|
||
|
|
#26 (permalink) |
|
Site Admin
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 45,512
|
İlgi: A'dan Z'ye Gebelik İzlenimi Ve Laboratuar Testleri
ÖZET
Yeni düşük yapmış kimseler kendilerini çaresiz hissedebilir. Bir hamileliğin düşükle sonlanma riskinin az olmadığı bilinmelidir. Tekrarlayan düşük yapan hastaların % 40'ında herhangi bir neden saptanamaz. Bu hastaların sağlıklı bir gebelik geçirme olasılığı % 50'den fazladır. Açıklanamayan gebelik kayıplarının %80'inde ve nedeni bulunamayan kısırlık vakalarının %40'ında bağışıklık sisteminde ki bozuklukların önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Bağışıklık sisteminde ki bozukluklara bağlı tekrar düşük yapma riski yapılan her düşük ile artar. Dolayısı ile 2 ve daha fazla sayıda tekrarlayan düşüğü olan çiftlerin vakit kaybetmeden incelenerek gerekli testlerinin yapılması ve uygun tedaviye başlanması gerekir. Yardımcı üreme teknikleri ile tedavi gören ve anne adayına iyi kalitedeki embryoların transfer edilmesine rağmen ısrarla gebeliğin elde edilemediği ve implantasyon başarısızlığının (embryoların tutunamaması) olduğu durumlarda, detaylı immünoljik incelemelerin yapılarak bu hastalarada immünolojik tedavi uygulanması çalışmalarına başlanmıştır. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar umut vericidir. Bağışıklık ve üreme sağlığı konusundaki yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler arttıkça immünolojik tedavinin (bağışıklık bilimi) gebelik kayıplarının önlenmesinin anahtarı olabileceği düşünülmektedir
__________________
Hatıralar Sayfa Sayfa
Kalbimde Sen , Parça Parça Bu Gidişle En Sonunda Yaşatmaz Beni , ÖLDÜRÜR SEVDAN |
|
|
|
| Faydalı Linkler |
|
|
#27 (permalink) |
|
Site Admin
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 45,512
|
İlgi: A'dan Z'ye Gebelik İzlenimi Ve Laboratuar Testleri
Gebeliğin erken dönemlerinde (sıklıkla 6. gebelik haftasından itibaren) bulantıya sıklıkla rastlanır. Bu bulantılar kusmayla, iştahsızlıkla ve belli kokulara karşı aşırı hassasiyetle beraber olabilir. Bulantı ve kusmalar genellikle sabah daha şiddetli olduğu için bu duruma İngilizce'de "morning sickness" (sabah hastalığı) adı verilmiştir.
Gebelikteki bulantı ve kusmanın gün boyunca sürmesi, ayaktan ilaç tedavisine cevap vermemesi, anne adayının normal beslenmesini, günlük faaliyetlerini engellemesi, genel durumunu bozması ya da kilo kaybına yol açması durumunda Hyperemesis Gravidarum ("gebeliğin şiddetli bulantısı") söz konusu olur. İleri inceleme ve tedavi gerektiren bir durumdur. Gebelikte bulantı ve kusmaya nispeten sık rastlanırken bu denli normaldışı seyir gösteren bulantı ve kusmalara gebeliklerin ancak binde 4'ünde rastlanır. Hyperemesis gravidarum genellikle genç yaşta ilk gebeliğini yaşayanlarda daha sık görülür. "Şişman" olanlarda, çoğul gebeliği olanlarda ve sosyokültürel seviyesi yüksek olanlarda nispeten daha sıktır. Nedenleri Gebeliğe bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik estradiol ve HCG hormonları artışının normalden fazla olması ya da seviyeler normal sınırlar içinde olmasına karşın bireysel duyarlılığın yüksek olması bulantılara ve kokulardan tiksinme gibi diğer bazı belirtilere neden olmaktadır. Mol gebeliği ve çoğul gebelik gibi durumlarda HCG normalden çok fazla üretildiğinden hyperemesis'e sık rastlanır. Ayırıcı Tanı Her bulantı ve kusmayı gebeliğe bağlamak doğru değildir. Özellikle çok şiddetli olan ve tedaviye zayıf cevap veren bulantı ve kusmalarda, birinci trimester bitiminde devam eden ya da ikinci trimesterde yeni başlayan bulantı kusmalarda aynı belirtilere yol açabilecek diğer hastalıklar da aranır. Bunlar arasında en önemlileri mol gebeliği, hepatit (karaciğer iltihabı), pankreatit (pankreas iltihabı), kolelityazis (safra kesesi taşı), kolesistit (safra kesesi iltihabı), peptik ülser (mide ve oniki parmak barsağı ülseri), pnomoni (zatürre), hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması), over kisti torsiyonu (over kistinin boğulması), sindirim sistemi tıkanmaları, IDDM (insüline bağımlı diabet hastalığı) başlangıcı ve beyin tümörleridir. Bu hastalıklar gebe olmayan kadınlarda bile nadir görüldüklerinden gebelerde çok daha ender olarak görülürler. Hyperemesis Gravidarum'un anne adayı ve fetus üzerine etkileri Erken gebelikte aşırı bulantı ve kusmaları olan anne adaylarının gebeliklerinin daha sağlıklı geçtiği ve düşük yapma oranlarının da azaldığı sıklıkla gözlenen ancak bilimsel olarak nedeni aydınlatılamayan bir durumdur. Ancak hyperemesis gelişen ve yetersiz tedavi gören ya da tedaviye cevap vermeyen anne adaylarında bu durum tersine dönebilir. Kilo kaybı, elektrolit dengesizlikleri, besin ve vitaminlerin yetersiz alınması durumunda bebekte gelişme geriliği