Geri Git   Number 1 Forum Group > YERLİ VE YABANCI ÜNLÜLER - SİNEMA OYUNCULARI - ŞARKICILAR - TİYATRO OYUNCULARI > Yerli Oyuncular

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 07-03-2006, 02:44 PM   #1 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Sinema Sanatçıları

Agnes Varda
Fransız sinema yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı olan Agnes Varda, 30 Mayıs 1928’de Brüksel’de doğdu. İlk filmi “ La Pointe Courte ” (Kısa Uç) ile 1960 sonrası sinema sanatını önemli ölçüde etkileyen Yeni Dalga’nın habercisi olmuş az sayıdaki kadın yönetmenden biri olarak ün yapan Varda, Midi bölgesinde geçen yetişkinlik döneminden sonra Sorbonne Üniversitesi’nde ve Louvre Okulu’nda öğrenim gördü.

Başlangıçta müzeci olma isteği sonradan fotoğrafçılığa dönüştü. 1951-61 arası Theatre National Populaire (Populer Ulusal Tiyatronun)’in fotoğrafçılığını yaptı. Bu dönemde hem tiyatroya hem sinemaya ilgi duymaya başladı. Sinemayı pek izlemezdi ve teknik deneyimi yoktu, buna rağmen ilk filmiyle yaratıcı bir sanatçı olduğunu gösterdi.

Sonraki yedi yıl boyunca başka uzun film yapma olanağı bulamadı ama, ödüller kazanan kısa filmler çekti. Bunlardan 1957 yılında çektiği “ O Saisons O Chateaux ” (Ey Mevsimler Ey Şatolar) ve 1958’de çektiği “ Du Cote de la Cote ” (Kıyının Köşesinden) turistik amaçlı filmlerdi. Varda, konularının sınırlılığına karşın, incelikli görsel üslubunu beyaz perdeye yansıtmayı başarmıştı.

Varda’nın iç gözleme dayalı, entelektüel bir yapıt olan ikinci uzun filmi, 1961 yılında “ Cleo de 5 a 7 ” (5’den 7’ye Cleo) adıyla yeni dalganın simgesi olarak ortaya çıktı. Cleo’nin kanserli olup olmadığını öğrenmek için beklerken geçirdiği süreyi ele alan ve çevresindeki dünyayı yeni bir bakışla algılayışını işleyen filmde Varda, parlak bir yönetmen olduğunu bir kez daha kanıtladı. Yapıtlarının tümünün belirgin özelliği keskin duyarlılığı ve fotoğrafçı gözüyle yakaladığı görsel ayrıntılardı.

Yönetmen, 1964’te, genç bir marangozun gerçekçi olmayan öyküsü içinde soyut bir mutluluk betimlemesi olan “ Le Bonheur ” (Mutluluk) filmini çekti ve bu en fazla tartışılacak filmi oldu. Bu filmi 1966’da “ Les Creatures ” (Yaratıklar) izledi. Ardından ABD’ye giden Varda orada iki kısa bir de uzun film çekti: 1968’de “ Yanko Amca ”, yine aynı yıl “ Black Panters ” (Kara Panterler) ve 1969’da “ Aslanın Aşkı ” birbirini izledi.

Sonraki yapıtları arasında 1976 tarihli “ L’une Chante L’autre Pas ” ( Biri Şarkı Söyler Öteki Söylemez) ve 1985 tarihindeki Venedik Film Şenliği’nde Altın Ayı ödülünü kazandığı “ Sans Toit Ni Loi ” (Yersiz Yurtsuz) sayılabilir.

1990’lı yıllarda “ Jacques de Nantes ” ( Nantes’lı Jacques ), “ Le Cent et une Nuits ” ( Binbir Gece ), “ The Universe of Jacques Demy ” ( Jacques Demy’nin Yaşamı ) gibi filmlere imza atan Varda, 1962’den beri yönetmen Jacques Demy ile evlidir.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Faydalı Linkler
Eski 07-03-2006, 02:47 PM   #2 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Akira Kurosawa

Akira Kurosawa


Akira Kurosawa (Kurosawa Akira) Japon Film Yönetmeni, Yapımcısı, Senaryo yazarı.( 23 Mart 1910 Tokyo - 6 Eylül 1998 Tokyo ) Biyografisi

Japon Sinemasının imparatoru ünvanına sahip Akira Kurosawa 1910 yılında yedi çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak Tokyo'da dünya'ya geldi. Babası Askeri okulda öğretmen,annesi ise Osaka'lı tüccar bir aileden gelmekteydi.

Sakin bir çocukluk geçiren Kurosawa'nın bu dönemde etkilendiği en önemli kişi bir benşi (Sessiz film döneminin Japonya'sında film anlatıcısı ) olan en küçük ağabeyi Haiko idi. Onun önerileri doğrultusunda birçok sinema klasiğini izleme fırsatı bulan Kurosawa,bu sırada resim ile de uğraşmaktaydı.Ağabeyi'nin erken yaşta intiharıyla büyük bir sarsıntıya uğrayan Kurosawa bir süre sonra PCL yapım şirketinde yardımcı yönetmen olarak sinemaya başladı. Hidesuke Takizawa,Kajiro Yamamoto,Mikio Naruse gibi dönemin tanınmış yönetmenlerinin asistanlığını yapan Kurosawa,ilk filmi Sugata Sanjiro'yu ( Büyük Judo Efsanesi)1943 yılında yönetti.

Ardından çevirdiği Içiban Utsukuşiku (En Güzel ; 1944),Tora No O Wo Fumu Otokotaçi (Kaplanın Kuyruğuna Basanlar ; 1945),Waga Seishun Ni Kuinash
(Gençliğime Hayıflanmıyorum ; 1946),Yoidore Tenshi (Sarhoş Melek ;
1948), Nora İnu (Kuduz Köpek ; 1949), Shubun (Skandal ; 1950) gibi filmlerle Japonya'nın en önemli film yönetmeni konumuna geldi.

Ancak onu Batı dünyasına tanıtacak film ise Venedik Film Festivali'nde en iyi film ödülünü alan yine 1950'de çevirdiği Rashomon'du.Bir haydut'un ormanda yürüyen bir samurayı öldürüp karısına tecavüz etmesi sonrası, Haydut'un, Samuray'ın, Tecavüz'e uğrayan kadının ve tüm bunları izleyen Oduncu'nun olayı kendilerine göre farklı açılardan anlatmaları ve gerçeğin görece bir kavram olduğu üzerine olan film,getirdiği yeni çekim ve anlatım teknikleriyle yönetmenin uluslararası düzeyde de bir hayran kitlesinin oluşmasına neden oldu.

