|
||
|
|
#1 (permalink) |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: İSTANBUL...Yada heran bir vatan köşesinde..ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ
Mesajlar: 2,857
|
Mankurtlaşmak...Türkçemize sahip çıkalım...
Olayı harkulade açıklıyor Mankurtlaşmak Ne zaman "yabancı dille eğitim" ya da "dilin millet hayatındaki önemi" üzerine bir şeyler okusam veya düşünsem, Kırgız Yazar Cengiz Aymatov'un "Gün Olur Asra Bedel" isimli romanında anlatılan mankurt efsanesi aklıma gelir. Efsanede Juan-juan adı verilen barbar bir topluluk vardır. Bunlar esir ettikleri insanlardan genç ve güçlü olanları mankurtlaştırma işkencesine tâbî tutar; diğerlerini satarlarmış. Satılanlar şanslı sayılırmış, çünkü bunların bir fırsatını bulup kaçarak, ülkelerine dönme şansları söz konusudur. Fakat genç ve güçlü oldukları için satılmayanlara öyle bir işkence uygulanır ki, bu insanlar ya ölür, ya da mankurtlaşırlarmış. Bu işkence akıllara durgunluk veren cinstendir. Önce esirin başı kazınır, saçları tek tek kökünden koparılırmış. Bu esnada hemen bir deve kesilip, boyun derisi parçalara ayrılarak, esirin kan içinde kalan başına sımsıkı sarılırmış. Böyle bir işkenceye maruz kalan esir, günlerce kızgın güneş altında bekletilir, sonuçta ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir mankurt olurmuş. Efsanede, Nayman Ana isimli göçebe bir kadının oğlu olan Colaman da bu işkenceye tâbî tutulanlardandır. Mankurtlaştırılan Colaman, kendisine bu işkenceyi yapanları efendi bilmiş ve onların emriyle kendisini kurtarmaya gelen anasını, gözünü kırpmadan öldürmüştür. Çünkü mankurt yazarın deyişiyle; kim olduğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu hatırlamayan, eski vücuduna saman doldurulmuş bir korkuluktan, bir mankenden farksızdır. Efendisine köpek gibi sadık, onun sözünden asla çıkmayan, başkalarını dinlemeyen, karnını doyurmaktan başka bir şey düşünemeyen bir yaratıktır. Görüldüğü üzere mankurtlaşmak, köle olmaktan çok daha kötü bir durum, çünkü köle geçmişini bilmekte, dostunu, düşmanını tanımakta, özgürlüğü için her fırsatı değerlendirebilmekte ama mankurt için böyle bir şans hiçbir zaman söz konusu olamamaktadır. Başta da söyledim; dil ve millet bağlamında ne zaman bir şeyler okusam, hep bu efsane aklıma gelir diye. Çünkü dil milletin hafızasıdır. Toplumların millet mertebesine yükselmelerini sağlayan sosyal ve millî bir müessesedir. Onları yığın olmaktan kurtarıp, inanç, ülkü, zevk, gönül ve kültür birliği zemininde müstakil bir millet yapan yegâne unsurdur. Bu sebeple dil, en az din, vatan, bayrak, gelenek-görenek kadar belki daha da fazla önemli bir değerdir. Bir millet, birçok vatan, bayrak, din, değiştirebilir; dili değişmediği sürece aynı milliyete mensup olma vasfını sürdürür. Aksi takdirde ya yok olur, ya da mankurtlaşarak geçmişte Türk milletinden olan Bulgarlar gibi (Slavlaşarak) başka bir kültür dairesinde hayatını idame ettirir. Bu yüzden dil, milletin hafızasıdır. Öncelikle şu gerçek bilinmelidir ki, her toplumun kendine mahsus bir dili vardır. Bir başka ifadeyle, millet olmanın en temel şartlarından biri ve belki de birincisi, o milleti oluşturan insanların ortak bir dile sahip olmalarıdır. Çünkü dil toplumun mıknatısıdır. Ortak dili konuşmayan toplumlarda bu çekim kuvveti ortadan kalkar; sonuçta toplum ya dağılır ya da yeni bir çekim kuvvetine yönelir. Kısacası mankurtlaşır. Son zamanlarda yabancı