gelişebilmektedir. Hyperemesis gelişen anne adayının sık sık hastaneye yatmak ve tedavi görmek zorunda kalması uygun tedavi gördüğü sürece gebeliğinin ileri dönemlerini olumsuz etkilemesi söz konusu değildir. Tanı konması ve Tedavi yaklaşımı Şiddetli bulantı kusmayla başvuran her anne adayının genel sistem muayenesi yapıldıktan sonra ultrason incelemesiyle gebelik haftası belirlenir. Ultrasonda çoğul gebelik ya da mol gebeliği gibi etkenler kolaylıkla ortaya konabilir. Mol gebeliği saptanması durumunda tedavi daha farklı bir yön kazanır. Tam idrar tetkikinde aç kalınan süre dolaylı olarak ortaya konabilir. Açlık süresi arttıkça idrarda başta aseton olmak üzere keton maddeleri artış gösterir. Keton idrarda ne kadar yüksekse hyperemesis o kadar ağır demektir. Tam idrar tetkikinde ölçülen idrar yoğunluğu ve idrarın gözlenen rengi de vücudun genel sıvı durumu hakkında bilgi verir. Normal idrar yoğunluğu 1020, normal idrar rengi açık sarıdır. Vücut susuz kaldığında böbreklerin idrar üretimi de azaldığından idrarın rengi daha koyu ve yoğunluğu da daha yüksek olur. Tam idrar tetkikinde idrar yolu enfeksiyonu da saptanabilir. Kan elektrolitleri de vücudun su durumu hakkında detaylı bilgi verir. Vücut susuz kaldığında kan yoğunlaştığı için kandaki sodyum ve potasyum miktarı artar. Elektrolitlerin artmış bulunması hyperemesisin çok şiddetli olduğunu gösterir ve acil tedavi gerektiren bir durumdur. Elektrolit dengesizliği yaratacak kadar ağır seyreden hyperemesis olguları çok nadirdir. Hyperemesis Gravidarum tedavisinde üç ayrı tedavi yaklaşım şeklinden biri uygulanır: 1-Ayaktan ilaçsız tedavi 2-Ayaktan ilaçlı tedavi 3-Yatarak serum ve ilaç tedavisi Anne adayının şikayetleri hafifse ayaktan ilaçsız tedavi denenebilir: Ayaktan ilaçsız tedavide amaç anne adayının bulantılarla kendisi başa çıkmasını sağlamaktır. Bu amaçla anne adayına şunlar önerilir: * "Yatağınızın kenarında kraker ya da bisküvi benzeri gıda maddelerini hazır bulundurun. Sabah bunları yedikten sonra yataktan kalkın. * Günlük öğününüzü üç öğünde değil beş ya da altıya bölerek alın. * Sıvıları yemekler arasında alın. Yemekler esnasında fazla sıvı almayın. * Midenize ve barsaklarınıza dokunan yiyeceklerden uzak durun Bu önlemlerle şikayetleriniz geçmezse doktorunuza tekrar başvurun." Anne adayının şikayetleri günlük faaliyetlerini engelliyorsa, ilaçsız tedaviye cevap vermiyorsa ayaktan ilaç tedavisi denenir. Bulantı giderici olarak anne adayına verilen tablet ya da fitil şeklindeki ilaçlar yıllardır kullanılan ve bebek üzerinde hiçbir olumsuz etki yapmadığı bilinen ilaçlardır. Ek olarak B vitaminlerinin ön planda olduğu bir vitamin tedavisine başlanır. Ayaktan ilaç tedavisine karar verildiğinde anne adayı ilaçlarını kullanırken yukarıda bahsedilen önlemlere de uymalıdır. Anne adayının şikayetleri ayaktan ilaç tedavisine cevap vermiyorsa, genel durumu bozuksa, kilo kaybı varsa, tetkikler vücuda uzun süredir besin maddelerinin alınmadığını gösteriyorsa (idrarda keton cisimleri yüksek bulunursa) ya da vücudun susuz kaldığı yönünde bulgular varsa (idrarın yoğunluğu artmış, rengi koyu bulunursa, kan elektrolitleri dengesizse) anne adayı hastaneye yatırılır ve serum tedavisine başlanır. Serum tedavisinin amacı anne adayına kaybettiği sıvı, elektrolit ve besin maddelerini intravenöz yolla (damar yoluyla) geri vermektir. Bulantı giderici ilaçlar ve vitaminler de kalçadan ya da serumun içine katılarak verilir. "Serum tedavisiyle" anne adayı genellikle bir hafta içinde kendini toparlar. Nadir durumlarda bir haftadan daha uzun süre hastanede yatması gerekebilir. Taburcu edilirken anne adayına evde kullanmak üzere ilaçlar verilir. Hyperemesis genellikle gebelik haftasının büyümesine paralel olarak hafifler ve birinci trimester sonunda veya ikinci tirmesterin başlarında (14. haftada) biter. Hiç bir tedaviye cevap vermeyen ve gebeliğin sonlandırılmasını gerektirecek kadar şiddetli olan hyperemesise çok ender rastlanır
__________________
Hatıralar Sayfa Sayfa
Kalbimde Sen , Parça Parça Bu Gidişle En Sonunda Yaşatmaz Beni , ÖLDÜRÜR SEVDAN |
|
|
|
|
|
#28 (permalink) |
|
Site Admin
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 45,512
|
İlgi: A'dan Z'ye Gebelik İzlenimi Ve Laboratuar Testleri
Fertil olan, yani gebelik oluşturma potansiyeli olan bir çiftin korunmasız bir ***lusta yeterli sayıda ilişkide bulunması durumunda kadının gebe kalma şansı yanlızca yaklaşık %20-25'tir. Böylece gebeliği planlayan bir çiftin bunu 4-5 ayda başarması gerekir. Ancak elbette her kadında bu süre içerisinde gebelik oluşmaz. Böyle bir durumda en muhtemel etken bu çiftte bir problem olması değil, çiftin bu %20-25'lik şansı yakalayamama "şansızlıklarıdır". Çift deneme süresini artırdığında muhtemelen gebelik oluşacaktır.