Sonrasında,Dostoyevski uyarlaması Hakuchi(Budala ;1951), İkiru (Yaşamak ; 1952), Shichinin no samurai (Yedi Samuray ;1954), Shakespeare uyarlaması Kumonosu Jô (Kanlı Taht ;1957),Gorki uyarlaması Donzoko (Ayaktakımı Arasında;1957),Kakushi Toride No San Akunin (Saklı Kale ; 1958), Yojimbo(Koruyucu;1961), Akahige (Kızıl Sakal ; 1965) adlı filmleri yönetti.
1940'lardan 1960'ların ortalarına kadar Kurosawa, birçok filminde aynı ekiple çalışmaya özen gösterdi. Fumio Hayasaka birçok filminin müziğini,
Asakazu Naki ise kameramanlığını yaptı.Takashi Shimura ve Toshiro Mifune'de oyuncu olarak Kurosawa'nın birçok filminde başroller üstlendiler.

Kurosawa'nın çok sayıda filmi Hollywood filmlerine esin kaynağı oldu. Örneğin,Yedi Samuray Yedi Silahşör'e, Saklı Kale Yıldız Savaşlarına, Koruyucu ise Bir Avuç Dolar İçin'e kaynaklık etti.

Altmışların sonunda Tora Tora Tora adlı filmle Hollywood'a giren yönetmen, daha sonradan bu filmi yarım bırakarak ülkesine döndü.

Yetmişlerin ortalarında Sovyetler Birliği'ne giden Kurosawa, bu ülkede, yüzyılın başında geçen Rus bir subayla Moğol bir avcı arasındaki dostluk öyküsünü anlatan Dersu Uzala filmini çevirdi. Film 1976 yılında en iyi yabancı film Oskarını aldı.

Yönetmen'in son dönem çalışmaları olarak Kagemusha (Gölge Savaşçı; 1980), yine bir Shakespeare uyarlaması Ran (1985), Yume (Düşler ;1990) Hachi-Gatsu No Kyôshikyoku (Ağustosta Rapsodi ; 1991) sayılabilir.Bu filmlerden Ran dört dalda Oskar ödülü almıştır .

Akira Kurosawa'nın Türkçe'ye çevrilmiş,Kurbağa Yağı Satıcısı adlı AFA yayınevinden basılmış bir kitabı bulunur. Filmografi

Sugata Sanshiro (Büyük Judo Efsanesi)(1943) '' Judo Saga''
The Most Beautiful (En Güzel)(1944) ''Ichiban utsukushiku''
Zoku Sugata Sanshiro (Büyük Judo Efsanesi II) (1945) ''Judo Story II''
The Men Who Tread On the Tiger ' s Tail (Kaplan ' ın Kuyruğuna Basanlar) (1945) ''Tora no o wo fumu otokotachi''
Asu o tsukuru hitobito Those ( Who Make Tomorrow ) (1946)
No Regrets for My Youth ( Gençliğime Hayıflanmıyorum)(1946)''Waga seishun ni kuinashi''
Wonderful Sunday (Harika Pazar) (1947) ''Subarashiki nichiyobi''
Drunken Angel (Sarhoş Melek) (1948) ''Yoidore tenshi''
The Quiet Duel (Sessiz Düello)(1949)''Shizukanaru ketto''
Stray Dog (Kuduz Köpek) (1949) ''Nora inu''
Scandal (Skandal )(1950) '' Shubun''
Rashômon (1950)
The Idiot (Budala)(1951) ''Hakuchi''
Ikiru (Yaşamak) (1952)'' Living''
Shichinin no samurai (Yedi Samuray) The Seven Samurai (1954)
Ikimono no kiroku (Record of a Living Being) (1955)
Throne of Blood (Kanlı Taht) (1957) ''Kumonosu jô''
The Lower Depths (Ayaktakımı Arasında) (1957)
The Hidden Fortress (Saklı Kale) (1958) ''Kakushi toride no san akunin''
Warui yatsu hodo yoku nemuru ( The Bad Sleep Well ) (1960)
Yojimbo (Koruyucu)(1961) ''The Bodyguard''
Sanjuro(1962)
Tengoku to jigoku (High and Low) (1963)
Red Beard (Kızıl Sakal) (1965) ''Akahige''
Dodesukaden (Clickety-Clack) (1970)
Dersu Uzala (1975)
Kagemusha (Gölge Savaşçı) (1980) ''Shadow Warrior''
Ran(1985)
Dreams (Düşler) (1990)''Yume''
Rhapsody in August (Ağustos'ta Rapsodi) (1991)''Hachi-gatsu no kyôshikyoku''
Madadayo (Not Yet) (1993)
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-03-2006, 02:48 PM   #3 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Al Pacino
Al Pacino uzun süren sinema kariyeri boyunca, Hollywood'un baş aktörlerinden biri olarak bilinir , 25 Nisan 1940'ta New York, Doğu Harlem'de dünyaya geldi. Güzel sanatlar Okulu'na giderken 17 yaşında okuldan ayrıldı ve çeşitli işlerde çalışmaya başladı.

Bir yandan da oyunculuk dersleri alan Pacino, zaman zaman çıktığı gösterilerde oyunculuğunu geliştirdi. 1966 yılında " Actors Studio " da eğitim için hak kazandı. Daha sonra James Earl Jones ile çalıştığı The Place Creep'de rol aldı. 1967-68 tiyatro sezonunda zalim bir sokak serserisini oynadığı " The Indian Wants the Bronx " ile Obie Ödülleri En Iyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

Al Pacino'nun Broadway'de sahneye çıktığı ilk oyun " Does the Tiger Wear a Necktie ? " dir. Her ne kadar oyun kırk gösterimden sonra kaldırıldı ise de Pacino, topluma uyum sağlayamayan bir uyuşturucu bağımlısını canlandırdığı rolüyle Tony Ödülü'nün sahibi oldu. Al Pacino'nun kariyerindeki ilk filmi, 1969 yılında çevirdiği Me, Natalie' dir. Bir sene sonra yine bir uyuşturucu bağımlısını canlandırdığı Panic in Needle Park her ne kadar başarısız bulunsa da, üstün bir performans sergileyen Al Pacino büyük övgüler aldı.

