|
||
|
|
#1 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mekan: rfactor(no aids)
Mesajlar: 7,806
|
Yunanlı düşünür Plato´nın Atlantis hikayesi...
Yunanlı düşünür Plato´nın Atlantis hikayesi
Atlantis oradaydı" Kayıp kıta veya ada Atlantis´le ilgili şu ana kadar elde olan tek kaynak Yunanlı düşünür Plato´ya aittir. Plato "Critias" ve "Timaeus" adlarındaki tamamlanmamış veya bir kısmı kaybolmuş iki küçük kitapçığında Atlantis´ten söz eder. "Critias" birçok kez yayınlanmış bir metindir ama "Timaeus" pek bilinmemektedir. Bu yazıda, "Timaeus"daki Atlantis´le ilgili bölüm Socrates´le diyaloğa giren Critias´ın ağzından sunuluyor. İngilizce çeviri Benjamin Jowett Bölüm 1:1 Introductory Dialogues Hermocrates: Ve Sokrates, Timaeus´un dediği gibi coşkulu olmak istemiyoruz ve senin dileğine karşı çıktığımızı sanma. Dün Critias´ın misafirhanesinde kaldık ve konuştuk ve isteğimiz üzerine Critias bize antik bir efsaneden söz etti... Şimdi Critias bunu Sokrates´e tekrarla ki, o bize yargılarımızda yardımcı olsun Critias: Bunu yapacağım, kim benim uygun partner olacak? Timaeus: Ben uygunum. Critias: Dinle Socrates, bu garip bir hikaye ama tamamiyle doğru, Solon tarafından onaylandı ki o yedilerin en bilgesiydi. Solon benim büyük-büyükbabam Dropides´in çok yakın dostuydu ve ilişkileri derindi, bize onun şiirlerinden pasajlar okurdu. Anlatacağım öyküyü dedem Critias´a da o anlatmıştı, bana da dedem anlattı. Bunlar çok eski şeyler demişti, Atina kentindeki büyük ve şaşılacak şeylerle ilgili. Zaman geçtikçe herşey unutulmuş ve insanlık yok olmuş, geriye kalanlar yani hatırlananlar olanların ancak bir kısmı. Socrates: Çok iyi. Nedir Critias´ın anlattığı Atinalılar´la ilgili olan bu antik ve ünlü olay? Solon´un otoritesine bakılırsa bu bir efsane olmamalı ama gerçek nedir? Critias: Bu bir eski dünya hikayesi, yaşlı adamlar tarafından anlatılan bir hikaye bu. Dedem Critias bunu anlattığında 90 yaşına varmıştı, ben de 10 yaşındaydım. O gün, Apaturia yani Gençleri Tanıma günüydü, geleneklere göre büyüklerimiz bizleri ödüllendirirdi, şiirler ezberler okurduk, bazılarımız Solon´un şiirlerini şarkı halinde okurdu ama şimdiki zamanda bu gelenek unutuldu... Dedem Critias, Solon´un hikayeyi Mısır´dan getirdiğini söyledi, bilindiği gibi Solon evine döndüğünde vatanının büyük sıkıntılarla içinde olduğunu görmüştü. Atinalılar´ın yaşadığı en büyük olay buydu, eski zamanlarda herkes biliyordu ama zamanın içinde olayın kahramanları yok oldular ve bize onlardan birşey gelmedi. Mısır Deltası´nda, Nil´in başının bölündüğü yerde, ki orada Sais adlı büyük bir kent vardı. Kenti Kral Amasis yaptırmıştı, kentliler koruyucu tanrılarına Mısır dilinde Neith diyorlardı, bu tanrıça Hellenler´de Athena´dır ve Atinalılar tarafından çok sevilir. Solon bu kente gelmiş ve onurlandırılmıştı. Solon, Saisli rahiplerle geçmiş hakkında uzun uzun konuştu ve bilinmeyenleri keşfetmeye çalıştı, ne Solon ne de diğer Hellenler eski zamanlara değer vermiyorlardı. Şimdi Solon´un elinde bir fırsat vardı, konuşulan eski olayların bir kısmı ilk insan olan Phoroneus ile ilgiliydi. Sonra Niobe ve Tufan sonrası konuşuldu, Solon kurtulanların Deucalion ve Pyrrha olduklarını öğrendi. Zamanları öğrenmeye çalıştı, tarihleri araştırdı ve belirlemeye uğraştı. Rahiplerden çok yaşlı olan birisi, Solon´a şöyle dedi; "O Solon, Solon siz Hellenler hep çocuk kaldınız, aranızda yaşlı bir adam yok." Solon, ne demek istediğini sorunca Rahip, Solon´un düşüncelerinin çok genç olduğunu ve antik düşüncelerin ve de geleneksel bilgilerin Hellenler´in arasında önemsenmediğini ve çağlar boyunca biriken bilimden habersiz olduklarını açıkladı. Rahip şöyle devam etti; "İnsanoğlu, defalarca yükseldi ve çöktü, çeşitli nedenler yüzünden, ateş ve suyun etkisiyle kıyametler oldu, aralarda da birçok daha küçük çapta yıkımlar yaşandı. Bu hikaye Helios´un yani Güneş´in oğlu Paethon zamanından beri saklanmıştır, Paethon arabasını babasının yoluna sürmüş ama dünyadaki herşey yanmış ve kendisi de yıldırımla yok edilmişti. Bu bir mitolojik anlatımdır aslında insanın düşüşünü, göklerin hareketini ve çok büyük ateş ve su felaketlerini anlatır. Tufan´dan sonra uzun bir ara geçti, kuru ve yüksek yerlerde kıyılarda ve nehir kenarlarında yeniden yaşam başladı. Nil´deki felaketten sonra geriye kimse kalmadı. Öte yandan, Tufan´ın nedeni Tanrıların dünyayı temizlemek istemesiydi, geriye sadece dağlarda yaşayan çobanlar ve köylüler kalmıştı. Sizinkine benzer şehirler suların altında kaldılar. Bu ülkede, eğilimimiz daima yukarıya yani göklere yöneliktir, bu yüzden de gelenekler daima bizde korunmuştur. "Bildiğiniz tarih çocuk masalı bile değildir..." Uzun çağlar boyunca, sayısız dondurucu kışların veya yakıcı yazların sonrasında insanlık bazen çok yükseldi, bazen de düştü. Ne olursa olsun, bizim ülkemizde veya yöremizde daima bilgilendirildik, geçmişin bilgileri eskilerimize iletildi ve tapınaklarımızda korundu. Sizler ve diğer uluslar yeniden başladınız, harfleri baştan öğrendiniz, uygarlıklar kurdunuz sonra yine aralar oldu; göklerden sular boşaldı, salgın hastalıklar geldi ve hep yazıdan, eğitimden yoksun kaldınız, bir çocuk gibi yeniden yaşamaya başladınız ve antik zamanlarda ne olduğunu hiç bilmediniz. Ey Solon, bildiğiniz tarihsel geçmiş veya kronoloji çocuk masalı bile değildir. Öncelikle Tufan´ı anımsamalısınız ama daha önceleri de var; ülkenizde, üzerinde yaşadığınız topraklarda bir zamanlar insanlığın en asil ve akıllı ırkının yaşadığını bilmiyorsunuz. Sizler ve kentiniz onlardan geriyel kalan küçücük bir tohumdur ama unuttunuz çünkü nesiller geçerken felaketten kurtulanlar birer birer öldüler ve geriye yazılı birşey bırakmadılar. Ey Solon, Tufan´dan önce şimdi Atina dediğiniz kentte yaşanan savaş herşeyin başıydı ve Atina en iyi yönetilen kentti, bunu bize yazılı bilgiler gösteriyor..." 9000 yıl öncesi Solon bu sözlerden çok etkilendi ve Rahip´ten ataları hakkında daha geniş bilgi istedi... Rahip ricasını kabul etti; "Senin kentin bizlerden binlerce yıl önce kuruldu, Hephaestus senin ırkının tohumlarını attı, bunlar bizim 8000 yıllık kayıtlarımızda yer almaktadır. 9000 yıl önce senin ülkendekilerin yaptıklarını ve yasalarını iyi biliyoruz. Bu yasalar, bizimkileri etkilemiş ve yasalarımıza girmiştir. Burada bir rahipler sınıfı vardır ve ötekilerden ayrıdırlar, sonra ustalar veya mimarlar gelir, asla birbirimize karışmayız, bir de çobanlar ve avcılar vardır. Savaşçılar tüm sınıfların dışındadır ve tamamiyle katı askeri yasalara bağımlı olarak yaşarlar. Öncelikle yasalarımızı gözlemelisin, kehanetlerin yapısını, tıbbın şifa vermesini ve insanın ilahi elementlere ne şekilde ihtiyacı olduğunu öğrenmeli ve her tür bilginin ilişkilerini, akrabalıklarını anlamalısın. Senin şehrini kuranlar böyleydiler, senin şehrini kuranlar, o yörenin mutluluk veren ikliminden mutluydular ve bilge insanlar oldular. Daha sonra savaşla, bilgelik arasında kaldılar, şu anda da senin ülkendekilerin yasaları arasında iyileri de vardır, bu da tüm insanların erdem sahibi olması gereğine inanmalarıdır. Bir gün ve bir gecede yokolan uygarlık Tarihimizde sizinle ilgili büyük ve harika olaylar kayıtlıdır. Ama bir tanesi hepsini aşar ve çok değerlidir. Tarihçiler bizlere tüm Avrupa ve Asya´yı etkisi altına alan büyüleyici bir güçten söz ediyorlar. Bu kudretli ulus senin kentini de yok etmişti, onlar Atlantik Okyanusu´nun ötesinden geldiler, o günlerde Atlantik´de denizcilik yapılabiliyordu; şimdi Herkül Sütunları (Cebelitarık Boğazı) dediğimiz boğazın ötesinde bir ada vardı, bu ada Libya ile Doğu Asya´nın tamamından büyüktü, çevresinde birçok ada daha vardı ve okyanus çevrelerini sarmıştı. Herkül Sütunlarının bulunduğu boğaz bir limandı ve dar bir girişten geçiliyordu, boğaz geçilince sınırsız bir ada veya kıta karşınıza çıkıyordu. Adanın adı Atlantis Adası´ydı ve orada tüm adayı, ötekilerini ve kıtaları yöneten çok büyük, hayret verici bir imparatorluk vardı, Atlantisliler Mısır´a ve Avrupa´da Tyhrrhenia´ya uzanan bir alanı yönetiyorlardı. Bu büyük güç, zamanlar boyunca anlattığım büyük toprakları yönetti ve sonra Solon senin ülken parladı, güçlendi ve insanlar arasında belirlendi, Hellenli liderlerin askerlik yetenekleri ve cesaretleri eşşizdi, onlar Atlantisliler´in saldırılarıyla karşı karşıya kaldılar, defalarca galip geldiler, defalarca yenildiler ama köle olmaya karşı çıktılar. Savaşlar sürerken birden herşey değişti, korkunç depremler ve ardından tufanlar başladı, sonunda bir gün ve bir gece içinde talihsiz bir savaşçının toprağa gömülmesi gibi, Atlantis Adası denizin derinliklerinde kayboldu. Bu nedenle, şimdilerde o denizlere girilmez ve oralardan geçilmez çünkü oraları çamur ve yosunlarla kaplıdır, bunlar adanın kalıntılarıdır." Şunu açıkça söylemem gerekir ki Sokrates bütün bunlar benim anılarımda senin dün yaptığın konuşma kadar açık ve net, aynen hatırlıyor ve sana tekrarlıyorum. Bazı gizemli raslantıların daima olabileceğini kabul ettiğini biliyorum belki Solon´un sözlerinde de böyle kısımlar olabilir ama ben şu anda böyle konuşmuyorum. Bütün buna benzer olaylardaki ana zorluk, amaca uygun bir anlatı bulabilmektedir ve bir anlatı bizce iyi tanımlanmalıdır... "Tüm hikayeyi söylemeye hazırım.." Düne kadar hatırladıklarımdan emin değildim eğer unuttuklarım varsa bunun nedeni ilk duyduğum andan sonra çok uzun bir zamanın geçmiş olmasıydı. Çocuk yaşta dinlediğim öykü yaşlı bir adamın sözlerine bağlıydı, o bana öğretmeye hazırdı ve defalarca sözlerini tekrarlattırdım ta ki silinmez bir resim kafamda oluşuncaya kadar... Ve şimdi Sokrates sana tüm hikayeyi söylemeye hazırım, sadece ana başlıkları değil, kısım kısım bana söylenenleri anlatacağım. Kentleri ve kentlileri bana dün tanımladığı gibi anlatacağım ve biz bunları dünyamızın gerçeklerine dönüştüreceğiz. Orada antik Atina kenti ve Rahib´in söylediği inanılmaz atalarımız olacaklar, uyumlu olmaya çalışacak, tutarsız olmayacak ve antik Atinalılar´ın cumhuriyetini anlatacağım. Şimdi konuyu aramızda bölüşelim ve tüm gayretimizle yeteneklerimizi kullanarak, görevi yapalım. Sen varsay Sokrates, bu anlatı ya amaca uygundur ya da bizler yerine başka birşey koymalıyız. Socrates: Nedir ötesi Critias? Bundan daha iyisini bulabilir miyiz? Hangisi doğal ve uygun? Tanrıların kutlanmalarına bakmamız anlatılan gerçeğin ve hayal olmadığının kanıtı değil mi? Eğer bunu kabul etmeyeceksek başkasını nasıl ve nerede bulacağız? Bunu yapamayız ve sen daha ötesini anlatmalısın, sana iyi şanslar diliyorum, ben şimdi bir dinleyici olacağım... Metin burada kalıyor, ötesi yok veya bulunamadı ya da yok edildi. Tarihin derinliklerinde yaşanan barbarlıkların birisinde kaybolup gitmiş olabilir. Plato´nun bu iki eserinde adı geçen Atlantis´ten bunları okuduktan sonra emin olabilir miyiz? Hayır, bunları okuduktan sonra bu soru önemini yitiriyor. Artık daha önemli bir sorumuz var; Geçmişte neler oldu? Yoksa bizim bildiğimizi sandığımız tarih de bir çocuk masalı mı? Critias´dan Atlantis´in sonu "...Zenginliklerin zevklerine kapılmıyorlar, her zaman kendilerine hakim kalarak doğru yoldan ayrılmıyorlardı. Ölçülü adamlar oldukları için bütün bu zenginliklerin erdemle birleşik sevgi ile birlikte çoğaldığını, tersine olarak zenginliklere bağlanılıp değer verilince de onların erdemle beraber yok olduğunu açıkça görüyorlardı. Böyle düşündükçe, kendilerindeki tanrıca özü kaybetmedikçe, bütün bu anlattığım zenginliklerin çoğaldığını gördüler. Birçok ölümlülerle birleşmeleri yüzünden, kendilerindeki tanrıca öz gitgide azalıp, insanlık özü üstün gelmeye başlayınca o zaman içinde yaşadıkları refahı hazmedemeyerek, soysuzlaşmaya başladılar; görmesini bilenlere çirkin göründüler çünkü en değerli şeylerin en güzellerini kaybetmişlerdi. Gerçek bahtlılığın ne olduğunu bilmeyenlere de, artık birer zorbadan, birer aç gözlüden başka birşey olmadıkları zaman , büsbütün güzel, büsbütün bahtlı göründüler. Yasalara göre hükmeden, böyle şeyleri iyi görebilen tanrıların Tanrısı Zeus, işte o zaman bir zamanlar erdemli olan bu soyun bahtsızlığını fark ederek, onların aklını başına getirmek, onları uslandırmak için cezalandırmaya karar verdi. Bütün tanrıları, evrenin ortasında kurulu ve orada durmadan değişen her şeyi gören en kutsal evinde bir araya topladı; onlara dedi ki;...." Plato´nun metni burada kalıyor...
__________________
http://www.thehungersite.com/ Aç Çocuklara Yardım Kampanyası.(Ücretsiz.Sadece Tıklayın.) |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#2 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mekan: rfactor(no aids)
Mesajlar: 7,806
|
Atlantis yeniden doğuyor
Edgar Cayce´nin ruhsal kanal okumaları İnanıldığı veya söylendiği gibi, bazı bilgiler zaman içersinde, ruhsal güçler aracılığı ile ve tabii gerekli saygınlık çizgisinde kalmak şartıyla elde edilebilir. İnsanlığın ahlaki düşüşünü düzenlemek için vazedilen öğretileri felsefi ve mistik birikimlerin yeterliliği nedeniyle bir yana bırakmak koşuluyla, geçmişle ilgili bilinmeyenlerin metafizik kanallar aracılığı ile bizlere aktarılması yararlı olabileceği gibi, yönlendirici de olabilir. "Uyuyan Kahin" adıyla tanınan Edgar Cayce´nin Atlantis okumaları buna iyi bir örnek olarak verilebilir. Nedir Atlantis? Gerçekten böyle bir kıta var mıydı? Binyıllar akıp geçerken, neler unutuldu veya değişti? Orada yaşayanlara ne oldu? Az da olsa kaçabilen oldu mu? Atlantis uygarlığının karakteri neydi? Atlantis´in olası yeri bugünün insanlarını ilgilendirmelidir; Cayce böyle diyordu. Eğer insanlar bir hiyerarşi içinde dünyada doğup, evrimleşiyorlarsa veya Spiritüel inanca göre bireysel ruhsal algılama düzeylerine göre tekamül ediyorlarsa geçmişte yaşayan bir kıta dolusu insan ruhunun hala bizlerle beraber olduğu akla getirilmelidir. Eğer bu bakış açısı doğruysa, günümüzde olanlar için onlar kullanıldılar. Phoenix Uçuşu Edgar Cayce, Atlantis´in yerini özgün sözcüklerle tanımlıyordu. Cayce´e göre Atlantis, Mexico Körfezi ile Akdeniz´in arasındadır. Kayıp uygarlığın kalıntıları bir yanda Pirene Dağları ve Fas´da, öteki yanda İngiliz Honduras´ı, Yucatan Yarımadası ve Amerika kıtası arasında bulunacaktır. Tanımlanan bu alanın dışında kalan bölgeler de bulunabilir. Batı Hint Adaları´nı veya Bahamalar´ı örnek alabiliriz. Bimini Bölgesi çevresinde ve Gulf Stream boyunca yapılacak iyi bir jeolojik araştırma belirleyici sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Cayce, Atlantis´in varolduğu dönemdeki kıtaların, okyanusların ve coğrafi bölgelerin adlarının ne olduğunu, öğrenmemizin çok önemli olduğunu söylüyordu. Anahtar bu isimlerde saklıydı yani bugün kullandığımız adların kökeni Atlantis Çağı´ndan geliyordu. Cayce´in ruhsal kaynakları, 200.000 yılı aşan çok uzun bir dönemde isimler bir yana, dünyanın yüzeyinin büyük değişimlere uğradığını iletirken, 200.000 yıl evvel insanlığın ilkel bir yaşamın içinde olduğunu, kabileler halinde yaşandığını ve küçük el aletlerini daha yeni kullanmaya başladıklarını da hatırlatıyordu. Ama aslında, bu dönem yeni doğmuş bir dönemdi ve 200.000 yıl içinde de birkaç kez tekrarlanmıştı; buna "Phoenix Uçuşu" adı verilmişti. Phoenix, mitolojide yanarak öldükten sonra, kendi küllerinin içinden yeniden doğan kuştur. Kutup neredeydi? 