Denemelerine karşın gebelik oluşturmayı başaramayan çiftlerin bir kısmı ise "subfertil" kategorisinde yeralırlar. Burada subfertil kelimesi, "fertilitesi", yani "gebelik oluşturabilme kabiliyeti nispeten daha düşük", basit bir anlatımla "zor gebe kalan" anlamında kullanılmaktadır. Böyle bir çift korunmasız bir ***lusta düzenli olarak ilişkide bulunsa da kadının ***lus başına gebe kalma olasılığı %2-3 civarına kadar inebilmektedir. Böyle bir çift tedavi edilmediğinde muhtemelen ancak 4-5 senelik bir deneme süresi içinde gebelik oluşacaktır. Diğer bir grup çift ise gebe kalma açısından %0 kategorisindedir. Böyle bir çiftte gebeliğe engel olan etkenler tedavi edilmediğinde gebelik oluşma olasılığı yoktur. Bu %0 kategorisi "infertil" çiftlerin çok ufak bir kısmını oluşturur ve muhtemel nedenler kadında her iki Fallop tüpünün tıkalı olması, kadında döllenecek yumurta oluşmaması, erkeğin sperm sayısının çok düşük olması ya da hiç spermi olmaması, ya da tüm bunların bir kombinasyonudur. "İnfertilite"nin tanımı İnfertilite ("kısırlık") 12 ***lus (***lus: kadında bir adetin ilk gününden, sonraki adetin ilk gününe kadar geçen süredir) boyunca, korunmadan ve yeterli sayıda cinsel ilişkide bulunulmasına karşın gebelik oluşmamasıdır. Önceden hiçbir şekilde gebelik oluşmaması durumunda primer (birincil) infertilite, daha önceden en az bir kez gebelik oluşmuş olması durumunda ise sekonder (ikincil) infertilite sözkonusudur. Türkçe'de "kısırlık" olarak tabir edilmesine karşın bu yazıda infertilite deyimi kullanılacaktır. İnfertilitenin tanımından da anlaşılacağı gibi kendinizde ve/veya eşinizde bir kusur olduğundan şüphelenmeden önce 12 ***lus (yaklaşık bir yıl) denemenizde ve bu süre sonunda doktora başvurmanızda yarar vardır. Bu bir yıllık bekleme süresinde gebe kalma şansını yakalayabilir ve infertilite için yapılan tetkiklerin getireceği p***olojik, fiziksel ve maddi yüklerden kurtulmuş olursunuz. 12 ***lus beklemeden başvurması gereken çiftler de vardır: Anne adayının 35 yaş ve üzerinde olması, çiftlerden birinde gebeliğe engel olacağı bilinen bir durumun varlığı söz konusu olduğunda bu çiftlerin doktora daha erken başvurmasında fayda vardır. Gebe kalamama nedenleri Gebelik oluşmaması durumunda en sık görülen nedenin aylık %20-25'lik şansı "bir türlü yakalayamamak" olduğundan bahsetmiştik. Elbette ki deneme süresini uzattıkça gebelik şansını yakalayabilirsiniz. Belli bir süre sonunda (en az 12 ***lusluk deneme sonunda) gebelik oluşmadığında doktora başvurmalısınız. Yapılacak muayene ve değerlendirmeler gebelik oluşmamasının neden(lerin)i ortaya çıkarmak için gereklidir. Gebelik oluşturmayı başaramayan bir çiftte infertilite nedenleri araştırıldığında ve bir problem saptandığında %40 durumda problem kadında, %40 durumda erkekte, %20 durumda da hem kadın hem de erkekte bulunmaktadır. İnfertilite için tetkik yapılan çiftlerin yaklaşık %10'unda ise gebelik oluşmaması için bariz bir neden bulunamaz. Bu çiftlerde tetkikler yumurtlama olduğunu göstermesine, Fallop tüpleri açık bulunmasına ve spermiyogram normal olmasına karşın gebelik oluşmamaktadır. Bu durumda "açıklanamayan" infertilite tanısı konur. Açıklanamayan infertilite kategorisine giren çiftlerin oranı giderek azalmaktadır. Çünkü teknoloji geliştikçe, yeni bilimsel ilerlemeler kaydedildikçe "açıklanamayan" olgularının bir kısmı aydınlanmaktadır.
__________________
Hatıralar Sayfa Sayfa
Kalbimde Sen , Parça Parça Bu Gidişle En Sonunda Yaşatmaz Beni , ÖLDÜRÜR SEVDAN |
|
|
|
|
|
#29 (permalink) |
|
Site Admin
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 45,512
|
İlgi: A'dan Z'ye Gebelik İzlenimi Ve Laboratuar Testleri
Tekil bir gebelikle karşılaştırıldığında, çoğul gebelik, hem anne adayı hem de bebek için tekil gebeliklerde olmayan bazı yeni riskleri beraberinde getirmekte ve gebelikte oluşması muhtemel muhtemel normaldışı durumların ortaya çıkma riskini de artırmaktadır.
Erken gebelik döneminde kan hacmini artırıcı etkisi çoğul gebeliklerde çok daha fazla olur. Kan hücrelerindeki artış ise bu hızlı artışı takip edemediğinden gebeliğin erken dönemlerinden itibaren "kanın sulanmasına bağlı olarak" kansızlık ortaya çıkabilir. Çoğul gebeliklerde kan hücresi yapımı da belli bir süre sonunda tekil gebeliklere göre daha hızlı olacağından alyuvar yapımında kullanılan demir ve folik asit ihtiyacı belirgin bir şekilde artar. Bu artış dışarıdan verilen ilaçlarla yerine konmadığında alyuvarların yapımının aksaması sonucu kansızlık ve buna bağlı belirtiler daha da şiddetlenebilir. Çoğul gebeliklerde preeklampsi ortaya çıkma riski tekil gebeliklere göre daha yüksektir ve bu risk bebek sayısıyla doğru orantılı olarak daha da artar. Özellikle tek yumurta ikizi taşıyan anne adaylarında bu riskin, çift yumurta ikizi olan annelere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çoğul gebeliklerin yaklaşık %10'unda amniyos sıvısı normalden fazla olabilmektedir. Çoğul gebeliklerde sitenin muhtelif bölümlerinde anlatılmış olan nedenlerle sezaryan ile doğum riskinde belirgin artış söz konusudur. Rahimin tekil gebeliklere göre normalden daha fazla gerilmiş olması ve toplam plasenta yüzeyinin nispeten geniş olması, çoğul gebeliklerde doğum sonrası hem "normal kanama" miktarında artışa hem de plasenta çıktıktan sonra rahimin etkin kasılamaması nedeniyle aşırı kanama riskinde artışa neden olmaktadır
__________________
Hatıralar Sayfa Sayfa
Kalbimde Sen , Parça Parça Bu Gidişle En Sonunda Yaşatmaz Beni , ÖLDÜRÜR SEVDAN |
|
|
|
|
|
#30 (permalink) |
|
Site Admin
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 45,512
|
İlgi: A'dan Z'ye Gebelik İzlenimi Ve Laboratuar Testleri
Hastane ve kliniklerde röntgen odasının kapısında hamilelerin girmemesi için uyarı yazısı bulunur ama aslında hamilelikte röntgen çektirmenin sakıncalarını tam olarak bilmeyiz.
