Geri Git   Number 1 Forum Group > GENEL KONULAR & SOHBET > Genel Sohbet Muhabbet > Şiir Defteri

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 02-02-2008, 11:51 PM   #1 (permalink)
kemalseymen
Super Moderator
 
kemalseymen'ın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mekan: Zonguldak
Mesajlar: 7,791
Gölgem Düşmüyor Artık Evinin Duvarlarına

Hadi gir içeri. Ama gözlerindeki o kanayan suçluluk bırak kapıda kalsın. Ona ihtiyacımız yok artık. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu kapıda bırak.


Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini bırak kapıda. Yoksa ne kadar istesem de konuşamam seninle. Konuşamam, yalnızca ağlarım.Ne olur gir içeri. Ama girerken tut elinden sevdanın. Yıllar sonra seni
yeniden uzağıma düşüren, seni o geri dönüşü olmayan yollara düşüren,
yüreğinden aşkımı, dudaklarından adımı, evinden gölgemi silip götüren, o
adını kimselere söylemeden ölmek istediğin, o, hiç kimseyi bu kadar sevmedim
ki, dediğin sevdanı al yanına ve gir içeri. İlk aşkının yüzünü yanına al.
Utanma benden n'olur. Kalbindeki o sızının halinden en çok aşkınla kavrulmuş
yüreğim anlar benim...
Kapat kapıyı. Kapat, içeri hayat girmesin. İçeri yalanlar girmesin.
İhanetler, ihtiraslar, oyunlar, maskeler girmesin içeri. Çünkü burada
yalnızca sevdan oturuyor. Hayatın içinde soluk alamayan, kendine kalbinde
bir yer bulamayan sevdan oturuyor bu evde. Bak, bu ev benim yüreğim. Ne
zaman kalbinden kovulsam, ne zaman hayatın ortasında öyle hazırlıksız, öyle
savunmasız, öyle yapayalnız kalakalsam gelip sığındığım bu dört duvar benim
yüreğim. Burası aşkımın mabedi. Burası sensizliğimin kalesi. Burası
deliliğim... Burası baştan ayağa sensin, sevgilim.
Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının
sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni
sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım
dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi
yabancın olmadan... Gözlerine baktığımda kendimin değil, bir başka aşkın
aksini görmeden önce ölmek isterdim. Ama yapamadım. Nice kaybedişlerden,
nice savruluşlardan sonra, artık bu aşkı hayatın pençesinden kurtardık, o
dünyevi ihtiraslardan, oyunlardan sıyrıldık ve şimdi artık Tanrı'ya
yaklaştık dediğim anda, hayatı, dünyayı ve kaderi yendik dediğim anda,
kalbin kalbimin yanında atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden
tutarken, içinde o annemin rahmi kadar huzurlu kokunu soluyarak nefes
aldığım yüreğini bırakıp gidemedim. Çünkü zaten hayattan kopmuştum ve
cennetteydim. Aşkınla öylesine sarhoştum ki birgün cennetimden kovulacağıma
hiç inanmak istemedim.
Evimin, şu talan olmuş yüreğimin dağınıklığını bağışla. Sensizliğe benimle
beraber ağladı bu duvarlar. Rutubetleri ondan, aldırma. Otur şöyle, bir
sigara yak. Konuşalım. Sözcüklerle değil, sevdamızla konuşalım. Anlatalım
herşeyi. Sonra söz bitsin. Ölüme kadar yalnızca susalım. Anlatalım ki bu
sevda kanatlarından kırgınlıklarla bağlı kalmasın bu çirkef hayata.
Kurtulsun yüklerinden, bağışlasın hayatı ve sonsuzluğa uçabilsin huzurla.
Biliyorum. Seni böylesi sonsuz bir aşkla severek çok büyük bir günah işledim
ben. Hayatın girdaplarında savrulup duran ruhuna o yarım ruhumun ağırlığını
yükleyerek çok büyük günah işledim. Ne yaptıysan sevdim seni, ne yaşadıysan
sevdim. Aşkın o bulup bulup kaybetme oyunlarından yaptığın zırhın içine
sakladığın kalbini ne yaparsan yap yıkılmayarak, vazgeçmeyerek ve hep
affederek savunmasız bıraktım. Hiç solmayan bir sevda çiçeği olup bozdum
ezberini. Direncini kırdım, kalbine girdim. Seni bir kalbi fethetmenin, ona
her an kaybedebilme ihtimaliyle bağlanmanın, bir aşk için çırpınmanın o
karanlık hazzından mahrum bıraktım. Affet beni, seni aşkın o dünyevi
oyunlarından mahrum bıraktım. Belki de bunun için gözyaşlarıyla kazandığın
ve yitirmekten çok korktuğun bir sevgiliyi sever gibi değil, sesini birtürlü
susturamadığın vicdanını ya da o kusursuz ve daimi sevgisinden bunaldığın ve
bu yüzden incitmekten asla çekinmediğin anneni sever gibi sevdin beni. Ama
hiç aşık olmadın. Bu yüzden suçlama kendini. Asıl suçlu, bu hayatta kendine
yer bulamayan, nereye gitse ya eksik ya fazla kalan, hayatı bir oyun gibi