200.000 yıllık sürenin başlangıcının en uzun süren döneminde uygarlık, şimdiki Güney Amerika´nın güneyi ile Kuzey Kutbu yani Artrik Bölgesi arasındaydı, sonraki çağlarda bu bölge kayarak günümüzün Sibirya´sını oluşturdu. Phoenix, mitolojik anlamda su birikintilerinin veya çamurun içinde yanan ateşte yanar. Cayce´e göre burada Sibirya ve Kuzey Kanada kıyıları ima edilmektedir. Kuzey Kutbu, 60. ila 70. enlemler arasında, doğu-batı çizgisindeydi. Ama bu konum, ekvatora çok yakındı. Bütün bu karmaşık görünümü toparlayacak olursak, Kuzey Kutbu 200.000 yıl evvel Batı Afrika´da Victoria Gölü yakınındaydı; Güney Kutbu ise bugünkü Polinezya Adaları´nın civarında bir yerdeydi. Bunu daha iyi anlamak istiyorsanız çok kolay bir yol öğretebiliriz. En ucuzundan bir top alın, üzerine şu andaki kıtaları işaretleyin ve sonra Kutupların yerlerini yukarda verdiğimiz gibi değiştirin. İşte bu kadar; bu şekilde kutupların nereden nereye geldiğini görecek veya çok daha iyi anlayacaksınız. 200.000 yılın büyük bir bölümünde Victoria Kutup Bölgesi´nin yeri hiç değişmedi. Değişim son 80.000 yıl içinde başladı, Victoria Kutup Dönemi´nin ne zaman başladığını bilemiyoruz, aynen Atlantean döneminin ne zaman başladığını bilmediğimiz gibi... Cayce´nin tanımladığı Victorian Dönemi, aynı zamanda bize Atlantis´in varoluş sürecini de gösterir. Efsane farklı olabilir ama... Önemli bir diğer soru Atlantis´in hangi dönemde, ne büyüklükte olduğudur. Avrupa´yı Asya bölümüyle beraber düşünecek olursak, belki Atlantis hakkında fikir sahibi olabiliriz. İlk doğal afetler döneminden sonra elbette ki, jeo-coğrafik değişimler yaşanmıştır. Çünkü Cayce´in dışında birçok kaynak 12.000 yıl öncesinde volkanların peşpeşe patladıkları görüşündedir. Doğal afetlerin tam olarak ne zaman başladıklarını bilmiyoruz. Cayce, kendi içinde tutarlı mesajlarında, kutupların 50.000 yıl önce harekete geçtiklerini söylüyordu. Kesin mi, değil mi, bunu bilmiyoruz. Atlantis´in tek bir kıta mı yoksa bir grup ada mı olduğu bir diğer tartışma konusudur. Cayce, ruhsal kaynaklarının bunun çok önemli olmadığını söylediklerini söylüyor. Soruları daha fazla karıştırmanın anlamı var mı? Şu veya bu çapta yani ne büyüklükte olursa olsun, volkanik patlamalar değişimi yani yıkımı başlatmıştır. Cayce´nin bize söylediği Atlantis´in 50.000 yıl öncesinde büyük bir kıta olduğudur. Ayrıca, Güneş Sistemi´nin kozmolojik yapısının galaksiyle ilişkisi nedeniyle, bu tür jeolojik değişimlere neden olduğudur yani galaktik doğa sürekli değildir veya sürekli değişir. Pleidas Takımyıldızı´na doğru gidiyoruz Bunun anlamı, dünyanın şu andaki uzaysal pozisyonunun veya rotasının veya güneşe göre hareketinin ya da evrendeki konumunun Arcturus´a yani Pleiades Takımyıldızı´na doğru olduğudur. Kıtaların hareketi de böyledir, belli bir rota üzerindedir, mikro bir evren olarak benzer bir hareketi oluştururlar. Cayce bunu bir reenkarnasyon çarkına veya dönüşüne de benzetir, kozmolojik dönemlerin yeniden doğuşlarla ilgili olduklarını ima eder; kısacası, Güneş Sistemi´nin kendi içindeki kısa dönemdeki dönüşleri, dışındaki galaktik dönüşü ve galaksinin dönüşü arasında bir uyum ve senkronizasyon vardır, Cayce bunun ruhsal dönüşümle yani ölme-doğma-ölme çarkıyla simgesel ilişkisi olduğunu hatırlatır ve de sonuçta yeniden doğuşların evrimsel olduğunu açıkça vurgular. Dünyadaki bir enkarnasyon yani yeniden bedenlenme kozmik bir yenilenme veya evrimdir ya da gerekliliktir. Dünyanın değişimler göstermesi de Cayce´e göre benzer bir gereklilik yüzündendir. Tam burada üzerinde önemle durulması gereken şey; determinizma yani neden-sonuç ilişkisidir. Yani olayların nedenleri, sonuçları etkiler veya belirler. Öyleyse, neden olduğumuz olayların sonuçlarına katlanmak zorunda kalırız; buna göre Atlantisliler kendi sonuçlarını kendileri hazırlamış olabilirler, kısacası ekilen hasat biçilmektedir. Bu Güneş Sistemi, bu Güneş ve bu kozmik güçler çeşitli enerji küreleri oluştururlar ama Cayce´e göre ana enerji küresi veya merkez Pleidas Takımyıldızı yakınındaki Arcturus´dadır. Üstüste yığılı veya içiçe olan bu küreler, zamanın veya uzay-zamanın Eon´ları boyunca gelişen, evrimleşen, aktif güç alanları oluşturarak iç güçleri etkilerler, insanlığın bu iç gücü yaklaşık onbin yıllık bir dönemden sonra patlama noktasına birkez daha gelmiştir. Cayce´e göre Atlantis bu süreci yaşayarak yok olmuştur ve şimdi de sıra bugünün insanlığındadır yani yokoluş, değişim ve dönüşümün sonucu veya gerekliliğidir. Sonun başlangıcı, yeni bir başlangıç mı? Açıkçası, Cayce bize sonun başlangıç olduğunu söylemektedir. Bir diğer çağrışım, söz konusu kozmik periyodun astrolojik temellere dayandığı ya da astrolojinin periyodları gösterdiğidir. Yıldızların ve gezegenlerin çekim alanlarındaki fiziksel etkiler acaba zaman içinde değişiyor olabilir mi? Göründüğü kadarıyla bu dönemsel fenomenin temelinde, Güneş Sistemi´mizin Arcturus/Pleiades yönündeki hareketinin astronomik bir gerçek olduğudur. Özetle astronomik evrim, yeterli ipuçlarını vermektedir yani Cayce bu noktayı referans olarak göstermektedir. 120.000 yıl önceki Atlantis´e yönelirsek ve Cayce´yi dinlersek, Phoenix yeniden uçacaktır. Değişime hazır olmak, Atlantis´in yeniden doğacağına yani dünyanın ekseninin bir kez daha değişeceğine inanmak, Cayce için gerekliliktir. Cayce, Birinci Phoenix´in şimdiki Güney Pasifik´de bulunan Lemuria Kıtası ve uygarlığı olduğu görüşündedir. Lemuria´nın batışı, insanlığın anımsadığı ilk dünyanın batışıdır yani öte anlamda insanlıığın anımsadığı ilk uygarlık Lemuria´dır Atlantis ve Mısır ilişkisi Cayce Okumalarına devam ediyoruz; MÖ 10.700 Atlantis İmparatorluğu´nun güçlü olduğu son dönemdir. Bugün ulaşılamamış olan büyük bir güç boşa harcanmış ve Atlantis sosyal ve jeolojik yönlerden ölmeye bu dönemde başlamıştır. MÖ 10.600 kibrin ve gururun doruk dönemidir; kendisini yok etmeye yönelik sosyal politakalar sonucunda insanları kurban etme geleneğinden bıkan Atlantis´li gruplar, başlarına geçen bilim adamlarının rehberliğinde iklim değişiklerinden de etkilenerek, Asya içlerine ve en önemlisi de Nil Vadisi´ne göç etmeye başladılar. Göçler aslında kaçış şeklindedir; yani merkezi Atlantis yönetiminin izni olmadan yapılmış ve belki de yakalananlar yok edilmiş yani cezalandırılmıştır. Nil Vadisi boyunca Mısır´ın İlk Hanedanı´nın kurulması, Ibex-Ra inancı ile Hermetik "Birin Kanunu"nun ortaya çıkması bu dönemdedir. Birinci Hanedan tarafından yapılan tapınaklara, Atlantis´le ilgili kayıtlar yine bu dönemde saklanmıştır. MÖ 10.510´da Birinci Hanedan, Atlantis´ten yapılan bir saldırı sonucunda yıkılmıştır. Akdeniz´e giren İmparatorluk güçleri Ege´de Atina yakınlarına kadar yayılmış ve bu arada da tüm Mısır´ı işgal etmiştir. On yıl sonra, Atlantis´in ana kıtasının çökmesinin sonuçları büyüyünce, bir grup Atlantisli soylu Peloponez Yarımadası´nı işgal ederek, Cayce´nin sözünü ettiği İnsanlığın 4. Dönemi başlamıştır. Cayce aynı anda yani MÖ 10.499´da Mısır´da İkinci Hanedan´ın işbaşına geldiğini söyler. Bu dönem Hermes kültürünün yeniden etkili olması sonucunda, Ra inancının veya Ra Büyük Rahipliği´nin yeniden Mısır´da egemen olması demektir. Yeniden büyük tapınakların yapılması yine bu döneme raslar. Büyük Piramit Büyük Piramit´in