühürlenmiş
büyük meşin torbalar hiç vakit kaybetmeden caminin yapıldığı alana
doğru yola koyulur. Biraz sonra her biri paha biçilmez mücevherle dolu
olan meşin torbalar, dev çukurlar içinde bulunan kireç, kil, kum,
üstübeç, zift, pekmez şurubu, zeytin yağı, binlerce yumurta akı, keten
ve kenevir sapı, toprak, çakıl taşı, demir, mermer ve tuğla kırığından
oluşmuş tonlarca harcın içine dökülür. Görünmez olana kadar
karıştırılır, karıştırılır...

İşte bu karışım, Süleymâniye Camii'nin üç şerefeli sol minarenin
yapımında kullanılır, bu sebepten dolayı söz konusu minareye "Cevahir
Minâresi" denir.

Üsküdar'dan doğan güneşin ilk ışıkları ile, Haliç üzerinden batan
güneşin son ışıkları altında Süleymâniye Camii minarelerinin pırıl
pırıl parlamasının bu taşlardan olduğu söylenir.
Tarih, 1556 yılı Eylül'ünü gösterdiğinde, şairlerin daha sonra "Her
taşına bir Acem mülkü fedadır" diye övecekleri İstanbul şehrine,
erguvan renkli bir hediye arz-ı endâm ediyordur. .
bal650 Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Cevapla

Konu araçları

Gönderi Kuralları
Kendi yeni konularını düzeltemezsin
Kendi mesaj cevap yazamazsın
Kendi mesaj eklentilerini düzeltemezsin
Kendi mesajlarını düzeltemezsin

BB Kod Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Desteklediklerimiz
Atabb Forum, TVPano Forum, Xyeni


Powered by vBulletin® Version 3.7.3 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Design by HTWoRKS
Page generated in 0.09887 seconds with 8 queries Sayfa Boyutu (41846)