Buradaki başarısıyla, yapımcılığını Paramount'un üstlendiği, Francis Ford Coppola'nın " The Godfather " ( Baba ) filminde Michael Carleone rolünü oynamaya hak kazandı. Bu filmdeki muhteşem performansı ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ına aday gösterilerek çıkışına devam eden Pacino, 1973'te Scarecrow filmiyle pek iyi bulunmazken, polis draması " Serpico " ve " The Godfather Part II " ( Baba 2 ) gibi sükse yapan filmler ile karnesini düzeltti.

Baba 2 ile üçüncü defa Oscar'a aday gösterilen Al Pacino, 1975 yılında çevrilen " Dog Day Afternoon "da, homoseksüel sevgilisinin cinsiyet değiştirme ameliyatının parasını karşılamak için banka soymaya kalkan bir aşığı canlandırdı. Başarılı filmlerle ününe ün katan Pacino, 1977 tarihli, otomobil yarışlarını konu alan " Bobby Deerfield " daki kötü performansı ile inişe geçti.

Çareyi Broadway oyunlarına dönmekte buldu ve başrolünü oynadığı The Basic Training of Pavlo Hummel ile ikinci kez Tony ödülünün sahibi oldu. Hollywood'a döndükten sonra rol aldığı ...And Justice for All ile eleştirmenlerin gönlünü alamasa da sinemaseverlerin gönlünde bir defa daha taht kurdu.

Pacino'nun daha sonra rol aldığı filmleri, seri bir homoseksüel katilin peşinde olan bir polis memurunu canlandırdığı " Cruising " ve " Author Author " adlı komedi iş yapmadı. 1983 yılında Brian De Palma'nın yönettigi, şiddeti bol " Scarface " ( Yaralı Yüz ) ise ilk gösterildiğinde vasat bulunmasına karşın daha sonra sinemanın kült filmleri arasındaki yerini aldı.

Fakat başarının arkasından tekrar başarısızlık geldi ve Pacino tarihsel epik " Revolution " ( Devrim )'dan sonra gözlerden uzaklaştı. Bu arada " The Local Stigmatic " filmiyle yönetmenliği denedi. Ki bundaki başarısı filmin sinemalarda hiç gösterilmemiş olması ile eşleştirilebilir.

Al Pacino'nun dönüşü, 1989'da çekilen " Sea of Love " ( Aşk Denizi ) filmi ile oldu. Film büyük sükse yaptı. Pacino yeniden bir stardı! 1990'da gösterişli bir gangsteri oynadığı " Dick Tracy " ile altıncı kez Oscar'a aday olan Pacino, aynı yıl çevrilen, üçlemenin üçüncü ayağı " The Godfather Part III " ( Baba 3 ) 'de kendisinden bekleneni veremedi.

Ertesi yıl çevirdiği romantik komedi " Frankie and Johnny " ve ardından gelen " Glengarry Glen Ross ", vasatı geçemeyen filmleriydi. Uzun süren sessizliğin ardından " Scent of a Woman " ( Kadın Kokusu ) 'ndaki muhteşem oyunculuğu ile nihayet Oscar heykelciğine kavuşmayı başardı.

1993'te Brian De Palma ile tekrar çalıştığı " Carlito's Way " ve 1995'te Michael Mann'in yazıp yönettigi, ve Robert De Niro'nun canlandırdığı bir hırsızın peşindeki polisi oynadığı Heat ile kariyerine devam eden Pacino, 1996'da politik bir dram olan " City Hall " da rol aldı. Fakat o sene dikkatleri daha çok yazıp yönettiği ve rol aldığı " Looking for Richard " ile çekti.

1997 senesinde genç Hollywood starları ile çevirdiği filmler gündemdeydi. Önce Johnny Depp ile " Donnie Brasco " ve sonra Keanu Reeves ile " The Devil's Advocate " ( Şeytanın Avukatı ) ... Al Pacino, 1999 yapımı " The Insider " ( Köstebek ) ile sinemaseverlerin karşısındaydı. Başrolü Russel Crowe ile paylaşan Pacino , sigara şirketlerinin halktan gizlediği sırların anlatıldığı ve yayın aşamasında kıyametin koptuğu " 60 Dakika " adlı programın yapımcısı Jeffrey Wigand'ı canlandırdı.

2000 yılında yönetmenliğini Oliver Stone'un üstlendiği ve başrollerinde Cameron Diaz, James Woods ve Dennis Quaid gibi deneyimli oyuncuların yer aldığı " Any Given Sunday " ( Kazanma Hırsı ) adlı filmde oynayan aktör, Tony D'Amato adında futbol aşığı bir koçu canlandırdı.

2002 yılında görevi sırasında zor duruma düşen deneyimli bir dedektifi canlandırdığı " Insomnia " (Uykusuzluk) filmi ve kurnaz bir yönetmeni canlandırdığı " Simone " filmi ile izleyicilerin karşısına çıktı.

2003 yılında " The Recruit " (Çaylak) filmi ile CIA ajanını canlandıran Al Pacino, televizyonda izlenme rekorları kıran tv dizisi " Angels in America " ile sevenlerinin gönüllerinde bir kez daha taht kurdu.



Filmleri

The Merchant of Venice (2004) - Shylock
Angels in America (2003) - Roy Marcus Cohn
Gigli (2003) - Starkman
The Recruit (2003) - Walter Burke
People I Know (2002) - Eli Wurman
S1m0ne (2002) - Viktor Taransky
Insomnia (2002) - Dedektif Will Dormer
Chinese Coffee (2000) - Harry Levine
Any Given Sunday(1999) - Tony D'Amato
The Insider(1999) - Lowell Bergman
The Devil's Advocate (1997) - John Milton
Donnie Brasco (1997) - Benjamin 'Lefty' Ruggiero
City Hall (1996) - Mayor John Pappas
Heat (1995) - Lt. Vincent Hanna
Two Bits (1995) - Gitano Sabatoni
Carlito's Way (1993) - Carlito Brigante
Scent of a Woman (1992) - Lieutenant Colonel Frank Slade
Glengarry Glen Ross (1992) - Ricky Roma
Frankie and Johnny (1991) - Johnny
The Godfather: Part III (1990) - Don Michael Corleone
Dick Tracy (1990) - Big Boy Caprice
The Local Stigmatic (1989)
Sea of Love (1989) - Frank Keller
Revolution (1985) - Tom Dobb
Scarface (1983) - Tony Montana
Author! Author!(1982) - Ivan Travalian
Cruising (1980) - Steve Burns
...And Justice for All (1979) - Arthur Kirkland
Bobby Deerfield (1977) - Bobby Deerfield
Dog Day Afternoon (1975) - Sonny Wortzik
The Godfather: Part II (1974) - Michael Corleone
Serpico (1973) - Frank Serpico
Scarecrow (1973) - Francis
The Godfather (1972) - Michael Corleone
The Panic in Needle Park (1971) - Bobby
Me, Natalie (1969) - Tony