Hamilelik döneminde röntgen çektirmenin sakıncalı olduğunu herkes bilir ama tehlikenin boyutları pek bilinmez. MR konusunda da anne adaylarının çekinceleri vardır. Radyasyon nedir? Radyasyon, düşük dalga boyu ve yüksek enerji özelliği taşıyan X ve gamma ışınları şeklindeki iyonize ışınlar için kullanılan terimdir. X ışınları biyolojik olarak elektrokimyasal reaksiyonla doku hasarına yol açmaktadır. Yüksek dozda X ışınları hücre ölümü, hücre değişikliği, kanser ve gelişimsel bozukluklara sebep olabilmektedir. Hamilelikte radyasyona maruz kalmanın zararları nelerdir? Yüksek dozda radyasyona maruz kalmak embriyonun rahim duvarına yerleşiminden önceyse öldürücü etki yapmaktadır. Organ gelişiminin gerçekleştiği ilk 8 haftada da benzer şekilde embriyoda öldürücü, teratojenik (embriyoda kalıcı hasar) ya da büyümeyi sınırlayan etkiler gösterebilmektedir. Gebeliğin 10. haftasından sonra yüksek doz radyasyona maruz kalmak ise büyüme geriliği ve beyinde anormal gelişime sebep olabilmektedir. Hamilelikten kısa bir süre önce röntgen çektirmek sakınca yaratır mı? Hamilelikte çok zorunlu hallerde röntgen çektirilebilir mi? Hamile olduğunu bilen bir anne adayı röntgen çektirirse ne yapılmalıdır? Tanısal bir radyolojik işlem uygulaması nedeniyle gebeliği sonlandırmak gerekmemektedir. Aynı şekilde hamilelik esnasında da çok zorunlu hallerde röntgen çekilebilmektedir. Amerikan Radyoloji Birliğinin açıklamasına göre hiçbir tanısal radyolojik işlem gelişmekte olan embriyo ve fetüse zarar verecek yüksek doz radyasyon içermemektedir. MR çektirmek mümkün müdür? Gebelikde MR çekimi oldukça yararlıdır, çünkü bebek üzerinde zararlı etkileri bulunan iyonize radyasyon kullanılmamaktadır. MR'ın insan üzerinde herhangi bir zararlı etkisi rapor edilmemektedir. MR tetkiki gerekli görülmüşse gebeliğin herhangi bir evresinde uygulanabilmektedir. Ultrason neden sakıncalı değildir? Tanısal ultrasonda değişik frekanslarda ses dalgaları kullanılmaktadır. Ultrasonda termal indeks adı verilen ses dalgalarının ısı arttırcı etkisi önemlidir ve 1.0'in altında olduğu sürece potansiyel risk taşımamaktadır. Tanısal ultrasonda düşük yoğunlukta dalgaların 35 yıldan fazla süreli kullanımı ile fetüs üzerinde herhangi bir risk gösterilmemiştir
__________________
Hatıralar Sayfa Sayfa
Kalbimde Sen , Parça Parça Bu Gidişle En Sonunda Yaşatmaz Beni , ÖLDÜRÜR SEVDAN |
|
|
|
|
|
#31 (permalink) |
|
Site Admin
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 45,512
|
İlgi: A'dan Z'ye Gebelik İzlenimi Ve Laboratuar Testleri
Uyumakta güçlük çekiyorum, ne yapmalıyım?
Arka arkaya geçen uykusuz geceler kendinizi giderek daha yorgun hissetmenize neden olabilir. Gündüz uyumamanız, akşam yemeğini erken yemeniz, ılık bir banyo ve ılık süt içmeniz daha rahat uyumanıza yardımcı olabilir. Gebelik döneminde uyku ilaçlarının kullanılması kesinlikle uygun değildir. - Sadece 28 haftalık hamile olmama rağmen göğüslerimden süt geliyor. Bu durum normal mi? Bu gebelikte sık görülen bir durumdur, memeleri emzirmeye hazırlayan hormonlar doğumdan önce süt salınmasına ve göğüslerden süt gelmesine neden olabilir. Bu ilk önce sadece cinsel ilişki sırasında olabilir. Sıvı beyaz ve temiz görünümlüdür. Kanlı ve koyu renkli akıntılar hemen değerlendirilmelidir. Doğumdan önce göğüslerinden süt gelen gebelerin bu sütü sağmaması gerekir, çünkü bu işlem erken doğum eylemine neden olabilir. Göğüs ucuna koyacağınız pedler ile giysilerinizi koruyabilirsiniz. - Cinsel ilişkide bulunmam bebeğime zarar verir mi? Gebeliğin son dönemlerinde çiftlerin % 50'si cinsel ilişkide bulunmayı durdurur. Eğer eşiniz enfeksiyon taşımıyorsa, cinsel ilişkide bulunmak bebeğin enfeksiyon kapmasına neden olmaz ve bebeğe zarar vermez. Erken doğum tehdidi ile istirahat önerilen gebelerin cinsel ilişkide bulunmamaları gerekir. - 28 haftalık gebeyim ve lekelenmem oluyor, normal mi? Hayır normal değildir. Bu doktorunuza hemen haber vermenizi gerektiren bir durumdur. Plasentanın (bebeğin eşinin) öne yerleşimli olmasına veya lekelenmeye ağrı da eşlik ediyorsa plasentanın rahim duvarından ayrılmasına bağlı olabilir. Hamileliğin son aylarında bebeğin hareketlerinde azalma ve lekelenme en önemli uyarıcı işaretleridir. Mutlaka doktora haber verilip incelenmesi gerekir. - Bebeğimin ara sıra ritmik olarak sıçradığını hissediyorum, normal mi? Bunlar hıçkırıklardır. Diaframın kasılmasına bağlı olarak oluşan hıçkırıklar akciğerlerin gelişimi için önemli olabilir. Başladıktan bir süre sonra kendiliğinden kaybolur. - Doğum derslerine katılmalı mıyım? Bu iyi bir fikir olabilir. Böyle dersler süresince bilgi ve deneyimler de paylaşılacağı için kendinizi doğuma daha kolay hazır hissedebilirsiniz. - Non-stres test nedir? Non-stres test yarım saat kadar süren ve bebeğin incelendiği bir testtir. Bu test süresince bebeğin kalp atışları ve rahmin tonusu kaydedilir. Reaktif test bebeğin sağlığının iyi olduğunu gösterir. Bu test hipertansiyon veya şeker hastalığı olan annelerde, bebekte büyüme geriliği olduğu durumlarda ve miyadı geçen gebeliklerde sık sık tekrarlanır. - Kaç haftadan sonra doğan bebekler yaşayabilir? Gebeliklerin %10'u erken doğum ile sonlanır. Yeni doğanlar için yoğun bakım ünitelerinin olduğu merkezlerde 26 haftalık doğan bebekler yaşabilir. 