görmeyi ve kurallarına göre oynamayı hep reddeden benim o isyankar, o yaralı
ve yabancı ruhum... Sen değilsin sevgilim.
Hayatında önce bir sığıntı gibi yaşamaya, sonra seni kaybetmeye, ardından
seni paylaşmaya, sonunda tam da sana kavuştum sanırken aşkın değil vicdanın
olmaya, senin için aklına ne gelirse ona dönüşmeye razı oldum hep,
katlandım. Hiç pişman olmadım seni sevmekten. Sana hiç kırılmadım. Hep
anladım seni. Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o
karanlık yanını, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında
unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunun, hayatla uzlaşamamış aşk
kırgını, yitik ilk gençliğinin ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle
derinleşen yüzündeki çizgilerin aşkına bağışladım.
Sevdim seni sevgili, sevdim... Seni o birtürlü kucaklayamadığım, ama başımı
kaldırıp bakmasam bile hep orada, yukarda olduğunu bildiğim gökyüzüne
duyduğum hasret gibi... Seni o suyundan hiç içmediğim, toprağına hiç
basmadığım, insanlarını hiç tanımadığım, ama herşeyden kaçıp sığınmak
istediğim o uzak ülkelerin hayali gibi... Seni aşkın için gözümü hiç
kırpmadan arkamda bıraktığım, gözyaşlarını ve o yaralı ömrünü vicdanım gibi
hep içimde sakladığım annemin karşılığı bu hayatta mümkün olmayan duaları
gibi... Seni o rahmimden kanaya kanaya söküp atmak zorunda kaldığım, ama
kalbimde aşkınla besleyerek büyüttüğüm sevdamızın o masum çekirdeğini
tarifsiz bir hasretle özler gibi... Seni öylece, seni çırılçıplak, seni
kadere isyan eder gibi, seni Tanrı'ya eş koşar gibi... Sevdim seni sevgili,
sevdim...
Beni bir kez öldürüp sensizliğe gömdüğün o yıllarda, o yabancısı olduğum
hayatın ıssızlığında soluk almadan ömrümü yalnızca Tanrı'dan gözyaşlarıyla
dilediğim o mucize için bekletirken... Sonra Tanrı sesimi duyup o mucizeyi,
yani seni, yani o hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan
sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın
çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını ve
ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yeniden bana verdiğinde... Kalbim
kalbinde atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken... Mutluluğa
dokunarak, mutluluğumun farkında olarak, mutluluktan ağlayarak... Ama bir
yanım seni her an yeniden kaybedecek gibi hep tetikte... Sensizliğin o
dipsiz uçurumunun kıyılarında korkusuzca dans ederek, seni benden çalan
hayatın o acımasız pençesini her an arkamda hissederek... Her gece yüzümü
masumiyetinin o benzersiz yurdu olan boynuna gömüp uykuya dalmadan önce bu
huzuru bana bağışlayan Tanrı'ya minnetle gülümseyerek... Ve işte tam da o
anda ölmeye, sonsuzluğa karışmaya hazır olduğumu ona sessizce
fısıldayarak... Sevdim seni sevgili, hep sevdim...
Otur karşıma hadi, bir sigara yak. Konuşalım. Anlat bana sevdanı... İlk
aşkının yüzünü anlat... O, hiçkimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin, o adını
kimselere söylemeden ölmek istediğin sevdanı anlat bana. Kalbindeki o
sızının dilinden en çok aşkınla kavrulmuş bu yüreğim, sevdanın uğruna solup
giden şu çocuk ömrüm anlar. Anlat hadi ne olur. Ama sakın bana hayattan söz
etme. Sakın bana, hayat böyle bir yer, herşey bitip tükeniyor, her aşk
hayata yenik düşüyor, deme... Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar
acımasızlaşan o karanlık yanınla değil, buralara ait olmayan, annenin kırgın
ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunla,
hayatla birtürlü uzlaşamayan o aşk kırgını, yitik ilkgençliğinle ve herşeyin
farkında olmanın çaresizliğiyle gün geçtikçe daha da derinleşen yüzündeki
çizgilerle konuş benimle. Hayat dışarda kaldı, bak. Burada yalnızca sevdan
oturuyor. Sevdanın dilinden konuş benimle. Ben hayatın dilinden anlayamam.
Biz bu sevdayı hayatın içinde yaşamadık. Biz bu sevdayı hayatın diliyle
yaşamadık. Biliyorum bu şizofren aşkım hep korkuttu seni. Bu uyumsuz
varlığım, gerçekliğin içinde yaşayan ve en az hayat kadar acımasız olan o
yanını çok korkuttu. Benimle hayata yabancılaşmaktan korktun. Bu yüzden
yalnızca öykülerinde ağladın o uyumsuz varlığıma. Yalnızca öykülerinde
eğildin bu sevdanın önünde. Sen beni yalnızca öykülerinde sevdin...
Şimdi ilk aşkımın yüzü diye sarıldığın ve uğruna adımı dudaklarından,