Ödülleri

2000: Film Society of Lincoln Center: Career Achievement Award
1997: Boston Society of Film Critics: Best Actor, Donnie Brasco
1996: Directors Guild of America: Documentary Direction, Looking for Richard
1996: Independent Feature Project: Gotham Award, Lifetime Achievement
1992: OSCAR: Best Actor, Scent of a Woman
1992: Golden Globe: Best Actor in a Motion Picture (Drama), Scent of a Woman
1977: Tony: Best Actor in a Play, The Basic Training of Pavlo Hummel
1975: BAFTA: Best Actor, Dog Day Afternoon
1975: Los Angeles Film Critics: Best Actor, Dog Day Afternoon
1974: BAFTA: Best Actor, The Godfather - Part II
1973: Golden Globe: Best Actor in a Motion Picture (Drama), Serpico
1973: National Board of Review: Best Supporting Actor, Serpico
1972: National Society of Film Critics: Best Actor, The Godfather
1972: National Board of Review: Best Supporting Actor, The Godfather
1969: Theater World: Does a Tiger Wear a Necktie?
1969: Drama Desk: Does a Tiger Wear a Necktie?
1969: Tony: Best Supporting Actor in a Play, Does a Tiger Wear a Necktie?
1968: Obie: Best Actor, The Indian Wants the Bronx
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-03-2006, 02:50 PM   #4 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Alan Parker
Başrollerinde Emily Watson ve Robert Carlyle'ın yer aldığı ve İrlandalı yazar Frank McCourt'ın aynı adlı kitabından uyarlanan " Angela's Ashes " ( Angela'nın Külleri ) filmiyle karşımıza gelen ünlü yönetmen Alan Parker , genel olarak yapım süreci ile ilgili şunları söylüyor : " Yeni bir projeye start verildiğinde başlangıçta o bir başkasının kitabı, yaşamı, ülkesi ve kültürüdür. Ancak bir süre sonra öylesine yoğunlaşırsınız ki, artık olayların içine tepeden balıklama dalmışsınızdır ve bir film yapmakta olduğunuzu bile unutursunuz. Sizin kendi yaşamınız ve anılarınızla onlarınkiler birbirine karışır. O andan itibaren artık yalnızca bir gözlemci değil, aynı zamanda bir katılımcısınızdır. Bu noktaya vardıktan sonra kararları artık bir yönetmen olarak değil, ailenin bir parçası olarak vermeye başlarım."

Duygusal boyutu güçlü filmler yapmayı sevdiğini söyleyen Parker, bunun yanı sıra filmlerinde belirli bir toplumsal boyutu koruduğunu belirtiyor : " Çektiğim filmlerin öykü anlatım ve drama boyutlarını didaktikliğe kurban etmeden toplumu etkileyecek bir şeyler söylemeye çalışıyorum."

İlk olarak yapımcı David Puttnam'ın desteğiyle " Melody " ( 1971 ) adlı filmin senaryosunu yazarak sinema dünyasına atılan Alan Parker daha sonra BBC için kısa filmler çevirdi. Gerçek anlamda ilk yönetmenlik denemesini 1976 yılında " Bugsy Malone " adlı filmle gerçekleştiren Parker, bu filmin ardından çevirdiği, uyuşturucu kaçakçılığı yüzünden hapsedilen bir Amerikalı'nın Türkiye'den kaçışını konu alan ve gerçekleri çarptırdığı gerekçesiyle Türkiye'de büyük tepkilere yol açan " Midnight Express " ile En İyi Yönetmen dalında Oscar'a aday gösterildi.

İki sene sonra çektiği " Fame "in gişede olağanüstü bir başarı yakalamasıyla Amerika'nın sayılı yönetmenleri arasına girdi. 1982 yılında yönetmenliğini yaptığı " Shoot the Moon " gerek içerik gerekse de yapım anlamında geçmişe nazaran başarısız olarak değerlendirildi. Aynı yıl içerisinde Pink Floyd'un eleştiri oklarına maruz kalan bir albümünden yola çıkarak senaryosunu yazdığı " Pink Floyd u The Wall " adlı filmi çekti. İki yıl sonra uçuş fantazileri geliştiren bir Vietnam gazisini konu alan " Birdy "i gerçekleştiren yönetmen, bu filmle Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nün sahibi oldu.

1988 yılında çevirdiği " Mississippi Burning " ile başarılarına bir yenisini daha ekleyen Alan Parker, beş yıl sonra Rodd Doyle'un aynı adlı romanından uyarladığı " The Commitments "ın yönetmenliğini yaptı. BAFTA En İyi Yönetmen gibi bir çok dalda ödül kazanan bu filmin ardından " The Road to Wellville " ( 1994 ) ve Andrew Lloyd Webber'ın çok beğenilen müzikalinden uyarlanan " Evita " ( 1996 ) adlı filmleri çekti.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-03-2006, 02:51 PM   #5 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Albert Finney
1936 yılında Manchester, İngiltere’de doğan Finney, “ The Royal Academy of Dramatic Art ”ta tiyatro eğitimi aldı. Özellikle Shakespeare uyarlamalarındaki başarılı performanslarıyla hatırlanan aktörün sinema ile tanışması ise 1960’lara uzanıyor. İngiltere’deki özgür sinema akımının öncülerinden olan Finney, beyaz perdeye ilk adımını 1960’ta rol aldığı “ The Entertainer ” ile attı. Filmin yönetmenliğini üstlenen Tony Richardson, Finney’in rol aldığı pek çok tiyatro eserine yönetmenlik yapmıştı.