28 haftadan sonra doğan bebeklerin yaşama şansı daha yüksektir. - Erken doğumun başladığını nasıl anlayabilirim? Bir saat içinde dörtten fazla kasılmanız oluyorsa ve bu durum bir saatten fazla devam ediyorsa erken doğum eyleminin başlamasından şüphelenilir. Vajinal akıntı miktarında artma ve sırt ağrısı da erken doğumun habercisi olabilir. Bu bulguların varlığında hemen doktorunuza başvurmanız gerekir. - Hemoroidler için ne yapabilirim? Hemoroidler gebelik döneminde artar, şiddetli ağrı ve kanamaya neden olabilir. Gebelik döneminde pelvik bölgede kanın göllenmesine bağlı olarak hemoroidler büyür. Fazla su içmek, erik suyu gibi sulu gıdalar almak, lifli besinlerden zengin beslenmek, bol taze sebze ve meyve yemek yakınmaları azaltabilir. Çok şiddetli ağrı olduğu durumlarda ağrı kesici özelliği olan pomadlar kullanılabilir. - Bu güne kadar suçiçeği geçirmemiştim. Suçiçeği geçiren bir çocuk ile aynı yerde bulundum. Ne yapabilirim? Suçiçeği enfeksiyonları herhangi bir bulgu vermeden de geçirilebildiğinden birçok kadın enfeksiyonu önceden geçirdiğini bilmez. Gebelerin % 95'i enfeksiyonu önceden geçirerek doğal yoldan bağışıklanmıştır. Enfeksiyonu geçirmemiş % 5 'lik grup için risk vardır. Suçiçeği geçiren biriyle temas edildiğinde hemen bir kan testi yapılarak enfeksiyonun önceden geçirilip geçirilmediği doğrulanmalıdır. Bu testler 24 saat içinde sonuç verir. Enfeksiyonu önceden geçirmediğiniz tespit edilirse bu virüse karşı immunglobulin (antikorlar) verilerek hastalığı hafif geçirmeniz sağlanır. Hastalığı geçirirseniz bebeğinizin etkilenme şansı % 2'dir. En sık görülen problem de bebeğin kol ve bacaklarının normal gelişmemesidir. - Otuzdört haftalık hamileyim. Şiddetli sırt ağrılarım var. Ne yapmalıyım? Gebelik döneminde sağlıklı duruş çok önemlidir. Hatalı duruş gebelikten dolayı sırta binen yükü arttırarak sırt ağrılarına neden olur. Gebeliğin son dönemlerinde bebeğin aşağı yerleşmesi ile siatik ağrısı da başlayabilir. Sağlıklı duruş ve sert zeminde yatmak ağrıyı azaltabilir. Doğumdan sonra sırt ağrıları azalır. - Aniden bebeğimin aşağıya indiğini hissettim. Daha rahat nefes almama rağmen kasıklarımda basınç hissediyorum. Bu durum normal mi? Bu 36. haftadan sonra birçok gebede görülen bir durumdur. Bebeğin aşağıya yerleşmesi sizin daha rahat nefes alabilmenizi sağlar fakat daha sık idrara gitme ihtiyacı hissedersiniz. Önceden doğum yapmış kişilerde bebeğin aşağı yerleşmesi doğuma kadar gerçekleşmeyebilir. - Doğum sırasında bebeğimin monitörize edilmesine gerek var mı? Bebeğin sağlıklı olduğunu doğrulayabilmek için monitörize edilmesi gerekir. Doğum sırasındaki monitörizasyonun sürekli olmasına gerek yoktur. Ancak gebenin şeker veya kalp hastası olduğu durumlarda ve bebekte gelişme geriliği görüldüğünde monitörizasyonun sürekli olması gerekir. Bebeğin kalp atışlarında herhangi bir bozulma saptanırsa monitörizasyona sürekli devam edilir. - Nişanenin atıldığını nasıl hissederim? Hamilelik boyunca rahim ağzında biriken salgılardan oluşan nişane rahim ağzı yumuşamaya ve dilate olmaya (gevşemeye) başladığında atılır. Gebeler hafif kasılmalar ve ardından jelatinimsi, kalın bir sıvının vajinadan geldiğini hisseder. Bazı gebelerde ise gebeliğin son bir iki haftasında vajinal akıntıda artış olur, bu rahim ağzındaki salgılardan oluşan nişanenin yavaş yavaş gevşeyerek incelmesine bağlıdır. Nişanenin atılması doğumun başladığını gösterir. - Gerçek doğum sancılarıyla yalancı doğum sancılarını nasıl ayırırım? Karnın alt kısmında hissedilen ve genellikle ağrısız olan kasılmalara Braxton-Hicks kontraksiyonları (kasılmaları) adı verilir. Bunlara nişanenin atılması ve sırt ağrıları eşlik etmez. Doğum sancıları ise giderek daha az aralıklarla, şiddetlenerek ve düzenli olarak gelen ve bir-iki dakika süren ağrılardır. Bu ağrılar her beş dakikada bir gelmeye başladığında hastaneye başvurmanız gerekir. - Stres testini neden yaptırmalıyım? Bu testte rahim kasılması sağlanarak bebeğin bu kasılmalara nasıl cevap verdiği incelenir. Meme uçları uyarılarak veya ilaç verilerek rahmin kasılması sağlanır. Rahmin her kasılması ile bebeğe giden kan akımında bir miktar azalma olur. Sağlıklı bebekler bunu iyi tolere eder. Eğer kasılmadan sonra bebeğin kalp atışlarında yavaşlama oluyorsa test pozitif olarak değerlendirilir bu da bebeğin streste olduğunu gösterir. Bu durumda bebek hemen doğurtulmalıdır. - Amniyon sıvısı nedir ve ne işe yarar? Bebeğin içinde yüzdüğü sıvıya amniyon sıvısı denir ve bu sıvının büyük bölümünü bebeğin idrarı oluşturur. Bebek nefes aldığında bu sıvıyı yutar ve bu sıvı akciğerlerin gelişmesi için önemlidir. Böbreklerinde problem olan bebeklerde bu sıvının miktarı az olabilir. Amniyon sıvının miktarı plasentanın durumu hakkında bilgi verir. Plasentanın yaşlandığı ve bebeği besleyemediği durumlarda amniyon sıvının miktarı azalır. - İdrarımda şeker bulundu, ne olabilir? Gebelerin bir çoğunda özellikle yemeklerden 1-2 saat sonra idrarda az miktarda şeker bulunması normaldir. Fakat bu durum gebeliğe bağlı gelişen şeker hastalığında da görülür. Gebeliğin 24-28. haftaları arasında oral glukoz tolerans testi yapılarak gebeliğe bağlı şeker hastalığı tespit edilebilir. Gebeliğe bağlı şeker hastalığı tespit edilirse özel diet uygulanır. - Bacağıma kramp giriyor ne yapabilirim? Gebeliğin son döneminde çok sık görülen bir yakınmadır. Yeterli kalsiyum ve potasyum aldığınızdan emin olun. Kalsiyum süt ve süt ürünlerinde, potasyum ise muz ve turunçgillerde bulunur. Yatmadan 10-15 dakika önce bacaklarınızı germeniz krampları azaltabilir. - Çok sık midem ekşiyor, ne yapabilirim? Yemek borusunun alt kısmında tonus azalmasına bağlı olarak midedeki asit yemek borusuna geri kaçar. Az ve sık yemek, acı ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak ve yatmadan önce kesinlikle yemek yememek şikayetinizi biraz azaltabilir. Antiasit ilaçlar kullanılabilir. - Doğum için ne zaman hastaneye gitmeliyim? Önceden doğum yapmamış gebelerin sancıları 5-10 dakika aralıklar ile düzenli olarak gelmeye başladığında hastaneye başvurmaları önerilir. Önceden doğum yapmış gebelerde doğum daha hızlı gerçekleşir. Sancılar 10 dakika ara ile gelmeye başladığında hastaneye gidilmelidir. - Rahim ağzı silinmesi ne demek? Gebeliğin son döneminde rahim ağzı yumuşamaya başlar, buna rahim ağzı silinmesi denir. Rahim ağzı açılmaya uygun hale gelir. - Doğumda poşun (zarların) açılması ne demektir? Doğum eylemini başlatmak