kalbimi kalbinden, gölgemi evinin duvarlarından söküp attığın o sevdanın,
yaralı yüreğine rağmen hayatın ortasında dimdik ayakta duruyor olması bir
tesadüf mü sence? Hayatla yaralanmış iki kırgın yürekten, onun içinde
varolmayı reddederek yalnızca aşkı kendine vatan bileni ve bu yüzden
çırılçıplak, savunmasız ve güçsüz kalarak yıkılmış olanı değil, hayatın tam
da ortasında ona meydan okuyarak yaşayanı, sevgiye duyduğu güvensizliği
yaralı yüreğine kalkan yaparak ayakta kalmayı başarmış olanı seçmen bir
tesadüf mü? Hayattan kopmuş bir roman kahramanından sıkılıp, hayatın içinde
mücadele eden bir gerçeklik kahramanını tercih etmen bir tesadüf mü?
Anlat bana ne olur... Kaybedecek birşeyimiz yok artık. Birazdan şu kapıdan
çıkıp gideceksin. Aramıza hayat girecek... Aramıza başka bir sevdayla
anlamlanan sayısız anlar, sayısız mekanlar, geri dönüşü olmayan anılar,
sözler ve koca bir yaşam girecek. Gittiğin o sonsuzluk yolculuğundan seni
bir daha geri çağırmayacağım. Duvarları gözyaşlarımla rutubetlenen bu dört
duvar yüreğimde geçireceğim karanlık gecelerde bana o mucizeyi yeniden
göndermesi için Tanrı'ya yeniden yalvarmayacağım. O hayatın içine birtürlü
sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerinin, nereye
baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunun, uzak denizlerin sisli
buğusuyla her daim ıslak dudaklarının ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz
kokunun özlemiyle çıldırsam bile, merhametin için yalvarıp sana bir kez daha
aynı acımasızlığı yapmayacağım. Kimi geceler başka bir sevdaya sarılıp
uyuduğun yatağından ansızın uyanıp doğrulduğunda, o koyu sevdasıyla boşlukta
kanayan gözlerimin hayali 'nereye gidiyorsun sevgilim' demeyecek sana...
Korkma benden artık. Aşkına rakip değilim. Ömrüne rakip değilim. Seni kadere
emanet ettim. Seni ilk aşkının yüzüne emanet ettim. Kırgın değilim ne sana,
ne de seni elimden alan bu acımasız hayata... Beni onca kaybedişten ve
gözyaşından sonra bu dünyadaki cennetine çağıran, sonra annemin rahmi gibi
huzur kokan uykularımızı sonsuza kadar yeniden elimden alan Tanrı'ya bile
kırgın değilim ben...
Şimdi git artık sevgilim. Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen
artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile
ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek
isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha
böylesi yabancın olmadan... Gözlerindeki o çocuksu suçluluğu giderken denize
at. Ona ihtiyacın yok artık. Affet kendini... Beni affet... Affet bu yaralı
sevdamı... O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan
sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın
çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını,
ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yanına al giderken... Tutkunu olduğum
neyin varsa hepsini alıp git... Şizofren aşkının son mektubu bu sana...
Şimdi söz bitti artık.
Konuşamam artık seninle... Konuşamam, yalnızca ağlarım...
Uçurumun dibinde nasıl göründüğümü
Merak ederdim hep.
Yüzümün aynadaki boşluğuna hep bakmak isterdim.
İnançlarımın kırılıp döküldüğü yeri anlamak için
kalabalıklar içindeki yalnızlığıma dokunmak isterdim...
Aşktı adın uçurumda, yanı başımda
aynadaki suretimdi yüzüm,
aykırı kanardı bana.
İnançlarımın çoğu yalanmış
alay ederdi benimle.
Çok geç anladım, kalabalıklar arasındaki
senmişsin dokunamadığım...
Yalnızlığım diye küçümsediğim senin sevginmiş,
Geceleri ansızın uyanıp
İncitip durduğum senin yokluğunmuş...
Onca sevişmeden sonra değişmemişsem,
sihirli bir aydınlıkta,
içimde bir yer sana sonsuz hasret kaldığı içinmiş...
İşte onca yalan geçen hayatımda
buymuş tek gerçekliğim...
kemalseymen şuan çevrimiçi  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Cevapla

Konu araçları

Gönderi Kuralları
Kendi yeni konularını düzeltemezsin
Kendi mesaj cevap yazamazsın
Kendi mesaj eklentilerini düzeltemezsin
Kendi mesajlarını düzeltemezsin

BB Kod Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Powered by vBulletin® Version 3.7.2 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 RC7
Design by HTWoRKS
eXTReMe Tracker
Page generated in 0.10442 seconds with 8 queries Sayfa Boyutu (50549)