İlk yıllarda sıklıkla genç proleter rollerini canlandıran Finney’in bu çalışmalarına örnek olarak, yine 1960 yapımı Karel Reisz filmi “ Saturday Night and Sunday Morning ” gösterilebilir. Alan Sillitoe’nun romanından sinemaya uyarlanan filmde Arthur Seaton isimli fabrika işçisini canlandıran Finney, 1963’te Henry Fielding’in romanından, Tony Richardson tarafından beyaz perdeye aktarılan “ Tom Jones ”ta da baş karakter olarak rol aldı. Filmdeki Tom Jones rolüyle Oscar’a aday gösterilen aktör, böylelikle bir gece içinde sadece İngiltere sınırları içinde tanınan bir aktör olmaktan çıkarak uluslararası alanda tanınan bir aktör haline geldi.

Bu başarıya rağmen, kendini Hollywood’un ışıklı dünyasına kaptırmak yerine, tiyatro çalışmalarına ağırlık vermeyi sürdürdü. Bu süreçte çok az sayıda filmde rol alan aktörün yer almayı kabul ettiği yapımların hemen hepsi başarılı yapımlar idi. 1967’de Audrey Hepburn ile birlikte rol aldığı “ Two for the Road ” ile 1968’de aynı zamanda aktörün ilk yönetmenlik denemesi olan “Charlie Bubbles ” bunlar arasında gösterilebilir.

1970’lerde karakter rollerinde yer almaya başlayan Finney, 1970’te “ Scrooge ”, 1974’te de “ Murder on the Orient Express ” için kamera karşısına geçti. “ Murder on the Orient Express ”te iri yarı, bıyıklı, çekilmez dedektif Hercule Poirot karakterini canlandırdı. Bu rolle Oscar’a ikinci kez aday olan aktör, 1980’lerde de birbirinden çok farklı karakterleri canlandırmayı sürdürdü.

1983 yılında “ The Dresser ”daki Sir performansıyla “ En İyi Erkek Oyuncu ” dalında bir kez daha Oscar adayı olan Finney, 1984’te de “ Under the Volcano ” ile aynı ödüle bir kez daha aday oldu. Televizyon için yapılmış bazı yapımlarda da roller alan Finney’in bu çalışmaları arasında “ Pope John Paul 2 ” ( 1984 ), “ The Image ” ( 1990 ) ve “ The Green Man ” ( 1990 ) gösterilebilir.

1987 yılında “ Orphans ”ta Harold karakterini canlandıran aktör, 1990 yılında “ Miller’s Crossing ” ile önemli bir çıkış yaptı. Filmde canlandırdığı korkusuz İrlandalı gangster Leo O’Bannion karakteriyle akıllarda yer eden oyuncunun 1990’lı yıllarda rol aldığı yapımlar arasında “ Rich in Love ” (1992 ), “ The Playboys ” ( 1992 ), “ The Browning Version ” ( 1994 ), “ A Man of No Importance ” ( 1994 ) ve “ The Run of the Country ” yer alıyor.

1999 yılında bir İngiliz-Fransız-Amerikan ortak yapımı olan “ Simpatico ”da Simms rolüyle kamera karşısına geçen aktör, 2000 yılında “ Erin Brockovich ”, “ Traffic ”, “ Delivering Milo ” ve “ Joan of Arc: Virgin Warrior ”da rol aldı.

Bunlardan, Steven Soderbergh’in yönettiği “ Erin Brockovich ”te Julia Roberts ile başrolü paylaşan aktör, filmde, açık sözlü asistanının etkisiyle, suların kirliliğinden etkilenen aileleri temsil etmeye ikna olan avukat Ed Masry karakterini canlandırdı. Finney bu rolüyle “ En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ” dalında Oscar’a aday gösterildi.

Filmografi
2001 Hemingway, the Hunter of Death
2000 Delivering Milo
2000 Joan of Arc: The Virgin Warrior
2000 Traffic
2000 Erin Brockovich
1999 Simpatico
1999 Breakfast of Champions
1997 Washington Square
1995 The Run of the Country
1994 Man of No Importance, A
1994 The Browning Version
1992 The Playboys
1992 Rich in Love
1990 Miller's Crossing
1987 Orphans
1984 Notes from Under the Volcano
1984 Observations Under the Volcano
1984 Under the Volcano
1983 The Dresser
1982 Annie
1982 Shoot the Moon
1981 Wolfen
1981 Looker
1980 Loophole
1977 The Duellists
1975 The Adventure of Sherlock Holmes' Smarter Brother
1974 Murder on the Orient Express
1973 Alpha Beta
1972 Gumshoe
1970 Scrooge
1969 The Picasso Summer
1968 Charlie Bubbles
1967 Two for the Road
1964 Night Must Fall
1963 The Victors
1963 Tom Jones
1960 The Entertainer
1960 Saturday Night and Sunday Morning
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-03-2006, 02:53 PM   #6 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Alex Proyas
“ Bana öyle geliyor ki; bizi insan yapan şey ruh. Ruh var mı ve insanlık nereden geliyor ? Birey olarak giyiniyoruz ve belli bir şekilde hareket ediyoruz. Bu gerçekten biz olan değiliz – bu daha başka bir şey, bizi biz yapan şey başka bir yerden gelen bir ruh. Bu öz, var olmayı sürdürüyor ve fiziksel yaşamın devamını sağlıyor. Ölüyorsunuz, ışıklar sönüyor ve hepsi bu kadar; buna inanmak gerçekten çok zor. Bu bence en korkunç varoluş kavramı – Bunu kabul edemem. ”

Mısır doğumlu yönetmen Alex Proyas, üç yaşından beri Sydney’de yaşıyor. 17 yalında Avustralya Film ve Televizyon Okulu’na kabul edilen Proyas, ilk yılında çektiği “ Groping ” adlı kısa metrajlı filmle dikkatleri çekmeyi başardı. Film, Londra Film Festivali En İyi Kısa Film, Sydney Film Festivali En İyi Kısa Film ve Melbourne Film Festivali Boomerang Ödülü gibi uluslar arası ödüllerin sahibi oldu. 1982 yılında “ Spirits of the Air, Gremlins of the Clouds ” adlı ilk uzun metrajlı filmini gerçekleştiren yönetmen, bu filmle de pek çok festival ödülünün sahibi oldu.

okulunun ikinci yılında Meaningful Eye Contact adlı yapım şirketini kurdu. Los Angeles’daki Propaganda Filmleri ve İngilitere’deki Limelight Filmleri ile anlaşma yaparak pek çok ortak yapım içerisinde yer aldı. INXS, Crowded House, Fleetwood Mac, Cutting Crew ve Rick Springsfield gibi mizsyenlere video klip çeken yönetmen, aynı zamanda Nike, Coca Cola, Pepsi, Swatch, Nissan, Kleenex, Castrol, Philips ve daha birçok büyük şirketin reklam filmlerini gerçekleştirdi.