Shemsu Hor adlı mimar-kral tarafından inşasına MÖ 10.490´da başlanmış, Cayce kayıtları bu dönemde Mısır´ı Ra-Hermes ve Isis kültürünün yönettiğini göstermektedir. Shemsu Hor, piramiti Atlantis teknolojisini kullanarak inşa etmiştir, inşaat 100 yıl sürmüş, sonunda "Kayıtlar Koridoru"na tüm geçmiş ve gelecek kaydedilmiştir. Ra Shemsu Hor´un ölümünden sonra mirası devralan Rostau, inşaatı bitiren kutsal kişiliktir. MÖ 10.291´de İkinci Hanedan dönemi son bulmuş ve çok uzun süren bir karışıklık ve belirsizlik dönemine girilmiştir. MÖ 3.000´de Narmer adlı kral dağınık kavimleri toplayarak, yeniden Akdeniz´de ticareti sağlayarak, Eski Krallık Dönemi´ni başlatmıştır. Bundan sonrasını biliyoruz. Bunlar doğru mu? Sonuç olarak, Cayce´nin okumaları yeterli bir kanıt olabilir mi? Elbette ki olamaz ama göz önüne alınması gereken şey, Atlantis´in zaten bir mit olduğudur; Atlantis bulunana kadar, Cayce´nin ruhsal bildirileri, Platon´un göndermeleri kadar geçerlidir. Şöyle veya böyle ortada henüz elle tutulur bir kanıtın olmaması, bu sonucu veya kararı kolaylaştırır. Eğer Edgar Cayce gerçekten geçmişi okuduysa, getirdiği öngörüler de geçerlidir ve uzak geçmişte Atlantis´i ne yok ettiyse ya da Atlantis kendisini nasıl yok ettiyse, bizler de benzer bir şekilde yok olabiliriz ama bu yokoluş topyekün olmayacaktır. Atlantis´de de böyle olmamıştı, kaçanlar, kurtulanlar yeni uygarlıkların temellerini atarak, bizlere ulaşan yeni Phoenix´i ateşin içinden yaratmışlardı. Kısacası, periyod tekrarlanmıştı. Cayce´nin tüm okumalarını gözden geçirirzek, kafamız daha çok karışacaktır çünkü okumalarda çelişkili ve karmaşıktır. Fakat bu da fazla birşey ifade etmez zira 20. Yüzyıl insanlığının modern arkeolojisi ve tarihi de çelişkili ve karmaşıktır. Gerçeği zaman gösterebilir ya gösteremeden yok olur ve işe yeniden başlarız. Ama galiba, asıl merak edilmesi gereken şey, ister galaktik, ister güneş sistemsel, ister gezegensel ve de ister ruhsal; hangisi olursa olsun evrimin neden bu yolu tercih ettiğini düşünmek ve anlamaya çalışmaktır. Asıl gizem burada saklı veya kitlidir. BOX 1 Rüyalarımızdaki Atlantis gerçek olabilir Biran için Atlantis´in efsanevi başkenti Poseidon´u düşleyin yani 30.000 yıl öncesini ve yine düşünün ki, Atlantis bildiğimiz uygarlıkların zirvesiydi. Yerçekimine karşı uçabilen dev ticari gemileri, onlardan çıkan daha küçük araçları ve personellerini düşünün. Atlantis´in kanallarını, egzotik binalarını, onları çevreleyen piramidal yapıları, göklere asılı bahçeleri, Posedion´un ve öteki tanrılarla, tanrıçaların dev heykellerini düşünün. Ve daha sonra binlerce yıl öncesinde, tüm bu şaheserlerin çoğunun, kötü doğa koşulları ve dev gelgitler sonucunda battığını düşleyin. Düşünün ki, dev bir kentin kalıntıları bugün suların veya okyanusun altında saklı veya gömülü. Günümüzde, benzeri sahnelere filmlerde veya tv dizilerinde raslanır ama bu sahneler yeterince teknik ve estetik sayılmaz. Ama yine de insanlığın kollektif bilinci Atlantis´i anımsamakta ve anılarında kalan görüntülerden yola çıkmaktadır. İyi bir yönetmen, vizyon sahibi bir yapımcı ve yetenekli bir efekt ekibi uzak geçmişin harikalarını düşleyebilir ve gözlerimizin önünde canlandırabilir. Günümüzün harikası olan bilgisayar efektleri geçmişi aynen olmasa da canlandırabilirler. Üç boyutlu bilgisayar modellerinin yaratıldığı ve kullanıldığı ilk sinema yapıtı, "The Last Starfighter/Son Yıldız Savaşçısı" idi. Bunun için süper Cray bilgisayarı kullanılmış ve yapım yaklaşık 6 milyon dolara malolmuştu. Şimdi bu maliyetler çok düşmüştür çünkü dijital teknoloji çok büyük sıçrama yaparak eski optik metodları aşarken, bilgisayar programlarının çok hızlı evrimi sonucunda üç boyutlu animasyonlar neredeyse evde yapılır hale gelmiştir. Jurassic Park´ın dinozorları gerçekten korkutacak kadar canlıydılar ve gerçek insanlarla içiçe veya karşı karşıyaydılar. Yine benzer bir dijital uygulama sonucunda "Forrest Gump"da Tom Hanks şaşırtıcı işler yapmıştı. Bütün bunlara Oscar verilirken, ortaya özel efektler adlı yeni bir alanın çıktığının pek farkına varamamıştık. Artık senaryolar nasıl olursa olsun, uygulanabiliyordu, önemli maliyetlerdi. Dijital yaratımlarla Atlantis´in son günlerini, yetenekli sanatçıların imajları ve teknolojik mucizelerle izleyebiliriz. Sonuç bellidir ve inandırıcıdır, geçmişin masalları veya mitleri başka türlüsü düşünülemeyecek kadar gerçek görüntülerle karşımıza getirilebilir. İşin en garip yanı, bunu yapanların artık çok özel kişiler olması da gerekmemektedir çünkü bilgisayarların neleri yapabildiklerini tam olarak bilenlerin sayısı artık çok azdır. Yani siz de en saçma hayalinizi gerçekleştirebilirsiniz. Eski dönemin önemli yönetmenlerinden yapımcı George Pal, Atlantis çabaları içindeydi; yani geçmişin mitolojik kıtasını ve uygarlığını görüntülemek istiyordu. Bunun için modeller oluşturdu, döneminin yetersiz aygıtlarını kullandı. Pal, bugün olsaydı belki de çizgi ötesi veya şimdikilerin üzerinde yer alan hayallere imza atabilirdi. "Babylon 5", "Robo Cop", "Seaquest" ve "Unsolved Mysteries" gibisinden tv dizileri ve filmler neredeyse bizi içlerine çektiler; "Jaws" tarafından sömürüldük. Oysa bunlar düşük yetenekte Amiga bilgisayarlar tarafından yapılmıştı, çok az harcama yapılarak yayın kalitesi sağlanabildi. Bunun en iyi örneği George Lucas´ın "Star Wars" üçlemesiydi, eğer bu üç film Lucas´ın harikalar firması Industrial Light and Magic tarafından yeniden modern bilgisayarlardan geçirilip, dijitalize edilmesiydi, farkı göremeyecektik. Teknoloji artık kendisi konuşuyordu ve Atlantis yaratılabilirdi. Yeni Star Wars´da, yeni tipler vardı, yeni karakterler yaratılmış ve eskiler daha belirginleşmişti. Öylesine ki, onları artık kendimiz kadar gerçek sanıyorduk ve Atlantis mantığına göre de gerçektiler. Aynen Jurassic Park´ın dinozorları ve Forrest Gump gibi; T-Rex yaşıyor ve her an bir yerden çıkıp saldırabilir, Gump ise bir Amerikan vatandaşıydı, onun ev adresini isteyenlerin sayısı milyona ulaşıyordu. Atlantis´in gerçekleşmesi ya da Cayce´nin öngördügü gibi yeniden doğması artık mümkün. Yeter ki, vizyonu sınırsız olan bir yönetmenin kafasına girsin; "Titanik"in bir kez daha batması gibi, Atlantis uygarlığı binlerce yıl öncesinde olduğu gibi tekrar gözlerimizin önüne gelebilir. Belki onlar da binlerce yıl önce, öyle yapmışlardı. Kim bilebilir ki? Edgar Cayce´nin Atlantis Okumaları´ndan alıntılar; 02/16/32 0364-003 Special Atlantis /1-2 02/16/32 0364-003 Special Atlantis /3 02/16/32 364-4 Special Atlantis /9 02/16/32 364-4 Special Atlantis /9 02/16/32 364-4 Special Atlantis /9 02/16/32 364-4 Special Atlantis /9 02/17/32 0364-006 Special /7 02/17/32 0364-006 Special /8 02/17/32 0364-006 Special /8 02/21/31 311-2 Life M 28 02/21/31 311-2 Life M 28 Millenium Kitapları Son yılların en önemli ve en çok satan kitaplarının başında artık edebi eserler gelmiyor. Aralarında birçok uzmanın da bulunduğu çok sayıda, yazar ve araştırmacı 2000 yılı kitapları denen bu türe yöneliyorlar. Size Bunları satın almanız için bir grup örnek sunuyoruz. When the Comet Runs/Prophecies for the New Millenium: Nostradamus, Hezekiel, Hildagard of Bingen, Edgar Cayce, Mary Summer Rain, Gordon Michael Scallion, Abd-ru-shin, Mother Shipton, Paul Solomon ve Kızılderili şef Sun Bear. Sacred History and Earth Prophecies Yazarın amacı yaş, ırk, seksüel tercihler, dinsel inançlar, nasyonalizm, eğitim ve politik yaklaşımlar gibi konuların gelen yeni yüzyılda nasıl gelişeceğini