için poş açılabilir. Bununla birlikte prostaglandin olarak adlandırılan maddelerin salınması ile kasılmalar başlar ya da şiddetlenir. - Suni sancı ne demektir? Damardan verilen ilaçlar ile kasılmalar başlatılabilir. İlaç verilerek başlatılan doğumlar genellikle uzun sürer. Vajinal yoldan uygulanan prostaglandin içeren jeller de rahim ağzının silinmesini ve doğumun başlamasını sağlar. Bu jeller genellikle damardan ilaç verilmeden önce uygulanır. - Bebek kordonu bebeğin boynuna dolanınca ne yapmalı? Bu durum yeni doğanların %15'inde görülebilir. Genellikle bebeğin başı çıkarılırken düzeltilir veya kordon hemen kesilir. Eğer doğum sırasında kordon çok sıkışırsa bebeğin kalp atışlarında düzensizliğe neden olur. - Mekonyum nedir? Doğumdan önce bebeğin sindirim sistemi mekonyum ile doludur. Bebeğin bağırsak hareketleri ile mekonyum amniyon sıvısına karışır. Bu özellikle miyadı geçmiş gebelerde görülür. Bebeğin nefes alması ile mekonyum akciğerlere gidebilir ve mekonyum aspirasyonu olarak adlandırılan tehlikeli durum oluşur. - Vajinal yoldan doğum yapıp yapamayacağımı nasıl anlarım? Genellikle doğum eylemi başlayana dek vajinal doğum yapılıp yapılamayacağı belli olmaz. Günümüzde doğumların % 20'si sezaryen ile gerçekleşmektedir. - Doğum sırasındaki sancıyı azaltmak için ne yapabilirim? Ağrıyı azaltmak ve kasılmalar arasında gebenin dinlenmesini sağlamak için narkotik ilaçlar damardan kullanılabilir. Genelde bu ilaçlar düşük dozda kullanıldıkları için doğumun uzamasına neden olmazlar. Epidural anestezi de doğumdaki ağrıyı azaltmak için kullanılabilir. Sırta yerleştirilen ince bir kateter aracılığı ile verilen anestezik maddeler ağrıyı azaltır. Bu tip anestezi bazen doğumu yavaşlatabilir. Epidural anestezi rahim ağzı açıklığı 4 cm'den fazla olduğunda ve bebek pelvise yerleştikten sonra verilirse doğum eylemi uzamaz. - Epizyotomi nedir? Bebeğin başının çıkışını ve doğumu kolaylaştırmak amacı ile vajinal kanalın alt kısmında yapılan kesiye epizyotomi denir. Epizyotomi açılmadığı zaman özellikle doğum hızlı olursa yırtıklar oluşabilir. - Forseps ve vakum uygulamaları zararlı mıdır? Tecrübeli ellerde zararlı değildir. Her ikisi de bebeğin çıkışını kolaylaştırmak için uygulanır. Bebeğin kafasında bir süre sonra kaybolan izler bırakır. DOĞUM SONRASI DÖNEM - Doğumdan sonra hastanede ne kadar kalmalıyım? Doğumdan sonra hastanede kalış süreleri giderek kısalmaktadır. Bundan 30 yıl önce doğumdan sonra hastanede 1 hafta kalınırken günümüzde en fazla 2-3 gün kalınmaktadır. Bebeğin ve annenin sağlığı açısından doğum sonrası hastanede 48 saat kalınması genellikle yeterlidir. - Bebeğimi emzirmeli miyim? Yeni doğanın beslenmesinde en güzel yol anne sütü verilmesidir. Anne sütü hem ucuz, hem besleyici hem de anne ile bebek arasındaki yakın bağın kurulmasında önemlidir. Anne sütündeki antikor dediğimiz maddeler bebeğe geçerek bebeğin hastalıklardan korunmasını sağlar. Birçok kadın doğumdan hemen sonra bebeğini emzirmek ister, fakat annenin ve bebeğin emzirmeye alışması birkaç gün veya daha uzun sürebilir. Birçok anne ilk günlerde bebeğinin yeterli besini alamadığı ve aç kaldığı endişesine kapılır. Bebeğin günde 8-12 kez altını ıslatması yeteri kadar sıvı aldığını gösterir. İlk 10-14 günden sonra emzirme ile ilgili problemlerin birçoğu ortadan kalkar ve emzirme zevkli hale gelir. Göğüsleri küçük olan kadınların endişelenmesine hiç gerek yoktur. Süt üretimi göğüslerin büyüklüğü ile ilgili değildir. Hormonal uyarılar ve bebeğinizin emmesi genellikle yeterli sütün üretilmesini sağlar. - Emzirmek için göğüslerimi nasıl hazırlamalıyım? Emzirmek için göğüslerin hazırlanmasının gerekli ve yararlı olduğu tartışmalıdır. Eğer meme uçları içe dönük ise yararlı olabilir. Doğuma 6-8 hafta kaldığında meme uçlarının parmaklar arasında birkaç dakika süre ile döndürülmesi ve bu işlemin günde 4-6 kez tekrarlanması yararlı olur. Her banyodan sonra meme uçlarının sert bir havlu ile sert bir şekilde kurulanması da meme uçlarının emzirmenin başladığı ilk dönemlerde çatlamaya karşı daha dayanıklı olmasını sağlar. - Doğum sırasında tüplerimi bağlatabilir miyim? İstedikleri kadar çocuk sahibi olan çiftlere cerrahi sterilizasyon yani tüplerin bağlanması önerilebilir. Gelişmiş ülkelerde üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık %17'si doğum kontrol yöntemi olarak tubal sterilizasyonu (tüplerin bağlatılması) seçmektedir. Güvenilirliği %99.8 olan tubal sterilizasyonun kadının cinsel yaşamına ve ruh sağlığına olumsuz hiçbir etkisi yoktur. Doğum sezaryen ile gerçekleşiyorsa aynı anda, eğer normal yoldan gerçekleşmişse basit bir cerrahi girişim ile gerçekleştirilebilir. - Hastaneden çıktıktan sonra hangi aktivitelerimi kısıtlamalıyım? Günlük yaşamınızı çok fazla kısıtlamadan belli aktivitelerden kaçınmanız yeterli olur. Ağır kaldırmaktan iyileşene kadar kaçınmanız gerekir. Hamilelik döneminde kadının duruşu ve sırt kuvvetinde azalma olur, ağır kaldırdığınızda sırtınıza zarar vermeniz çok kolaylaşır. Cinsel ilişkide bulunmaktan da 4-6 hafta süresince kaçınılmalıdır. Genital organlarınız tamamı ile iyileştikten sonra cinsel ilişkide bulunabilirsiniz. - Doğum sonrası kontrol için ne zaman gitmeliyim? Doğumdan altı hafta sonra kontrole gitmeniz gerekir. Bu dönemde genital organlarınız gebelik öncesi haline döner. - Doğum kontrol haplarını kullanmaya ne zaman başlamalıyım? Bebeğinizi emziriyorsanız doğumdan iki hafta sonra başlayabilirsiniz. Bir çok kadın doğumdan 4 hafta sonra cinsel ilişkiye girmeye başlar ve hemen tekrar gebe kalabilir. Cinsel ilişkiye girmeye başladığınız andan itibaren korunmanız gerekir. Emziren annelerin doğum kontrol hapı kullanmasının bebek açısından herhangi bir sakıncası olmadığı düşünülmektedir. Fakat doğum kontrol hapları içerdikleri östrojene bağlı olarak sütün azalmasına hatta kesilmesine neden olabilir.