Kariyerine müzik videoları ve reklam filmleri yaparak devam eden Proyas, 1994 yılında James O’Barr’ın punk çizgi romanından uyarlanan “ The Crow ” adlı filmle sinemadaki ikinci deneyimini yaşayan Proyas, film noir türünün en iyi örnekleri arasında gösterildi. Filmin bir diğer ilginç özelliği ise, başrol oyuncusu Brandon Lee’nin çekim sırasında kaza sonucu hayatını kaybetmesiydi. Yönetmen, 1998 yılında başrollerinde Rufus Sewell, William Hurt ve Kiefer Sutherland’in yer aldığı “ Dark City ” adlı ikinci bir film noir tarzı filmini gerçekleştirdi. Olağanüstü mekan tasarımları, akışkan kurgusu ve de baştan sona yanılsamalarla dolu ilginç senaryosuyla oldukça beğeni toplayan film, kendi ırklarının devamı için insanlar üzerinde deneyler yapan ve de bunun için hayali bir dünya tasarlayan uzaylılar ile bu durumu fark eden John Murdoch adlı bir adamın arasındaki mücadeleyi anlatıyor.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-03-2006, 02:55 PM   #7 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Alfred Hitchcock
Gerilim ve korku türünün en büyük ustası sayılan yönetmen Alfred Hitchcock, 13 Ağustos 1899�da İngiltere�de dünyaya geldi, 19 Nisan 1980�de ABD�de hayata veda etti. Mizahi tatlar kattığı gerilim filmleri olağanüstü ilgi görmüş, Hitchcock adı ortalama izleyici için bir yıldızın adı kadar büyük önem kazanmıştır. Kendisi, eğlendirmenin ötesinde bir amaç taşımadığını ısrarla belirtmesine karşın, eleştirmenler filmlerinde derin felsefi boyutlar bulmuş, onu sinema sanatının büyük ustaları arasına sokmuşlardır. Genç sinemacıları da önemli ölçüde etkilemiş olan Hitchcock, 1979'da Amerikan Sinema Enstitüsü'nün Yaşamsal Başarı Ödülü'nü almış, ertesi yıl da Kraliçe II. Elizabeth kendisine "sir" unvanı vermiştir.

Babası kümes hayvanları ticaretiyle uğraşan Hitchcock, Londra'da, St. Ignatius College adlı Cizvit okulunda okudu. Daha sonra Londra Üniversitesi'nde mühendislik öğrenimi gördü. 1920'de, Famous Players Lasky adlı ABD şirketinin Londra şubesinde sessiz filmlerin ara yazı tasarımlarını hazırlayarak sinema dünyasına girdi. İlk filmini 1925'te çekti. Ertesi yıl yönettiği The Lodger (Kiracı), daha sonra Hitchcock adıyla özdeşleyecek olan gerilim türündeki ilk yapıtıydı. Blackmail (1929; Şantaj) ise ilk sesli İngiliz filmi oldu. The Thirty-nine Steps (1935; 39 Basamak) ve The Lady Vanishes (1938; Bir Kadın Kayboldu), gibi klasikleşmiş filmlerinin ardından İngiltere'den ayrılarak Hollywood'a yerleşti. Oradaki ilk filmi Rebecca (1940; Rebecca), en iyi film dalında Oscar kazandı.

Hitchcock, bundan sonraki 30 yıl boyunca ortalama yılda bir film yaptı. Bu dönemde, gerilim yaratmadaki teknik ustalığını çarpıcı biçimde gözler önüne serdi. Örneğin Notorious'ta (1946; Aşktan da Üstün), kalabalık bir salonun yüksek tavanına yerleştirdiği kamera, bütün salonu gösterdikten sonra görkemli bir inişe geçiyor, bu kamera hareketi ev sahibesinin avucunda tuttuğu ve öyküdeki gerilimin en önemli öğelerinden biri olan anahtarın yakın plana girmesine değin sürüyordu. Rope (1948; Ölüm Kararı) adlı ilk renkli filmiyse, Hitchcock'ın başka düzeyde giriştiği bir teknik gösteriydi. Bir apartman dairesinde geçen ve bazılarının süresi 10 dakikaya varan toplam 11 çekimden oluşan film, çekimler arasındaki ustaca geçişlerle, kesintisiz tek bir çekimden oluşuyor izlenimi veriyordu.

1950'lerde Strangers on a Train (1951; Trendeki Yabancı), Rear Window (1954; Arka Pencere) ve Vertigo (1958; Ölüm Korkusu) gibi filmlerde gerilim tekniklerini kusursuzlaştıran Hitchcock, 1960'larda yeni bir üsluba yöneldi: Psycho'da (1960; Sapık), başroldeki kadının sinema tarihinin en ünlü cinayet sahnelerinden birinde bıçaklanarak öldürülmesi filmin ilk üçte birlik bölümünde yer alıyor; The Birds'de (1963; Kuşlar) kuşları insanlara saldırmaya yönelten şeyin ne olduğu sorusu yanıtsız kalıyor; Torn Curtain (1966; Esrar Perdesi) ile Topaz'daysa (1969; Topaz) bir yandan klasik casusluk öyküleri anlatılırken, bir yandan da bu tür etkinliklerin yarardan çok zarar geçirdiği yolunda güçlü karşı temalar işleniyordu. Frenzy (1972; Cinnet) ve Family Plot (1976; Aile Oyunu), Hitchcock'ın eski üslubuna başarılı bir dönüş yaptığı filmler oldu.