araştırmak. Hem tarihi bir kez daha bu açıdan gözden geçirebiliyor, hem öngörülerin nasıl gerçekleştiğini sınıyor ve değişimin ve geçişin olasılıklarını tartışıyorsunuz. A New Book of Revelations Yazan: Tuella Bu da bir kıyamet kitabı. Biraz da satanik yani şeytansı. Şeytanın sayısı olarak bilinen 666´nın gerçek anlamı, 13 sayısının gizemi, Tevrat´taki anlatıların içeriği, herşeyi yaratan tanrının varlıklarının neden uyumsuz oldukları çizgisinde araştırılıyor. Melekler ordusunun olası bir kötülükler saldırısında başlayacak savaşta nasıl davranacakları öngürülüyor. Ve kitap; "Şimde büyük değişimlere hazır olmanızın zamanı. Yaşamınızda farklı şeyler olacak." cümlesiyle bitiyor. Beyond Prophecies and Predictions Yazar: Moira Timms Kitabın alt başlığı "Gelecek değişim için herkese rehber" şeklinde. Antik kehanetler ve modern bilim yeni bir yüzyılda, geleceği şekillendirecek mi? Acaba bir aydınlanma çağının mı yoksa yokoluş döneminin eşiğinde miyiz? Kitapta Nostradamus ve Cayce´nin 2012 yılı civarındaki dramatik kehanetleri ele alınırken kutupların yer değiştirebileceği iddiasına bilimsel bir gözle yaklaşılıyor. Ve sonuçta bütün bunların ilahi bir arınma ve şifa verme yöntemi olup, olmayacağı tartışılıyor. Predictions for a New Millenium Yazar: Noel Tyl Yeni Millenium´a hazır mısınız? Özel bir dönemde yaşıyoruz; şimdi güçlerin çarpışmasının ve dengenin kurulmasının zamanı. Ülkeler ülkelerle, dinler dinlerle, milliyetçilik, küresel birlikle, terörizm tarihsel barışla savaşıyor. Kendimize soruyoruz; Hangi yolu seçeceğiz- Bir değişim için hazır mıyız? Kitap 58 kehanete yer vermiş. Politik, ekonomik ve sosyal değişimlerin 2012 yılında olup olmayacağı kehanetlerle karşılaştırılmış. Yeni Millenium´un getireceği kriz anında, dünyasal değişim stratejisini algılamış olacak mıyız? 21. Yüzyıl´a girerken yaşanacak önemli olaylar nelerdir. Bir ABD başkanının ölümü, Çin´in Komünizm´i yasaklaması ve Saddam´ın yeni bir felakete neden olması gibisinden örnekler, birer ön haberci olacak mı? Önemli ve ilginç kitap... The Revelation Yazan: Barbara Marx Hubbard Yeni Millenium için bir umut mesajı bu. Yazar kitaba böyle başlamış. Sonra "Celestine Prophecy"nin yazarı James Redfield´e göndermeler yaparak, onun öngörülerinin bilinçsel bir evrim olabileceğini belirtiyor. Dünya çıldırmış gibi, büyük kentler şiddet dolu, küresel kirlenme hızla artıyor, nükleer tehlike başımızda sallanıyor. Kendimiz ve ailelerimiz için daha iyi bir yaşam aramalı ve bunun için mücadele etmeliyiz. Ama önce bilinçlenmemiz gerekiyor. Gezegeni kurtarabiliriz; İşte Barbara Marx Hubbard´ın yaklaşımları bi çizgilerde... Kyron "Zamanın Sonu" İç barışın sağlanması için yeni bilgi paketi. Kyron bir seri ruhsal bilgi kitabının ilki. Tipik bir ruhsal bilgi veya Kanal kitabı. Surviving Catastrophic Earth Changes Yazan: G. Cope Schellhorn Bu kitap biraz farklı; gerçek yaşamın ölümün ötesinde olduğu ve bu stratejik anda ölüme hazırlıklı olmamazın gereği hatta gerekliliği anlatılıyor. Bu öğretinin izinde kalındığı takdirde, yaşamın daha efektif ve yararlı olacağı öğretisi iletiliyor. The Hopi Survival Kit Yazan: Thomas E. Mails Kitabın adı üstünde; öncelikle Hopi kehanetleri verilmiş, 8 ana kehanetin içeriği anlatılıyor. Apolakiptik yani İncil kökenli kıyamet öngörüleri ile Hopi kızılderililerinin kehanetleri karşılaştırılıyor. Hopiler´e göre dünya şu anda dördüncü döneminin sonunu yaşamaktadır. Bundan sonrası Yaratıcı´nın elindedir ve karar onundur. Yaptıklarımız arasındaki iyiliklerin dozu, geleceğimizi belirleyecektir. Kitabın en ilginç yanı binlerce yıllık Hopi söylencelerinin bugünü aynen tarif etmesi ve yaklaşan bir sonu öngörmesidir. Earth Changes Update Yazan: Hugh Lynn Cayce Cayce ailesinden olan Hugh, geçmiş, şu an ve gelecekle ilgili tüm Edgar Cayce kehanetlerini eksiksiz olarak veriyor. Cayce, 1958-1998 arasını değişimin ön dönemi olarak belirtiyor ve küresel fiziksel değişimlerin başlayacağını olaylarla göreceğimizini söylüyordu. Yeni dönemin nelere gebe olduğunu göreceğiz. Klasik bir Cayce kitabı elbette ki bizlere iyi bir gelecek vaadetmiyor. Millenium Prophecies Yazan: A. T. Mann En draje kitaplardan birisini, dünyaca ünlü astroloji uzmanı ve okült araştırmacı Mann yazmış. Yazar kısa ama kesin başlıklarla büyük kahinlerin ve mistiklerin gerçekten geleceği görüp görmediklerini soruşturuyor. Dünyanın sonuna geldik mi? Armageddon yani topyekün savaş yakın mı? Deccal gelecek mi? Uzaylılar bizi ziyaret ediyor mu? Önümüzde bir buz çağı mı var? ve yeni bir barış ve sevgi çağına giriyor muyuz? Mann´ın kitabı övgüye ve önermeye değer...
__________________
http://www.thehungersite.com/ Aç Çocuklara Yardım Kampanyası.(Ücretsiz.Sadece Tıklayın.) |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mekan: rfactor(no aids)
Mesajlar: 7,806
|
Atlantis´den haber var.!
Kısa bir zaman önce Orta Amerika, Bahamalar´da deniz altında, insan eliyle yapıldığı anlaşılan kent kalıntıları, duvarlar, yollar, sütünlar bulundu. Bulunan Atlantis miydi? Bu yazıda, Atlantis Miti´nin yeni bir boyutu ele alınırken, bizler de uyarılıyoruz... Atlantis´in kalıntıları gerçekten Atlas Okyanusu´nun dibinde mi? Mark Hammond´a göre, ABD Deni Kuvvetleri bu konuda çok şey biliyor. Elbette ki, okyanusun tabanına inip, siz de birşeyler söyleyebilirsiniz yani ille de Deniz Kuvvetleri´ne ihtiyacınız yok. Ama bilimin bulguları tartışmasız gerekli. Okyanusun tabanında hareket var, volkanik kıpırdanmalar bir atlı karıncanın dönmesi gibi ama gittikçe yayılarak yükselmelere neden oluyorlar ve bu arada da kıtaları itiyorlar. Ama daha önemli bir olay daha var; dünyanın kabuğunun hava kabarcıkları yani yer değiştiren yüzey kabuğunun arasından su yüzeyine kaçış yolları bulan hava cepleri. Yüksek su basıncı okyanus tabanını ezerken, kabuğun ince olduğu yerlerde hem çatlaklar yaratıyor, hem de kara parçalarını iten enerji alanlarını oluşturuyor, hareket aşağıya ve yukarıya doğru hiç durmadan sürüp gidiyor. Aslında bu jeolojik bir oluşumun ta kendisi ve bin yıllardır devam edegeliyor, işte eğer var olduysa Atlantis´i yok edip, sulara gömen bu tür bir jeolojik oluşum olmalıydı. Fakat temel bir düşünce bu arada gerçekleşti yani ölçümlendi; dünyanın katı kütlesinin bir parçası ve tabii kabuğu, bir duba gibi yukarıya çıkmaya çabalarken, bir diğer kütle aynı anda batıyor. Sözü edilen dev hava kabarcıkları çok uzun oluşum süreçlerinin sonunda, yerkürenin çekirdeği ile kabuğu arasında bölgede sıkışıp kalıyorlar. Hiç kimse, dev kütlelerini neyin orada tuttuğunu kesin olarak bilemiyor; bilim basit bir görüşü ortaya koyuyor ama gerçek nerede, işte o bilinmiyor. Hatta bilim çevrelerinin konuyu biraz hafife aldığı dahi söylenebilir, öyleyse biz de konuyu biraz uçuralım. Ruh ve madde enerjisinin buluştuğu nokta... Atlantisliler´in bizim gibi insan olduklarını öncelikle düşünelim veya insanın atası olduklarını... Acaba öyle miydiler? Bir görüşe göre Atlantisliler yani Atlantealılar, yapay insanlardılar yani efsanelere göre, dünyadışı canlılardan daha uçta veya ötede düşünülüyorlar. Fakat, tüm bu sözcükler bize hiç birşey açıklamıyor. Belki de onlar, fizik güçleri kadar, psişik güçlerini de kullanıyorlardı. İlginç bir düşünce de, Atlantis taraftarları tarafından yeni ortaya atıldı, 4 boyutlu bir canlı türü olan Atlantisliler, 3 boyuta geçtiklerinde doğanın dengesini etkileyerek, volkanik püskürmelere neden olmuşlardı veya dev bir enerjiyi harekete geçirmişlerdi. Bu düşünce tabii ki, bir devrim değil. Asıl