dile gösterilen ihtimam ve alâka da -ister istemez- acaba Türk toplumu farklı bir çekim alanına mı yönlendirilmeye çalışılıyor; mankurtlaştırılmak mı isteniyor, düşüncesi uyandırmaktadır. Nitekim İngilizcenin dünya dili olduğu, artık herkesin bu dili öğrenmesi gerektiği; bağlamında üniversitelerde başlatılan yabancı dille eğitim, (Bütün derslerin yabancı dilde verilmesi) artık anaokullarına kadar indirgenmeye çalışılmaktadır. Bunun yanında Türkçenin ilim dili olamayacağı gibi üzücü tartışmalarla dilimiz zayıflatılmak, hatta ortadan kaldırılmak istenmektedir. Bu tür faaliyetler ister istemez endişelenmemize sebep olmaktadır. Çünkü mankurtlaştıktan sonra iş işten geçmiş olur. Bizlere bu işkenceyi lâyık görenleri efendi bilir; onların buyruğundan dışarı çıkamayız. Öyleyse iş işten geçmeden önlem almak gerekir. Zira milletimiz tarihin belli dönemlerinde istiklâlini kaybetmiş, fakat zekâsını (dilini) kaybetmediği için tekrar tekrar bağımsızlığını kazanmıştır. Kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gideceğini, dostunu, düşmanını bildiği için, her yıkılışın ardından, daha güçlü ve ihtişamlı bir şekilde yeniden bir doğuş gerçekleştirmiştir. Bunu gören Türk milletinin düşmanları, yeni bir oyun tezgâhlamaktalar. Türk milletini mankurtlaştırma oyunu; zira tarih göstermiştir ki, Türk milleti esir edilememektedir. Öyleyse önce mankurtlaştıralım. İşte bu minval üzere ülkemizde yabancı dille eğitim, "Siz hâlâ annenizin dilini mi kunuşuyorsunuz?" tarzında Türkçeyi aşağılayıcı bir üslûpla tam sayfa reklâmlar verilerek teşvik ediliyor. Gençlerimizin kendi aralarında İngilizce konuşmaları gurur verici bir durum olarak nitelendiriliyor. Öte yandan ana dilde eğitim ve yayın hakkı gibi, temelinde Türk toplumunun bölünmesini arzulayan girişimlerle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının önce konuştukları dil vasıtasıyla ayrılmaları, ardından kendi aralarında anlaşabilmek için -Hindistan misali- İngilizceyi ortak dil olarak kullanmaları düşünülüyor sanırız. Kısacası milletimizin geleceğini karartmak adına, ne gerekiyorsa sahnelenmeye başlamıştır. Napolyon Boneparte, "Fransa'nın sınırları, Fransızca'nın konuşulduğu yerlerdir." diyerek bir milletin vatanını, dilinin konuşulduğu topraklar olarak nitelendirir. Bunun bilincinde olan AB üyesi Fransa 1994 yılında çıkardığı kanunla Fransızca dışında başka bir dilde yazışmayı, sokak ve dükkân ismi koymayı yasaklamıştır. Yahya Kemal'de aynı bağlamda şunları söyler: "Türkçe'nin çekilmediği yerler vatandır. Ancak (Türkçe'nin) çekildiği yerler vatanlıktan çıkar. Çünkü vatanın "gövde ve ruhu" Türkçedir" der. Peyami Safa ise: "Bir milletin bütün zekâsı, bilgisi, hassasiyeti dilinde toplanır. Dil onun varlığıdır, müdafaasıdır, başka millet üzerindeki tesirinin en güçlü silahıdır. Bir millet toprağını kaybedebilir, dilini unutmazsa o toprağa yeniden sahip olabilir. Dilini kaybeden bir millet her şeyini kaybetmiş demektir." diyerek dilin millet hayatındaki yerini çok güzel bir şekilde vurgular. O zaman -bilhassa Napolyon'un sözünden yola çıkarak-İngilizcenin konuşulduğu, yazıldığı hatta eğitim dili olarak kullanıldığı her yer için, Amerikan ve İngiliz kültürünün boyunduruğu altına girmeye başlamıştır, demek yanlış olmasa gerektir. Bölgesinde ve dünyada, güçlü-huzurlu bir Türkiye'yi tehdit olarak algılayanlar, istiyorlar ki, Türk milleti milli varlığını ayakta tutan ve tarihî devamlılığını