Hitchcock, The Lodger'dan başlayarak filmlerinde çok kısa sürelerle görünmüş, bunu bir "Hitchcock geleneği"ne dönüştürmüştür. 1950'lerde ve 1960'larda, tümünü sunduğu ve bazı bölümlerini yönettiği birkaç televizyon dizisi ününü daha da artırmıştır. Ayrıca adı bir dizi gizem öyküleri antolojisinde de yer alır. Yaşamını ve yapıtlarını konu alan çok sayıda kitabın en önemlilerinden biri John Russell Taylor'ın Hitch: The Life and Times of Alfred Hitchcock (1978; Hitch: Alfred Hitchcock'ın Yaşamı ve Dönemi) adlı çalışmasıdır. Ünlü Fransız sinemacı François Truffaut da Hitchcock'la yaptığı bir dizi söyleşiyi Le Cinema selon Hitchcock (1966; Hitchcock, 1987) başlığı altında toplamıştır.

Filmleri:

"The Pleasure Gardon" (1925- ilk), "The Lodger" (26), "The Ring" (27), "Blackmail- Şantaj" (29), "Murder- Cinayet" (30), "Number Seventeen- 17 Numara" (32), "The Man who Knew Too Much- Çok Bilen Adam" (34), "The Thirty-Nine Steps- Otuzdokuz Basamak" (35), "The Lady Vanishes- Bir Kadın Kayboldu" (38), "Rebecca" (40), "Suspicion- Şüphe" (41), "Saboteur- Sabatör" (42), "Shadow of A Doubt- Şüphenin Gölgesinde" (34), "Spellbound- Öldüren Hatıralar"- (45), "Notorious- Aşktan da Üstün" (46), "Rope- Ölüm Kararı" (48), "Stage Fright- Sahne Korkusu" (50), "Strangers on A Train- Trendeki Yabancılar" (51), "Dial M for Murder- Cinayet Var" (54), "Rear Window- Arka Pencere" (54), "The Man who Knew Too Much" (56), "Vertigo- Ölüm Korkusu" (58), "North by Northwest- Gizli Teşkilat" (59), "Psycho- Sapık" (60), "The Birds- Kuşlar" (63), "Topaz" (69), "Frenzy- Cinnet" (72).
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-03-2006, 03:06 PM   #8 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Ang Lee
Çalışmaları uluslararası alanda başarı toplayan Tayvan’lı yönetmen Ang Lee, Çin doğumlu olup da Pasifik’in her iki yanında da başarı elde eden ilk yönetmenler arasında gösteriliyor. Lee, bir yandan eleştirmenlerin övgüsünü toplarken, aynı zamanda ticari başarılara da imza atabilen bir yönetmen.

1954 yılında Tapei’de dünyaya gelen Lee, 1975’te Tayvan Ulusal Sanat Okulu’ndan mezun olmasının ardından Amerika’ya giderek, Illinois Üniversitesi’nde tiyatro yönetmenliği, New York Üniversitesi’nde ise film yapımı eğitimi aldı.

New York Üniversitesi’nde bulunduğu yıllarda Spike Lee’nin beğeni toplayan öğrencilik filmi “ Joe’s Bed-Stuy Barbershop: We Cut Heads ” de çalıştı. Bu ve benzeri öğrencilik çalışmalarıyla 1985 yılında bazı ödüller kazandı. Sonraki 6 yılını senaryo çalışmalarıyla geçiren Lee, 1992 yılında “ Pushing Hands ” ile yönetmenliğe adım attı.

New York’ta yaşayan Tayvanlı bir ailenin karşılaştığı kültürel kuşak farklılıklarıyla ilgili bir komedi filmi olan “ Pushing Hands ”, Lee’ye anayurdunda ödüller kazandırdı. Bir sonraki çalışması “ The Wedding Banquet ”de ( 1993 ) bu kültür ve kuşak farklılıklarının daha da derinine inerek, Tayvan’lı ailesini memnun etmek için uygun bir adayla evleniyormuş gibi yapan New York’lu bir homoseksüelin yaşamından kesitler sundu.

Film, geniş kitlelerin beğenisini kazanarak Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü, Seattle Film Festivali’nde “ En İyi Yönetmen ” kazandı. Lee “ The Wedding Banquet ” ile aynı zamanda Altın Küre ve Oscar’larda da “ En İyi Yönetmen ” ödüllerine layık görüldü.

Bu ödüller sayesinde uluslararası alanda ününü artıran Lee, çalışmalarına 1994 yılında yönetmenliğini üstlendiği “ Eat Drink Man Woman ” filmi ile devam etti. Yönetmenin üçüncü filmi olan ve ana temasını yine kuşak farklılıklarının oluşturduğu “ Eat Drink Man Woman ”, Oscar’larda “ En İyi Yabancı Film ” ödülü ile BAFTA ve “ Independent Spirit ” ödüllerini kazanarak, yönetmenin gerek eleştirmenlerin gözünde, gerekse de ticari anlamda başarısını kanıtladığı filmi oldu.

Bu başarının ardından şansını bir de Hollywood’da denemeye karar veren Lee, 1995 yılında “ Sense and Sensibility ”ye imza attı. Jane Austen’ın romanından, filmde aynı zamanda başrol oynayan Emma Thompson tarafından sinemaya uyarlanan “ Sense and Sensibility ” de pek çok ödüle layık görüldü. Bunlar arasında “ En İyi Film ” Oscar’ı, Altın Ayı Ödülü ve İngiliz Akademisi tarafından verilen bazı ödüller yer alıyor. Lee ayrıca “ National Board of Review ” ve “ New York Film Critics Circle ” tarafından yılın “ En İyi Yönetmen ”i seçilmişti.

1997 yılında Rick Moody’nin “ The Ice Storm ” isimli romanını beyaz perdeye aktardı. Watergate döneminde Connecticut’ta geçen ve birtakım ailevi problemlerin konu alındığı filmde, Kevin Kline, Sigourney Weaver, Joan Allen ve Christina Ricci rol aldı. Hikayeye ciddi ve incelikli bir bakış açısı getiren Lee, “ The Ice Storm ” ile bir kez daha eleştirmenlerin övgüsünü kazandı.Film, 1997 yılında senaristi James Schamus’a Cannes Film Festivali’nde getirdiği “ En İyi Senaryo ” ödülü de dahil olmak üzere, uluslararası alanda birçok ödüle layık görüldü.