merak ettiğimiz şey, Atlantis´in varlığı kadar, hatta daha da önemlisi Atlantis´in nasıl battığını öğrenmemizde... Ve nerede battığını? Sargossa Denizi belirgin ve bilinen bir yer, Bimini Platosu´nun güney ucunda ve Azorlar´ın biraz uzağında. Bu bölgede, garip buluntular veya parçalar var... Acaba Atlantis Kıtası, demin sözünü ettiğimiz hava kabarcığının veya yerkabuğu ile yer çekirdeği arasındaki gaz depolarının tepesinde miydi? Acaba Atlantisliler, bu gaz rezervlerini ve başka doğal güçleri kullanmayı öğrenmiş miydiler? Eğer öyle olduysa, doğanın doğal oluşumuna yapılan böyle bir müdahale ne sonuçlar getirdi? Hal böyleyken, ileri kültürlerine rağmen Atlantealılar, bu enerjiyi savurganca kullanıp aşırı teknoloji açlığı ile kendi sonlarını hazırlamış olamazlar mı? Atlantealılar arasındaki entellektüel tartışmalarda, atmosfer koşullarının değişimi ve kıtanın doğal kaynaklarının kirlenmesi ve yaşamın tehli***e düşmesi gündeme geliyor muydu? Bütün bunlar size tanıdık geliyor mu? Atlantealılar, yüzyıllarca yaşamış olmalılar, belki de bin yıllarca yani eğer bir teknoloji varsa, bu çok ileri olmalıydı. Örneğin, maddeyi kontrol etmeyi öğrendilerse, yani maddeyi azaltıp, arttırabiliyorsanız doğayı veya güçlerini oyuncak gibi kullanabiliyorsunuz demektir. Tevrat ve İncil kendi gölgesini değiştirebilen insanlardan söz eder veya Peter Pan´ın kendi gölgesini kovalaması gibi... İşte bu, maddenin ayrışımının simgesidir. Bu kurgu kavramı, düşünebiliyorsak, fizik bedenin asla yorulmayacağını da düşünebiliriz, yani şarj edilebiliriz. Oluşum bu mantıkla kolaydır, ruhsal enerjiyi fizik bedene boşaldığı anda yüklersiniz, olur biter. Bunu uykuda ve gerçek anlamdaki bir meditasyonda bir oranda yapabiliyoruz kasdedilen meditasyon entel eğlence meditasyonu değildir. "Bizler aptalız, kendimizi aldatıyoruz..." Fakat, bu enerjiyi transfer ederken hata yapabiliriz veya beceremeyiz, ya da niyetimiz olumsuzdur. Daha da beteri fizik bedenimiz bu enerji için, uygun veya uyumlu olamayacak kadar kirlenmiştir. Amerikalı tanınmış ruhçu Edgar Cayce, böyle bir şeyden söz ediyordu, yani nefret ve ahlaksızlıkla dolu bir bedenin gezegenin enerjisini de elde ederek ve de biomorfik yani madde bedeni değiştirme teknolojisini de kullanarak enerji aktarımına kalkışması çok şiddetli sonuçlara ulaşmıştı. Elde edilen teknolojinin yeterince özümlenmemiş ve dönüştürülmemiş olması kıta kabuğunu etkilemeye yeterli olabilir. Bu görüşe göre, madde ve üç boyutlu madde ötesi boyut enerjisinin doğrusal değil de, eğimli olması doğal dengeyi bozacaktır. Cayce devam ediyor;"..uzun yaşamı başarabilmemiz ve biolojik teknolojimizin düzeyinden mutlu olmamız hiç doğru değildir, bunda övünülecek hiç birşey yok, başımıza nelerin geleceğini daha henüz bilmiyoruz ki.. Aptallık bu, kendimizi aldatıyoruz." Bilimin bazı kesimlerinin da desteklediği öz konusu enerjinin yanlış ve aşırı kullanımı, aynı şeyi petrol ve doğal gaz kullanımının yanlış olduğunun uzun süreçte anlaşılması örneğinde de düşünebiliriz; gezegenin çekirdeğinden yükselen çok geniş miktarlardaki kimyasal oluşumlar, okyanusa boşalacak ve suları ısıtarak, gelecekte yangınlara neden olacaktır. Hatta, bu süreç başlamıştır çünkü göstergesi denizlerde oluşan pis kokulu balçık veya çamur birikimleridir. Atlantis döneminde, yüzey altındaki gaz rezervlerinin delinmesiyle bozulmuş olan jeolojik denge kendini düzenlemek için yeniden yapılanma yolundaysa, bu bize pahalıya mal olabilir. Cayce Birinci ve İkinci Yokoluş´un böyle olduğu görüşünde. İlk Yokuluş Tufan ise, ikincisi Atlantis olabilir mi? Yer kabuğunun çökmesi, gaz ceplerinin boşalması ve aşağıda yeni bir dengenin oluşmaya başlamasıyla oluşan dev enerjinin akışı yeni jeomanyetik huzursuzluklar yaratınca, İkinci Yokuluş mu gerçekleşti? Atlantis araştırıcıları, açığa çıkan dengesiz doğal enerjinin Atlantis´den bu yana hala etkin ve yıkıcı olduğunu belirtirken, şu anda yaşanan ruh ve beden arasındaki uyumsuzluğa ve yıkıcılığa neden olduğunu ileri sürüyorlar. Bu arada, Bimini Bölgesi nedeniyle, Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesine neden olan enerjinin aynrı kaynaklı olduğu da ekleniyor. "Yıldız Kapısı"na doğru... Peki öyleyse, Atlantis´i hala bulmak istiyor muyuz? ABD Deniz Kuvvetleri´nin çok gelişmiş akustik su altı görüntü sistemleri bazı buluşları gerçekleştirdi. Tabii amaç, Atlantis´i aramak falan değil, amaç denizaltıların işini kolaylaştırmak. Elbette ki, yukarda anlattıklarımızın bir bölümü fantastik geliyor ama öteki bölümün şakası yok, onlar ciddi. Mantıklı bir insan, dünyanın bir yerinden, neresi olursa olsun, Atlantis´den kaldığı kanıtlanan bir taş veya kaya parçasını görmek istiyor. Böyle bir kalıntı bu gezegenin üzerinde var mı? Cevap olarak, hemen evet diyenler hiç de az değil, en geçerli tez denizaltında olduğu, karada olması pek mümkün değil çünkü askeri ve ekononik talan sonucunda girilmedik, delinmedik, kazılmadık bir yer, yeryüzünün üzerinde kalmadı gibi. Atlantis´in Arizona, Nevada veya New Mexico´da olduğunu iddia edenler var ama bu gayret bizim Van Gölü canavarına benziyor. İlk hedef, binalar yani insan yapısı yapılar bulmak ama bunlar çok sayıda ve el değmemiş olmalı. Asıl amaç daha ötede, arzulanan efsanevi teknolojiyi yakalayabilmek, özel objeler bulmak, en azından da yazılı bilgilere ulaşabilmek. Örneğin hava durumunun kontrolu gibi bir şey! Gerekince yağmur, gerekince güneş, hatta ***if için kar... Ne ala, değil mi! Belki, fırtına seyretmekten ***if duyuyorlardı. Ötesi de var; Belki bio-kontrolla hayvanları çalıştırıyorlardı. Kimbilir, belki de kendi yarattıkları zeki canlılar, hani yazımızın başında yapay canlılardan söz etmiştik ya, işte onlar Atlantisliler´i yani yaratıcılarını yok etmiş olabilirler mi? Haydi biraz mitolojileri anımsayın. Bu arada jeolojik felaketlerin motive edilmesi de akla gelebilir. En favori olay, volkanların patlaması ve ardından lav yağmur ve de selleri. Trilyonlarca ton lavın okyanusa boşaldığını bir düşleyin, Atlantis teknolojisi ne düzeyde olursa olsun, kontrol edilemeyecek bir gerçek bu, Atlas Okyanusu belki de Golf Stream sıcak su akıntısıyla hala bunu anımsatıyor. Ama eğer Cayce´nin iddia ettiği gibi, bir enerji dönüştürücüyü yapmayı başardılarsa, oradan kaçıp gitmiş olabilirler mi? Sahi, biz bu fikirden bir film yaptık; "Stargate" böyle bir enerji alanları arasındaki geçiş kapısını anlatıyordu. Şaka bir yana, işte o bilim-kurgu filminde tasarımlanan geçiş enerjisi, kontrol edilemezse yerküreyi allak bullak etmeye yeterlidir. Bu tür bir enerji, konkunç bir zincirleme reaksiyonu başlatabilir, bu da fiziğin görüşü... Tesla´nın "Zaman Makinesi" Çok sorulan bir soru daha var; "Peki, biz neden müzelerde Atlantis´den kalma küçücük bir şey göremiyoruz?" Cevap kolay, siz müzelerin nasıl çalıştıklarını biliyor musunuz? Sizler, müzelerde çok ama çok az şey görürsünüz, sergilenmesi gereken veya ne olduğuna anlamaya henüz vakit bulamadıkları sayısız obje, depolarda öylece durur. Hani "İndiana Jones"un yani "Kutsal Hazine Avcıları"nın sonunda, "Ahid Sandığı"nın başına gelenleri hatırlasanıza... Ayrıca, müzeler resmi ideolojilerle yönetilir, bazen de zenginlerin kendi ***if müzeleri vardır. İşte bu nedenlerden dolayı, kimse Atlantis´den bir şeyin kalıp, kalmadığını bilemez ve tabii ki göremez. Pardon, unuttuk Atlantis´den kaldığı kesin belirlenen ama saklanan bir şeyler de olabilir. Bu da olasıdır çünkü resmi ideolojiler buyle davranmayı severler, nedense insan yönetmeyi çok sevdikleri gibi... En fecisi de, Curator denen müze uzmanlarının anlamadıkları veya parasal değer biçemedikleri bazı şeyleri atmış olabilecekleri olasılığıdır... 