__________________
Hatıralar Sayfa Sayfa
Kalbimde Sen , Parça Parça Bu Gidişle En Sonunda Yaşatmaz Beni , ÖLDÜRÜR SEVDAN |
|
|
|
|
|
#32 (permalink) |
|
Site Admin
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 45,512
|
İlgi: A'dan Z'ye Gebelik İzlenimi Ve Laboratuar Testleri
Sezaryan oranı neden artıyor?
· Sezaryanın riskleri... · NEDEN SEZARYAN ILE DOĞUM?.. · Isteğe Bağlı Sezaryan... Anne doğum için hastaneye yatalı 6 saat olmuştu. Sancılar oldukça şiddetli geliyordu. Başlangıçta herşey yolundaydı. Doğum ilerliyordu. Ancak son 2 saattir bazı şeyler ters gidiyor gibiydi. Kuvvetli sancılara rağmen Can'ın pozisyonunda bir değişiklik olmamıştı. Aynı yerde duruyordu. Sonunda Anne'nın hekimi kararını verdi. Kemik çatı yeterince geniş değildi ve bebeğin kalp sesleri sıkıntı belirtileri gösteriyordu. Doğumu sezaryan ile sonuçlandıracaktı. Bu durum Anne'nin ve Baba'nın pek hazırlıklı olmadığı bir karardı. Kendilerini hep normal vajinal doğuma hazırlamışlardı. Aylarca nefes egzersizleri yapmışlar, konu ile ilgili birçok kitap okumuşlardı. Acaba başka çare yok muydu? Evet her doğum eyleminin sezaryan ile sonlanma olasılığı vardır. Hamileliğin son günlerinde en çok merak edilen konu doğumun ne şekilde olacağıdır. Genelde normal doğum istenir. Normal Doğum Nedir? Normal doğum Can'nın başının önde olarak vajinal yoldan olduğu doğumdur. Bir vajinal doğumun normal olup olmayacağı Can doğana kadar kesin olarak kestirilemez. Son anda bile bazı şeyler ters gidebilir. Ancak önceden yapılan muayenelerle doğumun normal olma şansı hakkında hekim bir kanı edinebilir. Özellikle Ülkemizde sezaryana karşı bir korku vardır. Sezaryanla doğan kadınların yarım kalacağı ( O'da ne demekse?), iyileşmesinin çok güç olacağı, karnının şiş kalacağı söylentileri dolaşır durur. Bunların hiçbiri gerçekleri yansıtmaz. Sezaryan nedir? Sezaryan ile doğum Can'ın ve sonunun , Anne'nin karnından uterusu açarak çıkartılmasıdır. Can'ın ve Anne'nin sağlığını tehdit eden her durumda ya da vajinal yolla doğumun imkansız olduğu durumlarda sezaryan yapılır. Sezaryan ameliyatı dünyanın bildiği en eski ameliyatlardandır. Tıbbın ve teknolojinin ilerlemesiyle ameliyat tekniği çok gelişmiştir. Ameliyatların mikropsuz koşullarda yapılması, kan verilebilmesi, kuvvetli mikrop kırıcı ilaçlar, modern cerrahi malzeme ve genel anestezi vermeden belden yapılan uyuşturma sayesinde ameliyatın tehlikesi çok azalmış, nerdeyse normal doğum kadar tehlikesiz olmuştur. Normal koşullarda ameliyat 45 dakika kadar sürer. Can ameliyat başladıktan yaklaşık 10 dakika sonra çıkarılır. Sonra kesilen katlar dikilir. Can'a ulaşmak için cildden başlayarak 8 kat tabaka kesilmekte ve sonra dikilmektedir. Bu tabakalar sırasıyla... - Cilt, - Cilt altı yağ dokusu... - Kasların koruyucu kılıfı... - Kas tabakası... - Karın iç zarı... - Uterus zarı... - Uterus kası... - Amnion zarı... Sezaryan oranı neden artıyor? Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde sezaryan ile doğan bebek oranı hızla artmaktadır. Bugün birçok gelişmiş ülkede sezaryan oranı %20-25 arasında seyretmektedir. Yani her 4 veya 5 bebekten biri artık sezaryan ile doğmaktadır. Halbuki oran 1970 de %5.5, 1980 de ise %16.5 idi. Bu da sezaryanın birçok hekim ve aile tarafından yaygın bir şekilde benimsendiğinin göstergesidir. Sezaryan oranının artışında bir başka neden hekimlerin eğitimlerindeki değişikliklerdir. Örneğin eskiden Can'ın ters gelişlerinde vajinal doğum daha çok uygulanan bir doğum şekli idi. Böyle olunca eğitim gören hekimler vajinal yoldan ters doğumları yapmakta ustalaşırdı. Ama yavaş yavaş sezaryan oranı arttıkça vajinal yoldan doğan Can sayısı azaldı. Uzmanlık eğitimi gören hekimler ters gelen bebeklerin vajinal doğumunu öğrenemeden uzman olmaya başladılar. Bu durumda bugün nerede ise hemen her ters doğum sezaryan ile doğurtulmaya başlandı. Aynı eğilim forseps doğum içinde geçerli oldu. Forsepsi eline bile almadan uzmanlık eğitimini tamamlayan bir hekim doğal olarak her zorlu doğumda sezaryan ile doğuma yöneldi. Artan her sezaryan sayısı daha sonraki doğumlarında sezaryan ile olmasına neden olur. Yani sezaryan sayısının artışı bir kötü daire şeklinde çalışır durur. Bu kötü daireyi kırmak için son yıllarda daha önce sezaryan ile doğum yapmış Annelerı daha sonraki doğumlarında vajinal yolla doğurtmak eğilimi artmaktadır. Aileler sezaryanı neden benimsiyor? Çağdaş aileler günümüzde küçük kalmak istiyor. En fazla iki çocuk düşünüyor. Bu nedenle daha garanti gördükleri sezaryanı tercih ediyor. ikinci operasyon esnasında da tüplerini bağlatarak bir daha gebe kalma korkusundan kurtulmuş oluyorlar. Sosyoekonomik koşulları iyi olan aileler sezaryanı daha fazla tercih ediyorlar. Çünkü bu ailelerin özel hastanelerde, özel hekimlerle doğum yapma şansları fazla. Tercihlerini daha iyi belirliyorlar. Ekonomik koşulları kötü olan aileler ise devlet ya da sigorta hastanelerinde doğum yapıyorlar. Bu hastanelerde çok gerekmedikçe sezaryana fazla başvurulmuyor. Bu eğilim sadece Ülkemizde değil, dünyada da böyle. Bu nedenle özel hastanelerde sezaryan oranı kat kat fazladır. 