Geri Git   Number 1 Forum Group > GENEL KONULAR & SOHBET > Genel Sohbet Muhabbet > Kültür-Sanat

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 01-07-2006, 11:14 PM   #1 (permalink)
tayfuncum
Super Moderator
 
tayfuncum'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2006
Mekan: rfactor(no aids)
Mesajlar: 7,664
Arrow Farz Et ki...

Farz Et ki... Farz et ki, iki itfaiyeci küçük bir yangını söndürmek üzere ormana girdiler. Sonra, işlerini bitirip bir nehir kenarına vardıklarında birinin yüzü tümüyle siyaha boyanmışken diğerininki tertemizdi. Sorum şu: Bu iki itfaiyeciden hangisi yüzünü yıkayacaktır sence?�
�Aptalca bir soru, elbette yüzü kirli olan.�
�Hayır, yüzü kirli olan diğerine bakacak ve kendi yüzünün de onunki gibi olduğunu sanacak. Ve tersine, yüzü kir içinde olan, arkadaşını görüp kendi kendine: Ben de kirlenmiş olmalıyım, en iyisi yıkanayım, diyecektir.�
�Ne anlatmaya çalışıyorsun?�
�Demek istiyorum ki, beraber olduğum kadınlarda hep kendimi aradığımı anladım. Onların yüzlerine bakıyor ve aşkı görüyordum. Onlar da bana bakıyor ve yüzümdeki kiri görüyorlardı; ne kadar akıllı ya da özgüvenli olurlarsa olsunlar, olduklarından çok daha kötü olduklarını düşünüyorlardı. Eski karıma, Esther�e de böyle oldu ve ben bunu şimdi fark ediyorum, bakışlarının nasıl değişiğini hatırlıyorum. Ben daima onun yaşamını ve enerjisini sömürdüm ve bu bana güven verdi, daha ileriye bunun sayesinde gidebildim. O ise bana baktı ve değersiz, çirkin biri olduğunu düşündü. Eksilmişti. Eğer onu yeniden görebilirsem benim yüzüm de en az onunki kadar temiz olmalı. Onu bulmadan önce kendimi bulmalıyım.� �

Paulo Coelho�nun son kitabı �Zâhir�de aşka, özgürlüğe ve ilişkilere dair öyle mesajlar var ki, aynen �Işığın Savaşçısının El Kitabı�nda olduğu gibi yazarın ulaştığı bilgelik düzeyinden etkilenmemek mümkün değil.
Coelho, �Zahir�de savaş muhabirliği yapan karısı Esther�in ani kayboluşu üzerine yaşadığı şokun ardından onu aramaya karar veren ünlü bir yazarın Fransa�dan İspanya�ya, Hırvatistan�dan Orta Asya steplerine uzanan yolculuğunu ve bu yolculuğun zamanla bir �iç yolculuğa� dönüşmesini anlatıyor. �Ünlü yazar� kimliğinden sıyrılıp �hiç kimse� olmanın enginliğinde gerçek özgürlüğüne kavuşan yazarın değişimi, Coelho�nun spirituel derinliği ve renkli üslubuyla daha da çarpıcı bir hale geliyor.