1940 yılında. ABD Hükümeti Atlantis´le resmen ilgilendi. İnanılmaz elektrik veya enerji dehası Nicolai Tesla, ortaya ilginç fikirler attı. Tesla, New Mexico´da bir çölde, enerji alanları oluşturma çabasındaydı. Garip bir cihaz oluşturmuştu, adına "Açığa Çıkarıcı" diyordu ve bu bir makinaydi. Tesla´nın açıklamalarına göre makinanın itici bir gücü vardı ama ne yapacağını söylemiyordu, sadece akılları durduracak bir yapacaktı ama yine işin içine politak girdi ve proje iptal edildi, kimbilir kim neyi yasaklamayı uygun görmüştü? Sonradan birileri, insanların boşlukta görünüp, kaybolduklarını gördüklerini anlattılar ama arkası gelmedi. Tesla´nın cihazı aslında bir "Zaman Makinesi"idi ve geçmişi ama gerçek geçmişi gösterecekti ve tabii resmi görüşler böyle bir şeyi asla istemezlerdi çünkü dünya tarihi tamamen değişecekti. Tabii ki Atlantis´in var olup olmadığı ve nerede bulunduğunun cevabı kesin olarak ancak böyle verilebilirdi. Ama "Zaman Makinasi" aslında İnsanlığın henüz hak etmediği bir olay olarak da düşünebilir... Aslında Zaman Tüneli teorik olarak bulunmuştur, iş uygulamada ama ne zaman? Biz henüz, uzay-zaman bilincinin ne demek olduğunu idrak etmiş değiliz. Atlantealılar´ı anımsayın, belki onlar bunu başarmışlardı ve zaman içinde dolaşabiliyorlardı. Hatta, bunu bir an için kabul edersek, hala aramızda olabilirler, UFO´lar bile onlar olabilirler. "Maymunlar Gezegeni" adlı filmi anmısayın... Atlantis gerçekten resmen arandı mı? Atlantis sadece bir mit değil, temelinde bir gerçeğin kıpırtısı, ışığı var ama daha da ötede biz yani şu andaki İnsanlık varız, modern teknolojimiz ve uygarlığımızın gelişiminin artı ve eksileri var... Plato, bize temelinde tarih olan bir öykü anlattı. Sonra bu öykü, Atlantis´in öyküsü çağlar içinde değişti, renklendi. Şimdi, belki de Plato´nun "Critias"ındaki Atlantis´i yeterince gelişmiş bulmuyoruz. Atlantis, hala var mı? Yazının başında adları geçen yetkililerin elinde, Bimini´de ele geçirilen bir "uçan tabak"tan söz edenler de var. Bu çok yeni bir olay ama "sus" emri verildi bile, ilk konuşanlar çoktan bellek kaybına uğradılar. Atlantis olarak dünyada karalar üzerinde düşünülen ABD dışında bir de Orta Asya var. 1940´da Meksikalılar, ABD Hükümeti´ne protesto çektiler, neden yeraltı kazılarıyla topraklarına giriyorlardı? İzin alıp, açıklama yapabilirlerdi? AslındaMeksika´nın korkusu, yüz yıla yakındır kayıp olan İmparator Maximillian´ın kayıp hazinelerinin bulunup, geri verilmeyeceğiydi, Atlantis, kimin umurundaydı? Ama ABD, aslında cidden Atlantis´i arıyordu... Evet, fazla söze gerek yok, birkaç yıl önce Bahama açıklarında bulunan ve görüntülenen su altı fotoğraflarına bir daha bakın, belki bunlar anlattığımız hayali Atlantis kadar görkemli gelmeyecekler ama bir düşünün. Arayanlar olağandışı yapıların peşindeler ancak o zaman etkilenecekler. Günümüzün uygarlığı yok olur ve binlerce yıl sonrakiler tarafından bulunursa, Eyfel´in veya Empire State´in ya da Ayasofya´nın kalıntıları mı ilgi çekecek yoksa kent varoşlarının mı? Yine "Maymunlar Gezegeni"nin sondaki ünlü sahnesi akla ister istemez geliyor değil mi?
__________________
http://www.thehungersite.com/ Aç Çocuklara Yardım Kampanyası.(Ücretsiz.Sadece Tıklayın.) |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mekan: rfactor(no aids)
Mesajlar: 7,806
|
Atlantis Manisa´da mı? Eylül ayı içinde "The Sunken City" adlı kitabın yazarı olan İngiliz Arkeolog Peter James, Manisa´ya ikinci kez gelerek, yanındaki BBC film ekibiyle beraber çalışmalar yaptı. James´in ekibinde Londra Üniversitesi´nden Yunanlı Arkeolog Nikos Kokkinos´da bulunuyordu. BBC ise bir belgesel tv filmi çekmişti. Film, Peter James´in tezi üzerine çekildi ve bu tez James´in yaklaşımına göre, Kayıp Kıta Atlantis´in Manisa´da Sipil Dağı´nda bulunduğudur. James, Manisa yöresinde yaşadığı varsayılan mitolojik Lidya Kralı Tantalos´un Atlantis´in isim babası olan Atlas ile aynı kişi olduğunu ve Tantalos´un ülkesi olan Tantilis´in Atlantis olması gerektiğini mitolojik ve arkeolojik kaynakları göstererek ileri sürmekte. Bu bir iddia ama bilimsel çizgide bir iddia çünkü işin içinde bu kez fanatik inançlılar değil, bilim dünyasına mensup insanlar var. Acaba bunlar yeterli mi? Peter James´in tezlerini okurken ille de Atlantis´in Manisa´da olması gerektiği görülmüyor, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bir efsanenin yurdumuzda taşınabileceği öncelik ve önem taşıyor. Ve Peter James´i kendi çizgisinden izliyoruz... Atlas cezasını nerede çekiyor? Plato Atlantis´in ilk kralının Poseidon´un oğlu olduğunu söylüyor. Grek mitlerine göre Poseidon, devlerin yani Titanlar´ın babasıdır, Odysseus´un öldürdüğü tek gözlü dev Kiklops Yunanlı´yı babasına şikayet eder. Ama denizlerin tanrısının dev Atlas´ın babası olduğu, mitolojide pek vurgulanmaz, daha çok ozanlar Atlas´ın Titanlar´dan birisi olduğunu söylerler. Atlas Titanlar´ın ikinci önemli karakteridir yani Cronos´un oğlu, Iapetus´un kardeşidir. Atlas´ın en tanınmış kardeşi ise Titan Prometheus´dur Hani şu göklerden ateşi çalıp insan ırkına gizlice veren Titan. Mitlere göre Prometheus, insanı çamurdan yaratan karakterdir. Ama yakalanır ve Zeus tarafından cezalandırılır. Bütün bu olaylar nedeniyle Antik Yunan´da Prometheus adına yapılmış hiçbir tapınak yoktur çünkü Zeus´un öfkesinden korkulmuştur. Yani Prometheus ve kardeşi Epimetheus Olympialılar´a karşıdırlar, öteki iki kardeş yani Menoetius ile Atlas´da Zeus´a karşı büyük Titanlar şavaşında yer alırlar, Menoetius savaş sırasında Zeus tarafından bir yıldırımla vurulur, Atlas ise esir düşerek özel bir cezaya çarptırılır. Ebediyete kadar gökleri sırtında taşıyacaktır. Atlas´ın cezasını nerede çektiği konusu tartışmalıdır, Hesiodos Tartaros´dan yani yer altından bahseder, bazılarına göre ise Atlas cezasını kuzey rüzgarlarının ülkesi olan Hyperborea´da çekmektedir. Homer ise batıyı yani Atlantik Okyanusu´nu ima eder. Burada dikkat çeken ilk yer Fas´daki Atlas Dağları´dır çünkü Perseus mitine göre Atlas bir dağa dönüşmüştür. Romalı coğrafyacı Pomponius Mela ise Atlas Dağları´nın gökleri tutan sütünlar olduklarını yazar. Acaba bu isim talihsiz Titan yüzünden mi verilmiştir? Kutsanmış Ada ve Batı Anadolu Bir diğer ilginç yön ise, Heredot tarafından da desteklenen Atlas adının verildiği dağların, Libyalı kabileler tarafından "Atarantes" veya "Atlantes" adıyla bilindiği ve bu isimlerin ise "Göklerin Sütunu" anlamına geldiğidir. Büyük olasılıkla Berberiler´in verdiği "Adrar" adı bölgeye gelen Yunanlılar´dan alınmıştı. Yani Atlas Dağları, Atlas´la ilişkiliydi. Eğer Plato buradan yola çıkarak, Atlas´ı Kayıp Krallık´la bütünleştirdiyse, bu ille de Atlantis´in Atlas Okyanusu´nda olduğu anlamına gelmeyecektir. Çünkü mitlerin mantığı özgündür ve dünyasal mantıkla bütünleştirilemezler. Sicılyalı ozan Pindar ise, Atlas´ın batıda değil doğuda cezalandırıldığını söyler. O zaman batıya olduğu kadar doğuya da dönüp bakmamız gerekir. Lesboslu tarihçi Hellanicus´un verdiği (MÖ 500), Atlantis ismi sürpriz bir etki yaratır. Çünkü Hellanicus, Plato´dan önce yaşamıştır ve Atlantis´in Atlas´ın kızı olduğundan söz eder. Atlas ve kardeşleri dünyanın sınırında bulunan "Blest Adası-Kutsanmış Ada" adlı bir adada yaşamaktadırlar, bu yaklaşım Plato´nunkiyle aynıdır. Blest Adası, Girit Adası´nın mitolojik kralı