30 yaşın üstündeki Annelerde ve yüksek öğrenim görmüş Annelerde sezaryan tercihi çok daha fazladır Sezaryanın üstünlükleri... Birçok durumda sezaryan ile doğum tercih edilir. Bugün gelişmiş ülkelerde her 4 doğumdan biri sezaryan ile olmaktadır. Bunun nedenleri şunlardır. Sezaryan tehlikesiz bir doğum şekli haline gelmiştir. Normal doğum sırasında Can uzun süreler oksijensiz kalır. Sancılar sırasında olan bu durum uzun sürerse Can'da bazı hasarlar olabilir. Sezaryanda böyle bir tehlike yoktur. Normal doğum sırasında ıkınmalara ve zorlanmalara bağlı olarak rahim ve idrar kesesi sarkmaları olur. Uterus ağzı yırtıklara bağlı akıntı şikayetleri olabilir. Rahim ağzının genişlemesine bağlı olarak cinsel ilişkide eski zevk kalmayabilir. Sezaryan ile bu sakıncalar ortadan kalkmıştır. Çoğu zaman normal doğum sonrası çekilen sıkıntılar sezaryan'a göre daha fazla olur. Epizyotomi dikişleri şişer, mikrop kapabilir. Anne otururken ve dışkılarken siddetli sancı yapabilir. Dikişler iltihap kaparsa epizyotomi kesisi açılabilir ve aylarca süren sıkıntılar doğurur. Sezaryan esnasında uterus veya yumurtalıklarda mevcut myom, kist gibi oluşumları çıkarma şansı doğar, Anne ikinci bir ameliyat olasılığından kurtulur. Sezaryan ile daha zeki bebekler... Ancak sezaryan ile doğumun en büyük amacı doğacak çocukların zeka ve akıl yönünden geri kalmamasını sağlamaktır. Can anne karnında uterus içinde bulunmaktadır. Can Anne'ye göbek kordonu ve plasenta aracılığıyla bağlıdır. Doğum eylemi başladıktan sonra sancılar sırasında göbek kordonu sıkışabilir ve bebeğe giden kan ve oksijen miktarı azalabilir. Bu durumda Can'ın beynindeki hücreler ölmeye başlar. Bu olay zamanında farkedilmeyip gerekli önlem alınmazsa bebek tüm ömrü boyunca sakat ya da geri zekalı olabilir. Bu geri zekalılık çoğu zaman farkedilmeyecek kadar hafif olur. Ancak çocuk büyüyüp okula gitmeye başladıktan sonra zeka eksikliği belirmeye başlar. Derslerde, okullara giriş sınavlarında başarı gösteremez.
__________________
Hatıralar Sayfa Sayfa
Kalbimde Sen , Parça Parça Bu Gidişle En Sonunda Yaşatmaz Beni , ÖLDÜRÜR SEVDAN |
|
|
|
|
|
#33 (permalink) |
|
Site Admin
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mekan: San Francisco
Mesajlar: 45,512
|
İlgi: A'dan Z'ye Gebelik İzlenimi Ve Laboratuar Testleri
Sezaryanın riskleri... Herşeye rağmen sezaryan bir operasyondur. Karın açılmaktadır. Karın içi iltihaplanma riski her zaman vardır. Dikişlerde, ciltaltında kanama ve iltihap ile karşılaşılabilir. Sezaryan ile kan kaybı normal doğuma göre daha fazladır. 2. veya 3. kez yapılan sezaryanlar 1. lere göre daha risklidir. Çünkü ilk sezaryandan yapışıklıklar kalmıştır. Idrar kesesi yukarı kaymış olabilir. Idrar kesesinin veya idrar yollarının zedelenme riski vardır. Sezaryan sonrası dikiş bölgesindeki sancılar 3-4 gün devam eder ve Anne'nin hareketlerini ve emzirmesini güçleştirir. Genel anestezi ile yapılan sezaryanlarda anesteziye bağlı sıkıntılar olabilir. Bu şekilde sezaryan ile doğum yapanlarda Anne ölüm oranı vajinal doğuma göre 3-4 kat fazladır. NEDEN SEZARYAN ILE DOĞUM?.. Baş-Çatı uyumsuzluğu... En sık sezaryan nedeni Can'ın başı ile Anne'nin kemik çatısının birbirine uymamasıdır. Ya Can'ın başı çok büyük olmakta ya da Anne'nin kemik çatısı ileri derecede dar olmaktadır. Ya da baş ile çatı birbirine uyar büyüklüktedir. Ancak başın kemik çatıya oturuş şekli başın çatıdan geçişini engeller. Bazan doğum ilerler. Baş iyice kemik çatının içine yerleşir. Ama pozisyonu ters oturur. Bir türlü son hareketi yapıp dışarı çıkamaz. Bu durumda sancılar ne kadar güçlü olursa olsun Can'ın başı belli bir noktadan ileri geçemez. Sezaryan yapılmadığı takdirde hem Anne'nin hem de Can'ın yaşamı tehli***e girer. Hamilelik sırasında yapılan kontrollerde bu uyuşmazlığı önceden saptayabilmekteyiz. Böylece gereksiz sancı çektirmeden planlı sezaryan ile doğum yaptırmaktayız. - Can Sıkıntı da... Ikinci sık neden Can'ın sancılar başladıktan sonra sıkıntıya girmesidir. Bu durum Can için bir çeşit nefes darlığıdır. Bu durum daha çok gelişmesi geri kalmış ve Anne karnında iyi beslenememiş Can'larda görülür. Ayrıca doğum gününün geçmesi, kordonun Can boynuna dolanması, ya da düğümlenmesi bu sıkıntıya neden olabilir. Bu durumun oluşabileceği düzgün ve dikkatli yapılan kontrollerle anlaşılabilir ve uygun zamanda Anne'yi normal doğuma bırakmadan sezaryanla doğurtmak gerekir. Gelişme geriliği olan, yeteri kadar Anne karnında beslenememiş Can'ların eylem sırasında sıkıntıya girme oranı |