Yaşadığımız aşkları benliğimizi kaplayan, ayaklarımızı yerden kesen heyecan dalgaları olarak hissederiz hep. Karşımızdaki insanı henüz tanımadan bırakıveririz kendimizi bizi saran o karşı konulmaz enerjiye, büyülü bir çekimin girdaplarına kapılırız; aşkın hücrelerimize işleyen gücüyle kimyamız değişir, hormonlarımız bizi ele geçirir. Ve tüm bu olanları bizimle birlikte hemen hemen aynı duyguları hisseden o insana bağlarız, aşkla bir tutarız onu. Aşkı bağımsız bir varlık olarak görmeyiz hiçbir zaman. Oysa ki ne zamandır aradığımız, özlediğimiz, yolunu gözlediğimiz bir enerjiyle karşılaşmışızdır ve o enerji aşkı yüklediğimiz kişiyle koordinatlarımızın kesiştiği noktada açığa çıkmıştır. Başka bir deyişle; enerji, benzerini çekmiştir kendisine. Karşılıksız aşklar ise bir zamanlama hatasıdır; koordinatların kesişme anını bekleyemeyen sabırsız bir enerjinin gereksiz bir biçimde patlaması gibi�
Ancak, ne olursa olsun, aşk insanın kendisini bir başkasının varlığında görmek istemesinin bir sonucudur. Bir başkasını severken kendimizi severiz aslında; bir başkasının gözlerinde kendimizi bulmaya çalışır, bir başkasının tenini okşarken kendi tenimizin okşanmasını arzular, bir başkasının konuşmalarında kendimize söylemek istediğimiz sözcükleri duyarız� Kendi kendimize başaramadığımız şeyi bir başkasının sayesinde gerçekleştirir, sevgiye aç benliğimizi kendi kaynağımızdan değil de o başkasının kaynağından doldurmaya çalışırız� Ve evet, bir süreliğine tatmin de oluruz, ama sonra tükenir o kaynak. Kendisini tanımayan, kim olduğunu bilmeyen iki insanın birbirlerine yansıtacakları hiçbir şey kalmadığında ilk zamanların büyüsü de yok olur. O güne kadar sürekli dışarıdan beslenen; kimliği ailenin, toplumun beklentilerine göre biçimlenen ve özündeki gerçek nitelikleri keşfedecek fırsatı bulamayan birinin kendisini tanıması da mümkün değildir zaten. Aşkı aramasının nedeni de budur: aradığı kendisidir.
Ve evet, pek çok aşkın hüsranla bitmesi de bundandır; insanın karşısındaki kişide gördüğü yansıma giderek daha çekilmez hale gelir çünkü. O yansımada kendi sahteliklerini, ikiyüzlülüğünü, bencilliğini, kaprislerini ve tutarsızlıklarını bulur. Katlanamaz. Katlanamadığının gerçekte kendisi olduğunu bile bilmeden üstelik� Yeniden özgür olmak ister. Aynı şekilde, özgürlüğün de anlamını bilmeden üstelik�
Osho der ki: �Özgürlük sadece sen özgür olmanın sorumluluklarını alabilecek kadar bütünleşmiş olduğunda mümkün olur. Dünya özgür değildir, çünkü insanlar olgunlaşmamıştır.�

Hakiki özgürlük geçmişin bağlarından ve geleceğin endişelerinden bağımsızlaşıldığında hissedilir. Hatıraların ve arzuların zincirleri kırıldığında bir kuş kadar hafifler insan. Geçmişte edinilmiş bir kimliğin gerçek benliğin üzerini kaplayan kabukları döküldüğünde geleceğe yönelik hayaller ve arzular da değişir. O vakte kadar edindiği özelliklerle, sıfatlarla, etiketlerle özdeşleşip onları kendisi sanan kişi, �hiç kimse� olmayı seçecek cesareti gösterdiğinde arınır, asıl varlığına kavuşur ve işte o zaman yaşamı en saf ve en coşkulu haliyle kucaklar. Aşk işte o zaman tüm engelleri aşarak ilahi bir güce ulaşır.

� �Asırlar önce, herkesin gücüyle tanıdığı Odysseus adında bir adam, sevgilisinin onu beklediği İthaka denen bir adaya gitmek üzere uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkar. Onu ayartmak için sunulan rahat bir yaşamdan, onu korkutmak için önüne çıkan fırtınalara varıncaya kadar pek çok tehli***le karşılaşır. Bir zaman gelir, bir mağarada tek gözlü bir canavara rastlar. Canavar ona adını sorar. �Hiç kimse,� der Odysseus. Savaşırlar ve Odysseus canavarın tek gözünü oymayı başarır ve sonra mağaranın ağzını bir kayayla kapatır. Canavarın dostları onun çığlıklarını duyup yardımına koşarlar ve mağaranın ağzını kapatan bir kaya olduğunu görünce yanında kimin olduğunu sorarlar. �Hiç kimse! Hiç kimse!� diye yanıt verir canavar ve dostları bir tehlike olmadığını düşünerek giderler. Odysseus da onu bekleyen kadına doğru yaptığı yolculuğa devam eder.� �

Aşk, kendimizi bulmak için karşımıza çıkan bir fırsattır her zaman, yeter ki �hiç kimse� olmaya cesaret gösterebilelim� Ardından �her şey� olma zamanı da gelir belki?..

alıntı.
__________________
http://www.thehungersite.com/ Aç Çocuklara Yardım Kampanyası.(Ücretsiz.Sadece Tıklayın.)
tayfuncum Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Cevapla

Konu araçları

Gönderi Kuralları
Kendi yeni konularını düzeltemezsin
Kendi mesaj cevap yazamazsın
Kendi mesaj eklentilerini düzeltemezsin
Kendi mesajlarını düzeltemezsin

BB Kod Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Powered by vBulletin® Version 3.7.2 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 RC7
Design by HTWoRKS
eXTReMe Tracker
Page generated in 0.10093 seconds with 8 queries Sayfa Boyutu (43104)