Rhadamahthus´un adasıdır ve bu kralın yönettiği krallığı içinde Ege Adaları ve tüm Batı Anadolu kıyıları bulunmaktadır. Tarihçi Diodorus ise, Kutsanmış Ada´nın Tufan´la ilgili olduğunu yazar, sözünü ettiği "Doğu Yunanlılar" Batı Anadolu kıyılarında yaşayanlardır. Tufan başladığında Hellenicus´un kahramanı olan Poseidon´un oğlu Lycus, kurtulabilmek için ana kıtaya deniz yoluyla kaçar ve orasının Lidya olduğunu öğrenir. Özetle birkaç kaynak daha gözönüne alınırsa, Kutsanmış Ada´nın Anadolu kıyılarının batısında olduğu anlaşılmaktadır ve tüm mitik kaynaklar Atlas´ı ve ailesini Küçük Asya´ya yönlendirirler. Ve en dikkat çekici mit referansı Iapethus´un, Batı Anadolu´daki Kilikya´nın atası olduğu, Atlas´ın kızkardeşi Anchiale´nin adına burada iki kent kurulduğu ve Iapethus´un karısının yani Atlas´ın annesinin adının Asya olduğu şeklindedir. Gerçekten de Batı Ege kıyısındaki Lidya´nın orijinal adı Asya´dır, Roma döneminde isim Anatolia´ya dönüştürülmüş, buradan da "Küçük Asya" deyimi çıkmıştır ve Pindar´a göre buradan "Ataların Toprakları" anlamı çıkmaktadır. Öyleyse Atlas arayışı Batı Anadolu´da yapılabilir çünkü bu yörenin tüm mitlerde ve inançlarda önemi büyüktür ve daha da önemlisi Anadolu´nun antik toplumları genel anlamda atalarımız olarak kabul edilmektedirler. Mitlerin ortaklığı Çıkış noktası olan Titanlar´la Olympialılar arasındaki savaşın bir benzeri Hitit kaynaklarında da vardır. Mitolog Joseph Fontenrose, Yunan ve Asya mitleri arasındaki genetik ilişkinin gözden kaçırılmaması gerektiğini söyler. Hesiodos´da olduğu gibi Hitit versiyonunda da, evreni yöneten güçlerin Birinci Alalus vardır ama Anus tarafından tahtından indirilerek karanlık dünyaya sürülür ama dokuz yıl sonra isyan eden kurnaz Kumarbi tarafından bir kuşun kovulması gibi kovulur ve kaçarak göklere saklanır ama daha sonra Anus yine isyan ederek kardeşlerinin yardımıyla Kumarbi´yi yener. Bu mitin Yunan mitleri ile ilişkisi Alalus´ya başlar, o Kaos´dur. Anus, Uranüs´le aynı roldedir, Kumarbi isyankar tanrı Kronos´a yakındır ondan doğan Hitit fırtınalar tanrısı Teshup ise Zeus´a çok yakındır. Tanrı Anus, MÖ 3.000´lerdeki Sümer gök tanrısı Anu´dur ve oradan Hititler´e yansımıştır. Diğer tanrı transferlerinde olduğu gibi... Bütün bu mitik kaynaklar genelde İndo-Avrupa kökenlidirler yani Antik Yunan Mitolojisi´nin ilham kaynağı Anadolu´dur. Hitit mitlerinde de bir Atlas karakteri vardır, Kumarbi yeni tanrılar yaratırken Ullikummis adlı bir süper insan yaratır. Onu en sert kayadan yapar ama Ullikummis çok hızlı büyümektedir ve heryeri kaplayacaktır. Bunun üzerine Kumarbi, onu alır ve göklerle, yeri taşıyan Ubelliris´in omzuna oturtur. Ubelleris bir devdir yani Titan´dır, özetle de Atlas´ın Hitit versiyonudur. Hitit yazıtlarında ve Yazılıkaya´daki kaya resimlerinde gökleri ve yeri taşıyan boğa başlı yari insan yaratıklar vardır ve adları "Atlantes" lerdir. Buradaki en ilginç çağrışım ise, Plato´nun Atlantis öyküsünde boğanın kutsal bir hayvan olarak tanımlanması ve boğa kültünün vurgulanmasıdır. Bir diğer çağrışım ise boğa kutsallığını tanıyan bir diğer inancın yani Mitraizm´in de Anadolu kökenli olmasıdır. Böylece gerek Yunan, gerekse de Hitit mitlerinde Atlas´ın ortak karakter olduğu görülür. Kaldı ki Atlas ikonu daha da eskidir, Hitit öncesi Hurri inançlarında da benzer bir kişilik vardır. Plato´nun kasdettiği boğaz Çanakkale miydi? Atlantis´in Anadolu´daki varlığının bir diğer tartışmalı ipucu Bernhard Zangger´dir, "The Flood from Heaven" adlı kitabın yazarı olan Zangger, Troya Savaşı´nın sonrasında bazı Yunanlılar´ın Mısır´a Sais´e kadar gittiklerine inanmaktadır. Sais Rahipleri Mikenler ve Troya Uygarlığı hakkında bilgi sahibidirler. Troya o çağda enerjik, sağlıklı, güçlü ve ünlü bir kenttir aynen anlatılan Kraliyet Kenti Atlantis gibi... Kasdedilen Troya çok eski bir kenttir ve Troya´nın yer aldığı Çanakkale Boğazı çok eski çağlarda Cebelitarık Boğazı´nda olduğu gibi "Herkül´ün Sütunları" olarak biliniyordu. Zangger´e göre, Atlantis´in yeri Troya´nın yakınıdır. Sonuç olarak Zangger´in yaklaşımı, bir tezdir ama genel anlamda da Atlantis araştırmalarına Anadolu´ya yönelik bir yön vermiştir. Anadolu´daki Atlantis´in izlerini kovalarken, aranacak olan iz Anadolu´daki Tufan´dır. Homer ve Hesiodos antik mit yazarlarıdır ve biz daha sağlıklı bir kaynağa yani MS 1. Yüzyıl´da yaşamış olan Yunanlı Coğrafyacı Strabo´ya yönelebiliriz; Strabo, MÖ 4. Yüzyıl´da yaşamış olan bir kaynaktan söz ediyor; "Democles, kuzeydeki Troya´da olduğu gibi Lidya ve İyonya´da çok büyük depremlerin olduğunu yazar, yüzlerce köy toprak tarafından yutuldu ama Tantalos´un ülkesi olan Sipil Dağı parçalandı, göller bataklığa dönüştüler ve Troya dalgaların altında kaldı." Yunanlı tarihçiler ve kronograflar tarih öncesinden söz ederlerken daima Troya´dan söz ederler. Ama eğer Democles Troya´nun Tantalos döneminde sular altında kalmasından söz ediyorsa, bu söz konusu kaynaklara ters düşer çünkü söz konusu doğal afetler Troya Savaşı´nın çok öncesinde yaşanmışlardır. Ama bu yazının kilit kişiliği Tantalos´dur. Tantalos´un cezası Kimdi Tantalos? Öncelikle Yunan mitlerinin etkin kişiliklerindendir, isminin kökeni iki anlam taşır. Birisi içine iki ayrı içeceğin konulduğu bir çift sürahidir, öteki anlam ise hayal kırıklığı demektir. Tantalos Homer´e göre (Odysseia XI), cezalandırılmış biridir ve ozan şöyle yazar; "..Pytho´ya giderken Tantalos´u da gördüm, korkunç işkenceler çekerken duruyordu bir gölün içinde ayakta, su yüksele yüksele çıkıyordu çenesine ama içmek istedi mi bir damlasını alamıyordu, ihtiyar adam eğiliyor, eğiliyor, su da çekiliyor çekiliyordu, o saat bir tanrı kurutuveriyordu gölü, yemişler sarkıyordu başının üstünde dallı budaklı ağaçlardan, armutlar, narlar, pırıl pırıl elmalar, ballı incirler sarkıyordu, ama ihtiyar adam koparayım diye ellerini uzattı mıydı, bir yel geliyor, savuruyordu onları kara bulutlara.." Neydi bu cezanın nedeni? Çeşitli efsanelerde farklı suçlardan söz edilir, o ilahi atalardan biridir ve Batı Ege´deki Lidya krallarındandır. Mite göre Zeus´u bebekken koruyan altın köpeğin çalınmasında rol almıştır ama en büyük suçu tanrıların yemek masasıyla ilgilidir. Tantalos, Olympos´a tanrıların sofrasında Nektar yemek ve ambrosia içmek için davet edilir ama döndüğünde ölümlü arkadaşlarıyla paylaşmak için kutsal yiyeceklerden birazını çalar. Bir diğer suçlanma öyküsü yine tanrıların sofrasındadır ama bu kez sofra Sipil Dağı´dadır, Tantalos Zeus´u hoşnut etmek için oğlu Pelops´u kurban eder ve etini pişirerek tanrılara yedirir ama iş anlaşılınca Zeus tiksinir ve Tantalos´u yıldırımlarıyla çarpar, Pelops´u yeniden yaşama döndürür. Her iki versiyonda da tanrıların istekleri ana fikirdir yani tanrılara saygısızlık edilmiştir. Atlantis krallarının da tanrıları hoşnut kılmadıkları için cezalandırıldıklarını Platon yazar. Atlantis kanıyla övünen Niobe Atlas´da olduğu gibi tanrıların cezaları tüm mitlerin ana fikridirler. Tüm mitik kaynaklara göre Tantalos, Titanlar´ın ırkındandır ve Atlas´ın akrabasıdır. Tarihçi Carl Kerenyi, mitolojik genelojide Titan Atlas´ın soyundan gelen Lidya Kralı´nın yer aldığından söz eder. Romalı ozan Ovidius Tantalos´un kibirli kızı Niobe´nin Atlantis kanıyla nasıl övündüğünü yazar; "Ben Tantalos´un kızıyım, o tanrıların sofrasına katılan tek ölümlüydü, benim annem Pleidas´ın ve Atlas´ın kızkardeşiydi ve benim büyükbabam Atlas omuzlarında göklerin kemerini taşımaktadır." Aralarında Mitolog Bernard Sergent |