Bu başarılarıyla Hollywood’un önde gelen yönetmenleri arasındaki yerini sağlamlaştıran Lee’nin bir sonraki çalışması, 1999 yılında çektiği , iç savaşı konu alan “ Ride with the Devil ” oldu. Film, Hollywood’un birçok ünlü oyuncusunu kadrosunda topladı. Bunlar arasında, Tobey Maguire, Jonathan Rhys Myers, Jewel Kilcher ve Jeffrey Wright bulunuyordu.

Yönetmenin 2000 yılında çektiği Tayvan yapımı “ Crouching Tigger, Hidden Dragon ” ise, 2001 Oscarları'na tam on dalda aday olarak, Ridley Scott’un “ Gladyatör ” filminden sonra yılın en çok aday gösterilen filmi oldu.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Spurl this Post!Reddit! Wong this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-03-2006, 03:07 PM   #9 (permalink)
Atalay
Guest
 
Mesajlar: n/a
Angelina Jolie

Angelina Jolie


Angelina Jolie Voight 4 Haziran 1975, Los Angeles, California, ABD doğumlu. Angelina Jolie'nin Hollywood'da kısa sayılabilecek bir kariyer geçmişi var. Yalnızca altı yıllık serüveninin başlangıcında "Cyborg 2" adlı bilimkurgu filminde kısa bir rol yer alıyor. O filmde biyonik ve beyinsiz bir yapay sanatçıyı canlandırdı. Jolie'nin sonunda Oscar'ı kucaklamasına kadar uzanan serüveni "Cyborg 2" ile başlamış oldu. Bundan sonraki aşamaları da başarılarla dolu. Ödül üstüne ödül kazandığı filmlerin başlangıcında TV filmi ile en iyi kadın oyuncu dalında Altın Küre ödülü kazandığı 1998 yapımı "Gia" geliyor. Jolie bu filmde Gia Garangi adlı lezbiyen ve uyuşturucu bağımlısı bir süper modelin trajik yaşamını başarıyla oynadı.

"Gia" nın ardından asıl büyük başarılara imzasını attığı James Mangold'un "Girl, Interrupted" adlı çalışmasının geldiğini görüyoruz. 1998 yapımı "Girl, Interrupted" deki performansıyla önce kariyerinin ikinci Altın Küre ödülünü kucakladı; hemen ardından en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında Oscar'a aday gösterildi ve 1999 Oscar'larında en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar'ı Angelina Jolie'nin oldu.

Angelina Jolie bu iki filminin dışında Mike Newell'in yönettiği "Pushing Tin"de ve başrolünde Denzel Washington'ın oynadığı "Kemik Koleksiyoncusu" nda (The Bone Collector) kamera karşısına geçti. Yönetmenliğini Dominic Sena'nın üstlendiği "60 Saniye" de Nicolas Cage'e karşı oynayarak başarısının zirvesine çıktı.
Ek bilgiler

" Oynamak ne uydurmaktır ne de yalan söylemektir. Oynamak daha ziyade karaktere yakın olan tarafınızı bulmak ve diğer tarafları unutmaktır. Ve sanırım benim bir yanım sürekli olarak, tamamıyla dürüst olmanın neresinin yanlış olduğunu merak ediyor " diyerek oyunculuğa nasıl baktığını anlatan Angelina Jolie, " Girl, Interrupted " adlı filmdeki performansı ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar Ödülünün sahibi oldu.

Kendisiyle yapılan bir röportajda sorulan bir soru üzerine " Terapi mi ? Buna ihtiyacım yok. Seçtiğim roller zaten bir anlamda benim terapim oluyor. " diyerek sinema ile kişiliği arasındaki bağı açıklayan Jolie, başarısının nedenini de buna bağlıyor.

16 yaşına geldiğinde ilk olarak modellik yapmaya başlayan ve bu sırada Meatloaf, the Lemonheads, Lenny Kravitz ve Rolling Stones gibi müzisyenlerin kliplerinde görünen genç yıldız, daha sonra New York Üniversitesine kaydını yaptırdı. Okul yıllarında Los Angeles'taki The Met Theatre Group adlı tiyatro grubuna katılan Jolie, burada Ed Harris ve Holly Hunter gibi yıldız oyuncularla çalışma fırsatı buldu.

" Bir şeyleri ifade etmeyi seviyordum... Her fırsatta birilerine bir şeyleri anlatmaya çalışmak istiyordum ve hala istiyorum...Değişik duyguları keşfetmek, insanları dinlemek ve değişik şeyler hissetmek beni mutlu ediyor.İşte bence böyle bir insan oyuncudur" diyerek oyunculuğa neden yöneldiğini açıklayan Angeline Jolie, ilk filmi " Cyborg II: Glass Shadows " de ( 1993 ) bir insan-robotu canlandırdı.

1995 yılında rol aldığı ikinci filmi " Hacker " ile sinemada istediğini bulamayan genç oyuncu, bir süre yalnızca tiyatro ile ilgilendi. Bu sırada zamanın özgür ruhlu İngiliz aktörlerinden Jonny Lee Miller ile evlenen Jolie, 1999 yılında olaylı bir şekilde kocasından ayrıldı.

1996 yılı yapımı " Foxfire " ile sinemada ikinci kez şansını deneyen Angelina Jolie, aynı yıl içerisinde oynadığı " Love Is All There Is " ile dikkatleri üzerinde topladı. David Duchovny ile başrolünü paylaştığı " Playing God " da bir gangesterin metresini canlandırarak iddialı olduğunu gösteren Jolie, eleştirmenlerden iyi not alsa da izleyicilerin gözüne giremedi.

1997, yeni bir başlangıç yapma fırsatını kollayan genç yıldızın yılı olacaktır. TV dizisi " George Wallace "taki performansı ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Altın Küre ve Emmy Ödülü adaylığını kazanan Jolie, ertesi yıl bir HBO yapımı olan " Gia " adlı filmde AIDS hastası bir modeli canlandırdı. Oldukça cesur, vahşi, ama tamamıyla kontrollü bir oyunculuk portresi çıkaran aktris, bu rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Altın Küre'nin sahibi olurken, Emmy Ödülüne aday olmayı da unutmadı.

1999 yılında Billy Bob Thornton ile birlikte oynadığı " Pushing Tin " filmiyle çıkışını sürdüren Jolie, aynı yıl içerisinde Denzel Washington'un da yer aldığı " The Bone Collector " adlı filmde rol aldı.

Hem du