sağlayan dilini kaybetsin de, yerine hangi dili alırsa alsın. Bu maksatla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından isteyen herkese ana dilde eğitim ve yayın hakkı tanınması; İngilizcenin ilim, araştırma ve eğitim dili haline getirilmesi hususunda büyük çaba harcamaktadırlar. Bir taraftan Türkçe ile çağdaş ilim yapılamayacağı, Türkçenin bir kültür dili olamayacağını, onun için gerekirse ana okulundan itibaren eğitimin her kademesinde yabancı dille eğitimin yaygınlaştırılması gerektiği fikri işlenirken, öte taraftan Türkçe ile mukayesesi dahi düşünülemeyecek bir kısım dillerde, ana dilde eğitim ve yayın hakkı istemek ne derece iyi niyetli olabilir bilemiyoruz? Sonuç olarak yabancı dille eğitim, batının Türk milletini mankurtlaştırmak adına plânladığı sinsice bir oyundur. Bu konu sen-ben kavgasının ötesinde milletimizin her ferdinin öncelikle sahip çıkması gereken ulusal bir sorundur. Çünkü Türkçe kurtarılmadan Türkiye kurtarılamaz. Atatürk'ün bir sözüyle yazımızı bağlayalım: "Türk milleti demek Türk Dili demektir. Türk Dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlâkının, menfaatlerinin kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor, Türk Dili, Türk milletinin kalbidir , zihnidir." Okutman. Abdulkadir BULGURCU Türk Dili
__________________
ÖNCE VATAN O YOKSA HİÇ BİR ŞEY YOK Kaldır başını,kan uykulardan Böyle yürek,böyle damar... Atmaz olsun. Ses ol..ışık ol..yumruk ol...
|
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#2 (permalink) |
|
Co Administrators
![]() Giriş Tarihi: May 2005
Mekan: Samsun
Mesajlar: 13,639
|
Sevgili TOROMAN kardeşim;
Bu konuyu pazar günü açmış olduğun için olmalı sanırım birçoğumuzun gözünden kaçmış. Öncelikle böylesine önemli bir konuyu gözden kaçırdığımız için senden özür diliyorum. Milletlerin millet olma özelliğinin en önemli unsuru olan dilinin bozulması, yozlaştırılması ve hatta kaybedilmesi halinde artık millet olma vasfınında ortadan kalkmış olacağını, bununda köleleleştirilmekten bile beter bir durum olacağını bu kadar açık ve net anlatan bu yazıyı hazırlayan Abdulkadir BULGURCU hocaya ve bundan bizleri haberdar eden sana çok teşekkür etmek istiyorum. Ulusumuzu her zaman kendileri için bir tehdit olarak algılayan ve yok etmek için her yolu deneyen, vatanımızı bölmek için, aynı bayrak altında yaşayan ve aynı dili konuşan insanımızı birbirine düşürmek adına denemedik yol bırakmayan güçlerin belkiden en tehlikeli silahı dil olacaktır. Batılılaşmak adına, medeniyet adına, modernlik adına dilimizin içine sokuşturulan bir yığın yabancı kelime ve kavramlardan sonra şimdide globalleşmek adına ana lisanımızı bile bizlere unutturma çalışmalarına karşı uyanık olmalı, haince hazırlanan bu oyuna gelmemeliyiz. Elbetteki tüm dünya ulusları ile anlaşabilmek için yabancı dil öğrenmeliyiz. Ama ana dilimizi unutturmalarınada asla müsaade etmemeliyiz.
__________________
Birleşmek başlangıçtır, Birliği sürdürmek gelişmedir, Birlikte çalışmak başarıdır. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | |
|
Senior Member
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mekan: İSTANBUL...Yada heran bir vatan köşesinde..ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ
Mesajlar: 2,857
|
Alıntı:
Sayın hocam ben çok teşekkür ederim keşke çok daha fazla arkadaşım bu konuyu ouyabilse..İnanın çok mutlu olurdum.. Saygılar.. |
|
|
|
|
![]() |
| Konu araçları | |
|
|